20 Temmuz 2015 Pazartesi

Hasta Bir Adamın Teşhirci Sayıklamaları Üzerine...




Ramazanın ikinci haftasıydı, o vakte kadar güzel güzel tutuyordum orucumu, mübarek aya uygun bir şekilde porno ve onunla ilintili tüm görsellerden uzak durarak vicdanımı rahat, Allah’la ilişkimi elimden geldiğince sağlam tutmaya çabalıyordum. Derken, ikinci haftanın sonlarına doğru bir gün belimin sol arka nahiyesinde çok şiddetli sancılar peydahlandı, ne olduğunu anlayamadım, ilk başta üzerinde durulacak bir şeymiş gibi de gelmedi açıkçası, adını da koyamadım, izin alıp eve gittim, sıcak su torbası ile masaj ve o halde dalınan uyku sonrası sancının kaybolduğunu görünce rahatladım, yinelemediği sürece üzerinde fazla durmamaya da karar vermiştim. İnsan evhamlı bir tip olunca kendini her çeşit uyarıya kapatma yönünde baskılayabiliyor böyle. Ne var ki birkaç gün sonra aynı bölgede yineleyen sancıların ardından hatırladım:  1,5-2 sene evvel (gene evham neticesi) prostatla ilgili bir endişeden ötürü göründüğüm üroloji polikliniğinde çekilen ultrason sonucunda kayda değer prostat sorunum olmadığı, ancak sol böbreğimde 9mmlik bir taş olduğunu öğrenmiş, hatta şaşırmıştım, varlığının farkında bile değildim, ne ağrı, ne de başka türlü bir rahatsızlık yaratıyordu o kocaman taş, bunu o vakit doktora söylediğimde gene de takip edilmesi gerektiğini ifade etmişti. İşte, ramazandaki o sancı, belimin sol arkası… Hemen birilerine sordum, oruçtan dolayı böbreklerin susuz kalmıştır diye yorumladılar.


Yoksa bu, yıllardır her ramazanın başında ettiğim duaya Tanrının verdiği olumlu cevap mıydı? “Allahım, sen Rahman ve Rahimsin. Varlığı oruç tutmama mani olacak, küçük ama etkili bir hastalık lütfet bana, hoş görüne sığınıyorum ya Rab, mümkünse ramazan sonunda geçsin” diye ettiğim dualar galiba kabul olmuştu. (O kadar şerefsizim ki oruç tutmamayı bile kılıfına uydurma gayreti içindeyim.) Neyse, sırada tekrar bir hekime muayene olmak, bu informal hipotezi resmileştirmek vardı.  Üniversiteden bir hocaya ulaştım, bölüm başkanı. Huzura çıktım, meramımı anlattım. tomografi, çeşitli röntgenler, kan ve idrar tahlilleri istedi, birkaç günde tamamlanınca tekrar çıktım karşısına sonuçları göstermek için. Sol böbreğimde 1cm büyüklüğünde bir taş olduğunu, ancak bulunduğu yer itibarıyla sancı yapmasının mümkün olmadığını, konumunun hassasiyetinden ötürü taşa müdahaleyi de şu an için olanaklı görmediğini söyledi. Müdahale edilirse böbreğe ciddi zarar verilebilirmiş. Sancılarımın şiddetinde ısrar ettim, bunun üzerine ilaçlı tomografi çekilmesini istedi, çok daha net görülebilirmiş organ ve damarlar öyle. Meğer pek eziyetli bir şeymiş bu ilaçlı tomografi, neyse, onu da çektirdim, sonuçları götürdüm kendisine. Evirdi, çevirdi, daha evvelki görüşünü yineledi, sancılarımı da önemsenmeye değersiz buldu, rüzgâr, üşütme kaynaklı gibi yorumladı. Tabii bu durum bende memnuniyetsizlik yarattı, öyle basit bir açıklama insanı tatmin etmiyor. Ayrıca oruç meselesi ne olacak? Sordum, yarım ağızla tutabilirsin diyor ama sürekli su içmelisin diye de ekliyor, tutmasan da olur diye de kıvırıyor. Bu mütedeyyin doktorlardan nefret ediyorum, kardeşim profesyonel davransana! Nasıl benim mesleğimin başlıca etik kurallarından biri apolitik olmaksa, bir hekimin de mesleğini icra ederken materyalist olması şart. Ne kem küm ediyorsun, tut ya da tutma de. Oruç tutmak istemiyorum, ama tutmak zorunda olduğum için tutuyorum ben, eğer sakıncalıysa tutmam, hepsi bu.


 
Tomografi odasının duvarında bir performans sanatçısının imzası var.




Ben bunları düşünürken, esas bombayı patlattı adam. “İlaçlı tomografide çok net görülen başka bir sorununuz var” dedi sakince. Dikkat kesildim, belli ki söyleyecekleri bonus problemlerdi. Meğer benim çok ciddi bir prostat iltihabı (prostatit) sorunum varmış, üstelik geçmişte arka arkaya geçirdiğim enfeksiyonlar söz konusuymuş. Ayrıca filmlerde prostat taşları oluşumu da görülüyormuş. İdrar yapma alışkanlıklarıma dair bir dünya soru yöneltti bana, uzun süreli bir kullanım için ilaç verdi, altı ay sonra tekrar kontrole gelmemi söyleyerek. Bekâr olduğumu öğrenince yüzünü buruşturdu, düzenli cinsel ilişki tavsiye etti sorunun giderilmesini kolaylaştırmak için. Ulan burası Erzurum! Mekke ve Medine’den sonra muhtemelen fuckmate bulmak için en zor yer dünya üzerinde. Kaldı ki bu tiple, bu göbekle şifa niyetine fuckmate bulabilmem de zor, hepsinden önemlisi fuckmate olarak dahi bir kadına katlanmak benim için o kadar itici bir şey ki! Ex öncesi sayısız fuckmate girmişti hayatıma, hemen hepsi sürecin devamında duygusal ilişki moduna kapılmıştı sonra. Ve şimdi, “evlenmeniz gerek” diyemediği için düzenli cinsel ilişki tavsiye eden doktor karşısında çaresiz bakışlarla onu süzüyorum, ne saçma, ne gereksiz bir an bu. Porno bağımlısı olduğumu gizleyerek utangaç bir ses tonuyla kendi işimi kendim hallettiğimi, hatta bu konuda biraz aşırıya kaçtığımı fısıldamaya cesaret ettim, gayet sakin bir tavırla bu durumun prostat açısından faydalı olduğunu, ama düzenli cinsel ilişkideki olumlu etkilerin hepsini yaratmayacağını söyledi.  İlla birine spank yap diyor a.q. 


Ulan oruç tutmamak için sevimli bir hastalık talebine dair duam, nereye vardı ya… Böbreğimde kocaman taş var ama sancı yapmayan, üstelik koordinatlarından dolayı kendisine dokunulamayan bir yerde. Bununla birlikte bir erkeğin kâbusu olabilecek bambaşka bir dertten mustarip olduğumu öğrendim şimdi. Prostatit, yarattığı her birinin tesiri göreceli sorunların içinde, bilinçaltımda daima cinsel yetersizlikle eşdeğer olmuştur benim için, geçmişte samimi bir hanım arkadaşım bir sohbet esnasında eski eşinin yaşadığı bu sorunu anlatırken mezkûr hastalık nedeniyle özel hayatlarının nasıl menfi etkilendiğini, tedavinin çok uzun sürdüğünü ifade etmişti, belki O’nun anlatımından kaynaklanan bir yetersizlik korkusu bu, beni böylesine sarsan. Başka erkekleri bilemem, genelleme yapmak da pek akıllıca olmaz böyle bir konuda. Lakin benim çok ciddi bir seks takıntım var, bunun üzerine kafa yorduğumda kendimi sadece seks eylemi sırasında çekici, beğenilen, arzulanan biri görüyor olduğum itirafında bulunabilirim. Bu blog yazısı başlarken öngöremediğim yerlere geliyor, farkındayım, olsun, devam edeyim. Karşı cinsle ilişkilerimi cinsellik teması ve uygulaması üzerinden kurgulamış değilim demek isterdim, ama hayır, öyle olmuyor. Benim için seks her şey. Çok eskiden yazmıştım buralarda bir yere, kadınların kimini – aslında pek azını ‘insan’ olarak ele aldığıma, geriye kalanları ise ‘kadın’, yani ‘dişi’ olarak ele aldığıma değinmiştim, onlar sadece cinsel kimlikleri için mevcudiyetlerini kabullendiğim kimselerdi. Hala da öyle. Bu bağlamda karanlık geçmişimin poligaminin somutlaştığı aktif womanizer havasında yaşandığını hatırlatayım;  devasa egomun, narsistik bencilliğimin sürekli övgü ve takdir isteyen doymak bilmez yanı, muhataplardan bu yönde gelen hayranlık ve beğeniyle tatmin oluyordu o vakitler. ‘Sen seksi bile kendine alet ediyorsun’ cümlesini anımsıyorum, uzun süre beraber olduğum bir psikolog hanımdan. Böyle bir takıntım vardı. Marazi bir durum olduğunu bilmiyor değilim bu yazdıklarımın, ama dedim ya, doyumsuzluğum cinselliğe karşı değildi, cinselliği yaşarken beraber olduğum kişiden gelen meth-ü sena, tensel hazların çok ötesinde gerek gördüğüm bir şeydi. Bunun için de ‘iyi’ olmam yetmezdi, ‘çok iyi’ olmam şarttı. Tevazuya gerek yok, ama teşhirciliği abartmamın da lüzumu yok, çok iyi olduğumu biliyordum. Yoksa bu kadar şımartılabilmem mümkün değildi zaten. 


Yukarıdaki paragrafta çok sayıda –di’li geçmiş zaman kullandım, çünkü bunların hepsi geçmiş zamana ait şeyler. Şu an (Ex dönemi ve post-Ex sonrası) ne böyle bir hayatım var, ne de çevremde beni balon gibi şişim şişim şişirecek tipler mevcut. O hayata dair zerre miktarda özlem de duymuyorum. Prostatit konusu ve beraberinde yaşanacak cinsel fonksiyon yetersizliği sözünü ettiğim o vakitler ortaya çıksa, kahrolurdum düpedüz, intihar bile ederdim belki. Bu kelimeyi mübalağa olsun diye yazmıyorum, gerçekten varlığımı üzerine kurduğum türden bir eylemdi çünkü seks. Hastalıklı, evet. Ve şimdi, bana uzun sürecek bir tedaviye gereksinim duyduğum prostatite maruz kaldığım söylenince, intihar etmeyecek olsam da canım gene çok sıkıldı. Valla çok sıkıldı!  Yapmıyor, hatta garipsenecek tarzda yapmak istemiyor olmak başka, YAPAMAYACAK olmak çok başka bir durum. Bir eksilme, bir zaafa uğrama, noksanlaşma hali gibi. Beavis and Butthead ağzıyla ifade edecek olursam, daima “I am ready to do you now!” diyebilmem gerekir, bu bir hazır olma hali. Ve şimdi bana doktorun söylediği ilaçlarımı altı ay kullanmam, düzenli cinsel ilişki, belimi ve ayaklarımı sıcak tutmam vs. Özetle, I am not ready (for a while. Hatta belki de for a long time.)








Ben sadece oruç tutamamak istemiştim ya. Bu ne şimdi… Of Allahım ya…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!