Ramazanın ikinci haftasıydı, o vakte kadar güzel güzel
tutuyordum orucumu, mübarek aya uygun bir şekilde porno ve onunla ilintili tüm
görsellerden uzak durarak vicdanımı rahat, Allah’la ilişkimi elimden geldiğince
sağlam tutmaya çabalıyordum. Derken, ikinci haftanın sonlarına doğru bir gün belimin
sol arka nahiyesinde çok şiddetli sancılar peydahlandı, ne olduğunu
anlayamadım, ilk başta üzerinde durulacak bir şeymiş gibi de gelmedi açıkçası,
adını da koyamadım, izin alıp eve gittim, sıcak su torbası ile masaj ve o halde
dalınan uyku sonrası sancının kaybolduğunu görünce rahatladım, yinelemediği
sürece üzerinde fazla durmamaya da karar vermiştim. İnsan evhamlı bir tip olunca
kendini her çeşit uyarıya kapatma yönünde baskılayabiliyor böyle. Ne var ki birkaç
gün sonra aynı bölgede yineleyen sancıların ardından hatırladım: 1,5-2 sene evvel (gene evham neticesi)
prostatla ilgili bir endişeden ötürü göründüğüm üroloji polikliniğinde çekilen
ultrason sonucunda kayda değer prostat sorunum olmadığı, ancak sol böbreğimde
9mmlik bir taş olduğunu öğrenmiş, hatta şaşırmıştım, varlığının farkında bile
değildim, ne ağrı, ne de başka türlü bir rahatsızlık yaratıyordu o kocaman taş,
bunu o vakit doktora söylediğimde gene de takip edilmesi gerektiğini ifade
etmişti. İşte, ramazandaki o sancı, belimin sol arkası… Hemen birilerine
sordum, oruçtan dolayı böbreklerin susuz kalmıştır diye yorumladılar.
Yoksa bu, yıllardır her ramazanın başında ettiğim duaya Tanrının
verdiği olumlu cevap mıydı? “Allahım, sen
Rahman ve Rahimsin. Varlığı oruç tutmama mani olacak, küçük ama etkili bir
hastalık lütfet bana, hoş görüne sığınıyorum ya Rab, mümkünse ramazan sonunda
geçsin” diye ettiğim dualar galiba kabul olmuştu. (O kadar şerefsizim ki
oruç tutmamayı bile kılıfına uydurma gayreti içindeyim.) Neyse, sırada tekrar bir
hekime muayene olmak, bu informal hipotezi resmileştirmek vardı. Üniversiteden bir hocaya ulaştım, bölüm
başkanı. Huzura çıktım, meramımı anlattım. tomografi, çeşitli röntgenler, kan
ve idrar tahlilleri istedi, birkaç günde tamamlanınca tekrar çıktım karşısına
sonuçları göstermek için. Sol böbreğimde 1cm büyüklüğünde bir taş olduğunu,
ancak bulunduğu yer itibarıyla sancı yapmasının mümkün olmadığını, konumunun
hassasiyetinden ötürü taşa müdahaleyi de şu an için olanaklı görmediğini
söyledi. Müdahale edilirse böbreğe ciddi zarar verilebilirmiş. Sancılarımın
şiddetinde ısrar ettim, bunun üzerine ilaçlı tomografi çekilmesini istedi, çok
daha net görülebilirmiş organ ve damarlar öyle. Meğer pek eziyetli bir şeymiş
bu ilaçlı tomografi, neyse, onu da çektirdim, sonuçları götürdüm kendisine. Evirdi,
çevirdi, daha evvelki görüşünü yineledi, sancılarımı da önemsenmeye değersiz
buldu, rüzgâr, üşütme kaynaklı gibi yorumladı. Tabii bu durum bende memnuniyetsizlik
yarattı, öyle basit bir açıklama insanı tatmin etmiyor. Ayrıca oruç meselesi ne
olacak? Sordum, yarım ağızla tutabilirsin diyor ama sürekli su içmelisin diye
de ekliyor, tutmasan da olur diye de kıvırıyor. Bu mütedeyyin doktorlardan
nefret ediyorum, kardeşim profesyonel davransana! Nasıl benim mesleğimin
başlıca etik kurallarından biri apolitik olmaksa, bir hekimin de mesleğini icra
ederken materyalist olması şart. Ne kem küm ediyorsun, tut ya da tutma de. Oruç
tutmak istemiyorum, ama tutmak zorunda olduğum için tutuyorum ben, eğer
sakıncalıysa tutmam, hepsi bu.
Ben bunları düşünürken, esas bombayı patlattı adam. “İlaçlı
tomografide çok net görülen başka bir sorununuz var” dedi sakince. Dikkat
kesildim, belli ki söyleyecekleri bonus problemlerdi. Meğer benim çok ciddi bir
prostat iltihabı (prostatit) sorunum varmış, üstelik
geçmişte arka arkaya geçirdiğim enfeksiyonlar söz konusuymuş. Ayrıca filmlerde prostat taşları oluşumu da görülüyormuş. İdrar yapma
alışkanlıklarıma dair bir dünya soru yöneltti bana, uzun süreli bir kullanım
için ilaç verdi, altı ay sonra tekrar kontrole gelmemi söyleyerek. Bekâr
olduğumu öğrenince yüzünü buruşturdu, düzenli cinsel ilişki tavsiye etti
sorunun giderilmesini kolaylaştırmak için. Ulan burası Erzurum! Mekke ve Medine’den
sonra muhtemelen fuckmate bulmak için en zor yer dünya üzerinde. Kaldı ki bu
tiple, bu göbekle şifa niyetine fuckmate
bulabilmem de zor, hepsinden önemlisi fuckmate olarak dahi bir kadına katlanmak
benim için o kadar itici bir şey ki! Ex öncesi sayısız fuckmate girmişti
hayatıma, hemen hepsi sürecin devamında duygusal ilişki moduna kapılmıştı
sonra. Ve şimdi, “evlenmeniz gerek” diyemediği için düzenli cinsel ilişki
tavsiye eden doktor karşısında çaresiz bakışlarla onu süzüyorum, ne saçma, ne
gereksiz bir an bu. Porno bağımlısı olduğumu gizleyerek utangaç bir ses tonuyla
kendi işimi kendim hallettiğimi, hatta bu konuda biraz aşırıya kaçtığımı
fısıldamaya cesaret ettim, gayet sakin bir tavırla bu durumun prostat açısından
faydalı olduğunu, ama düzenli cinsel ilişkideki olumlu etkilerin hepsini
yaratmayacağını söyledi. İlla birine spank yap diyor a.q.
Ulan oruç tutmamak için sevimli bir hastalık talebine dair duam,
nereye vardı ya… Böbreğimde kocaman taş var ama sancı yapmayan, üstelik
koordinatlarından dolayı kendisine dokunulamayan bir yerde. Bununla birlikte bir
erkeğin kâbusu olabilecek bambaşka bir dertten mustarip olduğumu öğrendim şimdi.
Prostatit, yarattığı her birinin tesiri göreceli sorunların içinde,
bilinçaltımda daima cinsel yetersizlikle eşdeğer olmuştur benim için, geçmişte samimi
bir hanım arkadaşım bir sohbet esnasında eski eşinin yaşadığı bu sorunu
anlatırken mezkûr hastalık nedeniyle özel hayatlarının nasıl menfi
etkilendiğini, tedavinin çok uzun sürdüğünü ifade etmişti, belki O’nun
anlatımından kaynaklanan bir yetersizlik korkusu bu, beni böylesine sarsan.
Başka erkekleri bilemem, genelleme yapmak da pek akıllıca olmaz böyle bir
konuda. Lakin benim çok ciddi bir seks takıntım var, bunun üzerine kafa
yorduğumda kendimi sadece seks eylemi sırasında çekici, beğenilen, arzulanan
biri görüyor olduğum itirafında bulunabilirim. Bu blog yazısı başlarken öngöremediğim
yerlere geliyor, farkındayım, olsun, devam edeyim. Karşı cinsle ilişkilerimi
cinsellik teması ve uygulaması üzerinden kurgulamış değilim demek isterdim, ama
hayır, öyle olmuyor. Benim için seks her şey. Çok eskiden yazmıştım buralarda
bir yere, kadınların kimini – aslında pek azını ‘insan’ olarak ele aldığıma,
geriye kalanları ise ‘kadın’, yani ‘dişi’ olarak ele aldığıma değinmiştim,
onlar sadece cinsel kimlikleri için mevcudiyetlerini kabullendiğim kimselerdi.
Hala da öyle. Bu bağlamda karanlık geçmişimin poligaminin somutlaştığı aktif
womanizer havasında yaşandığını hatırlatayım; devasa egomun, narsistik bencilliğimin sürekli
övgü ve takdir isteyen doymak bilmez yanı, muhataplardan bu yönde gelen hayranlık
ve beğeniyle tatmin oluyordu o vakitler. ‘Sen
seksi bile kendine alet ediyorsun’ cümlesini anımsıyorum, uzun süre beraber
olduğum bir psikolog hanımdan. Böyle bir takıntım vardı. Marazi bir durum
olduğunu bilmiyor değilim bu yazdıklarımın, ama dedim ya, doyumsuzluğum
cinselliğe karşı değildi, cinselliği yaşarken beraber olduğum kişiden gelen
meth-ü sena, tensel hazların çok ötesinde gerek gördüğüm bir şeydi. Bunun için
de ‘iyi’ olmam yetmezdi, ‘çok iyi’ olmam şarttı. Tevazuya gerek yok, ama teşhirciliği
abartmamın da lüzumu yok, çok iyi olduğumu biliyordum. Yoksa bu kadar
şımartılabilmem mümkün değildi zaten.
Yukarıdaki paragrafta çok sayıda –di’li geçmiş zaman
kullandım, çünkü bunların hepsi geçmiş zamana ait şeyler. Şu an (Ex dönemi ve
post-Ex sonrası) ne böyle bir hayatım var, ne de çevremde beni balon gibi şişim
şişim şişirecek tipler mevcut. O hayata dair zerre miktarda özlem de
duymuyorum. Prostatit konusu ve beraberinde yaşanacak cinsel fonksiyon
yetersizliği sözünü ettiğim o vakitler ortaya çıksa, kahrolurdum düpedüz,
intihar bile ederdim belki. Bu kelimeyi mübalağa olsun diye yazmıyorum,
gerçekten varlığımı üzerine kurduğum türden bir eylemdi çünkü seks. Hastalıklı,
evet. Ve şimdi, bana uzun sürecek bir tedaviye gereksinim duyduğum prostatite
maruz kaldığım söylenince, intihar etmeyecek olsam da canım gene çok sıkıldı.
Valla çok sıkıldı! Yapmıyor, hatta
garipsenecek tarzda yapmak istemiyor olmak başka, YAPAMAYACAK olmak çok başka
bir durum. Bir eksilme, bir zaafa uğrama, noksanlaşma hali gibi. Beavis and
Butthead ağzıyla ifade edecek olursam, daima “I am ready to do you now!” diyebilmem gerekir, bu bir hazır olma
hali. Ve şimdi bana doktorun söylediği ilaçlarımı altı ay kullanmam, düzenli
cinsel ilişki, belimi ve ayaklarımı sıcak tutmam vs. Özetle, I am not ready
(for a while. Hatta belki de for a long time.)
Ben sadece oruç tutamamak istemiştim ya. Bu ne şimdi… Of
Allahım ya…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!