Üç hafta kadar önceydi, iş yerimde şube müdürleri toplanıp
çay muhabbeti bahanesiyle boş boş geyik yaptığımız bir ara, laf nasılsa Erzurum’a
gelmemin ardından hacmi ve görkemi belirgin bir artış gösteren göbeğime geldi;
şişko olmak bir kusur, bir zaaf, daha da ötesi bir ayıp, utanç verici bir şey
olarak görülüyor insanlar tarafından. Öyle bir hal ki, kişi isterse moleküler
genetik alanında çığır açsın, insanların tüylerini ürperten benzersiz besteler
yapsın veya en güvenli network ağlarına sızacak maharette bir hacker olsun fark
etmez; şişko ise şişkodur. Tombul
demiyorum, balıketli demiyorum, etli butlu yahut etine buduna dolgun da demiyorum-
bunların hepsinin beğeneni, alıcısı çıkar- kibarcası şişman, ama gerçekte her görenin sesli/sessiz
‘şişko’ diye aşağıladığı kişilerden bahsediyorum. Fazla kiloları olan bir
adamken, Erzurum’da geçirdiğim altı ayın ardından bir şişkoya evrildim.
Gerekçeler aynı: Yiyecek adam gibi bir şey yapmadığımdan/bulamadığımdan ne
bulsam onu yiyorum, bu sağlıksız beslenmemin yanı sıra daha evvel de değindiğim
üzere eve kapanıp kaldığım için hareketsizliğim zirve yaptı. Bu geçerli
mazeretleri maalesef insan bünyesi kabul etmiyor; onun parametresi
kalori-karbonhidrat- harcanan enerji üzerine kurulu. Özetle götüm, göbeğim aldı
başını gitti. Tartılmaya bile korkuyorum doğrusu. 100 görmekten ödüm kopuyor
baskülde, buraya gelirken 95 filandım, ama o vakitler üzerime oturan takım
elbiseler artık isyanda, hemen her sabah pantolonumu zorlukla iliklerken gün
içinde bir skandalla karşılaşmayayım diye dua etmeye başladım ne zamandır;
farklı türden bir sabah duası. Şişko
kişi saygı görmez, horlanır, hafife alınır, acınır, alay edilir, aşağılanır.
Elbette bir sağlık sorunu nedeniyle bu durumu yaşayanları ayırmak gerekir ama
sonuçta şişko, kendisine öfkelenildiğinde ‘pis şişko’dur, azarlandığında ‘aptal
şişko’dur. Şişkoyum ben.
Çay sohbeti sırasında konu göbeğime gelince, her zaman ki
bahanelerimi sırladıktan sonra bir süredir aklımın bir köşesinde fikir bazında
yer almaya başlamış bir şeyi, koşu bandı alma düşünceme getirdim sözü. Kardeşimin
tavsiyesiydi uzun zaman önce; her ne kadar evindeki alette çok fazla koştuğu
için diz kıkırdakları harap olsa da, bana koşu bandını önerirken koşmayı değil,
düzenli olarak yürümemi salık vermişti; böylece onun düştüğü hatayı
tekrarlamayacaktım, hareket edecektim, ayrıca öteden beri dertli olduğum
sindirim sistemim de bu eylemden mutluluk duyacaktı. Yeni veya ikinci el koşu
bandı almayı düşündüğümü söyler söylemez, çömezlerden biri evindeki koşu
bandını bana satmayı teklif etti: İki sene kadar olmuş alalı, çok az
kullanmışlar, evde bir köşede duruyormuş. Çocuğu pek sevmem doğrusu, onunla bu
işe girmeyi gözüm kesmediğinden kardeşimin tavsiyeleri ile konuya set çekmeyi
düşündüm, ya Voit, ya da alt markası Dynamic almamı söyledi kardeşim diye
sözünü kestiğimde “benimkisi Voit abi, hem de Elegant model” diye çıkış yaptı
heyecanla. Ne kadar istediğini sordum, 1900TL ye almışmış, ben ne verirsem
olurmuş. Bir ara özel konuşuruz diye salladım, fakat bir yandan da içimden bir
ses bu çözümü denemem gerektiğini fısıldıyordu bana. Göbeğimle mutlu değildim
ki. O akşam baktım, 1900-2000 TL arasındaki fiyatı ve gösterişli görünümüyle
etkileyici bir hali vardı. Ertesi sabah çömeze tekrar sordum, satmak isteyip
istemediğini. Önce al abi senin olsun dedi, sonra vermeyi teklif ettiğim rakamı
hiç ikiletmeden kabul etti. Sonraki gün, gene bir çay muhabbeti sırasında “hanım
vermek istemiyor abi, ona bahsedince tekrar spor için yürüyüşe başlayacağını
söyledi bana.” diye yatım ağızla sızlandı, üstelik aleti iki yılda iki defa
bile kullanmadıklarını itiraf ederek. Ben de kadınların bir şeyleri
kaybedecekleri zaman değerini anladıklarına dair gayet seksist yorumlarda
bulup, olmuyorsa olmuyor, hanımı üzme sakın dedim.
Aradan bir hafta kadar geçti, heyecanla yanıma geldi, hanımını
ikna ettiğini söyleyerek. Benim koşu bandı edinme isteğim gene canlandı o
sırada. Anlaştık, en kısa zamanda evine gidip aleti alma yönünde. Sonraki iki
üç gün ses çıkmadı bundan, en sonunda ben açtım konuyu, bu defa da “abi, evde
güzel bir görüntüsü var, hanım bunu evden çıkarırsak o köşeye ne koyacağız, boş
kalmaz dedi, şimdi de onu düşünüyoruz.” şeklinde mukabele edince tepem attı.
Bana anlattığı şeyin saçmalığı, kılıbıklığı bir yana, zaten herifi sevmiyorum,
iyice sinir oldum. Şişkolaşmış olabilirim ama hala aynı Oğuz’um ben, gelemem
böyle şeylere. Konuyu da açmadım günler boyu. Bu arada bir hafta kadar oldu, “abi tamam, ne
zaman istersen gelip alabilirsin” dedi demesine, ama bu defa bende zerre istek
kalmadı. Her gün yanıma geliyor, konuyu açıyor, ben de bir ara bakarız, acelesi
yok diye sallıyorum. Ta ki dün gece koşu bandını rüyamda görünceye dek böyle
sürdü. Sabah kendisine rüyamdan bahsederken yalvaran gözlerle “abi bu akşam gel
lütfen, al aleti” demek için sözümü bitirmemi bekliyor gibiydi.
Şu an salonda bir koşu bandı duruyor. Arkadaşı boş odaya
koyacaktım ama oda kapısından sığmadı lanet şey. Salonda koşu bandı mı olur ya?
Napıcam şimdi bunu? Kullanırım inşallah. Koşu bandı şişkosu beni gidi.
rüyanda koşu bandı mı gördün?
YanıtlaSilPolente, rüyalarımda sürekli Kagney Linn Karter'a görecek halim yok, mesela geçenlerde kurban bayramında oruç tutulur mu diye bir arkadaşımla tartışıyorduk rüyamda.
YanıtlaSilEvet, rüyamda koşu bandı gördüm. Freud bunu açıklasın.
Ben de birkac sene once gaza gelip bu dunya arastirma yapip "eliptik bisiklet" aldim Voit'ten. O gun bugundur bir kere binmisimdir herhalde. Ama geyik kafasi gibi duruyor evin ortasinda.
YanıtlaSilLilith, aleti almak için evine gittiğimde arkadaşın yüzündeki mutluluğu, eşinin bakışlarındaki hüznü tavsir edemem, biri kurtulmayı düşünürken, diğeri evin bir üyesini kaybettiği için ağlayacaktı neredeyse. Senin eliptik bisiklet de öyle bir şeydir, bir tür 'beyaz fil'.
YanıtlaSilSürecin en başında, spor meselesinde bir bilirkişi olan kardeşime danışmış, cross trainer almaya niyetlendiğimden bahsetmiştim. Şiddetle muhalefet etti, cross trainer'ın (senin eliptik bisiklet de onun akrabası gibi görünüyor) çok efor gerektirdiğini, müthiş yorucu olduğunu, kilo vermeye çok uygun olsa da bu yoruculuk nedeniyle bir kaç defa kullanımdan sonra bir köşeye atacağımı söylemiş ve eklemişti; yürüyüş, insanın doğal eylemiymiş, cross trainer ve eliptik bisikletin gerektirdiği hareket ise yapay, dolayısı ile yürümek hem sağlıklı, hem rahatsız etmeyen ve bıktırmayan... falan filan. Makul geldi bu yaklaşımı veledin.
Dün ilk denememi yaptım, bir kez daha anladım ki patates çuvalı gibi bir şeymişim, nasıl yoruldum ya. Ama ağrıyan bir yerim, kasılan bir adalem yok çok şükür bu sabah. Bence sen de bir koşu bandı almalısın!
Not: Sana taa ne zaman kızdığım bir ara 'pis şişko!' demiştim de, bilumum fırçalarıma tahammül eden sen bu defa şiddetle itiraz etmiş, her şeyi söyle ama şişko deme, değilim diye açıklama yapmıştım. YOKSA SEN ŞİŞKO MUSUN LİLİTH?!
ya ben buna yorum yazmıştım uzun uzun, noldu ona? hastaneye gidicem şimdi, yoksa üşenmez baştan yazardım.
YanıtlaSilLilith, hastaneden dönüşün gidişinden daha huzurlu, daha iyi olur inşallah, tekrar yazarsın ne olmuş...
YanıtlaSil