26 Mart 2015 Perşembe

Yürüyüş Amaçlı Koşu Bandı Üzerine...





Üç hafta kadar önceydi, iş yerimde şube müdürleri toplanıp çay muhabbeti bahanesiyle boş boş geyik yaptığımız bir ara, laf nasılsa Erzurum’a gelmemin ardından hacmi ve görkemi belirgin bir artış gösteren göbeğime geldi; şişko olmak bir kusur, bir zaaf, daha da ötesi bir ayıp, utanç verici bir şey olarak görülüyor insanlar tarafından. Öyle bir hal ki, kişi isterse moleküler genetik alanında çığır açsın, insanların tüylerini ürperten benzersiz besteler yapsın veya en güvenli network ağlarına sızacak maharette bir hacker olsun fark etmez; şişko ise şişkodur. Tombul demiyorum, balıketli demiyorum, etli butlu yahut etine buduna dolgun da demiyorum- bunların hepsinin beğeneni, alıcısı çıkar-  kibarcası şişman, ama gerçekte her görenin sesli/sessiz ‘şişko’ diye aşağıladığı kişilerden bahsediyorum. Fazla kiloları olan bir adamken, Erzurum’da geçirdiğim altı ayın ardından bir şişkoya evrildim. Gerekçeler aynı: Yiyecek adam gibi bir şey yapmadığımdan/bulamadığımdan ne bulsam onu yiyorum, bu sağlıksız beslenmemin yanı sıra daha evvel de değindiğim üzere eve kapanıp kaldığım için hareketsizliğim zirve yaptı. Bu geçerli mazeretleri maalesef insan bünyesi kabul etmiyor; onun parametresi kalori-karbonhidrat- harcanan enerji üzerine kurulu. Özetle götüm, göbeğim aldı başını gitti. Tartılmaya bile korkuyorum doğrusu. 100 görmekten ödüm kopuyor baskülde, buraya gelirken 95 filandım, ama o vakitler üzerime oturan takım elbiseler artık isyanda, hemen her sabah pantolonumu zorlukla iliklerken gün içinde bir skandalla karşılaşmayayım diye dua etmeye başladım ne zamandır; farklı türden bir sabah duası. Şişko kişi saygı görmez, horlanır, hafife alınır, acınır, alay edilir, aşağılanır. Elbette bir sağlık sorunu nedeniyle bu durumu yaşayanları ayırmak gerekir ama sonuçta şişko, kendisine öfkelenildiğinde ‘pis şişko’dur, azarlandığında ‘aptal şişko’dur. Şişkoyum ben.


Çay sohbeti sırasında konu göbeğime gelince, her zaman ki bahanelerimi sırladıktan sonra bir süredir aklımın bir köşesinde fikir bazında yer almaya başlamış bir şeyi, koşu bandı alma düşünceme getirdim sözü. Kardeşimin tavsiyesiydi uzun zaman önce; her ne kadar evindeki alette çok fazla koştuğu için diz kıkırdakları harap olsa da, bana koşu bandını önerirken koşmayı değil, düzenli olarak yürümemi salık vermişti; böylece onun düştüğü hatayı tekrarlamayacaktım, hareket edecektim, ayrıca öteden beri dertli olduğum sindirim sistemim de bu eylemden mutluluk duyacaktı. Yeni veya ikinci el koşu bandı almayı düşündüğümü söyler söylemez, çömezlerden biri evindeki koşu bandını bana satmayı teklif etti: İki sene kadar olmuş alalı, çok az kullanmışlar, evde bir köşede duruyormuş. Çocuğu pek sevmem doğrusu, onunla bu işe girmeyi gözüm kesmediğinden kardeşimin tavsiyeleri ile konuya set çekmeyi düşündüm, ya Voit, ya da alt markası Dynamic almamı söyledi kardeşim diye sözünü kestiğimde “benimkisi Voit abi, hem de Elegant model” diye çıkış yaptı heyecanla. Ne kadar istediğini sordum, 1900TL ye almışmış, ben ne verirsem olurmuş. Bir ara özel konuşuruz diye salladım, fakat bir yandan da içimden bir ses bu çözümü denemem gerektiğini fısıldıyordu bana. Göbeğimle mutlu değildim ki. O akşam baktım, 1900-2000 TL arasındaki fiyatı ve gösterişli görünümüyle etkileyici bir hali vardı. Ertesi sabah çömeze tekrar sordum, satmak isteyip istemediğini. Önce al abi senin olsun dedi, sonra vermeyi teklif ettiğim rakamı hiç ikiletmeden kabul etti. Sonraki gün, gene bir çay muhabbeti sırasında “hanım vermek istemiyor abi, ona bahsedince tekrar spor için yürüyüşe başlayacağını söyledi bana.” diye yatım ağızla sızlandı, üstelik aleti iki yılda iki defa bile kullanmadıklarını itiraf ederek. Ben de kadınların bir şeyleri kaybedecekleri zaman değerini anladıklarına dair gayet seksist yorumlarda bulup, olmuyorsa olmuyor, hanımı üzme sakın dedim. 


Aradan bir hafta kadar geçti, heyecanla yanıma geldi, hanımını ikna ettiğini söyleyerek. Benim koşu bandı edinme isteğim gene canlandı o sırada. Anlaştık, en kısa zamanda evine gidip aleti alma yönünde. Sonraki iki üç gün ses çıkmadı bundan, en sonunda ben açtım konuyu, bu defa da “abi, evde güzel bir görüntüsü var, hanım bunu evden çıkarırsak o köşeye ne koyacağız, boş kalmaz dedi, şimdi de onu düşünüyoruz.” şeklinde mukabele edince tepem attı. Bana anlattığı şeyin saçmalığı, kılıbıklığı bir yana, zaten herifi sevmiyorum, iyice sinir oldum. Şişkolaşmış olabilirim ama hala aynı Oğuz’um ben, gelemem böyle şeylere. Konuyu da açmadım günler boyu.  Bu arada bir hafta kadar oldu, “abi tamam, ne zaman istersen gelip alabilirsin” dedi demesine, ama bu defa bende zerre istek kalmadı. Her gün yanıma geliyor, konuyu açıyor, ben de bir ara bakarız, acelesi yok diye sallıyorum. Ta ki dün gece koşu bandını rüyamda görünceye dek böyle sürdü. Sabah kendisine rüyamdan bahsederken yalvaran gözlerle “abi bu akşam gel lütfen, al aleti” demek için sözümü bitirmemi bekliyor gibiydi.










Şu an salonda bir koşu bandı duruyor. Arkadaşı boş odaya koyacaktım ama oda kapısından sığmadı lanet şey. Salonda koşu bandı mı olur ya? Napıcam şimdi bunu? Kullanırım inşallah. Koşu bandı şişkosu beni gidi.

6 yorum:

  1. rüyanda koşu bandı mı gördün?

    YanıtlaSil
  2. Polente, rüyalarımda sürekli Kagney Linn Karter'a görecek halim yok, mesela geçenlerde kurban bayramında oruç tutulur mu diye bir arkadaşımla tartışıyorduk rüyamda.
    Evet, rüyamda koşu bandı gördüm. Freud bunu açıklasın.

    YanıtlaSil
  3. Ben de birkac sene once gaza gelip bu dunya arastirma yapip "eliptik bisiklet" aldim Voit'ten. O gun bugundur bir kere binmisimdir herhalde. Ama geyik kafasi gibi duruyor evin ortasinda.

    YanıtlaSil
  4. Lilith, aleti almak için evine gittiğimde arkadaşın yüzündeki mutluluğu, eşinin bakışlarındaki hüznü tavsir edemem, biri kurtulmayı düşünürken, diğeri evin bir üyesini kaybettiği için ağlayacaktı neredeyse. Senin eliptik bisiklet de öyle bir şeydir, bir tür 'beyaz fil'.

    Sürecin en başında, spor meselesinde bir bilirkişi olan kardeşime danışmış, cross trainer almaya niyetlendiğimden bahsetmiştim. Şiddetle muhalefet etti, cross trainer'ın (senin eliptik bisiklet de onun akrabası gibi görünüyor) çok efor gerektirdiğini, müthiş yorucu olduğunu, kilo vermeye çok uygun olsa da bu yoruculuk nedeniyle bir kaç defa kullanımdan sonra bir köşeye atacağımı söylemiş ve eklemişti; yürüyüş, insanın doğal eylemiymiş, cross trainer ve eliptik bisikletin gerektirdiği hareket ise yapay, dolayısı ile yürümek hem sağlıklı, hem rahatsız etmeyen ve bıktırmayan... falan filan. Makul geldi bu yaklaşımı veledin.

    Dün ilk denememi yaptım, bir kez daha anladım ki patates çuvalı gibi bir şeymişim, nasıl yoruldum ya. Ama ağrıyan bir yerim, kasılan bir adalem yok çok şükür bu sabah. Bence sen de bir koşu bandı almalısın!

    Not: Sana taa ne zaman kızdığım bir ara 'pis şişko!' demiştim de, bilumum fırçalarıma tahammül eden sen bu defa şiddetle itiraz etmiş, her şeyi söyle ama şişko deme, değilim diye açıklama yapmıştım. YOKSA SEN ŞİŞKO MUSUN LİLİTH?!

    YanıtlaSil
  5. ya ben buna yorum yazmıştım uzun uzun, noldu ona? hastaneye gidicem şimdi, yoksa üşenmez baştan yazardım.

    YanıtlaSil
  6. Lilith, hastaneden dönüşün gidişinden daha huzurlu, daha iyi olur inşallah, tekrar yazarsın ne olmuş...

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!