İnsanın iliklerine işleyen ayaza rağmen pencereyi açmaya davrandım, sırf ev sigara kokmasın diye. Sokağa bakıp leziz dumanı içime çekmeyi başlamamın hemen ardından kaldırımda beliren büyüleyici güzellikteki bir kıza, alımlı yürüyüşüne, endamına kilitli kaldı gözlerim. Doğrusu müthiş bir yaratıktı ve daha o saniye düşmüş çenemi kapatıp dudaklarımı ısırarak hayal gücümde o kızla ilgili başrollerini kendisiyle paylaştığım sıcak bir senaryo kurgulamaya başlamışken, ortalığı ışıl ışıl eden hemen köşedeki sokak lambası bir sonraki saniyeyi bile beklemedi, bana ibnelik yapmak için olsa gerek, cart diye sönüverdi. Apartman dairelerinin soluk ışığı ancak kendini aydınlatmaya yetiyor, tüm sokak karanlığa gömüldü tabi. Verdiği boktan hizmetin bu somut örneklemesinden ötürü Fatih Belediyesinin şahs-ı manevisine ettiğim birkaç ağır küfürden sonra kendi kendime “kosmos da O’ndan yana…” diye sesli sesli söylendim.
Gündüz vakti konuştuğumuzda Hatun, “bugün bizim yıldönümümüz” demişti. Pek umursamayıp, inanmayıp dalgaya vurduğumu fark edince bir de açıklama yapmaya kalkıştı: Tanışma yıldönümümüz başkaymış, sevgili olmamızın yıldönümü başka… Hiçbir şey hatırlamadığımı, o dönem hayatımın çok karışık olduğunu falan söyleyecek oldum, ı ıh, geri adım atmadı. Bugün bizim yıldönümümüzmüş. “Yıldönümümüzmüş”kelimesini yazmak otuz saniye sürdü, yazdığımı düzgün okuyabilmek de 20 saniyemi aldı; açıkçası bu postu sırf o sözcüğün bana çektirdiği bu kısa azabı unutmak için hafızamdan silmek isteyebilirim ama Hatun bir yıl boyunca bugünü düşünüp vakti zamanı –bugün- geldiğinde de mutlu olup, mutlu hissedip benimle de paylaşmak için beklemiş, kim bilir kaç defa takvime bakmıştır ya da notlar almıştır ajandasına… Üstelik dediğine göre dördüncü yılımız bitmiş. Telefonu kapattıktan sonra bir süre dört olamaz, üç yıl anca olmalı, o da kesin değil filan diye kendi kendimi kandırmaya çalıştım, en sonunda da “unut... insan hissettiği yaştadır” deyişine sığınarak bu konuşmayı silmiştim hafıza kayıtlarımdan. Ta ki sokak lambası her şeyi mahvedene kadar.
Böyle romantik bir kadının benim gibi biriyle ne işi olur vallahi çözemedim, bunca yıldır anlayamadım. Gizli bir gündemi mi var, doğrusu emin değilim. Aşk söz konusuysa, çoğu zaman yüklemsiz bir cümle gibi bir şeyim ben, kavram var da fiil yok yani.
Pencereyi kapattım. Akan burnumu Markafoni’den gelen kutunun içine eşantiyon olarak koydukları Kotex marka, ipeksi yumuşaklığı ve hassas yan yüzeyleri olan, ayrıca sıvı kilit sistemi ile geliştirilmiş emici bölgelere sahip tek kullanımlık yeni stil kağıt mendilime silerek “kosmos da O’ndan yana, evet, herkes O’nu tutuyor zaten.” diye iç geçirdim. Bilgisayarın başına oturmadan evvel perdeyi aralayıp bakınca, sokak lambasının tekrar yanmış olduğunu gördüm. A.q.’mun Fatih Belediyesi, size oy veren benim lan! Siz tüzel kişiliksiniz, size ne kosmostan, size ne vicdandan!

{“Yıldönümümüzmüş” kelimesini yazmak otuz saniye sürdü, yazdığımı düzgün okuyabilmek de 20 saniyemi aldı}... yildonumune dair tek eziyet bu olsa keske :)
YanıtlaSilHani firsatim olsa bilimsel olarak kanitlayacagim erkeklerin yildonumu sozcugunu algilayan genleri bozuk veya beyinlerindeki algilama merkezi hasarli doguyorlar diye :)
en çok güldüğüm şey, her yazına on beşer yirmişer yorum bırakıldığı halde, ne zaman hayatınla ilgili bir şey yazsan ortalığı ölüm sessizliğinin kaplaması.
YanıtlaSilsenin gibi bir adamın alenen yapabileceği en romantik jesti yapmışsın, neredeyse ben bile duygulanacaktım okurken. Allah yüzüne gülsün de sizi birbirinizden ayırmasın.
senin linklere tıklamıyorum çünkü içlerinden ne çıkacağı belli olmuyor fekat yeni mendilini tarif ettiğinde, "ehem, Virgi, o kullandığının mendil olduğuna emin misin," diye soracaktım ki şeytan dürttü, linki açtım. eh, evet, mendil değilmiş gerçekten. haklı olmanın verdiği haklı gururla kapatıyorum şimdi yorum penceresini. (yılın sazanı ödülünü nereden alıyoruz?)
nasıl geçtiğini anlamadığınız kadar güzel geçen daha nice yıl dönümlerine.
o mendil kesinlikle kullanılmalı :)
YanıtlaSilTakıp et but0nu nerde bu sayfanın yahu?
YanıtlaSil