25 Kasım 2012 Pazar

Masai'ler Üzerine...



Dün akşam bu sıralarda, cebimizdeki Dar es Salaam biletine rağmen saatler süren rötarlar nedeniyle bir türlü ayrılamadığımız Kilimanjaro Havaalanının orta halli bir evin misafir odasından daha geniş olmayan VIP salonunun önünde, gökyüzünde tek tük görülen yıldızlara ve güneş batıp ortalığı karanlığa gömmeden önce Kilimanjaro’yu uzun uzun seyrettiğim tarafa bakarak burnumu karıştırıyor, bir yandan da yaşadığım olağanüstü günün etkisini üzerimde hala tüm yoğunluğuyla hissederken hayatın anlamını düşünüyordum. Çok havalı bir cümle kurduğumun farkındayım ben de. Ngorongoro ve Arusha’daki (vahşi değil) “doğal hayat”ı, oradaki düzeni, yaşam zincirini, tüm o hayatın ortasında aslanlarla, buffalolarla, sırtlanlarla, gergedanlarla, devekuşlarıyla, su aygırlarıyla, antiloplarla, fillerle komşuluk ilişkisi içinde yaşayan Masai’leri anımsadım tekrar. Masai’lerin hiç birinin “hayatın anlamı” üzerine kafa yorduğunu düşünmek akıllıca olmazdı. Hayatın anlamını aramak derken, aslında “yabancılaşmaya” (alienation) neyin mani olacağını ifade etmeye çalışıyoruz. Hayatın Anlamı Arayışı, Yabancılaşma durumunun sonrasında ortaya çıkıyor. Milyonlarca yabancılaşma tanımından biri şuydu: Yabancılaşma, insanın kendisinden, başkalarından ve en geniş manada dünyadan kopmasıdır. Bir eylem ya da eylemin sonucudur, bunun sonucunda da bir başka kişiye, kişilere, kültüre yabancı hale geldiğini hisseder. Bu hali ne kadar sık ve yoğun hissettiğinizi düşünün bir. Ben kendi namıma hayatımın yarısından fazla bu anlattığım durumu duyumsadım. Ya Masai’ler? Adamlara böyle bir kavramı nasıl anlatabilirsiniz? Tanzanya’ya has, bizim ineklerin biraz irisi ve kemiklisi hayvanlar besliyorlar, bütün vahşi hayvanlarla bir arada yaşıyorlar ve kimse kimseye zarar vermiyor: yırtıcılar heriflerin sürüsüne dahi saldırmıyorlarmış. Biz ve bizim gibi safari arabalarında gezenlerle dalga geçer gibi ortalıkta umarsızca kendilerine özgü kıyafetleriyle yalınayak dolaşan bu adamlarda ne yabancılaşması olacak? Yırtıcılarla aralarındaki adı konmamış barış halini tasavvur etmeye çalıştım, bir Masai’ye bunun aksini nasıl anlatabiliriz? Yabancılaşma… peh. İstediğiniz kadar Hegel’i anlatın, Marx’ın yorumunu, Feuerbach’ın baharatını açıklayın, modern düşünürlerin yardımına başvurun; olmaz. Bir Masai hiç birini anlamaz.

Masai’leri boşverelim. Şehirleşmiş, umduğumdan çok daha düzgün ve ileri bir hayatla karşılaştığım Tanzanya halkı da büyük oranda neden bahsedildiğini idrak edemeyecektir. Dört günde adamların zihin kodlarını çözdüm demiyorum elbette, lakin genel sükûnet, iç huzurun yansımasından ibarettir ve ters istikamete baktığımızda, yani bunların yokluğunda gene yabancılaşmaya, kopuşa ve insanın kayboluşuna varıyor konular.

Fotojenik olmadıklarını biliyorum. Sırtlarına aldıkları masa örtülerinden Arusha'da ben de kendime aldım. Masai ve masa örtüsü? Neden olmasın?



Bizler, yani Batılılar ve Batılı olamayıp da yarı-Batı terbiyesi/düşüncesi alıp ne idüğü belirsiz hale gelmiş bunalım insanlar, mutlu olmak istiyoruz ama bunun için mutluluğumuzu feda ediyoruz. Şu çok açık: Batı Dünyası yerküreye böylesine hâkim değil iken, dünyanın dört bir köşesine erişip kendi materyalist anlayışını empoze etmemişken böyle bir Yabancılaşma illeti görülmemişti. Avrupa’da başladı, tüm dünyaya yayıldı. Hayatın anlamını kaybetmeyen, hayatın anlamını aramaz ki. Sağlığı sıhhati yerinde olan insanın yok yere ilaç araması kadar muhal olurdu bu durum.

Çok dağınık anlattım, feci halde de uykum var. Dört gün Tanzanya’ya gittim, gelene kadar gene tüm koca kafalı ibnelere küfür edip durdum. Hegel’den itibaren omzunda filozof apoleti olan herkes ruhumuzu sikti, kalplerimizi çoraklaştırıp fakirleştirdi sonra da orta yerde desteksiz sik gibi kalan beynimizle hayatın anlamını arayıp durduk. Hâlbuki hayatın anlamı, “hayatın anlamını neden arıyoruz?” sorusunda gizli.

Bir de affedersiniz öküz gibi ananas yedim. Ne biçim bir şeymiş o ya…

12 yorum:

  1. döndün mü peki? o kısım biraz muaallakta kalmış da.

    YanıtlaSil
  2. kedi olalı bi fare tuttun (yazından bahsediyorum)

    YanıtlaSil
  3. "Şark oturup beklemenin yeridir. Biraz sabırla herşey ayağınıza gelir." demiş Ahmet Hamdi Tanpınar.

    YanıtlaSil
  4. "mayatın anlamını kaybetmeyen, hayatın anlamını aramaz ki. (...) mâlbuki hayatın anlamı, 'hayatın anlamını neden arıyoruz?' sorusunda gizli."

    budur evek. dönüşünüzün nerdeyse ilk anlarında buraya not düşecektim "sobe!" diye, olmadı, sıkıntılarım çoktu o sıra. halâ çok ama bir merhaba sarkıtmadan duramadım işte. müstesnasınız gözümde sevgili dostum.

    YanıtlaSil
  5. polente,
    evet, postu evimde burnumu karıştırırken yazdım. Tek elle tabi.

    gregor samsa,
    hiç düşünüp tartmadan çalakalem yazınca milyon tane bozuk cümle oluyor ama incilerim rafinesiz/sakınmadan saçılıyor hacı. (bknz. bokumdan boncuk çıkması)

    aeiou,
    Bakınız, Ahmet Hamdi'nin Şark'ı İran'dan öteye geçmez. Biz ise şunu açıklamak istiyoruz ki, Şark, Hind ve Hind'ten beridir. Biz, çok net söylüyorum, böyle, Batılı güçlerin etkisinde altında kalmış bir Şark tanımıyoruz. (üslup tanıdık geldi mi bir yerden?)

    metin,
    sizin beğeni ve takdirleriniz kendimi adam yerime koymaya hatta şımarmaya götürüyor beni. Kalplerimiz beraber ve bu çok değerli bir rabıta.

    YanıtlaSil
  6. Bedevinin biri kadıya gitmiş, beraberinde yakasından tutup sürüklediği bir cüce. "Şikayetçiyim," demiş, "bu adam bana tecavüz etti!" Kadı, bir bedeviye bakmış bir cüceye, "İyi de nasıl?" diye sormuş. Bedevi, "Eh, ben de biraz eğilmiş olabilirim," diye cevap vermiş.

    YanıtlaSil
  7. passive,
    bense o bedeviyi sadece bahtsız sanıyordum...

    YanıtlaSil
  8. Passive in hikayesi yazıyı tamamlayıcı nitelikte olmuş. Ben bunu biraz avamlaştırıp 2 rakı sonrası anlatırım da :)

    YanıtlaSil
  9. gregor,
    haklısın, bedevi her daim bahtsız değil, aksine teşne olabilir pek ala. şair demiş ya:
    "'Kadermiş'... Öyle mi? Haşa, Bu söz değil doğru;
    Belanı istedin, Allah da verdi. Doğrusu bu."

    Not: Tanzanya'da dahi her fırsatta chucky'i açıp takip ederken, gökhan'la bir organizasyon çabası içinde olduğunuzu farkettim. neler oluyor?

    YanıtlaSil
  10. İşte disko topunun hala kaldığı bir mekana gidp şeri şeri lady eşliğinde eğleniriz diye düşündük gökhan sen ben.

    YanıtlaSil
  11. bugune dek okudugum en ilginc gezi yazisi bu olsa gerek :))
    ananas neden ne bicim oldu onu da merak ettim hani...

    YanıtlaSil
  12. A-H,
    bir iş gezisiydi sonuçta.

    tropik meyveleri pek sevmezdim ben, burada yediğim ananasın, papayanın, mangonun tadları samandan farksız gelirdi bana. ama menbaına gidip orada taze yediğimde farkettim, ne harika şeymiş onlar... günde üç öğün, tabak tabak!

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!