1 Eylül 2011 Perşembe

'Unredeemed' Geldim, 'Unredeemed' Gidiyorum.*

* Unredeemed: Kurtarılmamış anlamına gelir. Yazar bu başlık ile okuduğunuz sayfanın en tepesinde (blogu tutmaya başladığı ilk günden bu yana) duran cümleciğe atıfta bulunmuştur.



* --- --- --- --- --- * --- --- --- --- ---* --- --- --- --- --- * --- --- --- --- --- *






Eco, “Devlet çok güçlü olduğunda şiir susar” diyor. Baskı, takip ve denetleme, insanı ezer, içine kapatır. Bir insanın çevresinde ne kadar göz varsa, o kimse sindikçe siniyor, o denli sessizliğe bürünmek zorunda hissediyor kendisini… Hatun Kişi Virgilius’taki her satırı hatmetmenin yanı sıra yorum yazanların bloglarını da didik didik karıştırıyor, diğer yandan kardeşim bile takip ediyor yazılanları. Yetmezmiş gibi saklama çabalarıma rağmen müdürüm dahi haberdar oldu bu blogtan ve ne zamandır okuyor. “Bak aramızda kalsın” dediğim kişiler aramıza başkalarını alıp orgy yaptılar kaç defa, sonuçta onun kankası bunun arkadaşı diğerinin karısı bir başkasının annesi derken bir dünya insan haberdar bu blogtan. Yetmezmiş gibi blog vesilesiyle tanıdığım/beni tanıyan kişiler de cabası. Öyle bunaltıcı bir hal aldı ki, artık yazdığım şeylerin hesabını vermekten bıktım, öncesinde “ne düşünecekler?” diye kafa yormaktan da… Başlangıçta kendi şiirimi yazmak için çıkmıştım yola, kimsecikler beni duymuyordu ve sesim azıcık yankılanmasının ardından kaybolup gidiyordu evrenin boşluğunda; gel görelim artık istediği hiçbir şeyi istediği gibi yazamayan, eli kolu bağlı, sesi çıkmayan dilsiz bir hale dönüştüm.



Bütün suçu çevremdekilere atarsam haksızlık etmiş olurum, madem blogta gerçek hayatta olduğumdan daha dürüst davrandım bu güne dek, ikinci bir etken olarak şunu da eklemeli ve durumu iyice açıklığa kavuşturmalıyım: Son dönemde iyice salaklaştığımı hissediyorum, kendime baktığımda ister zekâ geriliği, ister zekâ donukluğu denilsin, düpedüz banal, odunsu bir hale büründü zihinsel melekelerim; sanki bir ırmak, ya da su kaynağı vardı da kurudu, kıtlık hâkim oldu kafamın içinde. Kibritleri bitirince neye yarar ki boş kibrit kutusu?



Son olarak, bu zamana kadar o kadar çok konuda o kadar çok şey zırvaladım ki, kendini tekrarlar hale dönüştüğümü görüyorum, üstelik daha önce çok daha yetkin ve güzel ifade ettiğim şeyleri derme çatma bir şekilde yinelemek zorunda kaldığımı görünce için sıkılıyor. Diğer bir değişle yazılacak her şeyi yazmışım… Güneş altında yazılacak hiçbir şey kalmamış benim için.



Tam beş sene önce, 2006 senesinin 2 Eylülünde başlamışım blog tutmaya, bugün beşinci sene-i devriyesini idrak ediyoruz. Kutlu olsun! ( veya “Hassiktir oradan Oğuzcuk, git kendine başka bir kubur bul içini dökecek.”)



Burayı “şimdilik” kapatmıyorum. Google’dan o kadar çok arama geliyor ki, minicik çaplı bir ansiklopedi bile sayılabilir Virgilius.



Hepsi bu kadar. Baş baş.





















Turn the Page…







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!