26 Mayıs 2011 Perşembe

Çağımızın Hastalığı Stres Üzerine... (ya da "Boktan Meselelere Devam")

Tottenham Hotspur- Blackpool maçının son dakikalarıydı, Dafoe’nin 89’da attığı golle skor 1-1’e geldikten sonra zaten insanüstü bir tempoda geçen mücadelede oyuncular maçın bitime yakın iyice delirmiş gibi koşmaya, savaşmaya başlamışlardı, öyle ki “bu maçı kazanan cennete gidecek” deseler ancak gösterebilirlerdi o derece inadı ve coşkuyu. Elimdeki çokokreme yumulmuş, gözlerim ekrana kilitlenmiş, futbolu yarattığı için Tanrıya şükrederek heyecanla kendimden geçmişken, yandaki koltukta kitap okuyan Hatun birden bana dönüp sordu:


- Çocuk istiyor musun?


- Hı? (Blackpool’un kontratakları çok tehlikeli oluyor, aptal Tottenham defansını ileride tutup rakibi kendi yarı sahasında boğacağım diye stoperlerini bile öteki ceza alanında dolaştırmaya başladı, savunma boş, gol yiyeceğiz!)


- Daha önce çocuklarla anlaşamadığını söylemiştin ama gene de sorayım dedim, bir çocuğun olmasını ister misin?


- Senden mi??? (Gareth Bale sakatlandıktan sonra oyunun şekl… NE DİYOR LAN BU KADIN?)


- Evet benden tabi…


- Ama… Bunun için önce evlenmemiz gerekmiyor mu? (Allahım aklıma mukayyed ol, bari şu maç bitseydi a.q., kafasına tuğla filan mı düştü bu Hatunun ya…)


- Evet, zaten çocuk evlendikten sonra olacak.


- Ben evlenmeyi düşünmüyorum ki? Çocuklarla da anlaşamam, hem onlar da beni sevmezler zaten. (Bu konuşma hayatımda yapmaktan en çok korktuğum konu… Nasıl da pusuya yatmış, en olmadık anda sordu! Bütün kadınlar hepiniz aynısınız dediğimde de kızıyor bana!)


- Tamam, ben sorayım dedim… Bunu bilmeye hakkım vardı.


Ne kadar aptallaştığımı anlatabilmem mümkün değil. 2,5 senedir beraberiz, iyi günümüz, kötü günlerimiz oldu, fakat maçın uzatmaları oynanırken aramızda geçen bu konuşmanın teması olan evlilik-çocuk konusu ilk defa (7 Mayıs’ta) böyle cart! diye gündeme getirilince bilgisayar oyunlarında yeni bir level’a geçilmesi misali, ilişkimizin yeni bir boyut kazandığını idrak etmiş oldum; Hatun düpedüz kırmızı çizgilerimi aşmaya teşebbüs ediyordu, üstelik değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek çizgilerdi onlar.


Son darbeyi de Hatun kişi vurmuş oldu böylece…


Pazartesi günü gittiğim dahiliye doktoru, ilk muayenesi ve anlatımlarımı dinlemesinin ardından bende reflü ve irritabl bağırsak sendromu [bakınız bir alttaki post] olduğuna dair kanaatini açıkladığında, bunların organik değil psikolojik nedenlerden kaynaklanan rahatsızlıklar olduğunu da ekledi, tahlil ve grafilerin sonuçları alınıp daha ciddi bir sorun olmadığı konusu netleşince psikiyatri servisine yönlendirecekmiş beni.


Sordu, “hayatınız ne kadar stresli?”


Ulan stresten bol bir şey var mı hayatımda?


- Z. nin başına gelenler aileyi tümden sarstı, hala da darmadağın bir hayat sürüyor tüm bireyler, kız ölümlerden döndü; kardeşim perişan, herkes kendi derdini unutmuş elbirliği ile yardımcı olmaya çalışırken aslında çile kişisel dolduruyor, bu biiir.


- Hatun evlenmek istiyor. Üstelik benimle evlenmek istiyor. Bundan büyük bir meydan okuma ile karşılaşmamıştım uzun zamandır; “ne güzel, mutluyum, huzurluyum, kafama göre, ruhuma denk, kalbime ve aklıma uygun bir hatun bulmuşum, mızmız değil bok püsür sorun yaratmıyor” derken, Tottenham – Blackpool maçında baklayı çıkardı ağzından… Meğer O da farksızmış diğerlerinden.


- Z.’ye ameliyatından evvel hastanede orasına burasına kablolar, hortumlar, cihazlar bağlanmış iken, moral vermek için yanına yaklaşıp “sana söz veriyorum, buradan çıkıp evine gittiğin gün ben de sigarayı bırakacağım” demiştim… Nasıl da sevinmiş, yapabildiği en kocaman şekilde gülümsemişti. Çok zor, bin bir güçlükle konuşabiliyordu o zaman, kısmî felci vardı, vücudunun bir tarafı da işlevsizdi. Unutur sanmıştım, ne bileyim böyle olacağını, operasyonu (nispeten) başarılı geçince her ziyaretim sırasında alışkanlık haline getirdi “beğn çıkığğnca, siğarayı bırakıcan, söz veğrdin” demeyi. Eh, çok şükür taburcu oldu nihayetinde, o günün sonunda son sigaramı içtim ama tam bir ay geride kaldı kalmasına da, hala dudaklarımı ısırıyorum nikotin yoksunluğu krizine girip. Üstelik ilaçla, bantla sakızla filan da değil, a.q. sanki irade abidesiyim, pat diye bıraktım… Çok zor çok…


- Sigarayı bırakmak, sanki sürekli oruç tutuyormuş etkisi yarattı üzerimde; bu vesileyle sigaraya nasıl bağımlı olduğumu da anlamış oldum. Düşünme melekem budanmış gibi hissediyorum: Zihnimi toparlama, konulara yoğunlaşma, dikkatimi toplama çabası ister iş yerimde çalışırken, ister ağır ve derin bir kitapla boğuşurken olsun hep sigara dumanının yardımcılığıyla üstesinden gelebildiğim bir şeydi, bir altta dediğim gibi tıkanmış borulardan farksız beynimdeki nöronlar. Sigarasızlık deli ediyor beni. Meğer ne kadar seviyormuşum ben sigarayı… Yıllar yılı sevgi sıralamama onu koymamakla ettiğim haksızlığı şimdi fark ediyorum. Kesinlikle ilk üçü hak ediyormuş meret… [Sevgi sıralaması: 1- Beşiktaş 2- Slayer 3- Bebişim 4- Scarlett 5- Zeytinyağlı Yaprak Sarması 6- Hatun. Bu listede Hatun bazen 5. sıraya yükselir… Bu aralar altıya demir attı- Hak etti!!!]


- Bir zamanlar prenslerin en parlağı konumunda olduğum iş yerimde şimdi bütün 19 yy. Rus romanlarında mutlaka bir karakterle yer verilen “besleme” rolündeki bir pozisyona düştüm. Devlet kurumlarında düşmez kalkmaz bir Allahmış meğer, benden kurtulma planları yapıyorlar, eskiden kaçmak için can attığım ama zorla tuttukları bu şehirden şimdi beni koparıp atma derdinde olduklarını gizlemiyorlar bile. Hiç “birilerinin” adamı olmadığımdan senelerce “her kesimle” anlaşabilen konumda kalabilen birisi olarak, şimdilerde “birilerinden” olmadığım için hor görülüyorum, ulan zamanında gönderseydiler ya Doğu’ya! Şimdi annem hasta, babam hasta, yetmezmiş gibi diğer sorunlar pik yapmışken zamanı mı bana “benden yana olmayan bana karşıdır” muhabbeti yapmanın!


- Üç kuruş param vardı, üç kuruş da olsa bütün param da oydu ama bankadan çektiğim dövizleri hiç anlamadığım, akıl sır erdiremediğim Borsa’ya bilumum tahrik ve illüzyona kapılıp o parayı yatırdıktan sonra paranın %40’ı eridi gitti. Dediğim gibi bütün param oydu a.q.! Bu para nereye gitti, geri gelir mi, kişisel devalüasyonum ne zaman düze çıkacak, endişeli bekleyişim sürüyor…


İşte, doktor “hayatınız ne kadar stresli?” dediğinde durakladım, dudağımı büküp “çok” dedim… Ne söyleyeyim ki “beni kapatmak, özgürlüğümü elimden alıp zincirlemek isteyen bir kadın var, üstelik lanet olası Hatunu seviyorum” mı deseydim, “annem kardeşimin hasta eşine ve iki küçük çocuğuna bakmaktan ne kendisiyle ne de babamla ilgilenebiliyor, hangisi daha evvel yıkılacak merakla bekliyorum” şeklinde sızlansa mıydım, sigarasız geçen bu dört haftada düşünemeyen, konuşamayan, aciz ve sefil bir adama dönüştüğümü anlatıp “reçetede günde bir paket Kent ya da Parliament yazar mısınız?” diye rica mı etseydim, borsada tüyo mu isteseydim vs, vs…


Pazartesi günü çift kontrastlı kolon grafisi çektireceğim bütün bu stres faktörlerinin sebep olduğu “kaka yapamama” durumu yüzünden… Bağırsaklarım patlayacak gibi ve evet, öncesinde 24 saat uyacağım çok sıkı bir diyet, kullanmam gereken bol müshil ilacı ve… lavman var.. (a.q.!!!)


Bir yanda evlenmek isteyen bir kadın, öte yanda bekâretini kaybedecek bir göt…


Heyecan ve stres katlanarak artıyor… Bağırsaklarım bu gerilimi kaldıramayacak diye korkuyorum…


Hiç mesut değilim.

22 yorum:

  1. Bu yazıya gelecek yorumları merakla bekliyorum. Çekirdek de alıcam bakkaldan birazdan.

    YanıtlaSil
  2. Virgilius,
    Tam gülme efektli bir not yazacaktım ki, Müge'nin yorumunu görünce, iyiden iyiye güldüm.
    Sonra durdum düşündüm, sen böyle sinir ve gerilim içindeyken nasıl böyle "komik" algılanacak şekilde yazıyorsun?
    Acaba yazdıklarını sahiden sinir içinde mi yaşıyorsun, yoksa buradan benim algıladığım absürd hali mi yaşıyorsun?
    Mide ve barsakların seni perişan ettiğine göre, sinir içinde olmalısın. Bu da (yıllar önce yaşadığım için pek yakından bildiğim) lanet bir kısır döngüdür; sindirilemeyen besinler nedeniyle insan bir kez daha mutsuz olur, mutsuz olunca sindirim sistemi yine kasılır.
    Ve yıllar sonra asıl önemli olanın şu olduğunu öğrenmiştim; sindirim sistemindeki arızalar, ifade edemediğimiz duygularımızın organlarımız üzerinden açığa çıkmasıdır. Bunu öğrenince de herşey yoluna girmişti!:)

    Doktorlar organlarının iç halini bir görsünler bakalım, umarım onlar için uygulanacak tedavi, duygularını da yoluna koyar. :)

    Ben de ders verseymişim bari, çenem açıldı!
    Bu kadar gevezelikten sonra bir de şunu diyeyim; bu halinde bile senden çocuk yapmayı düşünen bir kadın varsa yanıbaşında, ona sıkı sıkı tutun, bence.

    YanıtlaSil
  3. Müge,
    Bu yazıya merakla beklenecek türden yorum gelmez, dalga geçecek, orta yapıp gol atılmasını bekleyecek, polemikle beni filistin askısına yerleştirecek kişilerin hepsi elini ayağını çekti bloglardan; hal böyleyken geçmiş olsun dilekleri sabır temennileri filan gelir en fazla...
    Ha, bana da o lazım zaten :-)

    Ekmekçikız,
    Benim çok ciddi bir "ciddiyet" sorunum var. Üç gündür kendime nasıl lavman yapacağımı düşübüp geriliyorum burada. Stres faktörlerinin arasına bir de bu eklendi. Dediğin gibi kısırdöngünün şahına kapıldım gidiyorum.
    Doktorların iç organlarımda boncuk bulacaklarını sanmasam da, bakalım, ne görecekler orada, hayatın anlamını görürlerse bana da söylerler herhalde.

    Son olarak, ne varmış halimde? O sıkı tutunsun bana!

    YanıtlaSil
  4. sevgili virgilius,
    bütün erkekler dünyadaki tüm kadınlarla yatmak, bütün kadınlar da sevdikleri adamla eninde sonunda evlenmek isterler. bunu coğrafya sınırları içinde bu kadar genelleyeyim hadi. ümidimi hepten yitirmek bana göre değil..

    bir de sevdiğim bir arkadaşımın son zamanlarda söylediği bir lafı paylaşayım. insan ağzıyla yiyebiliyor dötüyle de s.çabiliyorsa, bilsin ki mutluluk budur... :) ki çok doğru bir laf bence...işşallah mutluluğu bulursun :) ki bulursan zaten rahat rahat s.çabileceğine inanıyorum :)

    lavman içinse şimdiden geçmiş olsun valla...

    YanıtlaSil
  5. pazar akşamüstü, dolaptan buz gibi birayı çıkartıp ne zamandır kim ne yazmış bakmıyorum, bir bakalım virgi (samimiyet beyanıdır, beğenmezsen vazgeçebilirim) birşeyler yazmış mı diye açınca yüzüm biraz buruştu. malum konuyla ilgili paragrafları, buz gibi biranın yanında okunacak şeyler olmadığı gerekçesiyle pas geçtim.

    malum konuyla ilgili sadece beterin daha beteri var, prostat sorunun olup parmaklatmaya da varabilirdi iş, yat kalk dua et diyeceğim. operasyonun sonucunu ve detaylarını yazmaman ümidiyle.

    kısa keseyim, bencileyin evlen abicim sen Hatun'la. vallaha. kendisine saygılarımı sunarım.

    yemek?

    YanıtlaSil
  6. kelebeklerözgürdür,
    İlk paragrafı Schopi'den araklamış gibisin ama zaten bu tespit o kadar evrensel ve doğru ki, coğrafya ile zaman aralığı ile sınırlandırılamaz. Sen ve Schopi haklısınız.
    İşin kötüsü ne erkekler yukarıdaki tespitteki kendi rollerini itiraf ediyorlar, ne de kadınlar kabulleniyorlar. Söz glimi bu postu okuyan Hatun iyi bir fırça attı bana, güya (artık) artık ikna edilmesi gereken kişi kendisiymiş... Rol çalmak, "istemem yan cebime ko" demek gibi bir şey bu... Bense kendimi düpedüz tuzağa düşürülmüş gibi hisediyorum, Slayer'in "awaken in a web like hell/how did I reach this place?" diye başlayan bir şarkısı vardır, tıpkı o hesap, birden uyandım ve lanetlendiğimi gördüm...
    Bugün hastanede yaşadıklarıma gelince...
    oraya gelmeyelim, sadece şunu söylemekle yetineyim: bana neler yaptıklarını merak eden ve işim bitince mutlaka kendiini aramamı istyen annemi aradığımda, "annecim, işlem tamamlandı, artık bana zengin bir koca bulursan söz, evlenirim" dedim.
    İlk anda şaşırdı, sonra yanlarına taşınmamı tavsiye etti, bana nakış dikiş öğretmeye karar vermiş.
    Öyle işte.

    evli adam,
    Bana sadece gregor "virgi" diye hitap ederdi ama o öldükten sonra sen de virgi diyebilirsin, rahat ol hocam.
    Detayları yazmak için can atıyorum ama kıçıma takılan borudan bağırsaklarıma zerkedilen ilacın içimde yarattığı serin ürpetiyi kimsenin merak ettiğini sanmıyorum :-)
    Evli Abi, neden evleneyim o Hatun'la? Eskisi gibi elimi sallasam 50 tane gelmez ama 3-5 tane düşer hala, tek kadınla -velev ki seviyor olsam da- kendimi nasıl ziyan ederim?
    Not: Sana başından beri uyuz oluyor, benimle evlenirse (farkındaysan 'onunla evlenirsem' demedim) ailece size oturmaya gelme teklifinde bulunabilir ama beni yalnız başıma sana göndermez o kadın... 2,5 sene sonra dişlerini çıkardı, görmüyormusun?

    YanıtlaSil
  7. Gerçekten de şu posta bi Talisman bi Gregor lazım ki seni aralarına alıp iyice bir oradan oraya hoplatsınlar. İfadelerindeki seksizmi Talisciğim bir güzel dilim dilim dilse, mantığındaki gedikleri Gregor birer birer tespit edip seni tefe koysa bi, keşke. Meydan boş kaldı, ağzına geldiği gibi konuşuyorsun.

    Yazıyı ilk okuduğumda benim de içimden gülmek geldi. Sonra kızdım kendime, "yahu bi sürü sıkıntısını anlatmış nesine gülüyorsun" diye. Mind you, hatunla olan kısımlar değildi sıkıntı olarak nitelendirdiğim. O mevzuda asıl "istemem yan cebime koy"cunun kim olduğu çok belli. Hatunun ne yapsa mest olduğun ve onunla gurur duyduğun da. Sırf erkekliğin şanına halel getirmemek için yaptığın sahte homurdanmalarınla kendini avut sen ancak Benedict Bey. Evli Adam'a dediğin şeye gelince, elbette senin şu saçma sapan şatafatlı, gürültülü patırtılı, cafcaflı aurandan dolayı etrafında bi sürü kendini vamp zanneden vampirler yahut saftirik pervaneler olacaktır. Onlarsız değil onlarla geçirdiğin vakte yazık. Ama Virgi (miri malı oldu madem, ben de kullanayım)ışığa değil de ateşe geleni, seni sen olduğun için seveni, hem sana katlananını hem de buradan bile bize tatlı tatlı "katlanmıyorum, seviyorum" diyenini bulmuşsun, bunama, sıkı sıkı tutun ona, kafana yumruğu yeme.

    Bu arada linkini bulmaya üşendim şimdi, yoksa ben de senin bi yazının linkini verecektim. Ama tabii ki kendi yorumum için. Anladın sen onun hangi yorum olduğunu, eheh.

    YanıtlaSil
  8. geçmiş olsun virgilius!..nakışı boşver, sıkılırsın.

    ironiyle de olsa çok özel ve dikkatli olunması gereken bir konu hakkında yazmışsın. aslında yorum yapmamam gerekirdi. ama kamu malı gibi olunca konu, öyle yazdım. hatuna ve sana gerçekten özürlerimi sunarım.

    felsefi olarak veya arak değil, direk deneyimden tümevardım. ama schopenhauerin katıldığım kadar katılmadığım düşünceleri de var konu hakkında. aşık olduğum adamın, yapabilse, dünyadaki tüm kadınlarla yatmak isteyeceğini biliyorum. ha yatabilecek mi? hayır. yatabileceğini veya bunu en azından denemeye kalkışacağını düşünseydim, sanırım vaktimi onu anlamaya harcamak istemezdım. ben de bir kadın olarak, onu sevmeye devam edersem, eninde sonunda onunla evlenmek veya birlikte yaşamak, hatta belki çocuk yapmak isteyebileceğimi biliyorum. bu ülkede de bunun adı evlilik oluyor çoğu zaman. o yüzden coğrafya dedim.

    ergo, ne kendimizi ne başkalarını kandırmaya gerek yok diyorum. :) son olarak, keep it human (şirket mottomuz :p)...bence insan olduğumuzu unutmadıkça, herşey crystal clear...

    YanıtlaSil
  9. Passive Apathetic,
    Sizin seksizm diye burun büküp eleştirdiğiniz nice söz ve davranış, insanlık tarihinin günümüze kadar damıtılmış, süzülüp gelmiş, rafine olmuş mirasından başka bir şey değil. "Eşitlik" ve "denklik" kavramlarını birbirine karıştırmanız yetmiyormuş gibi, bu modernist dünyanın karanlığında sanal üstünlük çabasındasınız. Meydan boş kalmadı, meydan hep bizimdi, son 100-150 yıldır bu meydanı işgal ettiniz sizler. Cinselliğinizi kullanmadığınız müddetçe "değer görmek için" ancak bizlerin alicenaplığını gözetlersiniz, bu arada sahte kibarlık ve özen gösterilerimizin de sujesi olmakla kendinizi kandırmakta sonuna kadar özgürsünüz.
    Boşuna söylemiyor Slayer;
    "You're nothing
    An object of animation
    A subjective mannequin
    Beaten into submission
    Raping again and again."

    gelelim diğer konuya...
    Gayet doğal olarak ben de beğenilmekten, ilgi görmekten, (belli bir noktaya kadar) üzerime düşülmesinden hoşlanıyorum. Hatta götü tavanda gezen aşırı şımarık/şımartılmış bir koca götlü olarak ilgi arsızından da öte, bağımlısıyım. Bu kadar berbat ve çekilmez bir karaktere sahipken, beni sevip pohpohlayan bir hatun çıktı işte karşıma. Hamdolsun, buraya kadar herşey yolunda.
    Ama sevgili PA, fazla ışık insanı kör eder... Fazla sıcak yakar, fazla tatlı hasta eder, en güzel müzik bile olsa, fazla yüksek ses sağırlığa neden olur. Evlilik, doz aşımı nedeniyle "erkeğe" iyi gelecek bir ilacın (yani "kadının") zehir halini almasından başka bir şey değil, "mutlu olunacak, Ol!" cümlesi gibi, doğallığı terkedip bunu resmi ve kurumsal hale getirmektir.

    Bana katlanıyor çoğu zaman... Bana katlanmasını da çok seviyorum O'nun.

    YanıtlaSil
  10. Kelebeklerözgürdür,
    Teşekkür ederim... Göreceğiz bir kaç güne kadar içeride neler olup bittiğini :-)

    Rica ederim, dilediğin gibi, diledğin şekilde, istediğin içerikte yazabilirsin. Herkese verecek cevabım var:-)

    Sözünü ettiğin konu hakkında ben de (senin yorum yaparak renklendirdiğin) eski bir yazıda gevelediğim bir kaç cümle vardı, şu "Muhteşem Yüzyıl ve Çağrışımları Üzerine" nin tamamı, özellikle de son paragrafı bu konuya parmak basıyordu. Hak veriyorum o yüzden sana.

    Son olarak şirket motto'nuza bayıldım:-)

    YanıtlaSil
  11. Hükümdarın biri alimleri yanına toplayıp, "bana öyle bir şey söyleyin ki aklıma geldiğinde üzüntülüysem üzüntüm, sevinçliysem sevincim geçsin. Eğer bulamazsanız hepisinizin kellesini alırım." demiş.
    Alimler günlerce düşünmüşler fakat işin içinden çıkamamışlar. İçlerinden biri son kahvaltısını yapmak üzere hemdemlerinin birinin yanına gitmiş. Yemek masasına oturduğunda kederinden, sıkıntısından bir lokma yiyemiyormuş. Dostunun dokuz yaşındaki küçük kızı, "baba bu amca niye yemek yemiyor?" diye sormuş. Adam durumu kızına anlatmış. Kız, "Ben onun derdinin çaresini biliyorum, ama bir şartla söylerim, yemeğini yesin, üzülmesin" demiş. Alim bir yandan çocuğun buna nasıl çözüm bulacağını anlayamazken, diğer taraftan da onu kırmamış. Yemeğin sonunda küçük kız şöyle demiş:
    "Padişaha söyle, baş parmağına 'yezülü' kelimesini yazdırsın."
    Yezülü "bu da geçer" demektir. O gün alimlerin başı kurtulur.

    Buradan çıkan sonuç belli, ama ben ek olarak "çocuk yapmak o kadar da kötü bir fikir olmasagerek" diye eklemek isterim :))

    YanıtlaSil
  12. Sevgili Virgilius,

    Son cümlen hariç tüm söylediklerine: Peh.

    YanıtlaSil
  13. http://muhabbetindibindeyim.blogspot.com/

    Sigara 1 numara olur, çünkü kaybetmişsin.
    1den sonra gelenlere dikkat etsen fena olmaz sanki, onlarda elinden gidince tavan yapmasın.

    güzel yazı klavyene sağlık...

    YanıtlaSil
  14. mihman,
    anlattığın hikaye gerçeklere aykırı, 9 yaşındaki kız çocukları sözünü ettiğin tarzda egzistansiyalist felsefe kokan yorum ve örneklemelere kafa yormaz, o canavarların derdi tasası "bunları dert etmesi için on yaş büyük olmalı" diye bizleri şaşkınlığa düşüren kılık-kıyafet-toka-saat-ayakkabı-çorap-çanta uyumu mücadelesine girmek oluyor 9 yaşında. Bu küçük ejderhalardan bizde bir tane var, oradan konuşuyorum böyle.
    Hikaye güzelmiş, bu da geçer ya Hu gibi... teşekkür ederim.
    Hep diyorum, ben kediye bile bakamadım, ne çocuğu ya?

    passive apathetic,
    benden de sana Peeeeeeehhhhh...

    genco,
    sigara bu kadar güzel olmasaydı bir milyar insan içmezdi onu.

    sarya,
    teşekkür ederim canımmmm :-)))

    YanıtlaSil
  15. Onca şey yazmışsın da ben hala lavmanda kaldım; kendi başına gelmesinden korktuğu birşey başkasına olduğunda acımasızca eğlenen 9 yaş çocuğu gibi gülüyorum. Çok boktan püsürükten bir insan oldum sanırım.
    Bi' de yaş oldu kaç, çocuğu boşver onlar evil yaratıklar da evlenmek/beraber yaşamak lazım artık. Mutualism mi diyorduk buna ne?

    YanıtlaSil
  16. Merakımı mazur gör, blogtan hatunun haberi var mıydı ?

    YanıtlaSil
  17. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  18. haddimi aşmak istemem de, bu kız seni terkeder haci.acı ceker, uzulur özler ama terkeder.

    YanıtlaSil
  19. ligea,
    haddini aşman konusunda cesaret verici bir üslubum var, dolayısıyla haddini aştın ama doğrusu bunun için epeyce kışkırtılmıştın:)

    beni niye bıraksın hoca, gül gibi adamım, Hatun ne kadar talihli olduğunun da farkında ayrıca. benim değerimi bilecek biri olmasaydı, zaten bunca zamandır türlü olumsuzluklarıma da tahammül etmezdi. Kısaca, seviyorum keratayı. O da beni. sevenler ayrılmasın, kötü kehanetler hayat bulmasın:-)

    YanıtlaSil
  20. ayrılmayın,sevişin evlenin. degerini bilecek kızsa nerden bulcan oyle kızı, gül gibi yani:)ne bilem ole işte. boyle kehanet olsun.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!