Derin dondurucu ayazıyla esen soğuk rüzgârın içinde buz kesmiş Çarşamba akşamı, Fatih’teki Sarıgüzel Caddesi üzerinde bulunan salaş ve mahzun görünümlü Karadeniz Pidecisine götürdüm arkadaşımı veda yemeği için, üç saat sonra havaalanında vedalaşacaktık ve bir daha kimbilir ne zaman Türkiye’ye gelebilirdi, ikimiz de bilmiyorduk. Last Supper’ı yapacağımız bundan daha iyi bir yer de olamazdı: Adamların kullandığı Trabzon tereyağının kıvamını, peynirli pide ile uyumunu, ağızda çiğnenirken yaşanan benzersiz haz duygusunu anlatabilmem mümkün değil, o küçük karanlık dükkânda, o sefil adamın yaptığı pideyi her zamanki gibi mest olarak indirdik mideye.
Bir yandan pidelerin tadına varıp, bir yandan da birlikte son saatlerimizi geçirdiğimizin bilincinde sohbet ederken, köşedeki TV’de Muhteşem Yüzyıl dizisi başladı, bu dizinin önemi, içeriği ve Türk kültürüne katkısı hakkında hiçbir şeyden haberim yoktu televizyon kullanmadığımdan, arkadaşım ise bir gün önce evinde TV karşısında zap sörfü yaparken Samanyolu TV’de bu dizi için sapıklık, ahlaksızlık, ecdada küfür edildiği gibi çok çeşitli methiyelere rast geldiğini, bu negatif reklam sayesinde de diziyi çok merak ettiğini ve ekranda belirmesinin çok hoş bir tesadüf olduğunu söyledi, pidelerimizi yerken gözümüz de ekrandaydı zaten, yarım saat kadar izledik, hesabı ödeyip kalkacağımız ana dek.
Dizi kültürüm yok, en son House izlemişimdir birkaç bölüm o kadar. Hatta senaryolarını eski dostum Gökhan ve uzun zaman önce aramızdan ayrılan Borsalino'nun yazdığı onca diziye dahi bir kere olsun “diziyi siktir et, benim elemanlar ne yazmışlar acaba?” diye merak edip bakmamışımdır bile. O yarım saatlik sürede Kanuni’nin tahta geçişine dair bir anlatım vardı, bir de Hürrem’in kaçırılışına ve Saray’a getirilişine dair görüntüler. Oyunculuk berbattı, Sahnelerden döneme ait minyatürlerden adapte edildiği belli olan yapmacıklıklar taşıyordu, hele Hürrem’in her fırsatta -en az beş ayrı sahnede- birilerine tükürmesi ve sürekli çığlık çığlığa bağırıp sağa sola saldırması aslında yapımcıların acınası bir tarzda “kusura bakmayın ama anlatacak bir şeyimiz yok, o yüzden anlatamıyor ama gösteriyoruz, bakın aksiyon, dekor, kostümler ne güzel, idare edin” diyerek, olsa dükkân senin havasında dizinin zayıflığını itiraf etmelerinden farksız değildi. Kısaca, yarım saat içinde bende yarattığı ilk izlenim -Gregor’un puan sistemine göre- bok gibi bok oldu.
Kalkarken arkadaşım sordu:
- “Bu dizide ecdada nerede küfür ediliyor, sapıklık ithamı denilen ne, ben anlamadım, hareme sikilecek kuku olarak getirilenler ve bu karıların kuku olarak kimliklenmeyi kabul etme sürecinde yaşananlar var” dedi.
Tebrik ettim bu tespitinden dolayı, sonra ona bir sırrı fısıldadım:
- “Evet ama bilmiyorsun sanırım. Osmanlı saraylarında seks yasaktı. Kimse kimseyi sikmezdi, Harem dediğimiz yer de sanıldığı gibi devasa bir yatak odası değil, aksine, Beyoğlu Kız Teknik Öğretim Olgunlaşma Enstitüsü gibi bir yerdi, dünyanın her bölgesinden en güzel, en çekici, en baştan çıkarıcı seksi kadınlar kaçırılır, ta İstanbul’a, Hareme getirilir ve bu yavrulara zorla el sanatları, makreme, ebru, çini, seramikçilik, tezhip gibi uğraşlar kazandırılırdı. İşte kimileri bu dizide gerçeklerin çarpıtılmış olduğunu öne sürüp karalama kampanyasına giriştiler ki, sonuna kadar haklılar, Harem denilen yer bir eğitim merkeziydi abi.
- Dalga mı geçiyorsun?
- Evet, bir dakika hesabı ödeyeyim yolda konuşuruz.
Arkadaşım fizikçi, benimse hiçbir konuda uzmanlığım bulunmadığından tarih ve tarihi konular üzerinde gerçekler, doğrular, objektif yorumlar değil, ancak spekülasyonlar ve türlü geyikler çıkar bizim gibilerden. Bununla beraber yetkin görünen, eğitimi, mesleği, ekmek kapısı tarihçilik olan insanların da söyledikleri sadece keyfi yorumlardan, çarpıtmadan ve aslında en basit ifadesiyle kandırmadan başka bir şey değil. Tarih denilen alanın doğasında vardır bu, “tarih yapmak değil, tarih yazmak önemlidir” diyenlerin sözünü ettiği de aynı şey, nasıl aktarıldığı yani. Rejim değişikliklerinde, devrimlerde, toplumun geçirdiği siyasi dalgalanmalarda derhal okul müfredatlarındaki tarih ve edebiyat kitapları değişir. Fizik değişmez, F=m.a kuralı Taliban’da da, Küba’da da aynıdır, tıpkı matematik, kimya ve benzeri fen bilimleri gibi. Ama tarih yeniden yazılır. Olaylar, kişiler, kavramlar yenilenir, içleri boşaltılıp tekrar, başka şekillerde doldurulur. Buradaki formül çok açıktır, İsmet Özel’in enfes tespitini konuya uyarlamak için biraz değiştirerek şu şekilde ifade edebilirim; “Tarih yardım eder; tarihçi, teorisini destekleyen yalanları öğretir.”
Lise yıllarımızda Osmanlı Devletinin geri kalması ve Batılı güçler karşısında zayıf duruma düşmesinin en büyük nedenlerinden biri olarak şu argüman öne çıkartılırdı: Osmanlıların kullandıkları gemiler Akdeniz ve Ege gibi denizlerde seyir yapabilecek durumdaydı, boyutları, yapıları Okyanuslara çıkmaya, coğrafi keşifler vs. yapmaya uygun değildi. Hal böyle olunca Batılılar, yani okyanusa kıyısı olan İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz vs. yeni topraklara ulaşabildiler ve insan gücüne, özellikle de hammaddeye kavuştular. Bu kaynakları ülkelerine getirip işlediler, üretime kattılar, derken sanayileşme oluştu falan filan. Yani aslında Osmanlının en büyük şanssızlığı Akdeniz’e sıkışmış olmasıydı, Cebelitarık’tan dışarı çıkamıyordu. Zincirsiz lastikle buzda gidememek gibi. Bilmiyorum şimdi de okullarda bunlar mı öğretiliyor, zamanında bizi böyle kandırmışlardı. Geçenlerde Türk Donanmasıyla ilgili bir şey ararken, Wikipedia’da karşıma çıkan sayfada şöyle bir maddeye denk geldim: Operations in the Atlantic Ocean. Atlas Okyanusundaki Faaliyetler. Şaşırdım, Türklerin Atlas Okyanusunda faaliyet adı altında yaptıklarını düşündüğüm tek şey Piri Reis’in haritasıydı, belki benzeri nitelikte çalışma yapmış birileri vardır diye okumaya karar verdim. Kısa paragrafın her kelimesinde nutkum biraz daha tutuldu:
Starting from the early 17th century, the Ottoman fleet began to venture into the Atlantic Ocean (earlier, Kemal Reis had sailed to the Canary Islands in 1501, while the fleet of Murat Reis the Elder had captured Lanzarote of the Canary Islands in 1585).In 1617 the Ottoman fleet captured Madeira in the Atlantic Ocean, before raiding Sussex, Plymouth, Devon, Hartland Point, Cornwall and the other counties of western England in August 1625. In 1627 Ottoman naval ships, accompanied by corsairs from the Barbary Coast, raided the Shetland Islands, Faroe Islands, Denmark, Norway, Iceland and Vestmannaeyjar. Between 1627 and 1631 the same Ottoman force also raided the coasts of Ireland and Sweden.In 1655 a force of 40 Ottoman ships captured the Isle of Lundy in the Bristol Channel, which served as the main base for Ottoman naval and privateering operations in the North Atlantic until 1660, when Ottoman ships appeared off the eastern coasts of North America, particularly being sighted at the British colonies like Newfoundland and Virginia.
Nutkum tutuldu diyorum çünkü acaba doğru mu anlıyorum diye bir daha bir daha okudum bu satırları. 17. yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı Donanmasının Atlas Okyanusuna çıktığı, Kanarya Adalarını, Maderia’yı ele geçirdikleri yazıyordu, İngiltere’nin batısındaki şehirleri, ayrıca Danimarka’yı, İzlanda’yı, Norveç’i, Faroe Adalarını, İrlanda’yı, İsveç’i yağmaladıkları yıl yıl belirtiliyordu. Yetmezmiş gibi Bristol Kanalının okyanusa açıldığı yerde ele geçirdikleri Lundy adasını askeri üs olarak kullandıklarına değinildikten sonra Kuzey Amerika kıtasındaki New Foundland ve Virginia’ya düzenledikleri akınları bu üsten organize ettiklerin dem vuruluyordu.
(Bir İsveçli, Victoria Silvstedt)
Kültürlüyüm, çok okudum, çok bilgiliyim, aşırı ukalayım filan ama böyle bir şeyi aklımın ucundan bile geçiremezdim; Osmanlı Devletine bağlı gemiler Atlas Okyanusuna kıyısı olan tüm ülkelere en az bir posta kaymışlardı bu metne göre. Tabi sadece Wiki’ye amel edip de iman edilmez, teyid etmek için aradım ve bu defa Deniz Kuvvetleri Komutanlığının sitesinde de benzer bir içeriğin ‘Tarihi Miras’ alt başlığında yazılı olduğunu gördüm. Merakla okurken şu cümleye denk gelince de bir hassiktir kelimesi çıktı ağzımdan ve pis bir gülümseme belirdi yüzümde: (…) Prof. Yılmaz ERTUNA, “Türk Tarihinden Sayfalar” adlı eserinde, Türk denizcilerinin, İzlanda seferlerinin ardından, Newfoundland Adası ve Kanada'nın Labrador ve St. Lawrence kıyılarına ulaştıklarını, daha sonra güneye, Virginia sahillerine indiklerini, burada tutsak aldıkları çok güzel bir İngiliz kızını İstanbul'a Padişaha gönderdiklerini açıklamaktadır.(…)
Konfirme ettik.
1- Bizimkiler hiç de söylenildiği gibi teknik imkansızlıklar yüzünden Akdeniz’e hapsolmuş, çaresizlik içinde ‘Bari biz de Akdenizi Türk gölü haline getirelim’ demiş filan değiller, Atlas Okyanusunda at koşturup durmuşlar.
2- Bunların tek derdi ne yüce İslam dinini yaymak için cihat, ne fetih, ne hammadde edinmekmiş, seferlerin çok daha az riski ve insan gücü kaybedilmeye imkân tanıyan Afrikaya değil de, doğrudan Avrupanın kuzeyine düzenlemelerinin yegane sebebi İskandinav karılarını kaçırmak ve ya padişaha hediye etmek, ya da daha düşük konumdaki patronlara getirip satmakmış.
3- Batılı ülkelerin derdi tasası sömürgecilikken, bizimkilerin aklı fikri iri göğüslü sarışınları sikişteymiş.
Dedim ya, ben tarihçi değilim. Benim tarih yorumum böyle olur. Wikipedia’da (Türkçe) İzlanda Seferi başlıklı bir madde var, malum Wiki sayfalarının sol sütununda diğer dillerde o maddenin çevirisi yazılı, ben de İngilizcesini okumak için tıkladığımda karşıma aynı maddenin İngilizcesi bu defa “Turkish Abductions” başlığıyla karşıma çıktı, yani Türklerin Adam Kaçırmaları. Can sıkıcı bir durum. (Ayrıca renk olsun diye bu ve şu var.)
Muhteşem Yüzyıl’ın izlediğim kısa parçasında kimi insanlara göre Hürrem’in ülkesinden kaçırılışının gerçeklere aykırı olduğu ve böylece ecdadın acımasız sapıklar gibi gösterildiği itirazı var ama azıcık/kısacık bir internet araştırması ile bütün bu seferlerin pek de yüksek Osmanlı medeniyetine ulaşma amacı ile yapılmadığı görebiliyor insan.
Görebiliyor mu?
Daha evvel yazmıştım, bir Bizans mistiğine ait olan sözü: İnsan gördüğünü bilmez, bildiğini görür. Yukarıda İsmet Özel’in sözünü uyarlarken “Tarih yardım eder; tarihçi, teorisini destekleyen yalanları öğretir.” demiştim. Kölelik ve benzeri tüm insanlık dışı uygulamalar tarihte her güçlü devlet tarafından uygulandı, Batı bizden çok daha fazla lekelidir bu konuda. Ama ne hikmetse bizimkiler “hayallerinde yarattıkları” kusursuz Türk uygarlığına ve Ecdada bunu yakıştıramıyor. Yakıştıramadığı için de yalan, iftira olarak ele alıyor. İsyan ediyor, karalıyor.
Daha da abartarak devam edeyim, ipimi kopardım ne de olsa.
Her erkek, doğası gereği bütün kadınları sikmek ister. Buna imkân ve güç yetiremez çünkü hem tüm kadınlara ulaşamaz, hem de biyolojik olarak bu hedefe varması mümkün değildir. Gene de hem nicelik hem de nitelik olarak sekste en üst düzeye ulaşmak erkeklerin başlıca amacıdır. Kanuni de bir erkekti sonuçta. (Neden padişah macunu diye bir şey var?) Adnan Oktar bakışı ile etrafını süzen biri olması yadırganacak bir şey değil. Bu durum da Kanuni’yi zayıflatmaz, küçük düşürmez. Bu insan, 72 yaşında ve hasta iken Zigetvar Kalesine yapılan seferde ordunun başındaydı ve ne Harem’de kırıştırırken ne de tahtında osururken öldü, Macaristan’ın güneyinde bir şehirdir Zigetvar, oradaki savaşta hayatını kaybetti. Bu kahramanlığı kim yok sayabilir? Fakat işte, insanları kült haline getirme, kutsallaştırma, etraflarına nurdan bir hâle koyup yüceltme tutkumuz yüzünden idolleştirdiğimiz bu kişilere ne zayıflık, ne de kusur yakıştıramıyoruz, böyle davrananlara da hain, sapık, düşman muamelesi yapmaktan geri durmuyoruz. Sonrasında Kanuni sikecek gibi bakmaz, Atatürk’ün karşısında Said Nursi bacak bacak üzerine atıp oturamaz diye kıyameti koparıyoruz.
Ortega y Gasset’in bir sözü var: “İnsanın tabiatı yoktur, tarihi vardır” der.
Ben dedim diyeceğimi.
Genel:
YanıtlaSilNeden bilmiyorum ama fontları ayarlayamadım, yazının ortasındaki o paragraf ne diye öyle mayak bir şekilde yayınlandı hiç bir fikrim yok, düzeltemedim de, idare edin.)
bi saniye, okumaya başladım.
YanıtlaSilbir iki saat rahatsız etme lütfen.
Gregor,
YanıtlaSilyeminle söylüyorum kısalttım, yoksa bunu Hür Adam-Mustafa Kemal üzerine bir posta daha uzatırdım ama yoruldum ya.
ilk üç paragrafı bitirdim. sanırım çok hızlı gidiyorum.
YanıtlaSilbaşım dönüyor.
bitirebilecek miyim bilmiyorum?
korkuyorum.
hadi gregor yapabilirsin bunu
derin bir nefes alıp yazıya dönüyorum.
şükürler olsun ki bitirebildim, okuyamayanlar için ana fikri çıkarayım:
YanıtlaSil"kanuni de diğer tüm erkekler gibi barney stinsondır" diyorsun.
dizi izlemediğin için barney kim bilmiyorsun. ama tanısan çok seversin.
Gregor,
YanıtlaSilGerçekten bilmiyorum, hangi dizi?
How I Met Your Mother karakteri
YanıtlaSiltüm dünya uluslarından ve her meslekten kadınla birlikte olmayı kendine hedef edinmiş biri.
kanuni ve bütün osmanlı padişahları barney stinson'dır diyor galiba. freud'un bu konuda açıklamaları var ama kendisini sevmiyorum, neden hep o aklıma geliyor yazılarını okudukça bilmiyorum.
YanıtlaSilGregor,
YanıtlaSilbir zamanlar benim de her meslek grubu takıntım vardı ama mühendis bulamayıp bazılarında ikinci tura başlama durumu oluşunca heyecanı kaçtı.
Passiflora,
Freud'u ben de sevmiyorum, barney stinson'ı da tanımıyorum. Adamım Schopenhauer, sevdiğim Victoria Silvstedtgillerdir.
Tarih bunu böyle yazsın :P
passiflora: "Her erkek, doğası gereği bütün kadınları sikmek ister." demiş yazar.
YanıtlaSilo halde sadece kanuni ve diğer padişahları değil, kanuni ile beraber tüm erkekleri barney yamış bana kalırsa.
virgilius: hiç endüstri mühendisi bir kadın ile tanışmadıysan gerçekten çok şanslısın ve bunun kıymetini bil derim.
hehe, haremdeki kadınların gerçekten eğitildiklerini bilen birine rastlamak hoş oldu :) annemin babaannesi altı yedi sene haremde kalmış. (güzel bir çerkes kadınıymış) saray derlerdi gerçi. sonra çıkmak istemiş ailesini özlediğinden. gayet de bırakmışlar. sonra tetejle evlenmiş (büyük büyük dede). çok nazik, kibar vs olduğu söylenirdi. ve annemlerden duyduğum cidden müziktir nakıştır dildir bir sürü eğitimler alıyorlarmış orada yetişen kadınlar, paşalarla vs evlendirilirlermiş. tabii bunlar kulaktan dolma bilgiler.. ben nenejin doksanlı yaşlarına denk geldim. ama çok ufaktım. bugünkü aklım olsa, canlı tarih...neler sorardım. babam annemle dalga geçerdi saraylısınız siz diye.
YanıtlaSilçok feci küfürlü bir yazı olmuş virgilius, sonra google search keywordlere bok atıyorsun :)
sevgiler,
vildan
kelebeklerözgürdür,
YanıtlaSilçerkesler güzel olur zaten, mekanı da cennet olsun:)
Elbette eğitilmek zorundalar, muhatap oldukları kesim devletin en üst düzeyi:) Gerçekten kaçırmışsın, ne blog yazıları çıkardı :P
küfür konusunda, bilirsin, "göte göt demek" gerekir:)
sevgiler benden :)))
"çerkesler güzel olur" önermesine şiddetle karşı çıkıyorum.
YanıtlaSildört tarafım doğduğumdan beri çerkes ve ben öyle bir şey görmedim. anne baba sülalerini geçtim, derneklerde, düğünlerde, hatta başka şehrin tanımadan gittiğim çerkes köylerinde bile böyle bir şey yok.
Gregor,
YanıtlaSildün gece yorumuna cevap yazıp öyle gitmiştim yatmaya lakin anlıyorum ki google da önermelerime şiddetle karşı çıkıyor:)
Önemli olan ruh güzelliği diyerek bu bahsi kapatalım :)
Benim anlamadığım, padişahların hep güzel kadınlarla çiftleşerek çocuk yapmalarına rağmen, nasıl olup da nesiller boyu bu kadar çirkin kalabilmeleri. Ne genmiş anasını satıyım..
YanıtlaSilTalisman,
YanıtlaSilÇiftleşmek hayvanlara mahsustur.
Benim kullandığım sikmek fiili bile daha insanî ve kabul edilebilir bir ifadeydi.
Seni tel'in ediyorum.
Ben de seni mel'un ilan ediyorum. Sikmek çok seksist. Çiftleşmekse şiir gibi, tek iken çift oluyorsun, böyle ahenkli filan.
YanıtlaSilHerkes çiftleşsin. Now!
Talisman,
YanıtlaSilKanuni siker. Çiftleşmez.
İşte o kadar.
("fucking" rules!)
yazi uzun olmus diye soylenecektim ki yorumlar daha da uzunmus, ayrica neden yorumlari bile en detayina kadar okudum bilemiyorum, kaptirdim gittim yine :)
YanıtlaSilbirde ortadaki kismi buyuk punto yazmissin diye acaba farkina varamadigim bir atraksiyonmu var burada diyerekten iki kez okudum, yaziktir yahu bana.
Valla yakından bakınca Hürrem, Kanuni' yi sikmiş gibi. Hem de çatır çatır. Kolay mı kendi çocuğunu boğduracak kadar birini esir etmek? Hürrem çıkarmadan 5 yapmış bile diyebiliriz. Maşallah.
YanıtlaSilA-H,
YanıtlaSilSana yazık filan değil, aksine az bile!!!
Açıklayayım:
En tepedeki yorumu ben yazdım, yazının ortasındaki o büyük fontlu, grili fondaki bölümün neden öyle çıktığına dair bir fikrim olmadığını, düzeltemediğimi de eklemiştim.
Bir de utanmadan yorumları en ince detayına kadar okuduğunu yazmışsın :-))))))))
Talisman,
kendi blogunda hanım hanımcık, hafif depresif ve ağır melankolik bir hatun profili çizerken bu bloga geldiğinde porno queen havalarını takınıp utanmaz kelimelerle zarif okuyucularımı rencide ediyorsun. Hürrem çıkarmadan beş yapmışmış! Terbiyesiz!
Nooldu zoruna mı gitti?
YanıtlaSilBak bu da seksist bir tavır. Sen melankoliğin depresifin önde gidenisin ama sen "sikmek" filan dedin mi, bu garip kaçmıyor, ben laf edince depresif melankolik havamla örtüşmüyor oluyor. Hem hanım hanımcıklıkla bu tavır da bence uyar. Hanımhanımcık bir şekilde "Hürrem siker" diyorum. Ne terbiyeli melankolik, ne porno queen, yaşasın tam bağımız Talisman.
(zıvanadan çıktım, hayırlara gelsin)
herhalde yorum kismina gelmeden iki kez okuduk orayi :P
YanıtlaSilbundan sonra once yorumlari okuyup sonra yazilarini okuyayim bari :)
"yürü be talis kim tutar seni" dedik zıvanadan çıktım deyo...
YanıtlaSil"çıkarmadan beş" kıvamına geldiyse biraz zorlasak yorum yapan okurları bile "arabada beş evde onbeş" diye bağırarak pzarda satacak gibi.
Talisman,
YanıtlaSilSeksist kelimesini dağarcığından çıkarsak hayata bakışın tümden değişecek bence:)
Zıvanadan çıktığın konusunda haklısın. Hayırlara vesile olur inşallah.
A-H,
Bu blogtaki yorumların yazılardan daha eğlenceli söylenir :)
Gregor,
Sen gaz verdin bu kıza, yarattığın Frankenstein'a bak da gurur duy kendinle şimdi... Şu hale bak!
seksist kelimesini dar ağacından çıkarsak senden bahsettiği cümlelerinde senin için işaret sıfatı kullanır (tercihen "şu adam")
YanıtlaSilhem açıldı işte kendine geldi. fena mı oldu?
attık oltayı bekliyoruz ne dersin zokaya da gelir mi acaba :P
Gregor,
YanıtlaSilzokayı bilmem ama bu kız son zamanlarda hapı yutmuş gibi bir profil çiziyor, durumunu hiç iyi görmüyorum.
(sen olta atıyorsun ben direkt provoke ediyorum ama uyuycam, buralar sana emanet hacı, milleti Talis'in 'posta'larından koru)
bir yerde okumuştum yerel atasözüydü sanırım ' güzellik kadınlara verilen ilk hediye sonrada aldığı ilk şey' diye. Tanrı bir çok kadına bu hediyeyi vermeyi unutuyor sanırım. ya da vermeden olanıda geri alıyor. aman öyle bir şey işte ne bileyim.
YanıtlaSilHatun diyorum güzelmiş be virgiliüs.
Bak seen.
YanıtlaSilHapı yutmuşum demek, bence sen hapı yutmuşsun. O beğendiğin kadın nasıl birşey öyle. Bildiğin at. Mainstream porno filmler cinselliğini domine ediyor korkarım. Seni tedavi etmeliyiz. Öncelikle sana bir doz Keira Knightley, bir tutam Natalie Portman (kızın kendisi bir tutam zaten), bir çimdik te Winona Ryder yazıyorum. Bunun yanında iki de "feel good" filmi vericem. Biri "Love Actually" biri de "50 first dates". Bunlar da gün aşırı seyredilecek. Sonunda bu porno bağımlılığı da, at gibi karı merakı da gidecek. Hassas okuyucularını ürkütmemek, olaya entelektüel bir hava vermek için bu tedaviyi Otomatik Portakal ' daki Alex' in tedavisine benzetebiliriz.
Bu arada Gregor a özel teşekkür, şu arabada beş evde onbeş nedir diye bir türlü çözememiştim. Fiyat tarifesi imiş. Ohh.
Sikmek de güzel çiftleşmek de. Mesela bir erkek bana çiftleşelim mi diye fısıldasa oh, daha bi seksi.
YanıtlaSilşarkılarını susmasın. buraya dinlemeye geldiğimde suskunluğuna daha az üzülürüm.
YanıtlaSilÇerkesler güzel olur önergesine katılıyorum. Hareme Türklerden sadece Çerkez kızları alınırmış, bunun nedenini bilen var mı? Talisman'a da katılıyorum. Dünyanın en güzel kadınlarından doğ, burnun gaga olsun, ellerin çarpık, genel olarak cazibeden yoksun. Tüm padişahlarda bu nasıl tutturulmuş anlamış değilim. Diziyse facia.Oyunculuğa vs hic girmeyeceğim ama bu kadar mı naif yazılır ya. Artık ne yüzyılın muhteşemliği kaldı, ne Kanuni.Varsa yoksa Süülüman. Algı böyle birşey, tek kelime tarihe bedel. Süülüman.
YanıtlaSilBu arada Virgilius senin gibi bir entellektüelden, sadece tarihi bilgiler değil, Süülüman'ın tek eşliliği hakkındaki yorumlarını da beklerdik. Malum çevremiz harem kurmak isteyen bebelerle kaynıyor. Millet kendini Sülüman sanıyor.Oysa tek bir kadına şiirler yazıyor.Ilginc dimi?
O tarihçinin adı Yılmaz Öztuna'dır. Prof değil alaylıdır. Bu yüzden sevgili hocalarımız hem kendisine burun kıvırır, hem de kitaplarını okuttururlardı. Eğer o hata resmi bir sitedeyse çok yazık doğrusu. :)
YanıtlaSilTürklerin okyanuslarda neler yaptığını Prof. İdris Bostan'ın uzmanlık sahası. Kitaplarını tavsiye ederim. Dört yıllık üniversite hayatımızın her senesinde "Osmanlının Güney siyasetini anlatınız" sorusunu sorarak bütün o seferleri bize sular seller gibi yutturmuş bir mübarektir kendisi.
Diziye sıra gelince "bir koltukta iki karpuz taşınırsa" sonu böyle olur.
şarkılar iyi güzelde ben yinede seni özledim be kuzum.
YanıtlaSil