3 Kasım 2010 Çarşamba

Bulutların Arkasında mı, Önünde mi?.


Yakın çevremdeki insanlara bakınıyorum.


İki hafta evvel oturduğum yan koltuğundaki şoförüne güm güm atan kalbime kulak tıkayıp ara yolları tarif ederek en hızlı şekilde Cerrahpaşa’ya ulaşmasını yardım ettiğim ambulansla apar topar acil serviste ameliyata alınan ve günlerce serviste yatan babam, iyileşme sürecinde mendeburun biri olup çıktı. Zaten bu süreci tümden reddediyor, kabullenemiyor bir türlü başına geleni, hazmedemiyor olanları. Duracell pil gibi bitmez tükenmez enerjisi, olayın ardından uçup gitti, sabah kalkıp işe, işçilerin başında durmaya gidiyor, öncelikle çalışanlarına ve çevresine yıkılmadığı, ayakta olduğu mesajını vermek için, ayrıca yaşananların geride kaldığına kendisini inandırmak için. Fakat kazın ayağı öyle değil ve çabuk yoruluyor, kısa zamanda halsiz düşüyor. Bu defa da hırçın, suratsız, sinirli bir adama dönüşüyor. Tahammülsüzlüğü ve tavsiyelere kapalı olma özelliği yeni peydahlandı, bu açıdan bana çektiğini düşünmeye başladım geçen gün. Normalde benim babama çekmem gerekirdi ve kim bilir ne güzel bir adam olurdum o zaman, ama gel görelim melek gibi adam huysuzun tekine dönüştü, Virgiliuslaşmaya başladı. Gücü, neşesi eski haline dönebilecek mi, doğrusu pek ümitli değilim.


Mızmızın önde gideni, kendisine aklı yetmeyen ama etrafındaki her insan için bir guru/magistra hüviyetinde olan annem, zaten sürekli hasta ve günde avuç avuç ilaç kullanmak zorunda. “Doktorun dediklerini yapma, verdikleri ilaçları kullan” neslinin örnek bir üyesi olarak ne diyet, ne beslenme alışkanlıkları, ne yaşam tarzını hiç değiştirmiyor, yazlığı da kışlığı da deniz kıyısında olmasına rağmen günde yarım saat yürüyüş yapması gibi gayet mantıklı isteklere bile sürekli “ben zaten ölmek istiyorum” diye karşılık veriyor, kestirip atıyor anlatılanları.

Kardeşim sırayla fena hastalanan iki harika çocuğuna, eşinin ailesindeki –doktor raporuyla tescilli- ruh hastası manyakların eşşoğlueşşekliklerine, (Gökhan Oral bir derste kimi psikiyatri hastalarının aynı zamanda eşşoğlueşşek olabileceğini söylemişti.) hayat mücadelesinde kendisine cephe olarak seçtiği akademisyenliğin onu günde en az iki yüz sayfa okumak zorunda bırakan gaddar temposuna rağmen hala dimdik durmaya çalışıyor. Ne zaman uyuyor, dinleniyor hiçbir fikrim yok. Evlenme demiştim zamanında, dinlemedi. Gene de içim acıyor onun koşturmacasını gördükçe.


Hatun çok çalışıyor. Sürekli çalışıyor. Her gün on saat iş yerinde, sonra eve gelip en az üç dört saat de evinde kafa patlatıyor, gözlerinin feri, ışığı, ışıltısı biten bir mum gibi sönene kadar çalışıyor. Bir gün, iki gün, üç gün değil, her gün böyle… İlk başlarda neden sevgilimle gezemiyoruz, sokakları turlayıp dolaşamıyoruz, ne adam gibi sinemaya ne de bir yerlere gidebiliyoruz diye düşünürdüm. Hep çalışmak zorunda ve çalışmak zorunda. Sonraları bu bencillikten sıyrılıp karşımdaki insan baktım, yaşanmaz bir hayatı sürdürmeye çalışan bir açık cezaevi mahkûmu gördüm karşımda. Bu kadar sevip üzerine titrediğim kadın gözlerimin önünde yıpranıyor, iki yıldır beraberiz ve canım yanıyor artık o yorgun yüzünü gördükçe. Üzülüyorum elimden hiçbir gelmemesine. Bir gün sağlığını tümüyle kaybedecek diye ödüm kopuyor, ödüm kopmasıyla kalıyor. Hiçbir şey yapamıyorum.


En iyi arkadaşım iki sene önceye kadar sıçsa götünden para çıkan biriydi, ceplerinde para taşar, o kadar parayı nereye harcayacağını bilemeden saçardı etrafa. İki haftada bir, dört beş günlüğüne Bodrum’un jet-set mekânlarına giden, garsoniyer ev açmaya üşendiği için beş yıldızlı bir otel odasını yıllarca kendi adına kapatan bu adam, krizin ardından sefil sürüngen hallere düştü, hala toparlayamadı kendini. Yirmilik bir çıtıra gönlünü kaptırıp evlendi onunla ama parayla mutluluk olmadığı ne kadar doğruysa, sevgiyle de mutluluk olmadığı o kadar doğru…


Yakın çevremdeki insanlara bakınıyorum. Aklıma Gregor’un seneler evvel bir yorumunda yazdığı gibi, mutluluğun bir illüzyondan ibaret olduğu sözü geliyor. (Kıçımdan uyduruyor da olabilirim ama Gregor eskiden hep böyle şeyler söylerdi.)

17 yorum:

  1. öncelikle geçmiş olsun babana, umarım şimdi iyidir. bir de ilk defa benim babamdan başka hiperaktif babaya sahip biri gördüm, şaşkınım. onlarla beraber yaşayanlar için çok zor bir durum dimi?

    YanıtlaSil
  2. sabah işe hazırlanırken haberlere kulak kabarttım da, meteorolog mu diyorlar, işte ondan bir hanım bulutları anlatıyordu. bulutlu havalar ayaz olmazmış, bulutlar yeryüzünün atmosfer üzerindeki yorganıdır dedi. ondan bu günlerde güneşli havalara güvenilmezmiş, güneş çekiliverdiği anda savunmazsız kalırmışız soğuğa karşı. bulutlar iyiymiş. veya ben böyle bir şeyler çıkardım dediklerinden. posa gibiyim ya ben, beynim zonkluyor virgilius.

    YanıtlaSil
  3. tutarlı bir şekilde tutarsızlık eylemini benimsemiş biri olarak bana ait olduğunu söylediğin cümleyi söylemiş olma ihtimalim çok yüksek.
    fakat bu söze o zaman nasıl anlam yüklüyerek dediysem, bundan bir ay önce o söz için "mutsuzların mutluları çekemediği için ortaya attıkları safsata" diyebilirdim.

    şimdi ise yaşam döngüme uygun şekilde tekrar ediyorum "mutluluk ilüzyondan ibarettir"

    not: du bi boş vaktimde yine böyle beylik laflar edeyim.

    YanıtlaSil
  4. Passiflora,
    Teşekkür ederim. İyileşiyor ama "iyi" demek çok iddialı olur sanırım. Hiperaktif ailemle evlerimi ayıralı beş seneden fazla oldu ama bu ayrılmanın nedenlerinden biri de o hiperaktiviteye ayak uyduramamadı zaten.

    aglea,
    Dün bir post yazmaya başladım, sekizinci A4 kağıtta durup beynimin zonklamasına küfür edip kaydetmeden kapattım word dosyasını. Üstelik kombi 45 dereceydi ve çokokrem kaşıklamak bile mutluluk hormonu denilen marazı hayata geçirmeye yetmiyordu. Öyle işte.

    Gregor,
    Üstelik o vakitler, yani normal yaşam döngünde kısır kısır döndüğün zamanlardan bahsediyorum, benim mutsuzluk üzerine arabeskvari aforizmalarıma karşı teselli niteliğinde yazardın böyle cümleleri.
    Senin bunca sene sonra aynı noktaya gelmen ve benim de bir gıdım ileri gidememiş olmamı aglea'nın bulutların iyi olduğu hipotezine bağlayabiliriz belki.

    YanıtlaSil
  5. aglea, senin gibi bir gıdım gidememiş birini ve kendini kısır döngüye mahkum etmiş benim gibi birini okuyor.

    onun kurduğu bir hipotezin sağlıklı olma ihtimali yok.

    ihtimal olsa bile bu agleanın hipotezinin doğruluğunu değil bizim mutluluk safsatasına hala bir meyilimiz olduğunu gösterir.

    not: kusura bakma aglea, bu kişisel bir şey değil sadece iş:)

    YanıtlaSil
  6. gregor,
    insanlar doğru hipotezlere değil safsatalara çok daha büyük ümitler ve inanışlar beslerler diyerek aglea'nın gönlünü alayım izninle, marla kılıklı bir zeynep olarak senelerdir seni de beni de okuyor, bu kadarcık olsun bir hukukumuz olsun onunla.

    aglea,
    yazıya ekleyecek bir fotoğraf aradım nette ve bu resim çıktı karşıma; akbabaları gördüm önce, güneş de bulutların arkasındaydı. Akbabalar ölümü, bulutların arkasındaki güneş de hayatı simgeliyordu, postta sözünü ettiğim gevelemelerin bu resmin neresinde olduğuna dair bir soruydu yazının başlığı da. İspanyol tve kanalının meteorologlarını da tek geçerim, bunu da ekleyeyim.

    YanıtlaSil
  7. bak yine sabah sabah depresif hallere burundum bu yaziyi okuyunca :(
    senin blogu aksamlari ziyaret etmek lazim yoksa butun gun is guc hak getire kafada onu bunu sorgulamaktan...

    YanıtlaSil
  8. Tabii ki mutluluk illüzyondur. İki kere iki dört gibi bir bilgi bu. Tartışılamaz. Mutluluk uydurmadır, yoktur. Mutlu aşk değil mutlu hiç birşey yoktur. Bu hayatın kötü olduğu anlamına gelmez sadece bazen mutluluk filan tarzı birşeyler uydurtacak kadar çıldırtıcı olabiliyor o kadar.
    Bu arada hatun IT sektöründe mi?

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. aman tanrım! heycandan kalbim küt küt, yerinden fırlayacak! gregor samsa ve virgilius ile aynı karede çıkmışım.

    :P

    YanıtlaSil
  11. aglea :)))))) en keyifsiz anımda kahkahalara boğdun beni.

    virgiliüs kuzum şöyle mutsuzluk üzerine afilli bir iki söz edeyim dedim ama aglea bitirdi beni.

    deli olduğunu tescillemek için doktora gerek yok ki, anasını sattığımın boktan dünyasında gelen deli giden deli ve her şey yalan. mutluluk da yalan. güzel annen haklı. tek gerçek ölüm. ve bazen ben de bunu çok istiyorum.

    YanıtlaSil
  12. A-H,
    Bu aralar, aslında sadece bu aralar da değil, epeyce bir süredir depresif moddayım, can sıkıcı olaylar üst üste gelince de içimi saran karanlık daha da katmerleniyor. Dükkanda bunlar var şimdilik, yeni ve alacalı mallar gelince onları da yazarım.

    Talisman,
    Hatun IT sektöründe değil. Keşke öyle olsaydı, bilgisayarıma FIFA2011'in imaj cd'sini yükleyebilirdi o zaman.

    aglea,
    Bir saat ondört dakika arayla aynı yorumu virgülüne kadar iki kez yazmışsın, aralarındaki tek fark ilkinde gülümsüyorken ikincisinde dil çıkartıyorsun. İlkinde neşe, ikincisinde muzurluk seziyorum.

    sarya,
    sana ne oldu bilmiyorum ama ağzın da bozulmuş senin, "anasını sattığımın boktan dünyası" ifadesi senin gibi kuzuların yorumcusuna yakışıyor mu hiç?

    YanıtlaSil
  13. Çok haklısın Virgilius. Virgilius dedim :)

    YanıtlaSil
  14. Bundan onsekiz yıl önce, oğlum doğduğundan beri -üç aydır- nerdeyse hiç uyumayan ve genellikle ağlayan bir bebekken, gecenin kör karanlığında, "bundan böyle geceleri ağlayan bir bebekle hep uyanık kalacağım" sanırdım.
    Şimdi oğlum onsekizini bitirdi ve üniversite sınavına hazırlanıyor, ben geceleri uyuyorum.:)
    Demek istediğim, her şey geçer. Kötüsü de, iyisi de!
    Yaşananlar bazen üst üste ve ağır gelir, bazen daha kolay üstesinden gelinecek şeylerdir.
    Sana kolay gelsin, bu ara yükün ağır. Derin derin nefes almak iyi gelir belki.:)

    "Mutluluk bir yanılsamadır" diyen arkadaşlara bir önerim var, ya da bir sorum; "mutsuzluk bir yanılsamadır" denemez mi?
    Neresinden bakıyorsak, öyle algılarız ya, çoğunlukla...
    :)

    YanıtlaSil
  15. ispanyol tve kanalının meteorologları kesin sarışın ve iri göğüslüdür.

    YanıtlaSil
  16. Ekmekçikız,
    Haklısın diyeyim, borsada da hiç bir hisse senedi sürekli düşmüyor ya da mütemadiyen yükselmiyor, inişler ve çıkışlar hayatın doğasında var. Bu da geçer ya Hû, böyle durumlar için söylenmiş sözlerden.
    Değindiğin diğer konuda ise, Leon Bloy'un o meşhur sözünü daha gerçekçi bulurum ben; "İnsanlar zaten cehennemde yaşamaktadırlar ve en yakınlarındaki kişilere azap çektirmekle yükümlüdürler."

    evli adam,
    sarışın olmayanları da var tabii ama hepsi big tits sahibi ablaların.

    YanıtlaSil
  17. şu yazdıklarının milyon çeşidi var etrafta ve herkesin hayatı bir şekilde kendisi için ağır işçilik yapmayı gerektiriyor malesef...ne için bu kadar çaba demiyor mu insan durup da kendisine baktığında..diyor tabi ama cevabını bulamıyor..bütün cevaplar birer bahane gibi kalıyor öylece havada...çalışmak için mi yaşıyor yaşamak için mi çalışıyoruz...geceyarılarına kadar çalışıp,olur olmaz insan müsveddeleriyle muhattap olup,üç kuruşluk ödüller alıp üç yüz kuruşluk batışlar yaşanabiliyor..keşke yaşanmasa bu kadar ucuz olmasa..herşey gönlümüzce olsa..keşkelere kaldık yine görüyor musun virgilius..sevdiklerin için onların yanında olman ve hatta bu yazıyı yazacak kadar zihninin onlarla meşgul olması onlara güç veriyordur inan..yoksa ne baba o yorgunluğa katlanabilir,ne anne o ilaçlara devam eder,ne kardeş uyku ile uykusuzluk arasında mekik dokur,ne dost maddi problemleri ya da eş problemlerini aşabilir ne de hatun kişi o yorgunluğun üstesinden gelir..iyi ki varsın onların hayatında..bazen hiçbirşey yapamadığını sanmana rağmen çok şeysindir aslında...

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!