9 Kasım 2010 Salı

Bir Vantrilogun Sessizliği ve Google'ın Gürültüsü Üzerine...

Son beş ayda hepi topu on post yazmışım. Zaten pek meyilli olduğum depresif ruh halleri ile bu dönemde iş, sağlık ve pek çok kişisel- ailevi sorunlar yüzünden sıkı fıkı bir arkadaşlık kurmuşum, hemen her akşam birbirimize oturmaya gidiyoruz, tarçın çubuklu yeşil çay içip karşılıklı somurtuyoruz. Eskiden depresif olduğumda yazardım, sonraları neşeliyken yazmayı denedim. Epey bir zamandır da susuyorum, üstelik bu suskunluk blogla sınırlı değil; genel olarak bir ağzı sıkılık sardı beni, dilim düğümlenip dudaklarım da dikilmiş sanki, bir şeyler söyleyecek olursam da karnımdan konuşuyormuşum gibi sesler çıkıyor, ne ben derdimi anlatabiliyorum o gurultularla, ne de karşımdaki anlıyor dediğimi. Sonra gene susuyor ve kadim arkadaşım depresyona koşuyorum, evinde bekliyor beni, bir evvelki günde olduğu gibi karşılıklı oturup somurtmaya başlıyoruz. Hatun görüyor bu halimi ve kendisinden uzaklaştığımı düşünüyor, ailem artık benimle iletişim kurulamadığından yakınıyor. Arkadaşlarım sorunun ne olduğuna anlam vermeye çabalıyorlar. “Sorun bende” diyecek olduğumda da herkes burun kıvırıp umursamaz davrandığımı, kaytardığımı ima ediyor. Hiç birine yaşamaktan ötürü bu kadar memnuniyetsizken, tek ihtiyacımın yeni bir hayat olduğunu söyleyemiyorum, çok basma kalıp, klişe olan bu ifade bir o kadar da anlamsız geliyor kulağa çünkü. Ayrıca yeni bir hayat, yeni bir başlangıç gibi laflar geveleyen herkese alaycı ve şüpheci yaklaşmak gerek diye düşünmüşümdür, şöyle ki ben yeni bir sayfa açmak istiyorum diyelim ama eski Virgilius olarak mı adım atacağım hayata? Diğer bir değişle şimdiki Virgilius hiç değişmeyecek ve aynı adam, aynı karakter, aynı zaaflar, aynı korkular vs. olduğu gibi kalacaksa, yeni bir hayat lafını gevelemek ne kadar manidar olabilir? Yok eğer yeni bir hayat, aslında yeni bir Virgilius anlamına ise hodri meydan, değiş o zaman güzelim! Sende bulunduğuna dair memnun olmadığın ne kadar menfi, olumsuz özelliğin varsa kazı üstünden, kopar, sök çıkar onları. Hayır işte, kazın ayağı öyle değil: Yeni bir hayata başlama ve şimdiki yaşamından memnuniyetsizliğini sürekli deklare eden tiplerin samimiyetsizliği burada yatar. “Ben işemedim ki, miki işedi” diyen çocuk gibi, sanki her boku yiyen ve bize de zorla yediren hayatmış da, bizler hep onun mağduru ve mazlumuymuşuz gibi davranmayı kendimize de yutturuyoruz.Brecht’in çok ironik bir sözü vardır bu benzerlikleri uyarlayabileceğimiz, “Bir toplum komünizmden mutlu olmaz ve şikâyet ederse, o toplumu değiştirip yerine bir başka toplum koymak gerekir.” der. Yetmezmiş gibi bir de durumumuzu ajite ediyoruz. Herkes hayata küfür ediyor, kimse kendisine toz kondurmuyor.



Yukarıda değindiğim gibi, sorunun bende olduğunu biliyorum, aksi gibi yeni bir hayata başlamakla da ilgili değil bu problemin çözümü. Daha da yukarıda yazdım, bu beni sessiz, suskun ve somurtkan yapıyor. Onların da tepesinde, ta en başta belirttim, bu suskunluk bloga da sirayet ediyor, eskisi gibi dökemiyorum içimi. Hala benliğimin Hyde Park’ı olarak kullanıyorum bu alanı lakin sürekli fırtına ve tipi varken o parka kimse gidip de söylev vermek istemiyor. Evlerinde oturup yeşil çay içerek somurtmak daha kolay geliyor içimdeki seslerin sahibi olan küçük yaratıklara.


Bir yandan da merak bu ya, statcounter’a bakıyorum eskisi gibi gelen okuyan var mı bu güncellenmeyen yazıları diye. Bu defa da gülme tutuyor beni, tabii ki geçmişe kıyasla çok azaldı takipçi sayısı, bir kısmı da hayatıma giren Hatun’un varlığını öğrendikten sonra çekip gitmişti zaten. Fakat başka bir şey oldu zaman içinde, çok defa dalgayla karışık ifade ettiğim ‘bu blog bir insanlık harikası’ ya da ‘aradığınız her şeyi bu blogta bulabilirsiniz’ benzeri zırvalara uygun olarak, öyle tuhaf ve ‘nasıl yani?’ diye ağzımı açık bırakan aramaları google ya da bing gibi siteler bana yönlendiriyor ki, sanırım artık yazmasam da olur, blog artık bir ansiklopedi niteliği kazanmış. Uzun zaman evvel böyle bir post yazmıştım zaten, bu da onun devamı olsun. Artık bloga yazmasam da olur, hayattan eğlenemiyorum, ironi yapma yeteneğim bile köreldi belki, ama sağolsun hala beni güldüren bir şeyler var.

------


enrique iglesias ve konserde öptüğü kız

üsküdar kadıköy civarında para karşılığı seks yapacak bayan

susadım orucum ne yapıyım

beni orgazma ulaştıracak erkek videosu arıyorum

doğalgaz sayacı çalınırmı,

insanlara değer verirsin onlarda gelir ağzına sıçar

bir bayan sana sarı renk yakışıyor dese ne anlama gelir

başına bıçak batıran adam videosu

sahne kenarındaki izleyiciye tekme atasım geliyor diyen şarkıcı

eriklinin su içimi için hatırlatma linki

ortaçağda avrupalılar eve mi sıçardı

ramazanda bilmeden orgazm oldum hüküm nedir

rüyada tırtılın kelebege donustugunu görmek

cici pipim

psikopat bir doktor ve 3 kurbanı tırtıl

kadının götüne kazık gırmış

meydanı boş bulup sallamışsın yine sevgili

oruç tuttum gözüme vurdu

çinliler ne yer ne içerler

step halı ile ilgili mahkeme kararı

senin bokun sicim dedi bana

alpayın arka bacağı

Bu video çalışmıyor ise lütfen başka bir pornoyu izlemeyi deneyiniz

Kadın gibi giyimli, parmakları ojeli oğlan

çok sinirliyim yorgunum uyuyamıyorum

mutfaklarda doğalgaz borusunun saklanması

PORNOSUZ KIZ AYAK ALTI RESMI

insanca konuşan kediler küfür söylüyor

hediye edilenkitapların ön kapağına yazılan sözler

hergün gece 03:00 da uyanmak

beşiktaşta vapurdan atlayan ayça

YUNUS BALIGINA TECAVUZ

pejo serseri arabaları kırmızı renk 34 plakalı

kadın kendi kirli kilotlarını yıkıyor

kedilerin patilerine basamaması

özsüt pasta gorüntüleri görmek istiyorum

şehri unutan adam neden şehre inme ihtiyacı duymuştur?

neden yazamıyoruz yazılı anlatım

bir şey yapmalıyım senden arınmalıyım

mutlu filler gibi saklanmak

goruntulu amına gotune ve her yerine dovme yaptıran pıslık kız

rüyada çukurdan adam çıkması

uzun ve sürekliporno izlenen tv kanalları

türkiyede iskambil kağıtlarından saray yapan yabancı adam

adam garının pipisini karıştırıyor

kuşum beni görünce kanat çırpıyor neden

sevgibocegi burcu

yüzyılın pornoları 2007

kötü insanları KENDİMİZDEN HANGİ DUAYLA UZAKLAŞTIRIRIZ

tlf bir defa yarım çaldırmak ne anlama gelir

hayvanlara neden işkence çektirmeliyiz

aile fotoğraflarına slayer ve duygusal hatıra sunum metni

insan üzüldüğü zaman neden yüz şekli çizer

hem uçan hem havlayan bir kelime

kirdigin kalbimin parcalari birer birer gotune girsin

köpekler için kafa patlatma aşısı

atatürkün karı kız dalgaları

sarışın yunan kızları nasıl sevişmeli

sultanahmet camiinden cenaze kalkacak

---




Hiç birinin virgülüne dokunmadım, imla hatalarını ya da kelime yanlışlarını düzeltmedim.

Artık bloga yazmadığım için doğal olarak okunmuyorum da, ama bakınılıyorum işte.

Hiç, yoktan iyidir, Hiç, boktan kötüdür. Vesselam...

33 yorum:

  1. Birileri okusun diye mi yazarsınız yoksa yazmak istediğiniz için mi bilmiyorum ama yazdığınız sürece burayı okuyacağım. Ona göre:)) Bir de reader çıktı mertlik bozuldu. Birçok kişiyi ben readerdan takip ettiğim için bloğa girmeye gerek duymuyorum. Ancak böyle yorum falan yazmak istersem giriyorum. Bununla ilgili bir sorun da olabilir. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. biz hayatın "mağduru ve mazlumu" değil isek, barış için, kardeşlik için, batsın bu dünya be hey virgilius!!

    (google aramalar süper olmasına süper ama artık halkım alışmış aramalara "görebilir miyim" "bulabilir miyim" gibi kibar ricalarda bulunmuyorlar, dikkatimi çekti. aferin diyorum, tebrik & takdir ediyorum her birini tek tek tek)

    YanıtlaSil
  3. Söylenecek herşeyi söyleyip, laf bırakmamışsın bi güzel! :))
    Şunu söylüyorum:
    Herşeyi biliyorsun, yap da görelim!
    :)

    Ama, hatırlayayım ki, bunları buraya yazmış olman çok önemli bir adım, devam et lütfen, kov depresyonunu.

    YanıtlaSil
  4. virgilius,
    bende de olur bu hal, ben onu regl öncesi sendrom diye adlandırırım ve uygun süre beklersem de geçer. seninkine ne ad vereceğiz, bilemedim. gerçekten depresyon olabilir. ama her şey üst üste geldi yahu virgilius, insafsızlık yapıyorsun kendine. rahat bırak kendini. geçecek.

    hayat sıkıcı diyen insanlardan pek hoşlanmıyorum. hayat değil, sensin sıkıcı olan, diye kendime demişliğim çoktur. ama ben bir yandan da kendini kandırabilme kapasitesi yüksek biri olduğumdan, yok tina'nın gözleri, yok elmalı ponçik, yok çok şahane bir kitap diye diye bir şey ...şey.. hmm mutlu olabilen bir insan olsaydım eldeki malzemelerden ne çıkar diyip ondan helva filan yapıyorum. bu helvadaki anlam, beklentinin çok altında oluyor ama tarçın kabuklu yeşil çay içmekten iyidir en azından:)

    sen üzgün olduğunda çok üzülüyorum, virgilius. arçil'den farklısınız çok ya, yine de sende arçil'i görüyorum biraz niyeyse. hal böyle olunca kendini iyi hissetmenden de sorumlu hissediyorum tuhaf şekilde. ne yapsan acaba? bak şu özlü sözler de var belki işine yarar: "biçim ruhu belirler." "sarayda ve samanlıkta yaşayan ayrı düşünür."

    neymiş o halde? değiştir virgilius!

    sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. Seni okumak her zaman büyük bir keyiftir. Bu aralar canın yazmak istemiyorsa eski yazılarını yeniden okuruz :)
    Kısa zamanda iyi olmanı diliyorum. Hepimiz zaman zaman bütün bu olup bitenin saçma olduğu duygusuna kapılıyoruz (belki de gerçekten saçmadır da biz böyle zamanlarda uyanıyoruzdur) ve kolumuzu kımıldatmak istemiyoruz. ama geçiyor, çünkü böyle sürdürülemez. Geçiyor, geçecek...

    YanıtlaSil
  6. Sinsice GoogleReader'dan takip ediyorum. Sitemleri görünce bir el sallayayım dedim. Okumuyoruz sanılmasın.

    YanıtlaSil
  7. Biz de okuyoruz. Yazmak istemediğinde eskilerle idare ederiz elbet. Ancak bu, yazmaya engel değildir. Olmamalıdır. Yazmalısındır..Yazmalısın..Yazmalı...Yaz..:))
    U(YKSZ)...( UYRGZR'de bunu diler eminim.)

    YanıtlaSil
  8. betüsens,
    sanırım ifade etmeyi beceremedim, okunmak gibi derdim yok, politik olanlar hariç herşeyi kendimle konuşurcasına yazıyorum zaten. sorun artık 'yazamamakta', yoksa okunmamakta değil. en salak adamların/kadınların en saçma kitapları yüzbinler basarken, inan bana yazan her zaman okunacaktır.
    sevgiler benden.

    WR,
    ilk cümlendeki çelişkiler yumağına beni de çekip sarmalama provakasyonuna gelmeyeceğim.
    diğer konuda haklısın, türkün google'la imtihanı milli bir zaferle sonuçlanmış, bu çoka çık.

    Ekmekçikız,
    bunlar ıvır zıvır benim için, meseleyi çözümleyeli de çok uzun zaman oldu efendim, ama ortaya bir şey koyma, irade serdetme ve harekete geçme bağlamında bir gıdım ileri gidebilmişliğim yok maalesef. Depresyon da sigara gibi, kötü olduğunu biliyorum ama artık çok alıştım, korkarım sevmeye başladım.

    endişeliperi,
    hatun olsaymışım çekilmez olurmuşum, bunu öyle çok duydum ki:)
    alakasız olacak ama bu ponçik nedir allahaşkına, JoA da kedisine ponçik ismini verdiğini yazmıştı geçenlerde.
    kendimi kandırabilme mahir sayılırdım, sonra ne oldu bilmiyorum. hayata fazla gömüldüm / daha doğrusu gömdüler beni sanırım.
    sevgili peri, son iş maceralarının ardından hala ponçikten, tina'dan ve helvadan bahsedebilmeye devam edecek gücü ve isteği bulabilirsen, inan bana o sözünü ettiğin (ve beni gülümseten) sorumluluğunu yerine getirmiş olacaksın:) Son olarak, tanrı arçil'i bana benzetmekten korusun:)
    biçim ruhu belirler evet... bir de şu var 'ölçekler fenomenleri belirler.'
    sevgiler.

    Aydan Atlayan Kedi,
    valla ne varsa eskilerde var:)
    her şey geçiyor sevgili kedi.
    teşekkürler.

    redrospect,
    rica ederim öyle şey mi olur? sitem sadece kendime, isyanım kadere...

    U(ykusuz)
    ben hala sizi çözemedim, bir aralar tek bir insan olup şizofrenik bir kişilik bölünmesine uğramış olduğunuzu düşünüyordum, sonra aynı kişinin iki farklı yüzü gibi düşünmeye başladım (e.g. evli adam-cevat) ve hala da bilmiyorum!

    YanıtlaSil
  9. virgilius, ponçiği ben de polente'den duymuştum. şöyle bişeymiş: http://www.mutfakgunlugu.com/poncik-nalesnik-coregi/
    tarifi denemeye karar verdim. ayrıca kedi için süper bi isim bence. bizim kedi de tam bir ponçik gibi. bi ara foto koymaya çalışırım bloga.
    ama asıl mesele bu değil tabii. son birkaç yazın sık sık aklıma geliyor. belki ben de keyifsiz olduğumdandır. bugün ise şöyle bir şey oldu: ataşehir bulvarı'nı bilir misin bilmem. arabaların tartışmasız patron olduğu bu yerde, yayalar karşıya geçebilsin diye ışıklar serpiştirilmiştir ara ara. yayalara yeşil yanması için düğmeye basmak ve epey beklemek gerekir. (beklerken bir sigara yakıp bitirmişliğim vardır desem sanırım daha rahat anlaşılır.) bugün yine orada beklerken, senin son yazını ve bir öncekini düşündüm virgilius. şöyle ki: beklemek can sıkıcı. önceki yazının yorumlarında konuşulduğu gibi mutluluk bir illüzyon değil belki ama süreli bişey. trafik ışıklarına vardığın anda sana yeşilin yanması gibi bişey. oluyor zaman zaman. karşıya geçiyorsun, mutluluk da geçiyor. ama alternatifi ille de mutsuzluk değil. ve senin suskunluğun, somurtkanlığın, o trafik ışıklarında beklerken hissettiklerime benziyor olabilir. yine de ışıklarda bekliyorum diye kendimi değiştirip mutluluk oyunu oynayamam ki. çok mu saçmaladım? sanırım biraz dertleşmek gibi oldu. arada sırada ışık hop diye yanıverecek virgilius. peri ve kedi haklı, geçecek. belki yine geri gelecek, o da geçecek. ha bi de bence sen böyle güzelsin. hayatın içinde kendi kendine oluşuverecek yeni izlerle daha da güzel olacaksın.

    YanıtlaSil
  10. hiç is the best. yok gibi ağırlık yapmaz, var gibi eksik kalmaz, bok gibi de kokmaz :)

    sevgiler,
    vildan

    not: boku görünce dayanamadım :p

    YanıtlaSil
  11. sarışın yunan kızları nasıl sevişmeli ulan deli olacam, şaka bi yana seni inci sözlüğe bekleriz, yeni bir hayat vaat edemiyoruz ama güler eğlenirsin, eğlence garanti.

    YanıtlaSil
  12. blog dan öncesini de sayarsak seni kaç yıldır okuduğumu hatırlamıyorum bile :)kaç yıl daha sana katlanacağımı yaradan bilir :)sen yine de biraz daha görsel ekle, okumasakta resimlere bakıp geçelim :P

    YanıtlaSil
  13. JoA,
    ponçik ponçik denilen şey bizim bildiğimiz elmalı kurabiye değil mi ya?
    diğer konuda, böyle hayatın içinden çekilip çıkarılan örneklemeleri ben yaparım, bu blogta başkasının böyle güzel örnekler kullanarak meramını anlatmasından hoşnut değilim.
    senin de zorlu bir dönemden geçtiğin belli oluyor yazılarından, sana da ya sabır.

    kelebeklerözgürdür,
    yukarıda yazdığım googla aramaları arasındaki "senin bokun sicim dedi bana" cümlesini ilk gördüğümde aklıma sen gelmiştin zaten:)
    Sevgiler.

    Gadno Kopele,
    Şayet bu bir davetse, yalnız ve tek başına olmayı marifet sayan bu adamın gruplara karşı bir aidiyet sorunu var, siz yazın biz gülüp eğlenelim.

    birfincankahveiçinbirpenny,
    sen daha yenisin, Gregor bile katlanıyor bunca senedir:) ayrıca hocam şaşkınım ya, buraya bakan ne çok insan varmış blog öncesinden Virgilius'u tanıyan:)
    Benzer bir post yazmıştım gregor için ayrıca, bakınız efendim :-)

    http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2008/01/yazilari-okumayip-sadece-resimlere.html

    YanıtlaSil
  14. teşekkür eder, bi daha olmaz derim virgilius. ne zamandır fırça yemiyordum, oh, kendime geldim:) ama asıl bomba yorum vildan'ınki bence.
    not: ben de anlamadım, ponçiği yapınca anlayacağım.

    YanıtlaSil
  15. virgülüm intihar seçenek listende yoksa yapacak bişey yok yaşayacaksın bu hayatı, mümkün olduğunca kendine fazladan zehretmemeye çalış çünkü başka kaynaklardan mebzul miktarda zehir alıyoruz zaten. Ben okuyorum seni ne zaman yazarsan buradayım (moral mi verdim sinir mi bozdum anlamadım ya neyse :)

    YanıtlaSil
  16. öyle alengirli, antin kuntin, öyle ruh serserisi bi durumumuz yok be Virgilius. Durum çok sade: Bir dalda iki kiraz, aynı ipte iki canbaz, tek blogta iki kardeş işte..BÖyle..
    U(YKSZ)

    YanıtlaSil
  17. ponçik, içinde sarelle ya da elma püresi olan poğaçamsı bir şeydir, çok lezizdir sultanahmet çiğdem pastanesinde en güzelleri vardır. özellikle çikolatalısını tavsiye ederim

    YanıtlaSil
  18. hayatı değiştirmek mümkün, niye mümkün olmasın ki? hepsini değil belki, parça parça. bilinen ve tersi ispatlanamayan bir şey var ki, davranışlarını ve çevreni değiştirirsen duygu ve düşüncelerinin değiştiğini de göreceksin (davranışçı yaklaşım işte).

    bir diğer yol da terapiye filan gidip bakış açını değiştirmek,bakış açın değişince farklı davranmaya gülmeye oynamaya (?) başlayabilirsin, yani içerden dışarı doğru bir değişim. bu da bilişsel yaklaşım.

    bir diğer seçenek de eğer hiçbir şey yapamıyorsan içinde bulunduğun durumda (ki bazen gerçekten kontrol bizim dışımızda oluyor) o zaman depresyon iyi bir stand by modu. yani bir köşene çekilip durumun geçmesini bekleyebilirsin. literatür gösteriyor ki ilaç da kullansan terapiden de geçsen majör depresyon 6 ayda geçiyor. he terapiden geçersen tekrarlama ihtimali düşüyor o ayrı. ilaç kullanırsan da rahat atlatıyorsun o 6 ayı.

    ben seçenekleri söyledim, seçenek sordum mu dersen sen de haklısın derim.

    YanıtlaSil
  19. pisikopati,
    büyüdüğüm için o seçeneği artık çıkardım listeden:)
    seni ve kedilerini ben de takip ediyorum.

    U(YKUSUZ),
    ya bir koltukta iki karpuz meselesi?

    polenteciğim,
    ponçik fitnesinin kaynağı sensin demek:) neyse en azından biri ponçiğin ne olduğunu anlattı çok şükür:)

    passiflora,
    ağzımda iki gün önce bana cehennem ıstırabı yaşatan bir aft çıktı, tam damağımın ortasında üstelik. hala da tüm gücüyle acı veriyor bana, hal böyle olunca depresyon filan kalmadı, bu acıdan kurtulma derdine düştüm. yemek yiyorum acıyor, çay içiyorum yanıyor, sigara içiyorum tuhaf bir hale bürünüyor. yani benim şu anda acilen bir ağız ve diş sağlığı uzmanına ihtiyacım var, yoksa bir klinik/uzman psikoloğun ruhsal röntgenimi çekmesine değil:)
    Gene de çok eğitici bir yorum oldu seninkisi, izahatından hepimiz tenevvür eyledik:)

    YanıtlaSil
  20. Sevgili Virgilius,
    Endişeliperi ye, kadın olsam çekilmez olurmuişum demişsin ya, pek üzüldüm buna. Çekilmez miyim ben şimdi? Biraz kadın versiyonun gibi olduğumdan üstüme alındım. Kimbilir belki de çekilmezim. Senin hakkındaki yazıya tamamen kendimle ilgili yorum yazmam da, bendeki aşağılık kompleksi gibi görünen narsizm de olabilir.
    Ay ne diyorum. Neyse anlamışsındır. Sana benzer bir ruh hali içindeyim tek fark depresyon denmez benimkine daha çok "koy mabadına rahvan gitsin." tarzı. Huff bir de sıkıldım ki. Belki şu cümlenin sapkalısını kursam herşey düzelcek. Bu son seksist cümlem için kendimi kınar, daha fazla saçmalamadan s..tir olup giderim.
    Öptüm.

    YanıtlaSil
  21. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  22. varoluş anksiyetesi nelere kadir... köşene çekilmiş sus pus otururken o aft seni nasıl da hayata bağlamış bir canlanmışsın bak.

    skoer yorum yazmış, çok kıskandım. ve skör haklı.

    aft için de multivitamin iyi gelir. ağız yaralarının da sinir stresle alakalı olduğu söylenir. bağışıklık düşünce stresten çıkıyorlar yani.

    öğretmen moduna girdim iki gündür, istifa ettim ya, ders vercek yer arıyorum galiba.

    YanıtlaSil
  23. :) virgilius sen neler yazdin bu bloga da kimler gelip kimler gecmis.

    YanıtlaSil
  24. Talisman,
    ben de skoer gibi diyorum o zaman, "siktir et" :)

    passiflora,
    hayata bağlanmadım aft yüzünden, hayatı değil tantum verde'yi seviyorum :) hala da geçmedi aslında ama artık yemekleri çiğnemeden yutmaktan da bıktım, bu beşinci gün, yazık bana ya.
    skoer iki yılda bir gelip uğruyor buraya, kıskançlığa gerek yok inan bana.
    istifa etmişsin, yeni bir log açmışsın... yoksa sen de yeni bir başlangıç peşinde misin? al sana çok eğlenceli eski bir post, yorumlarında sen bana siz diye hitap etmişsin, ben de sana hanım diyormuşum :-)

    http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2008/07/yeni-blog-ve-yeni-hayat-zerine.html

    merlin,
    listeyi daha da uzatmak mümkündü, boktan bir virgilpedia haline dönüşmüş bu blog:-)

    YanıtlaSil
  25. bağlanmışsındır işte farkında değilsin, yaşamanın sağlığın kıymetini anlamışsındır. bak dikkat et aft çıktığından beri daha neşelisindir bile belki, sor çevrene.

    ohoo değişim değil benimkisi evrim oldu biraz. şehir filan da değiştirdim o bakımdan.

    bak değişim istiyormuşsun 2008'de sonra 2009da galiba sevgili yapınca sevgi pıtırcığı olmuştun. değişmiştin yani eheh.

    YanıtlaSil
  26. adamım (bkz. samimiyet) on sene olmadıysa bile olmak üzere birbirimizi tanıyalı. farklı yerlerde birbirimizi telepatik bir ilişkiyle buluyor ve okuyoruz. ne yüzyüze ne telefonla görüşmüşlüğümüz var. yeri geliyor bu kadar ayrık iki insan olmamıza rağmen birileri bizim aynı kişi olduğumuzu sanıyor. bizde bazen onların ekmeğine yağ sürmedik değil. birbirimizden habersiz aynı zaman diliminde habersizce aynı kızla çıkıyoruz. hatta bir başka aynı kadınla... neyse (bkz. yazıyı ilgi çekici kılmak)

    Miki
    schopenhauer
    brecht
    yeni hayat... vs bunlar senin kelimelerin

    veya benim kelimelerimle daha amiyane bir kaç sözcük (burada tekrar zikretmeye gerek yok)

    bana öyle geliyor ki, kullandığımız kelimelerden oluşan dil aslında kendimizi ifade etmekten uzak. yıllardır sahneye çıkıp sadece pazarlama yapıyoruz. işin enterasan yanı ekmeğimizide buradan kazanmıyoruz.

    daha uzun şeyler var kafamda yazmak için ama yazı uzadıkça samimiyeti kaybedebileceğimi düşünüyorum. (bkz. az önce bahsettiğim pazarlama teknikleri)

    bence bizi bir temiz sopa paklar. kanlı manlı. iki dişimizi elimize vermişler. acilde açılan yerlerimize pratisyen hekimin attığı dikişlerden sonra aldığımız darbelerin acısından tam olarak doğrulamadığımız bir anda, kastamonulu, mavi önlüklü, bıyıklı ve önü açık terlikli hasta bakıcı mustafa' nın yerdeki kanları viledayla silerken mırıldandığı küfürler bizi bir kez daha kendimize getirir.

    senle yıllardır oturup bir yemek yemek nasip olmadı ama umarım bir gün beraber dayak yeriz. çünkü görüyorum ki buna ikimizinde ihtiyacı var :)

    YanıtlaSil
  27. postu ilk okuduğumda aklımdan geçenleri nihayet biri yazıya dökmüş ya çook mutluyum. Çok güzel dedin ağzına sağlık samsa.

    YanıtlaSil
  28. Gecikme için özür dilerim.

    Passiflora,
    Evrim dediğin iyiye doğru gelişmedir, dilerim ve umarım ki senin dediğin gibidir sendeki değişim.
    Bana gelince, sevgi pıtırcığı olmaz, olamaz benden, en fazla sevgiye dokunan kişi olabilirim. Sevgi pıtırcığı dediğin elektrik santraline benzer, benim gibilerden ise ancak ampul olması beklenebilir. Buna şükretsin insanlar!

    gregor samsa,
    ekmeğimi buradan kazansam amatör ruhu terkedip daha bir profesyonel davranmam gerekirdi, profesyonellik dediğin samimiyeti ve içtenliği yok eder. Bir adli tıp uzmanının ağlayarak ahu vah ederek otopsi yaptığını düşünebilir misin? Ben dorudan doğruya kendi hakkımda, sense başkalarının üzerinenden kendine dair yazmak suretiyle kaşarlandık, tabaklandık, öyle ki artık kendi kendimizin adli tabibi gibi davranmaya başladık sonunda. Başkası sana bir güzel sopa çekse en fazla şaşırırsın o kadar. Hastanede babamın Muzaffer isminde bir hastabakıcısı vardı, her gün eline bir yirmilik sıkıştırdığımdan günde üç defa çarşafını değiştirmeye çalışıyordu. (sonra öğrendim ki annem de benden habersiz her gün bir yirmilik veriyormuş adama.)
    Hem neden dayak yiyeyim, melek gibi adamım, herkes beni seviyor, yemek pişirememekten başka (çorba dahil) hiç bir kusuru olmayan harika bir Hatunum da var, daha ne olsun? O sopayı sen ye ziyaretine gelir kolonya ve çikolata getiririm ben hastaneye :)

    sarya,
    ESAS SENİ DÖVSÜNLER! YILDIZLAR KADAR KALABALIK BİR KUZU SÜRÜSÜ AYAKLARI ALTINDA EZSİNLER SENİ, AĞZINLAR KANLAR BOŞALIRKEN "AMA KUZUM..." DEMEYE ÇALIŞ DA HİÇ BİRİ ANLAMASIN SENİ!!!
    Bunu yazdığım için çok mutluyum. Ağzıma sağlık :-)))

    Cümleten iyi bayramlar:)

    YanıtlaSil
  29. Selam herkese,
    Bir tesadüf sonucu Virgillius'un ruh halinden haberdar oldum.Onu teskin etmeye çabalayanların arasında sayılmamak kaydıyla bir kelamım olacak kendisine.
    Hayatta boş işlerle uğraştığını anladığında yazı yazamazsın.
    Tıpkı yemek yemediğinde sıçamadığın gibi.

    YanıtlaSil
  30. ramalaş, ertuğrul özkök' ün her gün hürriyet gazetesinde köşesinde yazdıklarını "yazı" diye kabul etmiyorsan teorin geçerli olabilir.

    virgilius: "buradan ekmek yemiyorum o halde profesyonel değilim. profesyonel olmadığıma göre samimiyim" anlamına gelecek yazını okudum ve sana laflar hazırladım:
    yediğin ekmeklerin sıralı olduğu pandora kutusu bende duruyor. kutuyu açmak istemiyorum. son teklifim: gel beraber dayak yiyelim. bu işi bedava yapacak çok insan tanıyorum:)

    YanıtlaSil
  31. ramalaş,
    her ne kadar şizofreniye yol açan geni bulma araştırmalarına katılmamış olsam ya da küresel ısınmaya karşı savaşan bir aktivist olarak canımı dişime takmasam da, benim de bir takım boş olmayan işlerim var. ayrıca teskin eden de pek yok, teskin edilecek durum yok zaten, en makul yaklaşım "siktir et" ifadesiydi ki zaten ben de o noktadayım.
    ayrıca yemek yiyip sıçamayan bir adamım ben, anneme sorduğumda ev yemekleri yemeyip hayatımı döner pizza köfte pide dörtlüsüyle geçirdiğim için kaka yapmadığımı söyledi. öyle işte.

    gregor,
    benim pandora kutumun sende ne işi var ya? açma sakın, ilk fırsatta alayım şu emaneti senden.
    beraber dayak yeme meselesi bu noktadan itibaren bir teklif değil, tehdit oldu, ürktüm valla. sakın ha!

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!