15 Ekim 2010 Cuma

Civilization Üzerine...

Bugün öğlen tatilinde sipariş verdiğim menemeni yerken açtım Civilization’ı, gömleğime kravatıma damlatmamaya dikkat ederek oynamaya başladım. Fransa’yı işgal etmeye karar verip kıyılarına yaptığım kalabalık asker çıkarmasının ardından kanlı bir çatışma sonrası Lyon şehrini ele geçirdim ve o kente yaptım tüm yığınağımı, öyle ki deniz gücüyle de destekleyerek piyadeleri, topçu birlikleri ve sayısını şimdi hatırlamadığım kadar çok bombardıman uçağıyla doldurdum şehri. Strateji basit, işgal seri adımlarla ilerliyordu, önce bombardıman uçaklarıyla kentlerin altını üstüne getiriyor, her Valkyrie uçuşunu takiben bombaladığım şehrin üzerinde beliren bilgi kutucuğunu keyifle okuyordum. “You have killed a citizen of Reims” veya “The Temple of Tours is destroyed!” gibi. Sırada kıytırık Poitiers kenti vardı, şu “Puvatya” diye okunulan. Çatala batırdığım ekmeği menemende gezdirip ağzıma atarken ‘Arapları bu şehirde sikmiştiniz ama bana gücünüz yetmez, ben Slayer’la besleniyorum, War Ensemble a.q.’umun peruklu parfümcüleri’ diye kikirdedim, uçakları saldım üzerlerine, her hava akınının ardından şehrin nüfusu azaldı, kara birliklerim tayyarelerin bomba yağdırma işini bitirmesini sabırsızlıkla bekliyorlardı kenti ele geçirmek için, malum hava kuvvetleri her zaman -adi üstünde havacı- daha havalıdır ama işi yapan, bitiren ordunun proleteri olan Karacılardır: 12 Mart’ta muhtıra mı verelim yoksa darbe mi yapalım diye oturup ciddi ciddi tartışan komutanlar da buna örnektir zaten, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur darbe için ısrarcıdır, Kara Kuvvetlerinin başındaki General Faruk Gürler ise hükümete muhtıra verilmesiyle yetinmek gerektiği düşüncesini ileri sürer, uzlaşmazlık sürer, en sonunda Muhsin Batur sinirlenip ‘yeter! Ben uçakları kaldırıyorum!’ diye sesini yükseltir, Faruk Gürler sakince ‘peki, ama unutma ki o uçaklar sonunda yere inecekler’ diye karşılık verir. Benim piyadeler de öyleydi işte, havacıların artistik harp gösterisinin bitmesini bekliyorlardı, şehri Fransızlardan teslim alacak olan, işin sahibi onlardı. Devam eden bombardımanın bitmesine yakın, şehir tam anlamıyla dümdüz olup kendini savunamayacak hale gelmek üzereyken şehrin üzerinde şu bilgi kutucuğu çıktı:


“The Library of Poitiers is destroyed!”

Kütüphaneyi yıkmışım.


Birden durdum. Dün, henüz ne tür bir halt olduğunu, ne işe yaradığını anlayamadığım tumblr sayfalarına göz atayım, neymiş bu sağda solda millete rezil olmayayım diye tanıdıkların tumblr sayfalarında gezinmeye başlamıştım, bakındıklarım arasında aglea’nın sayfasındaki fotoğraflar çok ama çok hoşuma gitmişti. Orada, özellikle şu aşağıdaki resmi uzun seyretmiştim, insanların ciddiyeti ve sakinliği idi esas beni etkileyen, yoksa bir kütüphanenin çatısı yıkılsın, yansın, ama kitaplara bir şey olmasın; doğrusu bana Goebbels tarzı bir propaganda/PH aygıtı gibi geldiğini itiraf edeyim. Ama öyle dahi olsa, enfes bir mizansendi.


Sanki Poitiers’nın kütüphanesini yıkan benmişim de, bu fotoğraf da yıktığım kütüphaneden arta kalanlarmış gibi hissettim.


Bombardımana son verip kara birliklerine şehri kuşatma, yolları kapatma emri verdim, o kenti işgal etmekten vazgeçip Strasbourg’a yöneldim. Tabağı önümden kaldırırken baktığım gömleğimde gözüme batan menemen lekesi beni hiç kızdırmadı, zaten üst üste üçüncü gündü onu giydiğim.


Oyunu hafızaya kaydedip çıktıktan sonra, uçağı olmayan sefil bir ülkenin kentlerini bombardıman ederek ele geçirmeye olanak tanıyan bu oyunun ismini Civilization (Medeniyet) koyanların hayatı nasıl da çözümlediklerini düşünüp arkadaşın yandaki odasına doğru sigara içmek üzere masadan kalktım.

5 yorum:

  1. sevgili virgilius,

    pc oyunlarından hiç anlamam arada böyle isimlerini senden okuyorum. içeriği bir yana ismi de ironik olmaktan öte çok küstahça.

    “the library of poitiers is destroyed!” bu uyarı, bir şehrin yok edilişinin en dramatik kısmının sembolü olmalı. ölü bir şehrin anonsu gibi. aklıma izlediğim savaş filmleri geldi, bombardıman anonsları ve oradan oraya kaçışan sığınaklara koşan insanlar ki beni en çok üzen bu olurdu. sığınaktaki insanların gözlerindeki dehşet... bomba dolu uçaklar taşıdıklarını bırakmak üzere bir şehrin üstüne geldiğinde... ben bundan daha sinsice ve zalim bir savaş şekli düşünemiyorum. bir de şeyi hatırladım canım yanarak, lütfedip sadece kısmen bombaladıkları ama tabii o kadarla bırakmayıp asıl sonrasında yapılan yıkım ve yağmayla binlerce yıllık eserin yakıldığı bağdat kütüphanesi. üstelik daha bir kaç yıl önce ve burnumuzun dibinde ve 21. yüzyılda...

    virgilius, çok anlamlı bir yazı olmuş yine. tımbırıma (biz öyle diyoruz arkadaşlarla:) uğradığın için teşekkürler. pek mutlu oldum. keşke sen de katılsan da birlikte tımbırdasak:)

    bir de şu vardı bak aylar öncesinden yollamıştım ve benim için unutulmaz bir fotoğraftır. gerçekliği tartışılır ama dediğin gibi her şeye rağmen nefis bir mizansen.


    http://ztopya.tumblr.com/post/879627112/eschatologicalnotebook-nothing-can-stop-the

    hep yazarsın umarım. insan seni garip bir şekilde çok özlüyor zira:)

    YanıtlaSil
  2. Çıkmak üzereydim Virgiliüs ama seni görünce on dakika geç çıksamda olur dedim. akşama kahvemi alıp yazını öyle okuyacağım. yalnızca aglea'nın sitesine göz attım . tumblr ismini çok duyuyorum ama ne olduğunu bilmediğim gibi merak edip de bakmadım. yaşlanmaya başladıkça hiçbir şeyi merak etmez oldum. sen yazınca tıkladım. fotoğraflar çok etkileyici. bazılarını daha evvel görmüştüm. sanırım bloglardan sonra tumblr sitesindende keyif alacağım.

    Çıkmadan son bir şey, seni görmek güzeldi kuzum. bu kadar ara verme olur mu. insan sevdiklerini özlüyor.

    YanıtlaSil
  3. aglea,
    tumblr beni aşar. Makinem bile yok. Fotoğrafa saygı duyan ama ona inanmayan biriyim ben. 'Öykücüye değil, öyküye inan' diye bir söz var ya, ben de tam tersi, gösterilene değil, gösterilmek istenene inanabilirim ancak. Çok sağınık anlattım buraları geçelim.
    Civilization adlıoyunu bilseydin/oynasaydın, için sızlardı inan bana.
    Linkini yolladığın fotoğraf da tam bir propaganda ürününe benziyor ama adam çok şirin:)
    Kendimi mecbur hissetmediğim müddetçe yazmıyorum.
    Sevgiler.

    sarya,
    Söylenmemiş söz kalmadı, yazdıklarımdan etkilenip ayartılmak için ortaya çıkacak iri göğüslü bir sarışın umudum da bitti... Neden yazayım ki artık? Sadece böyle tuhaf düşünceler kafama üşüşünce içinden geliyor bir şeyler gevelemek.
    Onu bunu bırak da, bir kez olsun virgilius kelimesini doğru yazsan gam yemeyeceğim sarya!
    Sana da sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. :)))))
    haklısın hep yanlış yazmışım.
    kahvem bitti. en iyisi bi tane daha alayım.

    YanıtlaSil
  5. insanin cani deli gibi Civilization oynamak istermiymis istermis, hele hele senin yazini okuduktan sonra...
    zaten yeni versiyonuna el atamadim bir turlu icimde kaldi, adami zorla gunaha sokmak bu olsa gerek, bunca isimin gucumun arasinda bana yapilacak seymiydi bu Virgilius :/

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!