25 Haziran 2010 Cuma

Dolmacı Kaplan



Bir süreliğine iş yerinden uzak kalıp tansiyonumu normal sınırlarına çekmek için çıktığım kısa izinde, yazlıkta gününü gün edip beni de biber dolması pişireceğini söyleyerek ayartan annemin yanına gittim. Dün, ikindi vaktine doğru üst kattaki balkonlu odaya geçtim, yağmur yağdığından balkona çıkmayı gözüm kesmedi, ben de balkon kapısını açıp, oturduğum koltuktan ayaklarımı demirlere uzattım, kitabımı, sigara ve küllüğü koyduğum sehpayı yanıma çekip zevkü sefa etmeye başladım. Kitap, Borges’in hazırladığı Babil Kitaplığı dizisinden Konuk Kaplan’dı, P’u Sung-Ling isimli, adını hiç duymadığım bir çekik gözlünün kaleme aldığı hikayelermiş. Sigaramı keyifle tüttürürken kitabın önsözünü okumaya giriştim, Borges yazmış onu. Bir satır dikkatimi çekti, altını çizdim:



“(…) Çin’de yazılan gerçekçi ve oldukça uzun romanlar –aşağıda değineceğimiz Kırmızı Köşk Düşleri gibi- özellikle gerçekçi oldukları için doğaüstü olaylarla doludur; çünkü bu ülkede olağanüstü olaylar imkânsız ya da gerçekdışı olarak algılanmazlar. (…)”



Ben bu satırın altını çizerken hemen balkonun dibindeki ağacın dalları (beton çocuğuyum ben, çamdan başka hiçbir ağacın ismini bilmem) rüzgârın şiddetiyle sertçe sallandı, hışırdayan yaprakların arasından iki üç kuş havalandı, kaybolup gittiler. Gözüm kitaptan ağaca kaydığında, balkonda, hemen iki metre önümde duran bir şeyi de istemdışı olarak gördüm. Gördüm ama ne gördüğümü anlamadım. Balkonda gerili çamaşır ipine, yırtık bir poşet mandallanmış, rüzgârda salak salak salınıyordu karşımda. Annemin ıslak ve yırtık bir poşeti çamaşır ipine neden astığını anlamaya çalıştım. Anlaşılacak bir şey değildi ama. Bir dakika evvel kitapta altını çizdiğim cümleye baktım tekrar, ‘çünkü bu ülkede olağanüstü olaylar imkânsız ya da gerçekdışı olarak algılanmazlar.’ O an aklıma gündüz tv’de gözüme ilişen bir reklam geldi, bir festival için olsa gerekti, kuş yuvasında bir sürü kulak bekliyordu, sonra bir adam müzik çalarak havada uçup yuvaya konuyordu, o kulaklar da (aç kuş yavruları gibi) müzisyeni yiyorlardı. Ne kadar rahatsız edici gelmişti izlerken, zaten yarım yamalak görmüştüm. Karşımdaki poşet de en az o kadar tuhaftı. Elbise veya çamaşır gibi ipe asılı bir plastik torba. Aşağıya, anneme seslendim:





- Anneeee! Balkondaki çamaşır ipinde asılı duran poşet hakkında bir şey biliyor musun?

- Heralde, ben astım onu oraya.

- Mantıklı bir açıklaman var mı?

- Kuşlar balkona konup sağa sola pislemesin diye astım, korkuluk görevi görüyor.

- Yaaa. Peki kuşlar bunu yutuyorlar mı?

- Bazısı evet, bazısı hayır.

- Kuşların zeka seviyelerinde farklılık olduğunu mu söylemek istiyorsun anne?

- Saçma sapan konuşma, daha iyi bir fikrin varsa, mesela normal bir korkuluk yapmak gibi, onu yap, bir işe yararsın böylece.

- Anne gören de balkonda mısır tarlan var zannedecek.

- Beni bağırttırmasana, dizi seyrediyorum şurada. O poşete de dokunma, işte o kadar!



Borges’in ‘özellikle gerçekçi oldukları için doğaüstü olaylarla doludur’ cümleciğini bir kez daha açıp okudum.



Sonrasında biber dolmasının hem gerçek, hem de doğaüstü olduğunu aklıma getirip sustum.

35 yorum:

  1. süper yahu! bayıldım bu yazıya. dolmadan başka örnekler de var:)

    YanıtlaSil
  2. ultramegasüper bi yazı bu. borges'in kulakları çınlamıştır mezarında eminim. negzel, negzel!

    YanıtlaSil
  3. (azizim, şu aşağıdaki imza zımbırtısını yeniden eski haline çevirin lütfen. adımı yazamıyorum bi türlü gene. izin vermiyor.)

    YanıtlaSil
  4. kullanılmayan cd'lerde kuşları korkutmakta işe yarıyor, annene söyle:)))))
    U(YKSZ)

    YanıtlaSil
  5. Fortunata,
    :P

    JoA,
    Gecenin üçünde değil de, makul bir saatte yazsaydım, Borges'in alıntısını Türkiyeye uyarlayıp daha nerelere atlayacaktım ya, neyse artık, gören görüyor demek:)

    loverisloser,
    Hocam farkında mısın, Batı'da sevdiğimiz/sevilesi yegane adamlar, batı materyalizmden (maddi medeniyetten) yılandan kaçar gibi uzak duran tipler.

    ayrıcana, imza zımbırtısını ben değiştirmedim, ama sen zaten "soy un perdador" diyen biri olarak alışıksındır :)

    U(YKUSZ),
    bunu söylersem akıl yürütür, "o zaman kuşlar kendi görüntülerinden ürküyor" der, gider balkona kocaman bir ayna koyar. Bir de görseniz, balkon zaten pislik içindeydi! Üstelik kuş pisliği de değil. (Bunu söylediğimi duyarsa beni öldürür.)

    YanıtlaSil
  6. Borges batılı değil, Arjantinli. BsAs'li. Arjantin batı değil, bambaşka bir yer.

    YanıtlaSil
  7. annene hayranım virgilius. pardon şöyle olacakdı; annene de hayranım:)

    YanıtlaSil
  8. biber dolması herşeyin önüne geçer yapılacak birşey yok şu nefs denen şeyi kontrol etmesi zor zanaat:)
    bir de yazının tam ortasına yerleştirdiğin karikatür tamamen ilgi odağım oldu:)) konsantrasyonumu bozdu resmen çok iyi seçim:))

    YanıtlaSil
  9. polente,
    BsAs'li ne demek, Psas gibi bir şey mi, hiç bir fikrim yok. Tamam ben de Arjantin'i seviyorum, özellikle Ushuaia'yı rüyalarımda görüyorum ama unutma, 'küfür tek millettir' :P

    aglea,
    Anneme benden başka herkes hayran zaten. Ben sadece seviyorum. (bir sonisphere muhabbetimiz oldu geçende, birileri görse deli derdi ikimize de.)

    sakazen,
    yeminle söylüyorum, leziz bir biber dolmasının üzerimdeki etkisi, sarışın iri göğüslü hatunların baştan çıkarıcılığına denk :)

    evli adam,
    :)

    YanıtlaSil
  10. Günün bütün sıkıntısından ağırlığından bir anda kurtuldum sanki. sağolasın virgiliüs, sen yaz ben saatlerce hiç sıkılmadan okuyayım.
    Borges morges hepsi hikaye annene bayılıyorum . Şanslı adamsın vesselam. :)

    YanıtlaSil
  11. Torba kesmiş demek kuşları... Balkonda bu amaç için cd sallandıranlar var.. :)

    YanıtlaSil
  12. sarya,
    elbirli yapıp şu kadına nazar değdirmeye kararlısınız anlaşılan :)

    Brajeswari,
    Torba kuşları kesmemiş, bence kuşlar torbayı delik deşik edip parçalamışlar:) CD koysak onları da çizerler muhtemelen ama dedim ya, balkonda mısır tarlası yok ki :)

    YanıtlaSil
  13. arjantin batıdan mı daha yakın bize yoksa doğudan mı? batıdan daha yakın değilse batılı denmeyip doğulu denmesi doğru birşey olur mu kavramsal açıdan. yok batı diye bir bölgeyi kastederek şeyediyorsak o zaman niye batı diyoruz. bu batı doğu sınırı nerede ve kim neye göre karar vermiş. orta yerinde algısal olarak ters dönmüş avustralyanın olduğu dünya atlasına bakınca bu kavramlar çok yanlış görünüyor benim gözüme.

    bir de, söz konusu biber dolması etli miydi zeytinyağlı mıydı. zeytinyağlı olursa nazarında sarışın iri göğüslü, etli olursa esmer iri göğüslü gibi bir fark yaratıyor mu sende? hayır benzetmeyi sen öyle yapmışsın diye meraktan soruyorum sadece. kışkırtmak gibi bir niyetim zinhar yok.

    azıcık içerkene geyik yapacak yer aradığım çok belli olmamıştır umarım.

    YanıtlaSil
  14. evli adam,
    bir cumartesi gecesi saat 00.46'da elinde viski kadehi buralara geyik yapmaya geldiysen, hakkındaki 'idolüm bu adam olsa gerek' düşüncemi gözden geçirmek durumundayım. Hadi muhterem zevcen seni eve sokmuyor bir nedenden ötürü, başka bir alternatif de bulamayıp iş yerinde mi sabahlamak zorunda aldın be adam?

    Şimdi, bu doğu-batı ayrımı temelinde transandantalist (aşkın) bir yaklaşım barındırıyor. Doğu dikeye, batı yataya teveccüh eder, diğer bir değişle Doğu'da manevi ilke, Batı'da ise maddi güç ön plandadır. Meselenin griiinviç meridyeni ve kürenin sağı, solu ile alakası yok. Din ve şekilcilikle de hiç ilgili değil bu ayrım, en basit örnekle Hristiyanlık tümüyle/sâfi aşkın bir öğretiye sahip iken, Roma'nın bu dini kabulunun ardından kurumsallaşıp dünyevileştirmiştir. Hatta meşhur Roma atasözü, bu gerçeğin net ve kesin ifadesinden ibarettir: 'Ex oriente lux, ex occidente lex.' İslam için hristiyanlık kadar dikey bir değildir önermesi, çok subjektif gelebilir ve birileri bana çıkıp da burada küfür edebilir belki, ama gene de aşkınlık anlamında dünyaya ve güce meyilden uzak tutar islamın özü. Muaviye'nin, her işi/herkesin işini bitirip Romalıların daha evvel hirsitiyanığa yaptığını, kendisi islama uyarladıktan sonra ismini hatırlamadığım biriyle konuşurken söylediği sözleri okumuştum, sana da fısıldayayım:
    "Ebubekir dünyayı istemedi, dünya da O'nu istemedi. Dünya Ömer'i istedi, ama O, dünyayı istemedi. Ve Osman dünyayı istedi ve dünya da O'na erişti. Fakat, vallahi biz yarı belimize kadar dünyaya gömüldük!"
    Şimdi, yorumun birinci bölümünü Kipling'in özdeyişiyle şenlendirip diğer bölüme gçeyim: "East is East, and West is West, and never the twain shall meet."

    Etli biber dolması, zeytinyağlı biber dolması, zeytinyağlı yaprak sarması ve etli yaprak sarması. Geçenlerde teşrif ettiğim bir arkadaş meclisinde oturmuş türkiye'yi kurtarırken konu nasıl oraya geldi bilmiyorum ama "erkeklerin dört kadın tipi hayali vardır" sonucuna bağladık meseleyi. Bu dört kadın;
    1- iri göğüslü sarışın,
    2- iri göğüslü çekik gözlü,
    3- iri göğüslü latin,
    4-kavanoz kalçalı sütlü kahve zenci.

    Zeytinyağlı biber dolması, benim için dördüncü maddeye tekabül ediyor. Açlıktan ölürüm, gene yemem. Sevmiyorum, midemi bastırmak için tırnaklarımı kemiririm daha iyi. (satır arasını okumuş olduğunu tamin ediyorum.)
    Zeytinyağlı yaprak sarması, iri göğüslü bir çekik gözlüye bedel. Bu dört yemek arasında hayallerimi en sık süsleyen yemek, ve ne yazık ki en az yediğim. Zamanında bir borcam dolusu zeytinyağlı sarmayı tek oturuşta yemişliğim vardır, ayrıca nerede bir kermez olduğunu görsem mutlaka zeytinyağlı sarma var mı diye içeri girerim, "üç tanesi bir lira" gidi rakamlarla sattıklarından, kırk tane aldığım sıklıkla vakidir. İri göğüslü bir çekik gözlüyü ne zaman görsem canım çekiyor.
    Etli yaprak dolması, üzerine yoğurt da dökünce karşı konulmaz geliyor bana. Latin tipli iri göğüslü hatunlar da seksapelleriyle aklımı başımdan alıyorlar. Ama yoğurtsuz gitmiyor bu meret, ve benim midemde nasıl bir oluşum var bilmiyorum ama fazla yoğurt yiyince ishal oluyorum.
    Son olarak, etli biber dolması. İşte benim favori yemeğim. Zamanında bir oturuşta dokuz tane yemeseydim, şimdi 92kg'lik bir yavru file dönüşmezdim sanırım. Ama ağzımdan düşmüyor, hayal dünyamdan çıkmıyor, etli biber dolmasını istemekten vazgeçemiyorum, tıpkı iri göğüslü sarışınlar gibi.

    Artık hazırlanmam gerek. Slayer beni bekliyor!

    (geyik öyle değil, böyle yapılır hocam)

    YanıtlaSil
  15. BsAs buenos airesli demek. canikom.

    YanıtlaSil
  16. şimdi sevgili virgilius,

    öncelikle yazıda - yorum diyecektim ama uzun olunca yazı demekte mahsur görmedim - maddi hatalar var. bir kere dün gece elimdeki rakı kadehiydi, yanında da ayran içiyordum. görgüsüzlük gibi olmasın, 3-4 çeşit de peynir eşliğinde keyif çattım. sen sevmiyorum falan dedin diye hatırlıyorum ama rakı ve ayran iyi gidiyor birlikte. ağızdaki anason hissini kaldırdığından daha çok içebiliyorsun. denemeni tavsiye ederim. yok illa ki rakı olmaz, içemem diyorsan bir dahaki sefere blogunu gece ziyaret ettiğimde viskiyle birlikte gelirim. sırf bu sebepten seni kıracak değilim.

    sevgili zevcem güzel bir sebepten ötürü şehir dışında, haliyle oğlana bakmak görev listemin en başına yerleşti. adamın yaşı daha küçük olduğundan evde ya da parkta takılıyoruz mecburen. yaşı büyük olsaydı durum daha değişik olabilirdi, kafaları birlikte çekebilirdik misal. cumartesi gecesi elde kadeh can sıkıntısından "virgilius'a mı çatsam" diye düşünmemin zebebi özetle budur.

    iş yerinde sabahlamaktan terfi ettim. patron olmaya karar verdim bir süre önce. maiyetimde şimdilik sadece ben varım ama olsun, bu da bir başlangıç. fakat bu patronluk yorucu işmiş sevgili virgilius. eskiden 12 saat çalışırdım şimdi 16 saat çalışıyorum. hobilerime bile vakit ayıramıyorum.

    YanıtlaSil
  17. ilk paragrafına yanıt verdiğime göre ikinci bölüme gelelim. şimdi senin bu din, isa, islam falanla ilgili yazılarını iyi kötü bildiğimden, konulara olan ilgin ve bilgin de aşikar gözüktüğünden bu konuda seninle aşık atmak gibi bir densizliğin içine girmeyeceğim. o sebepten verdiğin bilgileri ve yorumları by default doğru kabul ediyorum. fakat naçizane bir ik laf da ben edeyim müsadenle. şimdi benim yukarısıyla olan ilişkim self practice çerçevesinde olduğundan bu tür olayları daha çok sistem, yönetim, bütünlük, davranış tarzı, insan psikolojisi, yaklaşım falan açısından okuyorum. boru değil sonuçta, bir grup insan bir diğer grup insan üzerinde tahakküm kuruyor, devlet inşa ediyor, batırıyor, savaşıyor falan. tarz, tavır ve yaklaşımları anlamak incelemek açısından zamanında bir iki tanesini okudum galiba. bu sebeple okuduğumdan olsa gerek isimleri ve tarihleri anında unutuyorum, bir tek olayın kendisi ve içeriği kalıyor aklımda. ebu bekir tamam tanıyorum, ömeri de biliyorum, muaviye de ok derken osmanı görünce "bu da kim ulan" diye geçirdim içimden. gerçi cümlenin yapısından ömerden sonraki halife olduğu belliydi ama gene de gugıla teyidettirdim.

    islamda dört hatuna izin, cariyeler falan gibi durumlar sempatik görünüyor tabi gözüme ama çok kural var yav virgilius. bir de benim gibi niyeci, sistem nasıl işliyor, yaklaşım nasıl olacak, anlayalımcı bilelimci bir adam için çok dogmatik.

    dini, belirsizliği havale ettiğimiz bir makam gibi görüp, esas gayenin kişisel mutluluğa-huzura ulaşmak olduğu gibi bir düşüncem var ama pratikte öyle olamıyor malesef. kurumsuz, ulusuz, level'sız, aracısız makam olur mu? olmuyor haliyle, bu da konuyu esas gayeden uzaklaştırdıkça uzaklaştırıyor.

    bir de kutsal kitaplar-metinler-içtihatlar herşeye cevap verir mi mevzusu var. okumasını bilene verdiğini iddia ediyor bir kısım ulema. hatta bilimsel gelişmelerin sonuçlarını bu kuranda incilde şurada burada zaten vardı, böylece teyid edilmiş oldu da denebiliyor bazen. bilimle din çakışır mı çatışır mı şimdi fazla girmeyeyim ama, bilimin ilerlemesi havale edilen belirsizliğin bir kısmını belirli hale getirmiş olsa da, her zaman bir belirsiz alan kalacak gibime geliyor. içinden çıkılıp bir karara bağlanması zor bir konu, herkes kendi kumaşına göre değerlendirecek.

    her şeye cevap varsa, ben de bu hurilerin rus mu yoksa türk mü olacağını merak ediyorum. hazır ramazan geliyorken bu soruyu zekeriya beyaz'a ya da yaşar nuri'ye tv programında izleyici sorusu olarak sormayı planlıoyrum. bunlardan ilkinin otelde porno izlediği ortaya çıkınca, sosyal amaçlı baktım dedi, öteki de sekreteriyle halvetleşirken karısına yakalandı galiba. hayır cevabı bilelim, belki ona göre aksiyon alacağım. cevap vermzlerse de günahları boynuna artık.

    son bölüme bir cevap vermek gerekirse, bu sefer kısa keseceğim aydın havası olsun, söz konusu meclisteki arkadaşların ve senin kendinizi dört maddelik bir listeyle kısıtlamanızı hiç doğru bulmadım ama zevk meselesi tabi. listeye itirazım yok, fakat listenin kısalığına itirazım var. müsadenle birer madde de ben ekliyeyim. madem mevzu dolmadan açıldı bir de zeytinyağlı lahana dolması var hocam. güzelini bulduğumda değil bir, iki borcam dolusu yerim ben. hatun listesine de kaşık kadar popolu, küçük fakat dik göğüslü petite hatunları eklesek fena durmaz bence.

    bu, "bir oturuşta" ile başlayan cümlelerin de gayet normal bencileyin. ben de şöyle bir yazı çiziktirdiydim vaktiyle, benzeriz bu konuda. filinta ve fit konumumu korumakta ısrarlıyım yalnz ben.

    http://benevliyim.blogspot.com/2010/02/turk-kas.html

    YanıtlaSil
  18. tabi şimdi bu yemekleri yapmak zor, güzel yapapnını bulamk lazım. çok güzel etli biber dolması yapan tanıdıklarım var, hatta diğer dolma çeşitlerini de sunuyorlar. istersen telefonlarını verebilirim.

    bu son paragrafı yanlış değerlendirecek ziyaretçilerin olursa şunu derim; virgilius, hatununu seven ve ona sadık bir adamdır, öküzün altında buzağı aramayınız.

    bu son paragrafı da kesinlikle, "evet ben benim hatunu seviyorum, gözüm ondan başkasını görmüyor" diye bir cümle yazmana imkan tanımak için de yazmış değilim. samimi görüşümüzü beyan ediyoruz şunun şurasında.

    vaktim yok, vaktim olduğunda keyfim yok diye kendi bloguma yazı yazmıyorum, postadan uzun yorum yazdım. allah akıl fikir versin bana.

    geyik dediydin he mi :)

    *blogspotun yorumlarda maksimum 4096 karaktere kadar izin verdiğini de böylelikle öğrenmiş oldum, kabul etmedi hepsini bir seferde.

    YanıtlaSil
  19. Evli Adam, -Birinci Bölüm-

    Gördüğüm kadarıyla bulunduğum tahmindeki maddi hataların tamamı mazur görülebilir, viski yerine rakı içiyordun, evde olmaman veya zevcenin evde olmaması farketmez, sonuçta yalnızdın, patron olmuşsun ama 16 saat çalışıyorsun... son planda desperate househusband rolündeyken sıkıldığın belli. Lebensraum'una bir an evvel dönmeni ve doğal ortamına kavuşmanı içtenlikle diliyorum. bu hallere düşecek adam mıydın sen ya :)

    Evli Adam, -İkinci Bölüm-,

    Açıklamam gereken bir husus var. Din ile, hele islamla filan pek bir ilgim yok. Bir önceki yorumumda Doğu-Batı ayrımı yaptığımdan, okuyanlar Batı deyince hristiyanlıktan bahsetmediğimi, Doğu diyince de islamı kastetmediğimi anlasınlar diye her iki dini de -mürekkep yalamış az insanın düşeceği yanılgıyı ters yüz etmeye çalışarak- karşıt şekilde örnekleme gayret ettim. Lakin Slayer İnönü Stadında beni beklediğinden çok detaya girebilmem mümkün olmadı. anlattığım konunun dinlerle alaksı yoktu. Her şeyden evvel transandantalism ve aşkınlık kelimeleri sarfettim ki bu zaten dinlerin kuralcı/şekilciliğinden tümüyle bağımsız, 'Hikmet' ile ilgili bir konudur. Ayrıca, zaten 'Doğu' diyince islam dünyası değil, daha doğusu, yani Hind ve Çin akla gelmeli. Bu konularda benim sinir bozucu ukalalığım yerine daha yetkin bir tip olarak ortalarda gezinen ve ağır ol da molla desinler misali çok fazla konuşmayan Passive'ın ağzını yoklamanı ya da Metin Bey'e bulaşmanı tavsiye ederim. Sonuçta bunlar ciddi konular ama biliyorsun benim ciddi olamama gibi bir problemim var.

    Sorduğun diğer hususlar (şekil ve kurallarla ilgili olan) hakkında bilgim yok, sonuçta ilahiyatçı da değilim, söz gelimi şu meşhur "dört karıya izin" meselesini kendimce 'biri oral yapar, diğeri ile straight sex yaparız, öteki anal partnrtim olur, dördüncüsü de yemek pişirsin, ütü yapsın' şeklinde yorumlarım hep ama dedim ya, bu gibi soruları bana sorarsan vereceğim cevaplar Sikiriya Beyaz veya ötekini aratır kanaatindeyim.

    Benim Hatun yemek yapamadığı için iki günde bir pizza yiyoruz, buna nutella bağımlılığım ve Hatun'un tipim bozulsun da kendisinden başka kimse yüzüme bakmasın diye "ben seviyorum senin göbeğini" manüpilasyonu eklenince, son bir senede iyice tanınmaz hale geldim ve zaten pek meyilli olduğum o türk kasına fazla fazla sahibim şimdilerde.

    Evli Adam, -Üçüncü ve Son Bölüm-

    Bu yoruma bir cevap yazmayayım. Bunlar 'yemek' masasında konuşulacak konular. "Ben benim Hatun'u çok seviyorum ve O'ndan başkasını gözüm görmüyor" cümlesini bizzat benden duymanı isterim:)))
    Not: Restaurantı sen seç. Zevkine ve görgüne güveniyorum, hala idolümsün!

    YanıtlaSil
  20. virgilius,

    arjantin batıda değili kafaya takıp az bulaşalım derken konuyu yemek yiyelime bağladık galiba. olur tabi olma mı. bu kadar lafın üstüne yemekte başlangıç niyetine dolma yememiz de şart oldu bence.

    yalnız hatırlatır mısın bana yiyeceğimiz dolmaların resmini çekmek için fotoğraf makinası getireyim gelirken. ispat niyetine çekip bir tarafa koyalım ki dolma yemek derken hakikaten sadece dolma yemek arzusunda olduğumuz görülsün.

    birden fazla restoran alternatifim var senin için, sen de bunlardan birini seç; ilki kanlıca'daki "taç restaurant". deniz ürünleri için güzel bir yerdir. senin için bir öenmi yok belki ama rakıyı da ehlikeyf içinde sunuyorlar. ahtapot ızgarası parmak yedirtir adama. ikincisi kuruçeşmedeki "mavi balık" burası da fena değildir. üçüncüsü galata kulesinin yanındaki anemon otelin teras restoranı. sonuncusu da ahırkapıdaki "giritli restoran". seç bakalım birini hocam.

    patron olduğumdan mütevellit hafta içi 16 saat çalışıyorum, haftasonu uygun gibi gözüküyor.

    bırak hocam idollüğü falan da yemekten sonra ne yapacağız plan yap!

    YanıtlaSil
  21. Evli Adam,
    Hocam aç karnına dolma olmaz ya. Dolmayı tatlı niyetine yeriz.

    Gregor'dan haber aldım, 48 gün sonra istanbul'da olacak. O da dolma sevdalısı bir kardeşimiz, onu da aramıza alsak mı ne dersin?

    YanıtlaSil
  22. olur bana uyar, gregor'la da şeyetmiş oluruz. 48 gün çok gerçi ya, napalım, ölmeyiz inşallah.

    YanıtlaSil
  23. Hımmm güzel bir akşam yemeği olacak.
    Burdan bakınca kanlıca'daki 'taç restaurant' ve ahırkapı'daki 'giritli restoran' pek keyifli yerlermiş gibi görünüyor.

    Tabi yine sen bilirsin kuzum :))

    YanıtlaSil
  24. Ben şimdiden çok keyifli güzel bir akşam geçirmenizi dileyeyim.

    YanıtlaSil
  25. Sarya,
    ben buradan görmüyorum sen nasıl gördün de beğendin? Yoksa biliyor musun bu mekanları?

    YanıtlaSil
  26. tesadüf eseri buldum blogunuzu ve cidden sevdim......

    YanıtlaSil
  27. elçin öner,
    Talihli bir insansın, bu blogu tesadüfen bulduğuna göre.
    Bana gelince, teşekkür ederim, alkışlarla yaşıyorum :)

    YanıtlaSil
  28. Biraz inzivaya çekilelim dedik arkamızdan söylenmeyen kalmamış, "mahallenin bitirim abisi Virgilius" dememin acısı mı çıkıyor ne? İfadelere bak, dövmüş müsün, sövmüş müsün yoksa iyi bir şey mi söylemişsin, belli değil: "Bu konularda benim sinir bozucu ukalalığım yerine daha yetkin bir tip olarak ortalarda gezinen ve ağır ol da molla desinler misali çok fazla konuşmayan Passive'ın ağzını yoklamanı ya da Metin Bey'e bulaşmanı tavsiye ederim."

    1. Teveccüh göstermişsiniz (yani galiba) ama hocalarımdan işverenlerime kime sorsanız hevesle açıklayacakları gibi, hiçbir konuda hiçbir yetkinliğim yok efenim maalesef. Hele hele sizin gibi on yazısından ikisi dinden nemalanan kavramlar ve veya dini kavramlar üzerine olan ve "din dilim Hinduizm" falan gibi afilli laflar edebilen birinin yanında, bu konularda bir kez olsun bir satırcık yazmamış biri olarak esamem okunmaz, ben anca senin yazdıklarına iki satır yorum bırakırım.

    2. yetkinliğim olmadığı gibi, yetkinim diye ortalarda da gezinmiyorum efenim, teessüf ederim. zaten ortalarda da gezinmiyorum, ona da ayrıyeten teessüf ederim.

    3. efendim yine iyi niyet göstermişsiniz lakin, fazla konuşmamam söyleyecek bir sözü olmayacak kadar sıkıcı biri olmamdandır. yoksa ağzıma dizi dizi kelimeler diziliyor da "aman sesimi çıkartmayayım da beni adam hanım sansınlar" diye düşündüğümden değil susuşum.

    Kamuoyunu aydınlatabilmişimdir umarım.

    YanıtlaSil
  29. hahaha cok guldum anneye,
    yaraticiymis gercektende :)
    klasik turk annesi modeli, nedense aklima hemen su cilgin turkler kitabinin arasina kitap ayiraci olarak ayagindaki terligi koyan teyze geldi :D

    dip not: ilk kez denk geldim blogunuza, cok begendim takipteyim bundan sonra, umarim intihal olayindan sonra birakmadiniz yazmayi :)

    YanıtlaSil
  30. A-H,
    Genelde yabancılara (yabancılar?) pek güler yüz göstermem ama sana kötü davranmayıp hoşgeldin diyeyim.
    Bırakmadım yazmayı, sahip çıkmak lazım bloga yoksa çalıyorlar:)

    YanıtlaSil
  31. Virgilius hosbulduk :) sagol guler yuz icin her ne kadar fiziksel olarak gormesemde ;)
    zaten hep yabancilar okumuyormu bloglarimizi, ya da ilk geldiklerinde herkes yabanci olmuyormu.
    aman birakma sahip cik, gordugum kadariyla basi bos birakilmayacak bir blog seninkisi.

    YanıtlaSil
  32. http://m.friendfeed-media.com/b64941862125f66811b5814c04bb0c17c1380430

    virgilius,

    biz friendfeed diye bi' yere takılıyoruz da, evli adam bu eserimi görünce seni andı. ben de keşke virgilius'da burada olsa anlamında şeyler söyledim. haber vereyim dedim:)

    YanıtlaSil
  33. aglea,
    öncelikle "eserin" gerçekten çok çekici görünüyor, sanat sanat içindir yerine sanat virgilius içindir derecesine yükselecek olursan bir gün, emin ol virgilius eserini tatmak isteyecektir:)
    İkinci olarak, gıyabında evli adam'a selam eder, sana da "friendfeed'te olmadığımı kim söyledi?" diye sorarım:)

    YanıtlaSil
  34. ben sanat'ın virgilius için olduğuna iman edeli çok zaman oldu. arada tökezleyip bir kaçını birden düşsem de, mertebeleri bir bir aşma çabasındayım:)


    lakin sen ordaysan güneş gözlüğü ve perukla filan dolanıyorsan üzülürüm, kırılırım. hatta inancımı kaybederim. ama yine de sabırla katlanırım:(

    YanıtlaSil
  35. aglea,
    hiç bir yerde kendi kılığımdan farklı bir şekilde dolaşmam, zorluk görünmeyeni görmekte:) Bir şeyin görülmemesi, var olmadığı anlamına gelmez :)

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!