8 Mart 2010 Pazartesi

Neden Yazamadığım Üzerine... (veya 'Kafamı Hangi Çöp Tenekesine Boşaltsam?)

Huzursuzca açtım telefonu…

- A--llo

- Ne haber abi?

- Hmmmm, iyiyim, sen nasılsın?

- Ben de iyiyim, ne zamandır aramıyordum, bir sesini duyayım dedim.

- Duy bakalım. Var mı değişiklik sesim de?

- A-owww. Sen müsait değilsin sanırım.

- Ne için?

- Sesinden öyle anlaşılıyor… Neyse, abi bir soru soracaktım sana, bunu ancak abim bilir diye düşündüm, sen benim yol gösterici idolümsün biliyorsun.

- Abartma, ayrıca ben hep böyleydim ama senin kafana öğretim üyesi olunca dank etti.

- Eeeeee, yani. Eğer uygunsan bir sorum olacaktı.

- Kısaysa sor. Eğer uzunsa ben de seni sikerim.

- Heh heh, kısa abi kısa. Kafamı şeyedebilirsin ama.

- Tama ya öff, kıyamam ben sana. Sor bakalım.

- Herminöğtiks ne demek?

- Hı? Nasıl yazılıyor?

- Kodluyorum: H-e-r-m-e-n-e-u-t-i-c-s.

- Hermenötik… Etimolojisi Hermes’ten geliyordu sanırım.

- Mısırlı tanrı Hermes mi?

- Evet ama esas Yunan tanrısıdır bu. Biraz karmaşıktır zaten.

- Nasıl karmaşık, yoksa bu da Prometheus gibi ibnelerden mi yani? Ares, Afrodit, Hades filan gibi sabit bir mesleğin erbabı değil mi?

- Hahahahah, tıpkı Athena veya Apollon gibi, her boka maydanoz olanlardan, çok fonksiyonlu bir tanrı. Ezoterikler bayılır bu tanrıya. Nerede rastladın bu hermeneutics kelimesine?

- Az evvel dersle ilgili okuduğum bir makalede zırt pırt hermeneutics kelimesi geçiyordu, post modern hermeneutics gibi terimler var, dışarıda olduğumdan da internet filan yok elimin altında. Bilse bilse benim güzel abim bilir diye düşündüm.

- Göt herif, işine gelince nasıl da güzel abin oluveriyorum. Neyse, çok önceden okumuş kafa yormuştum bunun üzerinde, aklımda kaldığı kadarıyla Hermes Olimpus’taki tanrıların en küçüklerinden ama hem tıp, hem ticaret, hem müzik… başka şeyler de var, tam anlamıyla maymun iştahlı bir herif ama Hermes’in öncelikli görevi tanrıların habercisi olması, yani tanrılardan aldığı bilgileri insanlara, onların anlayacağı şekilde aktarması.

- Hmmm. Hermönatik bundan geliyor yani. Bunun anlamı ne o zaman?

- Yorumla ilgili bir şey ama şimdi sana uzun uzadıya anlatamam, işkembe-i kübradan sallamak da istemiyorum. Yorumlayarak gizli anlamı açığa çıkarma filan, yorum bilgisi gibi. Ama uzun bir konu, detaya girince saçmalayabilirim, en iyisi susmak. Yorum yok güzelim.

- Abi, önünde internet var mı?

- Var. (Hatta Brooke Heaven’a acımasızca DP yapıyorlar karşımda dolduruyorlar şu anda” diyemedim, adamın hem abisi hem idolüyüm, prestijim zarar görür, yakışmaz.)

- Anlattıkların çok işime yarayacak ama sana zahmet google’a hermeneutics yazıp bana söylesene.



Biraderden on kat fazla kitap okumuşumdur ama o daha zeki benden, sözüne uydum ve viki’ye bakıp kendisine anlattıklarımla çelişmeyen, ama daha detaylı bilgileri kardeşime okuduktan sonra, yaklaşık 40 dakika süren bu konuşmayı sonlandırdık. Pornoyu kapatıp düşünmeye başladım.



Önce Cebrail düştü aklıma, tanrının mesajlarını iletmekle yükümlü varlığa. (Sonra da şu yazıdaki adi karıya lanet ettim gene.) Hermes de tanrıların mesajlarını insanlara taşıyan, ayrıca birbirleriyle iletişimini sağlayan kişiydi. Haber vermenin, iletmenin, bilgilendirmenin önemi üzerine kafamda bir şeyler kıpırdadı. Zerdüşt’ün yaptığı buydu, Sokrates de, Buddha da hep haber veriyorlardı. Üstelik tıpkı Hermes gibi, kuru bir haber, sade bir bilgi değildi aktardıkları: Aslında bilgilendirirken her insanın içinde, derinliklerinde var olanı, bilinip unutulanı dürtüp harekete geçirmekti onların yaptıkları. Görülmeyeni göstermeye çalışıyordu bu isimler ve muadili olan pek çokları. “Görülmeyeni göstermek.” Bu iddialı olduğu kadar paradoksal bir ifade, çünkü eğer gösterilebiliyorsa, o şey` görülebilir. O zaman neden görülmez? Belki insanlar nasıl bakacaklarını bilmedikleri için, belki de görmeyi unuttukları için. İsa değil miydi şöyle söyleyen: Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız, bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz! Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, kulakları ağır işitir oldu. Gözlerini de kapadılar. Öyle ki, gözleri görmesin, kulakları işitmesin, yürekleri anlamasın, ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim.' (Matta, 13:14-15) Meseleye sadece dini veya ilahî çerçeveden bakmadan da pekala gizli, saklı kalmış hazinelerin varlığından söz edilebilir. Nietzche Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün girişinde bir hazine olarak insanların varlığından haberdar olmaları için yaşadığı mağarasından inip halkın arasına karıştığını yazar. Gene dinî referans verecek olursak, bir ayet hatırlıyorum, “ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” şeklinde. Hermes ve türevleri var olmazsa hep bir şeyler eksik kalıyor, onlar haber veriyor, hatırlatıyor, işaret ediyor. Modernizmin hümanizme (insancılığa) alkışı ve övgüsü, bu eksiklikten duyulan tuhaf memnuniyeti, agnostisizm gibi cahillik övgüsünün bir tezahüründen kaynaklanıyor. Hermesler’i yok edince insan kendini çok büyük, yüce, kudretli ve zeki sanıyor çünkü. Halbuki tüm dünya aslında bir sırdan ibaret. Hayatın anlamı ve bunun çözümü üzerinde azıcık kafa yorunca içimizi sıkıyor. Görmek istiyoruz. Bilmek istiyoruz. Anlamak istiyoruz. Kendimizi zorladığımız oluyor, ama hayır, gidebildiğimiz yer bir noktaya kadar. Bulamadığımız kapıyı aramaktan mecalsiz kalmış halde, duvarı itmeye kalkıyoruz. Goethe’ye sorulan bir soruya herifin verdiği cevap ne kadar derin:



-En büyük sır nedir?

- Aşikar sır. Herkesin önünde olan, ama hiç kimsenin göremediği.









Hermes üzerine uzun bir yazı zırvalamaya niyetliydim. Fakat aklıma birden Hermenötik kavramının çok daha çetrefilli olduğu geldi. Kardeşime gevelemeye cesaret edemediğim bir sürü şey zırvalayabilirim burada, ne de olsa benim blogum, herifin kafasını karıştırmak istemediğim için uzatmamıştım telefon konuşmasını. Lakin gizli mana ve mesajların uçuştuğu ezoterizme ve inisiyasyona dair onlarca kitap yutmuş ve ‘vay be, bu adam çok zeki olmalı, anlattıklarından hiçbir şey anlamadım’ dedirtecek kadar çok söylev vermiş de olsam, aklıma geldi ki, Aristo’nun Yorum Üzerine isimli kitabını okumamışım, bu eserin eleştirisi ve kendince yorumlamasını yapan İbn-i Sina’ın Kitabu’ş-Şifa’sını da öyle… Kendimde bir eksiklik hissettim, Aristo’nun kitabını aradım nette, İmge yayınlamış, 60 sayfalık kısacık bir pamplet. Derken sayfada kitaptan alıntılanan bir cümleye kaydı gözüm:



“İlkin ad ile eylemin, sonra da değillemenin, evetlemenin, sözün ne olduğunu, belirlemek gerekiyor.”



Bu cümleyi okuduğum anda yüzüm ekşidi. Böyle iğrenç bir çeviri olabilir mi? Kitabın bayrak cümlesi bu kadar mide bulandırıcı bir çeviriye kurban gitmişse, geri kalan bölümü nasıl da sikilmiştir diye içim cız etti; esere acıdım, okumayacağım için kendime üzüldüm. Okuyamayacağım için yeni bir şeyler de alamayacaktım kafama, yani zenginleşemeyecektim. Hermenötik birden üzerinde düşünmek istemeyeceğim bir kavram haline büründü. Artık çeviri/tercüme meselesi kafamda dolanmaya başlamıştı. Aslında çevirmen kendince bir Hermes’ti, evet, bir başkasının söylediğini, buyurduğunu, yumurtladığını, sıçtığını, bizlere anlatan, haber veren Hermes. Tanımadığımız, bilmediğimiz, kimisi binlerce yıl evvel yaşamış onca insanın tabletlere, papirüslere, parşömenlere, kağıtlara yazdıklarını bize bizim anlayacağımız dilde anlatan Hermeslerdi onlar. Üstelik lisan dediğimiz halt da, tam anlamıyla bir sembolizm öğesidir ve bu bağlamda semboller kullanarak yapılan tüm anlatım doğası gereği hermenötiğe girer, hele alfabe ve yazı hakkında biraz düşünülecek olursa varacağımız sonuçlara şaşırmamak elde değil. (Rene Guenon’dan Whitehead’e, Heidegger’a kadar bir sürü kocaman amca bu konuya batar, debelenir, üstümüzü de kirletirler.) Bu bağlamda kendinden sembolik olan bir öğenin bir de yabancı bir dilden tercümesinin yapılması, o çalışmanın imkansızlığını gösteriyor. Tercüme diye bir şey yoktur! Virgilius böyle buyurdu. Tercüme, kişinin bir dilde anladığını başka bir dile çevirmesidir. Birebir çeviri mi? Hadi len! “Bana mutfaktan su getir” cümlesini çevirmekle bu iş olmaz. Eğer bir metnin, bir kitabın çok çeşitli, çok farklı, birbiriyle tümden alakasız çevirilerine rastlıyorsak, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Üstelik bu Hermes kılıklılar yüzünden tüm dünya tarih boyunca acı çekti, çekmeye de devam edecek. Size bir örnek: Hz. İsa, Aramice konuşuyordu. Mel Gibson’ın The Passion of Christ filmini izlediyseniz bu dili de işitmişsinizdir. (İzlemediyseniz de izleyin.) Vaazlarını Aramice verdi, ölene kadar da dili kullandı. Adamın anadili Aramiceydi yani. Sonra dağıldı Havariler dört bir yana, İsevî öğretiyi yaymaya, farklı coğrafyalarda değişik milletlerin arasına karışıp. İsa’nın sözlerinin kağıda en erkek 1. yy sonu geçirildiği öngörülüyor, yani İncillerin yazılı hale getirilmesi için yüz sene geçmiş. Üstelik hangi dilde? Yunanca. Bu arada herkes duyduğunu, aklında kaldığınca kağıda döküyor. Aradan iki yüz sene daha geçiyor, Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı resmi dil olarak kabul edecek, bu defa da Latinceye çevriliyor öğreti. Bugünkü Hristiyanlık en az üç defa tercüme edilip suyunun suyu çıkarıldıktan sonra bir de üzerine bukkake yapılan metinlere bağlı. (Konsillere hiç girmiyorum, oradaki hadise de tipik bir orgy, Edouard Henri’nin resimleri gibi.) Din reklamı yapmıyoruz burada ama Kuran başından beri Arapça kaldığından bir değişikliğe uğramamış, hep aynı. Neden? Yazılı – sözlü çevirmenler bulaşamamışlar. Hele yukarıda değindiğim Aristo’nun kitabı, çevirmen kılıklı Hermes müsvettesi Fransızcadan tercüme etmiş, Türkçeyi de bilmediğinden iyice içine etmiş! Yunanca klasiği bari Yunancadan çevirttirin bari a ibne İmge!





Şimdi, sevgili Talisman, kafam bu kadar dağınıkken, her ne hakkında zırvalamaya başlayacak olsam aklıma o haltla ilgili milyon tane şey gelir ve düşüncelerim böyle kilitlenir kalırsa, ben nasıl yazarım a.q.! Ben porno seyretmeyeyim de kim seyretsin! Zaten Müge de Hermes diyince ayakkabı markasını anlıyordur :)

28 yorum:

  1. Zorla seni gugıllatan arkadaş, çok sinir bozucu şeyler hatırlattı; okuyanlar varsa bana bunu bidaa yaşatmasınlar, Yunan tarihi ve mitolojisinden bahsedersin hemen vuhahahah ipneymiş, ipne miymiş.. İpne mipne değillerdi, zevk ve dahi sefa içinde yaşıyolardı. At üstünde zıplamaktan iyiydi.. Kin ve nefretimi kustuğuma göre uyuyabilirim. Kali nixta.

    YanıtlaSil
  2. gasilhane,
    ne diyorsun kuzum sen ya :) Bu yazıda ne ibneler ne de atlar var, Uykun varken bu blogtakileri yazıları okumamalısın bence :)
    İyi geceler :)

    YanıtlaSil
  3. 'hatırlattı'..
    harbi gidiym uyuyim

    YanıtlaSil
  4. virgilius, direkt beni ilgilendiren kısma geçeyim. hermes süper bir benzetme bence. bize taaa okul yıllarında öğrettikleri 3-5 faideli şeyden biri de şu italyanca sözdü: traduttore traditore. yani ki çevirmen haindir. gerçi bunu çevirmen hain olmalıdır diye yorumlayıp teee can yücel'e filan bağlayanlar var ama ahanda işte onlar senin hermeslerin kanatlı ayakkabıyla değil, uçak yakıtıyla uçanı oluyorlar zannımca. her neyse. don quijote'nin başlarında da (kitap 1000 sayfa kadar olduğu için başları dediğim ilk 100 sayfa) cervantes ariosto'nun çılgın orlando'sunu çeviren adama verir veriştirir. üstüne de senin gibi bir hükme varır. e napıcaz o zaman? el mecbur okuyacağız da bilerek/seçerek okuyalım bari, di mi? pek şahane bir okursunuz efeeem, kutluyoruz.

    YanıtlaSil
  5. Gasilhane,
    Göz ardı ettiğin bir şey var, modern türk erkeği evreni algılarken "ibne" kelimesini bir sıfat olarak düşünür ve kullanır; şişko karı, berbat hava, bomba göğüsler gibi sıfat tamlamalarının benzeri, mesela ibne kedi veya ibne prometheus da olabilirdi. Sevmediğine ibne dersin. (e.g. ibne hakem) dolayısıyla bu ne prometheus'un ne de o hakemin ibne olduğunu göstermez.
    Yazıları okumayacaksan podyuma çıkma bence :)
    Son olarak, yunanca "kali nixta", latince "ipse dixit" demek mi?

    JoA,
    bu saçmalıkları zırvalarken senin de çeviri işiyle uğraştığını hatırladım, "kesin gelip bana toslayacak şimdi bu kız, zaten bu aralar gergin takılıyor" diye de düşündüm:)
    Çevirmen haindir bence enfes bir söz, bunu unutmayıp sağda solda caka satmak için kullanacağım efendim, teşekkür ederim.
    Cervantes'in benimle aynı hükme vardığına dair yaptığın vurgu götümü dağlara taşlara çıkardı, sağolun efendim, beniz sizler yarattınız :P

    YanıtlaSil
  6. al işte, adın çıkacağına canın çıksın diye boşuna dememişler:) gerginmişim, peh, gergin olurum olmam, ne var bunda hıııı, yakarımmm yıkarımmm :-P

    bu konularla ilgileniyorsan, wiki "unatranslatability" üstüne sayfa bile açmış. http://en.wikipedia.org/wiki/Untranslatability
    %100 katılmamakla birlikte, ilginç.

    cervantes bunu özellikle şiir için söylemiş ama vardığınız sonuç benzer.

    son olarak, ben bişey yapmadım, bu sorumluluğu alamam:) an itibarıyla ofisteki manyak kedi manikürü gecikmiş tırnaklarıyla bacağımı delmiş durumda. şimdi ona da çevirinin nasıl bir şey olduğunu göstermeye gidiyorum:) sevgiler.

    YanıtlaSil
  7. "gizli bir hazineydim bilinmek istedim" Kur'an'da geçen bir ayet değil Peygamber'den nakledilen Kudsi hadistir.

    YanıtlaSil
  8. Hahahaha... Bütün yazıyı şimdi bunun sonunda yorum olarak "Bana göre tek bir Hermes var, o da Hermes Birkin." diye yazayım bari diyerek okudum ki, sen benden önce davranmışsın Virgilius.

    1) Bu gibi durumlarda link'i Worchestershire'a değil, Miss Müge'ye vereceksin, lütfen yani.

    2) Ay o öteki linkteki ayakkabıları hiç beğenmedim, ne o öyle Ceyo terlik gibi? Vere vere ona mı link verdin? Madem yazının sonunda benimle dalga geçiliyor, bari benim beğendiğim bir Hermes ürününe link verilsin. Yalnız bir süredir bakmıyordum, "sayende" Hermes'in son koleksiyonunu görmüş oldum. Buna inanamıyorum. :)

    http://usa.hermes.com/webapp/wcs/stores/servlet/ProductDisplay?storeId=10202&catalogId=10052&langId=-1&categoryId=140546&leftCategoryId=140544&topCategoryId=127525&parentCategoryId=127552&productId=56625

    Favorim mavisidir, kayıtlara böyle geçsin.

    3) Elimin altında bir sanat kartı vardı, bir süredir tutuyordum ve yine sana bağlanacağını biliyordum. Çok yakında efem...

    YanıtlaSil
  9. JoA,
    unatranslatability kelimesini okumayı 45 saniye uğraştıktan sonra başarabildim. O nedenle bu konularla 'daha fazla' ilgilenmenin sinir sistemime iyi gelmeyeceği kanaatindeyim :)
    Kediye iyi davran, zaten psikopat psikopat postlar yazmaya başladın son dönemde:)
    Sevgiler benden.

    Âheste,
    şimdi baktım da, evet, ayet değil kutsi hadis olarak geçiyor. teşekkürler.

    Müge,
    1- Benim için tek Müge var, o da Worchestershire'lı olan :P Üstelik Worchestershire'lı Müge dahi Hermes Birkin'i bilebilir :)

    2- Ayakkabı linkini beğenip de koymuş değilim, sitede ilk karşıma çıkan buydu ve fiyatının da 730$ olduğunu görünce blogumda yer almayı hak ettiği kanaatine vardım. Hoş, senin çanta da 725$ mış :) Koleksiyon Hermes'i olmam konusuna gelince, expect the unexpected:P

    3- Aç bakalım kartları!

    YanıtlaSil
  10. kelimeyi ben yanlış yazmışım, ondan okuyamamışsındır:)
    kediye bir şey yapmadım. o da gelip bir daha geçirdi patilerini ve kotumda minik bir delik açtı. neydi, öbür yanağı mı çevirecektik? :)

    YanıtlaSil
  11. JoA,
    ben neler çektim o yazdığın kelimeyi okuyabilmek için biliyomusun sen? Kedi az bile yapmış sana!
    Not: Kediye tırmalaması için poponun diğer yarısını göstermekten gına geldiğini düşünürsen;
    1- gazete kağıdıyla poposuna vurabilirsin. canı yanmaz ama senden nefret eder, uzak durur.
    2- sana her yaklaştığında üzerine su serpebilirsin. Senden nefret eder , gene uzak durur.
    3- yüzüne doğru sigara dumanı üfleyebilirsin. Bu en kötüsü olduğundan senden nefret etmekle kalmaz, kedi dilinde bir de beddua okur ama sonuçta gene uzak durur.

    Allahım şu postun altına yazılan yorumlara bak ya...

    YanıtlaSil
  12. çıkmayacağım,söz.
    kali nixta, iyi geceler.

    kali nixta.

    YanıtlaSil
  13. Ey Sevgili Virgiliüs,
    Bu yazını okurken sanki elinde bir beyzbol sopası var, ve ben her satırı okudukça kafama bir tane indiğini hissettim. Yeminnen. :)

    Gidip sıcak bir kahve içsem iyi olucak.

    YanıtlaSil
  14. Hah haaaa! Yazı her zamanki gibi nefis. Yorumlar her zamanki gibi eğlenceli. Hain çevirmenlerin hain oldukların gayet iyi bildikleri hususunu oturup ciddi ciddi "irde"lemeyeceğim, onun yerine siz aziz Virgilius'a Marcella Bella'dan bir şarkı suniciiim. Şarkının adını hatırlamam imkansız ama orada "mi fa morire e lo sa" diye bi cümlecik çarpar kulağınıza, sanki tam da İmge'nin ibne çevirgeninin kulağını çınlatmak için şakınmaktadır. Efenim, çevirmen dediğiniz şey (sevgili ecemi tenzih ederim) haindir emme hain olduğunu domuz gibi bilen bi haindir. Çevirgen ise çevirmenin kemirgen altfamilyasından olan türüdür. Ve maatteessüf etrafımız çevirgenlerle çevrilidir. Bize yazıktır, günahtır. Oh mon dieu!

    YanıtlaSil
  15. Hah haaaa! Yazı her zamanki gibi nefis. Yorumlar her zamanki gibi eğlenceli. Hain çevirmenlerin hain oldukların gayet iyi bildikleri hususunu oturup ciddi ciddi "irde"lemeyeceğim, onun yerine siz aziz Virgilius'a Marcella Bella'dan bir şarkı suniciiim. Şarkının adını hatırlamam imkansız ama orada "mi fa morire e lo sa" diye bi cümlecik çarpar kulağınıza, sanki tam da İmge'nin ibne çevirgeninin kulağını çınlatmak için şakınmaktadır. Efenim, çevirmen dediğiniz şey (sevgili ecemi tenzih ederim) haindir emme hain olduğunu domuz gibi bilen bi haindir. Çevirgen ise çevirmenin kemirgen altfamilyasından olan türüdür. Ve maatteessüf etrafımız çevirgenlerle çevrilidir. Bize yazıktır, günahtır. Oh mon dieu!

    YanıtlaSil
  16. (Yav bu aşağıdaki yorum şeysi insanı tilt ediyo. WP'cilere garezi var bunun. Neden ismimizle yazamıyoruz anlamıyorum yani.)

    YanıtlaSil
  17. gasilhane,
    anlaştık o zaman :-)
    benden de sana kalimera:)

    sarya,
    eğer mütercim/tercüman/çevirmen değilsen o beyzbol sopasından çekinmene gerek yok, hem JoA bile senin kadar sarsılmamış gördüğüm kadarıyla.

    loverisloser,
    çevirgen sözüne bayıldım :-))) Bu kadar mı güzel anlatılır yarabbim! Evet ya, yoğun bir çevirgen kuşatması altında entellektüel hayat savaşımızı veriyoruz üstadım!
    Not: Biz blogspotçular, WP marketçileri pek sevmeyiz de, ondandır.

    YanıtlaSil
  18. Hermes'in bir olayı da o ayaklarındaki kanatlı sandalları birbirlerine sürtünce istediği yere uçabilmesidir. O kanatlardan birer tane de ben yaptırdım bileklerime, bakalım şimdilik işe yarıyorlar, gelecekte de göreceğiz alamet-i farikalarını.

    YanıtlaSil
  19. polente,
    Achilleus'a da "tez ayaklı" denirdi, gitti ayağından (topuğundan) vuruldu...
    şimdi bunu neden yazdım bilmiyorum.

    Neyse, bir kez de buradan söyleyeyim, doğum günün kutlu olsun:-)

    Not:Buenos Aires'ten Messi fotoğraflı kartımı yollamayı unutma lütfen!

    YanıtlaSil
  20. ölmemi istemediğini varsayıyorum, bu aralar iki kere üst üste atlatınca hafiten bir hassasiyet gelişti. Messi kartı mevcut ise atacağım bittabi ki, ancak kendisi İspanya'ya gittiğinden kartı da olmayabilir, alternatif istekleri de alayım.

    YanıtlaSil
  21. Cevirmen denmis, cevirgen denmis, hermenotik denmis... Agir tahrik uzerine agir tahrik var...

    Ne diyeyim, Gadamer oku (Gadamer uzerine tez yazan birini taniyorum, harika da saz calar, tezini yazdigi surede Gadamer'in sevdigi muzikleri dinledigini soylemisti, sonra tercume yaparken ben de denedim, gercekten ise yariyordu adamlarin anlam dunyasina bi parca daha iyi nufuz edebilmede - aaah aaahhh blogu kaldirmasaydim hem Gadamer'le hem de tercumeyle ilgili bir iki link de attiriverirdim buraya simdi, senin sunnetini takip ederek), YOK'e gir Mahmut Erol Kilic'in doktora tezini oku (Hermes'le, muadilleri ve cagrisimlari alakali derli toplu bilgiler var orada-evet, ne var, yok'e girip tez okuyorum aklima estikce, manyaksam manyagim, karismayin).

    bi de on gun once dedem oldu, hayatimizin ilk cenaze namazini `evladim cenaze namazinin kadini erkegi erkegi olmaz, gelin on safta kilin` diyen yasli sakalli dedelerle, ters ters bakan badem biyik abiler, `televizyonda gorduk, bayraktar bayrakli anlatti, kadinlar da cenaze namazi kilabiliyormus` diyen buyuk kucuk esnaf ve zanaatkar arasinda, bizi `cagdas ve modern ulkemizin goz yasartici ve umut vaadedici genc temsilcileri, onun torunu oldugunuz buradan belli` diyerek ornek gosteren askeri ve devlet erkaninin nutuklarindan kose bucak kacarak ve her halde bilmem kac yuz yillik gelenekten outuru herseyi boyle siyasilestirme yetenegimize bir kez daha hayret ederek kildik, cenazesi de dedem rahmetli gibiydi, o kadar aci icinde olmasam gulmekten yerlere serilirdim ki eminim o koseye cekilmis halimize guluyordu, onun da ruhuna bi fatiha oku.

    YanıtlaSil
  22. hay Allah, sonradan okuyunca fark ettim amma het hot eden, emir kipli bi yorum olmus, kastim hic oyle degildi aslinda. Tuh gordun mu PA bak, oldur Allah zarif ve hos bir hanim olamayacaksin.

    Neyse madem bi yorum daha yazmis oldum bu vesileyle Talisim'e buradan sulanmak istiyorum: yirim.

    YanıtlaSil
  23. Sevgili PA Hanım,

    Belli ki sataşma var! Lütfen kendinizce makul bir süre içinde şatonuza dönün ve ağzımızın payını bi güzel verin. Rica ediyorum. Hatta önünüzde eğiliyorum, iki büklüm bile oluyorum.

    Ben kendi adıma özlem, heyecan ve ümitle bekleyeceğim o anı.

    YanıtlaSil
  24. Passive Apathetic,
    Bütün bu "oku" talimatlarının arasında gönüllü uyacağım, sadece deden ile ilgili olan. Geride kalanlara allah sabır versin, cennette buluşmanız dileğiyle başın sağolsun.

    metin beyciğim,
    gördüğünüz gibi talisman'ı yimek için bloga ihtiyaç duymuyor bu hatun. zaten blog dediğin, a) hatun kaldırmak, b)erkek kandırmak c) talisman'a sulanmak için vardır. Eh, benim yüce blogumda talisman, passive hatta JoA birbirlerine sulanıp dururken bir de blog mu yazsınlar?

    YanıtlaSil
  25. hoppalaaa, yav durup dururken bana niye sataşıyorsun:) iyi ki iki öpücük gönderdik talisman'a yani.

    hmm, şu durumda senin yüce blogunun var oluş amacı hangisi oluyor virgilius? düşündüm de, benim cüce blogum bu kategorilerin hiçbirine girmiyor :-P

    YanıtlaSil
  26. yahu bu akşam bu şarkıyı birkaç kez dinlemiş, bloga koysam mı diye düşünmüştüm. sonra bunun altına bir de yazı döşemek gerekir diye düşünüp üşendim. hazır bu aralar yazı siparişi alırken, şu şarkıya da el atsan ne güzel olur virgilius. bunu yazsan yazsan sen yazarsın :)

    not: talisciim, öpüyorum :-P

    YanıtlaSil
  27. JoA,
    iron maiden'ın 'revelations'ı, üzerine yazı zırvalanacak türden bir şarkıdır gerçekten, ama artık benden geçti... düpedüz bunadığımı hissediyorum, düşüncelerim sürekli tuhaf yerlere gidiyor yazarken ve sonra da toparlamaya çalışırken bakıyorum nefes nefese kalmışım... yaşlanıyorum be JoA.

    not: taliş'ini de al, git!

    YanıtlaSil
  28. Taliş ne bee, kaniş gibi. Taliss o.
    Passive iim, kıyamam sana ben, başın sağolsun. Çok öpüyorum seni.
    Joa' cım seni de öpüyorum.
    Virgilius um blogunda ufak çaplı bi orjiye imza attık ama kusura bakma artık.
    Öptüm seni de..
    Alnından.
    :)

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!