Angkor Wat’a gittiğini öğrendiğim andan beri gıcığım Gökhan’a. Usta dedik, üstad dedik, bağrımıza bastık el üstünde tuttuk, sonra ne oldu? Herif beni hasetten çatlatma nesnesine dönüştü, bir de utanmadan yazıyor maceralarını. Bir de mim yollamış utanmadan, sanki akide şekeri dağıtıyor da “seni de unutmadım virgilius” demeye getiriyor, ulan Angkor Wat’ın avlusunda dolaşır ve hayatın anlamı üzerine düşünürken bir kere olsun aklına geldim mi?! Türkiye’ye dönünce beni hatırlaman doğal, zaten sana bira borcum var, ama sıkıyorsa A.J. Toynbee ’nin “uygarlık şaheserleri dediğimiz dev anıtlar, aslında erki/iktidarı elinde bulunduran bir avuç kişinin binlerce insanı bu uğurda silah zoru veya açlık tehdidiyle köle gibi çalıştırmasıyla ortaya çıkan ahlak düzeyi son derece düşük bir eylemin sonuçlarıdır.” sözünü, o avlusunda yürüğün Angkor Wat ile 20.yy. Kızıl Kmerleri - Ölüm Tarlaları bağlamında tefekkür ederken aklına gelseydim ya!

Neyse, işte gıcık olmaya başladığım bu adam beni mimlemiş; mim de mim olsa bari, konusu: “hayatınıza dair yedi şey yazın.” Bu nasıl bir mim başlığı, blogun tamamı hayatımdan kesitlerle dolu zaten. Bunların arasından yedi tane mi seçeceğim? Bir başkası olsa tefe koyup çalardım ama, saydırdığım bunca lafa karşın hala üstad ve ustadır Gökhan benim nazarımda, biraz geveleyeyim konu hakkında. Gökhan’ın yazısını Cuma günü okumuştum, cumartesi günü, yani ertesi gün şöyle geçti:
1- Sabah uyandım, duş tıraş sonrası kahvaltı için evden çıktım. Hafta sonları, izin günlerim ve tatiller dair her gün sakal tıraşı olurum, kendimi eve kapatıp burnumu kapıdan çıkarmadığım günler hariç sakallı halime dayanamıyorum. Benim metroseksüalitem bundan ibaret. Peki neden kahvaltı için sokağa çıktım? Beş yıldır kendi evimde yaşayan biri olarak bir kere olsun ne yumurta kırdım da yedim, ne de başkaca bir şey pişirdim. Makarna yapmasını bile bilmem. En fazla çay, kahve. Hayatım dışarıda yemekle geçiyor, evimin civarındaki tüm cafe-restaurant-lokantalarda tanırlar beni, mutfakta geçirilecek zamanın (tıpkı uyku gibi) bir insanın en büyük zaman kaybı olduğunu düşünmüşümdür hep.
2- Kahvaltımı yaparken kitabımı da açtım, bir yandan yedim bir yandan da okudum.
“Toparlarsak, kanser hastalarının yüzüne söylenen ve hastaların kendilerinin de işlerine gelen yalanların hepsi, ileri sanayi toplumlarımda ölümle yüzleşmenin ne kadar zorlaştığının ölçüsünü verir aslında. Ölüm artık, incitici biçimde anlamsız bir olay şeklinde değerlendirilmekte olduğundan, yaygın biçimde ölümle eşanlamlı sayılan bu hastalık da, mutlaka etraftan saklanması gereken bir musibet olarak yaşanmaktadır.”
Yukarıdaki satırların altını çizdim, bir ok çıkartıp sayfanın tepesine ‘Aries, Batılının Ölüm Karşısında Tavırları’ notunu yazdım. Kitap okurken ayraç ve kalemim daima yanımda olur, önemli bulduğum satırların altını çizer, kenarlarına notlar alırım. Sonra bunları ukala dümbeleği gibi sağda solda satmaktan narsistçe bir zevk alıyorum. (Bakınız bir alttaki blog yazısı.)
3- Kahvaltı sonrası eve döndüm ve biraz FIFA oynadım, blogları kurcaladım, haber okudum, porno seyrettim. Evi toparlayıp kuru temizlemeye götürülecek gömlekleri ayırdım. İş yerimdeki bilgisayara Perşembe günü bir arkadaşım Sid Meier’s Civilization III yüklemişti, yıllar sonra büyük bir özlem duyduğum bu oyuna kavuşmuş oldum böylece. O kadar özlemişim ki, içim titremeye başladı, kanımı coşturan bir şehvet hissiyle tekrar giyindim, sadece oyun oynamak için hiç üşenmedim, işyerime gittim cumartesi günü. Gecenin bir vakti ofisten çıkarken içimde utanma duygusu hissettim. Nefsime ne kadar kolay yeniliyordum öyle. Ama gene yaparım.
4- Evimde televizyon olmadığını daha evvel söylemiştim, senelerden beri izlemiyorum, ama hatunun evindeki digitürk’e Lig TV paketi aldırtacak kadar da Beşiktaş fanatiğiyim. Cumartesi Beşiktaş’ın maçı vardı ama hatun kişi domestik bir sorun nedeniyle beni eve almayınca, ben de kös kös somurttum. Beşiktaş’ın maçını izlemezsem bir hafta kendime gelemiyorum. Acısını da tüm uyuzluğumu yansıtıp çıkartırım!
5- Pazartesi günü işyerinde katıldığım toplantıda yüce ve koca müdür bir ara bana dönüp “tevratta veya incilde bu duruma göre bir anekdot var mı, varsa söyle” diyerek pis pis sırıttı. Kendisine siparişle kıssadan hisse veremeyeceğimi, doğaçlama olarak aklıma geldiğinde de söylediğim cevabımı verdim. Gerek islam, gerekse diğer dinler hakkında eşek yüküyle kitap okudum, dindar biri olmasam da dini inancı sağlam bir adamım. Lakin kendimi dini bir metinle ifade edecek olduğumda ya Kitab-ı Mukaddes’e ya da Hindu metinlerine başvuruyorum. Kısaca benim din dilim kesinlikle İslam değil. (Ama yanlış anlaşılmasın, elhamdülillah müslümanım:P )
6- Dün annemi tüm yol masraflarını karşılayacak şekilde Halep, Humus ve Şam gezisi için Suriye’ye gönderdim. Giderken “Allah razı olsun, sayende hep merak ettiğim Şam’ı ve Emeviyye Camii’ni göreceğim, ama bari bir de fotoğraf makinesi verseydin yanıma, ben de çekseydim gördüklerimi” dedi. Kadınları memnun etmenin nasıl bir hayal olduğuna dair somut bir örnek bu, ben de ona “anne, git, etrafa dikkatle bak, kafanın içinde tut gördüklerini. Gezilerde çekilen fotoğraflar geri dönüldüğünde ötekilere şuraya da gittim, orada şunu da yaptım deme gösterişinden başka bir işe yaramaz. Ayrıca biliyorsun ki benim de fotoğraf makinem yok. Fotoğrafa inanmıyorum ve [I don’t believe in photograph] bir yemeği yedikten sonra, tekrar tekrar o yemeğin fotoğrafına bakarak aynı lezzeti alamazsın diye düşünürüm. Bu gezinin tadını gezi müddetince çıkar. Şam Emeviyye Camiinde de benim için dua et, Allah oğluma akıl versin de” diye cevapladım.
7- Âşık olduğum, üzerine titrediğim, kendisine karşı hayranlık beslediğim, onunla beraberken 1,5 yıldır hiçbir iri göğüslü sarışına meyletmediğim, sevgimin yanında en az o ölçüde saygı duyduğum hatun, geçen hafta tutuştuğumuz şiddetli bir kavga sırasında (ilişkimizde yaşanan ya ikinci ya üçüncü tartışmaydı bu) “çok kolay vazgeçiyorsun değil mi?” diye sordu. Tavrımdaki katı ve kestirip atma havasından ötürü söylemişti sanırım bunu. O’ndan vazgeçmiş değildim, aklıma bile gelmemişti o sırada, ama evet, bu tespiti çok doğruydu: İnsanlardan çok kolay vazgeçebiliyorum. Çok çabuk silebiliyorum. Kendime o kadar hayranım ki, sevgimi hak etmediğimi hissettiğim anda karşımdaki insan duygularımı gasp etmiş gibi bir hale bürünüyorum, kendimi kurtarmak için de o kişiyi derhal buharlaştırabiliyorum hayatımdan.
Bunlar da benim hedef olup kaçamadığım mimin cevapları olsun.
Bu mim de aglea’ya, evli adam’a, birfincankahveiçinbirpenny’ye ve efsa’ya gitsin. İsterlerse alınsınlar, isterlerse üzerlerine almasınlar, bana ne :-)
Not: Gökhan'a da bu şarkıyı yolluyorum, Slayer'dan bir Kamboçya yorumu:
olumle esanlamlı sayılan bu hastalıga yakalanmak gercekten o kadar kotu bisey mi kardesim.. ölüm o kadar da kotu mu ki?
YanıtlaSilbu arada 'Âşık olduğum, üzerine titrediğim, kendisine karşı hayranlık beslediğim..bla bla..' diye baslayan cumleyi okudugumda ayy bebişim benim için yazmıs dedim ama..yine hatun kisiyeymis bu lakırdılar.. :)
Alevli şarkınızı aldık kabul ettik efenim bu arada "Batılının Ölüm Karşısında tavırları adlı nadide eserden yaptığınız alıntı uzun zamandır planladığım, önümüzdeki on yıl da yazmayı değil planlamayı sürdüreceğim bir roman procesi için oldukça faydalı olacak görünüyor. Kahramanlarından biri olman da farz oldu artıkın
YanıtlaSilMim meselesine gelince, evet saçma sapan bir mesele ama n'ööreyim! Geldi ben de sana gönderdim, göndermeye miydim yani.
Bu arada aklıma gelmişken, arkadaşlarla oturuyoruz bi gün Angkor Vat'ta... Kih kih kih
virgilius 101 ders notları:)
YanıtlaSileski bir civilization delisi olarak (en son 3'ü oynamıştım) bak ne diyeceğim virgilius: civilization 4'teki great wonder'lardan biriymiş angkor watt. yaparsan her rahip +1 hammer üretiyormuş. aklında bulunsun. "gitmeye ne gerek var, kendim yaptım" dersin :-P
birkaç gün önce biz de comandante'yle didiştik azıcık yav. kozmik bir şeyler mi oluyor, nooluyor:-P ama bizimki ilk büyük didişmeydi. insan bir tuhaf oluyor. toparladığınıza sevindim.
ha bir de, virgilius, sen hep gel :-P
augurous,
YanıtlaSilhaklısın, belki de ölüm "evli erkekler için" o kadar da kötü bir şey değildir!
Diğer konuya gelirsek (aslında aynı konuya devam ediyoruz) seni hala seviyorum ama artık senin bebişim değilim, çünkü sen benim bebişim Hiç değilsin.
İşte o kadar.
Başkasının kocası seni gidi...
Gökhan,
hocam alıntı oradan değil "Bir Metafor Olarak Hastalık"tan yapılmıştı, alıntıladığım pasaj da bana "Batılının Ölüm Karşısında Tavırları" isimli kitaptaki bir bölümü anımsattı diye öyle not düştüm sayfanın kenarına.
Angkor Wat sana iyi gelmemiş anlaşılan :)
Bir de, lütfen müstakbel romanında beni öldürme:) Çok yaşlı bilge bir adam karakteri istiyorum kendime, yetmişinden sonra azmış kuku peşinde koşan ama Ramiz Dayı gibi de hikmetler yumurtlayan bir adam olayım ne olur :)))
JoA,
Ne zamandır blogunda commandante'ye mektup yazmadığını görünce hissetmiştim aranızda bir sorun olduğunu, neyse, siz de toparlamışsınızdır umarım.
civilization ne oyun ama! İş yerinde gizli gizli oynayayım dedim, iki günde afişe oldum millete ama bırakamıyorum ya...
son olarak, ben gelmem artık senin bloguna!
virgilius, comandante'ye bir süredir mektup yazmıyor olmamın sorunla ilgisi yok, karıştırma ortalığı:) toparladık.
YanıtlaSilseninki kadar güzel bir blogum yok, kabul. ama sen gel yine de bence:-P
virgilius,
YanıtlaSilhocam, gel sen beni affeyle bu mim şeysinden, zaten ben de senin yazdığın gibi kendimi yazıyorum, bir de aralarından seçim yaptırma bana.
yerine şöyle bir teklifte bulunayım, olur da bir de içki masasında muhabbet eyleyelim dersek, 7 duble/bardak/shot rakı, viski, konyak, votka ve muadili serinletici ve dil, dimağ açıcı içecekleri ben ısmarlıyayım. hatta gregor da olsun, tam olsun. kebaplara karışmam yalnız.
JoA,
YanıtlaSilMiss Blog 2010 güzellik yarışması yapmıyoruz burada. Elalem iki iltifat etti diye gene, hep gel dersen onlara, ben de kıskanırım işte. Tamam dilim çatal, iltifatlarım bile köşeli, gene de bir kere olsun "sen hep gel" demedim bana! Gelirim, okurum, ne fırça ne iltifat yazmadan giderim. Haberin olmaz, ruhun duymaz. Zaten kulaklarında alkışların uğultusu olur böyle yaparsan sen. Dost acı söyler ama, bunu da unutma :P
Evli Adam,
canın nasıl istemiyorsa öyle olmasın o zaman, açıkçası bu mimi sana gönderirken senden yedi hatun ismi ya da yedi pozisyon/fantezi yorumu yazmanı beklemiştim :)))
Gregor'la internet tanışıklığımız neredeyse on yılı dolduracak, bir kere dahi oturup içemedik, sıçamadık... O nedenle yorumuna "hadi len, daha yeni ısınıyoruz birbirimize, ayrıca lütfen, acele etmeyelim, ilişkimize zaman tanıyalım" gibi laflarla cevap yazacakken, "bıd bıdı bıdı ben ısmarlayayım" yazdığını okuyunca, aslında çok kafa dengi biri olduğunu düşünmeye başladım. Gregor gelsin Antep'ten, şu 7'lerin icabına bakarım abi :)))
"belki de ölüm 'evli erkekler için' o kadar da kötü bir şey değildir!"
YanıtlaSilevek. aynen öyle. kendimden biliyorum. çok oldu.
***
evli bey'in kafa dengi biri olduğu gerçeği, çok şahane bi gerçek bu arada.
***
mim şeysi halâ devam ediyor muymuş blogistanda?
***
yine evek, kozmik bi fırtınadan benim de haberim var.
***
tonybee amcam ne güzel söylemiştir, ağzına sağlıktır.
***
vıdı vıdı vıdı...
Metin Beyefendiciğim,
YanıtlaSilAteşte yanan kişileri görmekle, ateşin yaktığı kişi olmak çok başka şeylerdir. Tecrübenize hüzünle karışık saygı duyuyorum.
***
Evli Adam kafa dengi ama, burada işler tesr (ters bile değil) gidecek sanırım, kadınlar genelde kocalarının bekar arkadaşlarıyla gezmesinden pipiriklenirler, benimkisi tam tersi; evli erkeklerle dolaşmamdan pek hazzetmeyebilir:)
***
Gökhan mimlemiş işte. bunca yıldır adam gibi bir mim görmedim zaten, hep geyik konular.
***
toynbee amcanın yumurtaları leziz olur, bilirsiniz.
***
vici vici vici :)
'Bir yemeği yedikten sonra, tekrar tekrar o yemeğin fotoğrafına bakarak aynı lezzeti alamazsın diye düşünürüm' bi kağıda yazılıp bilgisayarın üstüne yapıştırılacak:)
YanıtlaSilgasilhane,
YanıtlaSiltelif hakkını sana veriyorum o yumurtamın, dileğince kullan :)
hem hatundan korkuyorum diyorsun hem de birşey varmış gibi ortalığı velveleye veriyorsun virgilius. senin hatun beni okumamışsa da okur artık.
YanıtlaSilben yeniyim bu ortamlarda, öyle 10 yıllık tanışlarım yok, ama şöyle bir uzaktan kesiyorum, kafama yatana bir kahve bira içelim diyorum. pişman olmadım. seninle de bi bira içsek pişman olmazmışız gibime geliyor. kısmet diyelim.
* yenge hanıma not, bu adamın kalbi fesat, ben altı üstü bira içelim dedim, nerelere getirdi.
metin bey'e de içelim dedim ama reddetti beni. bedbahtım.
YanıtlaSilEvli Adam,
YanıtlaSil"birisi" okuyormuş zaten!
evli beyciğime hususi ve ehemmiyetli not:
YanıtlaSiln'ayır. yanlışlık var. asla reddetmedim. sadece bir süreliğine tehir rica ettim. (aslında dillendirmedim bu tehiri, sözün gelişinden anlaşılsın istedim.) esasında çocuklar gibi sevinmiş idim bu teklife, saklamanın alemi yok.
çok sevgili virgilius beyciğim (gördüğünüz üzere bu "bey" tilciği hoşuma gidiyor da ondan, yoksa asla resmiyet düşkünlüğümden diil),
YanıtlaSil"ateşte yanan kişileri görmekle, ateşin yaktığı kişi olmak çok başka şeylerdir." tümcenizi aforizma tadında okuduğumu belirtmekten kendimi alıkoyamıyorumdur.
Sevgili Virgilius,
YanıtlaSilKim demişti bilmiyorum ama "mutfak kadının morgudur" diye bir laf duymuştum bir zamanlar. Senin mutfak cümlen nedense bana bu cümleyi çağrıştırdı. Zaten son zamanlarda ruhsal menapozdayım galiba, zira çağrışımlarım bile tuhaflaştı!
Ayrıca kendi adıma "kaçmak" - ki ben de fazla hızlı kaçarım - tamamen, canım yanacak şimdi korkusuyla ilintilidir. Ağrı eşiğim çok düşük! Ama nedense hep bencillik olarak algılanmıştır. Anlayacağın, ben derim ki içimize sindiği gibi yaşamakta fayda var, anlamayana da güle güle!!! Yine de aşk için esnemek şart:) Zira kolay bulunmuyor.
Virgilius um,
YanıtlaSilO senin dediğin kolay vazgeçme durumu bende de var. Ama ben bunun kibir değil korkaklıktan olduğunu düşünüyorum. Acı çekme korkusu, kendinden birşey yitirme korkusu. zırhta bir delik korkusu. Ve sevmiyorum bunu. Kolay vazgeçmek marifet değil diyorum ben. Kendinden de kolay vazgeçebiliyorsa hele insan, iyice felaket.
Bu arada Evli Herif pardon Adam la yakınlaşmanı tasvip etmiyorum. Paralarım.
Sevgileerr..
Ayrıca burdan Passive ve Joa ya göz kırpıyor, hafifçe gülümsüyorum. :)
Mimlerini okurken aklıma hemencecik geliveren seninle ilgili masum hayalimi bilmen lazım. Şöyle:
YanıtlaSilBir sabah senin evinin etrafındaki cafelerden birinde kahvemi yudumlarken içeri sen girersin. 1.5 yıldır uğruna hiçbir iri göğüslü sarışına meyletmediğin sevgilin yüzünden beni de fark etmeden benden ırak bir masaya oturursun. Ben seni uzun uzun seyrederim önce uzaktan sonra senin dikkatini çekebilmiş olmayı garantilemek adına gömlekten iki düğme daha açar, bütün cesaretimi toplar ve sana doğru ilerlerim. "Evli adamı" okuyup oraya gelmiş olmanın da vermiş olduğu östrojenin tavan yapması durumundan dolayı seninle ilgili kurguladığım en akıllara ziyan fantezimi karaladığım kağıdı tutuşturup eline hiçbir şey söylemeden hızla uzaklaşırım ordan…
Gönül isterdi ki o kağıtta yazanları burada yazsam ama; atar senin okurların beni iki günde bu mekandan :))
Sevgiler Emel
Hahahaha gece gece çok güldüm Emel' e son yazdığın maddelere. Ama hatun haklı, ben olsam ben de sinir olurum. Hişş hatun beni seviyo mu? Ben de ne sevilme arsızı kadınım yahuu :)
YanıtlaSilKendi yorumuma gelince, tabii haklıyım oğlum. Evli Adam la yakınlaşmana gelince ne sırrımı söyliycem ona bee. Yanlız adam kendi yazıyo amacım yoldan çıkarmak diye. Beceremez o ayrı da.
7 ne bu arada yaa her bir günah başına bir içki filan mı? Neler dönüyoor? :) O değil de aslında bir içki masasında biraraya gelsek baya eğlenceli olur aslında. Hepinizi topluca.. Hatun da gelmeli ama.
Talisman,
YanıtlaSilhatun seni zararsız buluyormuş, hatta çok harbi bir kıza benziyormuşsun :P
kelebek taliş,
YanıtlaSilsen sataşmayı özledin belli. laf istiyorsun illa. altı üstü bira içeceğiz işte, ne fesatsın, ne fesatsın.
metin bey,
tehirin bitişini bekliyorum valla. ben ısmarlıyacağım ama.
emel
lütfen fantazilerinize beni karıştırmayınız, yanlış tanınıyorum sonra.
virgilius
"melek gibi" tabirini kullandığın için teşekkür eder, selamlarımı sunarım. melek gibi demeyelim hadi, o senin alicenaplığın, mazbut bir adamım ben yav. adım çıkmış dokuza inmiyor sekize.
içelim, sonra da bir aksaray yaparız hocam. sabri usta var aksarayda, dönerci. istanbul'un bir numara dönerini yapıyor, parmaklarını yersin.
son olarak, yenge hanımın beni okuyor olması benden çok senin sorunun. bana arasıra resmi ve soğuk davranırsan anlayışla karşılarım seni. kılıbık falan diye de asla geçirmem içimden.
Gördüğüm kadarıyla hayalimi fazla ciddiye almışsınız. Buna değmez. Şöyle ki:
YanıtlaSil- Bir gece bloglar arasında gezinirken tesadüfen bulduğum ve 01 Ocak 2010 tarihli yazının ilk cümlesine takılıp kim bu manyak diyerek bütün bloğunu birkaç gecede hatim ettiğim sonrasında da zekası ve üslubuyla ben de hayranlık bırakan bir adamsın. Biz aciz kullarına kendini tanıttığın kadarıyla seni tanır ve biliriz. Seni satırlarının dışında tanımam etmem bilmem. Seni bulmam bir tesadüf yani anlayacağın ben o bahsi geçen X değilim.
-Ayrıca sarışın (çakma da olsa) ve iri göğüslüyüm. Bunun keyfini süren biri var zaten o yüzden hatunun içi rahat olsun. Etrafımda senin gibi bir guru olsun ondan öğreneceğim her bir şey için ayaklarını bile ibrikle yakamaya razıyım derim her daim. Sana hayranım sadece, bunu söylemekte bir beis görmüyorum. Senin gibi bir erkeği varsa bu tür teveccühlere de hazırlıklı olsun hatun kişi bi zahmet.
- “Eğelence unsuru” lafına çok bozuldum valla uzun süre kendimi toparlayamadım :))))
-Bundan sonra da aklımdan her geçen şeyi yazacağım sen ister yayınla ister yayınlama o senin bileceğim, benim için kafamdakileri senin bilmiş olman yeterli.
Sana aşık değilim, etrafında değilim, mutlu yuvanızda gözüm yok, sadece zararsız bir hayranınım bunu çok görme bana n’olur Virgilius :))
Bu sefer de saygılar :)
aaa. tabii ki ben üstüme alınırım bu mimi. sen yollamışsın ya bu yeter. en kısa zamanda. yalnız iyi ki gelmişim. yorumlar çok eğlenceli:)
YanıtlaSilhiç benim böyle "hayranlarım" olmuyor. çok kıskanıyorum seni virgilius çok.
YanıtlaSilemel,
YanıtlaSilgünahını almışız demek ki. ayrıca "eğlence unsuru" ifadesi seni incittiyse özür dilerim - kastımı aşmışım demektir, blog daha eğlenceli bir hale geldi demek istemiştim.
saygı benden.
aglea,
takıl bu bloga hayatını yaşa :)
evli adam,
hocam, hem de İRİ göğüslüymüş!!! :)))
Amanııın, bu ne ya? Eller deliye, biz akıllıya muhtaç.
YanıtlaSilVirgilius, sana bir önceki yazı için buradan da teşekkür edeyim demiştim. Bir iki kere yorum yapmak istedim ama bu mevzu hem derin hem de acı verici. Neyse, geçelim.
Mimini okudum, sana çıkışmaya gelmiştim. Korkuların yüzünden öyle abuk subuk kesip atmalara girişme, bulmuşsun sana "Tanrı" olduğun için değil, sen olduğun için katlanan (hadi yengenin gül hatrını kırmayayım -seven diyeyim) bir Ophelia, hırlık çıkartma, kır dizini otur, Allahtan belanı arama diye. Ama Talisim canım iki gözüm (öpüyorum) benden önce söylemiş zaten söyleyeceklerimi.
Emelli yorumu okuyunca hatırladım, bir de sana tanrım mı, lordum mu bi şiy diyen biri daha vardı bi zamanlar, o kişinin yorumlarını okuduğumda utancımdan birkaç gün uğrayamazdım bloguna. Ne diyeyim,
milletin işi gücü yok galiba hiç. Ne güzel.
Hem, ben de kıskanıyorum çok kötü fena, neden benim hiç bana tanrıçam, düşesim, leydim, prensesim, hadi onları geçtik kara dutum, çatal karam, çingenem diyen heyranım, sapığım olmuyor hiç? Göğüslerinin büyük olmasına da gerek yok üstelik. Benimkiler anca beni azarlasınlar. Hoff, yalan dünya ya.
benim de hiç yok hayranım, sapığım :( memeli, hele de iri memeli hiç yok. vay arkadaş, emel de değiliz ki şööyle uzun yanıtları hakedelim!
YanıtlaSilGrip mikrobunun pençesi altında inim inim inlediğim bu günlerde ne size cevap vermeye cevabım, ne de acilen gündemi değiştirme amacıyla yeni bir yazı yazabilecek enerjim var.
YanıtlaSilpassive,
"yenge" değil, "hatun" o kişi, ve evet haklısın, hem katlanıyor bana hem seviyor. ama beni herkes seviyor passive, buna o kadar alışığım ki :P
Ayrıca uzun zaman önce burada yazılmış bir posta, 28 ekim 2008 günü saatler 19.28'i gösterirken düştüğün bir yorum, senin "çaresizliğinin" itirafı niteliğinde:
"Son bir haftada googledan dusen aramalardan secmeler:
"şehri unutan adam hikayesinde yazar neden şehre inme ihtiyacı duymuştur?"
"john donne nun insan ve insanlık hakkındaki düşünceleri"
"bilimsel bir bilği edebi eser olur mu"
"marlow nasıl bir karakterdir joseph conrad"
"erkekler boşalınca neden midesi bulanır"
"my fair lady kitabı olarak özet"
"doxastic voluntarism"
"solucan burnumuza girerse"
"philomel heykelleri"
Bir de devamli big bang ne zaman patlayacak diye soran birisi var, bugun yarin patlayacagi konusunda o kadar sarsilmaz bir inanca sahip ki birkac milyon yil once patladi diyerek hayallerini yikmak istemiyorum.
Hadi onu da gectik diyelim, Google niye bana kahverengi dopiyesli, sacini topuz yapmis emekli ilkokul ogretmeni muamelesi yapiyor anlamis degilim. Sarisin, kasli bir civani birak su senin burun kivirdigin killi biyikli kara gocmenden bile bir arama gelmiyor. Oyle boyle degil, fena bozuluyorum artik."
aglea,
kız başına iri memeli bir hayran ya da sapık beklentini öğrendikten sonra sana uzun yanıt veren 36DD sütyen takan erkek olsun!
üfff, iyileşip acilen yeni bir şeyler zırvalamalıyım.
"cevap vermeye mecalim..."
YanıtlaSilolacaktı. hastayım işte.
Geçmiş olsun efendim. Acil şifalar diliyoruz. Yâr elinden tavuk suyuna çorba için, geçer diyoruz ayrıca.
YanıtlaSilTamam, mesajın alınmıştır, sıkıcı, parıltısız, dümdüz bir insanım ben. Ühüüü. Bu yüzden öldür Allah bir sapığım yahut heyranım da olmayacak, sanırım bu acı gerçekle yaşamaya alışmam lazım. İlginç olan şu ki buraya yazdıktan sonra benim de aklıma düştü o yorumum, arattım googleda, neydi o zaman söylediklerim diye.
Agleam,
şu son yorumunu okuyunca, hay bin yaşa sen! ne güzel söyledin! diye alkışlayacaktım seni ama bu Virgilius Beyin yorumcuların kendi aralarındaki sevgi ve takdir gösterilerine pek tahammülü yok, pek kıskanç, işin içine fesatlık karıştırıyor, hatta ismimizi blogtan hatun kaldırıyor bunlar diye çıkartıyor, o yüzden pıstım bir şey diyemedim. Sen niyetimi anla canımcım. Öpüyorum.
Virg, leonard cohen için bi teklifin vardı,(bana değil gregora:) bi arkadaşıma kombine sonisphere festivaline-saha içi 3 bilet lazım (parasıynan:) ne diyosun ayarlayabilir misin?
YanıtlaSilgregora sümüklü bir dürümcüde adana yidirmiş, sonrada birasını içmiş adamım...kendimi özel hissettim bi an :) elimden geldiğince de gregora özel hissettirmeye çalıştım :) ayrıca evet öküzüm mim i yeni gördüm
YanıtlaSilmarla,
YanıtlaSilgregor'a teklifim iki sene evvel metallica içindi, cohen moruğuna ben de gitmedim ayrıca. biletleri ayarlayabileceğime dair söz veremem. o nedenle arkadaşlarını biletix'e yönlendirirsin, hem de parasıynan.
birfincankahveiçinbirpenny,
gregor'u sadece boğaz muhabbetine kandırabilirsin zaten.
Biletixte kombine bitti ondan sana sormuştum. Yine de teşekkürler (bedava..)
YanıtlaSilslayer-god hates us all hakkında...
YanıtlaSilşarkının sadece ilk 30 saniyesi dinlenilebilir,sözler boktan, TOM ARAYA ise kendini inkar eden zavallı. ahh ahh nerde kurt cobainler,nerde jimi hendrixler nerde de bu rant peşinde koşan çakal sürüsü.
God you really think you have balls
I hate you aint it true
I hate you and everything you do
bu sözler bile ne kadar aciz olduklarını kanıtlıyor. yorum müziğe sana değil.
ben, şey, mim için uğradımdı:)
YanıtlaSilhttp://ztopya.blogspot.com/2010/04/shelter.html
passive, canımıniçi, ne kadar sersemim ki yorumunu öpücüklerini yeni gördüm. tarihe bakamadım utandım. ama olsun biz ikimiz susup sohbet edebiliyorduk di mi ezelden. sımsıkı kucaklıyorum seni.
YanıtlaSilBir an kendimden utandım. Ben cidden bu yazıyı nasıl es geçmişim bilemedim. Mimlerden çok fazla haz etmesemde, kırmayıp yazıyordum ama cidden bunu görmemişim be abisi. Az önce sayfana bakarken farkettim. Mazur gör herhangi bir mecburiyet koymuş olmasan da.
YanıtlaSil