İki önermemiz var:
1- Radikal dincilerin (İBDA-C’nindi diye anımsıyorum) çok güzel bir sloganıydı, “Taraf olmayan bertaraf olur.”
2- Hz. İsa’nın Matta İncilindeki meşhur sözü: “Benden yana olmayan, bana karşıdır.” [12:30]
Tarafsızlık bir safsatadan ibaret geliyor insanlara. Her şeyin başında tarafsız olmak, sözü edilen taraflardan maddi/manevi bir menfaati olmamasını gerektirir. İki veya ikiden fazla erk adayı, güç odağı, büyüklük iddialısı vs. olan bir ortamda, bunların hiç birine meyletmeyip tarafsız olmayı seçen kişi eğer ‘güçlü’ değilse, yani taraflardan bir beklentisi, tercihinin kendisine bir getirisi olmayacaksa ancak tarafsızlığını hayata geçirebilir ki, işte bu bağlamda tarafsızlık, ‘bağımsızlık’ olur. Bu uzun laf salatasını kısaltıp bir daha yazalım: Güçlü olmayan bağımsız olamaz. Bağımsız olmayan, tarafsız olamaz.
Peki, bağımlı olmak nedir? Para, mevki, pozisyon, reklam, alkış veya status quo’sunu korumak için, kişinin daha güçlü odaklara ihtiyaç duyması, hatta yaltaklanmasıdır. Gazeteci bir partiye alkış tutar ki iktidara geldiğinde kendisine iyi bir pozisyon verilsin diye, öteki gazetenin yazarı hükümeti allayıp pullar ki kendisine ayrıcalıklar aksın ister. Devlet memuru bekler filanca parti iktidar olsun, falanca kişi müsteşar koltuğuna otursun: Herkes birilerine bağımlıdır bu ülkede, (ve dünyada) erk sahipleri (ve adayları) da bundan memnundur tabi, sonuçta birileri onlara tabidir. Genel kural nedir zaten, iktidar araç değil, amaçtır.
İşte, bunlardan ötürü bağımsız olan sevilmez. Üstelik hiç kimse sevmez bağımsız olabilecek kadar güçlü tarafsızları: güç odakları onlardan nefret eder çünkü kendi üstünlük iddiaları bu kişilerce kabul görmemektedir. Diğer bağımlılar kendileri gibi boyun bükmedikleri için diş bilerler bağımsızlara. Bağımsız/tarafsız kişi, hiç kimseye yaranamaz, ‘ne İsa’ya, ne Musa’ya’ benzer onun hali. İçten içe bir imrenme, dışa vuran haset ve açık bir çekememezlik ile bir an evvel yok edilmesi gereken bir çıbandır bağımsız, tüm kesimlerin gözünde.

Türkiye’de yıllardır süren bir Erman Toroğlu fenomeni var. Üstelik konuklarıyla, şovlarıyla, dekorlarıyla, harcadığı parayla kavuşmadı bu şöhrete: Baklava dilim karın kasları da yok. Lig TV’de yayınlanan her maçın ardından sıcağı sıcağına Şansal Büyüka ile ekrana çıkıyor, canlı yayında iki saate yakın maçı ve gelişmeleri yorumluyor bu adam. İki koca saat, yani bir futbol maçından dahi uzun süren bir zaman aralığı, ama maçı izlerken esneyebiliyor insan, dikkati dağılabiliyor: Bu adam ise kelimenin tam anlamıyla one-man-show yapıyor ekranda, pür dikkat onu izliyor insanlar. Her TV kanalında dünya kadar benzer formatı yakalamaya çalışan kopyacı spor programı varken, Erman Toroğlu’nu fenomen haline getiren ve dokuz senedir her hafta sonu popülerliğinden bir şey kaybetmeden izleten nedir peki?
Neredeyse bütün spor yazarlarının ve yorumcularının tuttuğu bir takım varken ve (hemen hepsi o kulüplerinden para veya başka türlü imtiyazlar aldıklarından) tuttukları kulüplere toz kondurmaz, çoğu zaman o kulüp lehine savcılık veya avukatlık yapmaya soyunurken, Erman Toroğlu hiçbir güç odağına meyletmedi, tarafsızlığını korudu: Bağımsızlığı program yaptığı Lig TV’nin güvencesi altındaydı, o ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin korunaklı hissediyordu kendisini. Seneler böyle geçti. Erman Toroğlu cesurca en acımasız eleştirilerle hak ettiğini düşündüğünü (ve büyük oranda haklılık payı taşıyan eleştirilerle) herkese giydirdi.
Kulüplerin transfer politikalarıyla dalga geçti.
Teknik direktörlerin taktik anlayışlarını yerden yere vurdu.
Hakemlerin kâbusu oldu.
Futbol federasyonuna yıldırımlar yağdırdı.
Seyircileri karşısına aldı, tribünleri tenkit etti.
Kısaca herkesi kendisine düşman etti bu adam. Tüm kesimler de diş bilediler kendisine. Üstelik, dediğim gibi, neredeyse tüm tespitleri yerindeydi, hak verilmeyecek gibi değildi.
Yazının ortalarından itibaren cümleler geçmiş zaman kipinde yazılmaya başlandı. Bunun sebebi son ihalenin ardından, Digitürk’ün ‘her’ kesimden gelen baskılara dayanamayıp Erman Toroğlu’na kapıyı göstermesi. Bundan böyle Erman Toroğlu Digitürk’te olmayacak. En son, dev ihaleyi fırsat bilen Kulüpler Birliği, çok açık olarak bu talebi Digitürk’e iletti, onlar da kabul etmeye mecbur kaldılar. (321 milyon dolarlık bir ihale insanı androide bile çevirebilir.)
Şimdi yazının başına dönelim:
1- Radikal dincilerin (sanırım İBDA-C’nindi) çok güzel bir sloganıydı, “Taraf olmayan bertaraf olur.”
2- Hz. İsa’nın Matta İncilindeki meşhur sözü: “Benden yana olmayan, bana karşıdır.” [12:30]
Eleştirilmeye gelemeyenler, gözbağcılığından, illüzyonist uygulamalardan medet umanlar, eyyamcılar, krallık taslayanlar, boyunlarındaki tasmalardan rahatsızlık duymayanlar, kandırıkçılar, yalancılar, dolancılar, bu “kral çıplak” diyen adamı nihayet alt ettiler.
Her cumartesi akşam ben maç izlerken ev işleriyle, kitabıyla, ıvır zıvırla uğraşan sevgilim, maçın hemen ardından yanıma gelirdi benimle beraber Erman Toroğlu ve Şansal Büyüka’yı izlemek için. Cumartesi gecesi eğlencemizdi bu adam bizim. Stand-up gibi bir şey…

Erman olmayacağına göre, biz de Kızma Birader oynarız artık… Hoff!
"Üstelik hiç kimse sevmez bağımsız olabilecek kadar güçlü tarafsızları" burdan sonrasını okumadım, burda bir noktalı virgül koydum.. bir şeyler düşünürken buldum kendimi, geçmedi....
YanıtlaSilbilemiyorum geri kalan satırlara haksızlık etmiş de olabilirim... :)
joone,
YanıtlaSilkimi zaman koca bir kitaptan tek bir cümleye takılmaz mıyız? veya filmdeki bir repliğe, bir detaya tav oluruz, aynı şekilde bir kavanoz dolusu portakal suyu aptal bir sinek yüzünden içilemez hale gelir, küçük göğüslü bir hatun ne kadar güzel olsa da çekiciliğini yitirir, bu örnekler uzayıp gider.
Hesiod haklıydı: yarım, bütünden fazladır.
ctesileri tavlaya, olmadi tabuya bekleriz kardesim:))
YanıtlaSilaugurous,
YanıtlaSilZiktir.
En fazla elimizde patlamış mısır ve tuzlu fıstık poşetiyle gelir, sen karşımızda çarmıha gerilirken bir yandan sevgilimin kulağına eğilip JBR'nin "such punishment is WELL and JUSTLY deserved!" cümlesiyle biten o 'meşhur' paragrafının hikayesini anlatırım.
Tabuymuş. Pöh!
bu abiye gıcık ve sinir olan çok. futbol yorumu dinlemek istesem dinleyeceğim bir adam değil aslında ama bir tarzı olduğu açık.
YanıtlaSilbir de vazelin olayı vardı bunun. aklıma geldi şimdi.
Virgiliüs,
YanıtlaSilortaokuldan gülay diye bir arkadaşım vardı ha bire burnunu çeken sümüklü bir kızdı. bana galatasaraylı olur musun diye sormuştu bir gün. olurum dedim. Ortaokuldan kalan tek anım silik bir karakter olan gülay ve beni azarlamak için fırsat kollayan matematik hocamı hiç unutmam. birde o dönem beni heyecanlndıran galatasaraylı futbolcu uğur tütünekeri.
Hepsi bundan ibaret.
Ne diyorsan sana katılıyoum kuzum :))
Karikatüre çoook güldüm.
Stingi sıcak kahveyi yudumlarken dinlemek ayrı bir keyifti doğrusu, samimi yazılarını okumaksa bambaşka keyif.
Kal sağlıcakla.
Evli Adam,
YanıtlaSilO abiye ben de gıcık oluyorum, ayrıca tıpkı senin ve her erkek gibi, ben de futbolu ondan daha iyi yorumladığımı açıkça iddia edebilirim:)
Benim canımı sıkan, bu adamın eleştirdiği kesimlerin onun ipini çekmesi.
Tayyip'in "yandaş medya" istemesi ve tüm karşıt seslere sürekli tepki göstermesi sadece onun tavrı değil. Tayyip'e bu yüzden sinir oluyorsak, bu tavrı sergileyen her höşgörüsüz insana da aynı ilkeyle yaklaşmalıyız değil mi hocam?
vazelini anımsıyorum, bir de basur muayanesi var bu adamın:)))
http://www.youtube.com/watch?v=X_LlVQMWeKc
sarya,
pis galatasaraylı!
virgilius,
YanıtlaSilpolitikadan, siyasetten ve fazla ağır olabilecek her konudan ısrarla kaçıyorum. yazılan tüm nişanyan yazılarına olumlu olumsuz bir mesaj bırakmamak için zor tuttum kendimi. kendimi tanıyorum, bulaşırsam buralardan hiç çıkamam. hele bir ff illeti var ki akla ziyan. gene de kaçınılmaz sonuma doğru ilerliyorum sanki.
bütünlük ve tutarlılık arzetmeyen hiçbir görüşe/kişiye saygı duyamıyorum, ama bu varsa fikirlerine ve savunduklarınına katılıp katılmamam çok da önemli değil. aynı fikirde düşüncede olan insanlarla bir hayat fikri çok sıkıcı geliyor bana. renksiz.
işin içine iş ve para girdiğinde olabilecek hiçbir şeye pek şaşırmamak lazım.
kel alaka bir cevap oldu gibi, oldu da, telime dokundun galiba ondan oldu.
son olarak, pis galatasaraylı lafını -bana denmemişse de- az kaldı okuyayazdım, dostluğumuz başlamadan bitiverecekti valla :)
kol böreği vardı bir de. bu abinin vukuatı saymakla bitmiyor.
Evli Adam,
YanıtlaSilMark Twain'in, türkçeye çevrildi mi bilmiyorum, "The Man Who Corrupted Hadleyburg" isimli bir kitabını okumuştum fi tarihinde. Paranın nelere kadir olduğu çok muzip bir dille anlatılır orada, bizim gördüğümüz "a real story"ler zaten yeter ya, orası ayrı.
İlke: Hayatın her yanında, ister sporda, ister aşkta, ister politikada, ister market alışverişinde, her zaman ve her yerde ilkeli olmak gerek. Aksi takdirde hiç bir inandırıcılığı kalmıyor karşındakinin, ister Sinan Engin olsun, ister Buddha, farketmez.
Son olarak, Galatasaray şeytandır! Fenerbahçe büyük şeytandır!
Ben milli takımdan bile nefret ederim, benimseyemem.
Sadece Beşiktaş :)
Selamlar:)
Virgilius' um sana bişey danışcam.
YanıtlaSilErman Toroğlu filan anlamam o yüzden postunla olabilecek en alakasız şeyi söyliycem daha doğrusu sorcam. Hasan Sabbah ile ilgili en güzel hangi kitaptan bilgi edinebilirim? Hep ilgimi çekmiştir. Kalan Müzik' ten "Seyduna Türküleri" diye albüm çıkmış, dinledim çok hoşlandım. Hasan Sabbah a da "Seyduna" diyorlarmış, internette bu Şahrud , Seyduna olayı için anca abuk subuk romantik şeyler var. Merakım celboldu. Bilse bilse Virgilius bilir dedim.
Help me dude!
Ayrıca,
Re re re ra ra ra Gassaray Gassaray Cim Bom Bom.
Talisman'ım,
YanıtlaSilBu yazı Erman Toroğlu'yla ilgili değil, "insan" üzerine zırvalanmıştı. İçinde bağımsızlık, tarafsızlık, sosyal karmaşa, hegamonya ve takakküm takıntısı var, üzerine de Hz. İsa ve İBDA-C baharatı serpiştirmiştim ama sen iki satır bile okumamışın belli.
PİS!
sana tavsiye filan yok!
Yallah!
Talisman'cığım,
YanıtlaSilneyse kıyamadım :)
Hasan Sabbah konusunda detaylı bilgim yok, çünkü kendisi hakkında muteber bir kaynak olduğunu sanmıyorum. Her ne kadar şii/iranlı da olsa, Mikail Bayram (google'da bak, tuhaf bir adamdır) Sabbah için "Alamut kalesinde muridlerine srar ve başka türlü uyuşturucular verip onları siyasi suikastler yapmaya gönderirdi, sünni bağdat halifesinin çok başını ağrıtmıştı" gibi laflar etmişti sorduğumda.
Gene de benden sana ekmek yok, çalışmadığım yerden sormuşşsun güzelim... Passive daha iyisini bilir, bir de onda dene şansını:-)
Canıım, kıyamamış bi de. :)
YanıtlaSilAslında yazıyı okudum ama hemen zihnimin derinliklerine, bir daha kullanılmayacaklar klasörüne yerleştirdim. Kafamdaki algoritmaya göre futbolla uzaktan yakından ilgili herşey oraya gidiyor. O yüzden yüz kere ofsaytı soruyorum. Şimdi anlat desen, uff deme. Ben bundan memnunum ama. Zaten kafa ıvır zıvır dolu, futbola hiç ihtiyaç yok.
Yahu evet ne az kaynak varmış bu Hasan Sabbah la ilgili. Ama yine de faydalı oldun bu Mikail Bayram renkli bir şahsiyetmiş, ben bunla oyalanırım biraz.
Sağol mein şatz.