9 Aralık 2009 Çarşamba

Neden Ben?

Dün gece saate baktım, 02.00’e geliyordu. FIFA 2009 oynamaktan gözlerim kızarmıştı muhtemelen. Artık uyumak gerekir diye düşündüm, üst kata bir ay kadar önce taşınan ve neredeyse her allahın gecesi sevişen genç çift de sızmıştı herhalde, sesleri kesilmişti. Saatler boyu oturup bilgisayar oynadığımdan popomun şeklini alan berjer koltuğumdan kalktım, uyuşmuş bacaklarımın üzerinde banyoya geçip dişlerimi fırçaladım ve başımı yastığa koyar koymaz dalıp gittim uyku ülkesine.

Sabah benim güzel çalar saatim aradı her zamanki vaktinde, 07,00’da… O’nun rutin sevgi sözcükleri, benim alışılmış “aşkım, beş dakika daha” ricalarım, beş dakika sonra gene araması, “bana on dakika daha ver, söz kalkıcam o zaman” yakarmalarım… Böyle geçen yarım saat… Bütün hepsi normal, sıradan bir günün başladığını işaret ediyordu. Zar zor, sürünerek kalktım yatağımdan, banyoya ulaşıp yüzümü yıkamak, traş olmak ve dişlerimi fırçalamak için musluğa uzandım yarı kapalı gözlerimle.



“Tısssssss”



Yüzüm ekşidi tabi, sular kesikti. Hassiktir… Gözlerimi biraz daha araladım zoraki, zor günler için bir köşeye koyduğum pet şişeye uzanıp yüzümü yıkadım, idareli kullanarak traş oldum öylece. Tam yüzümü kurularken, üst katta birisinin duş aldığını haber veren su sesi ilişti kulağıma; iyice dikkat kesildim, benim musluk “tıssssss” diye impotans takılıyordu ama yukarıda ejekulasyon gırlaydı, millet duşta. İçimden “tamam, FIFA adamı cenabet yapmıyor ama gene de suyumun akmasını isterdim” diye geçirirken acaba birisi vanayı mı kapattı diye kurt düştü, daire kapısını açıp vanayı kontrol etmeye karar verdim henüz pijamalarımı değiştirmemişken, hem zaten kapımın hemen yanındaydı vana.



Kapıyı açtım.



Baktım.

Baktım.

Göremedim.

Bakmaya devam ettim.

Baktım.

Biraz daha baktım.

YOK!









Kapıyı kapattım çabucak, içeride zangır zangır bir titreme aldı beni; soğuktan değil, sinirden, şaşkınlıktan, korkudan, aptallıktan, dumur olmaktan.

“Nerede lan bu sayaç?!?!”



Bir daha açtım kapıyı, gizli bir şey yapıyormuş gibi hızlı bir şekilde sayacın olması gereken yere göz atıp geri çekildim.



YOK!



Hemen daire kapısının üstündeki doğal gaz saati yerinde mi diye kafamı çevirdim. Orada duruyordu. “En azından bu duruyor” dedim kendime ve içim azıcık rahatladı. “İyi ama su sayacı nerede? Dün gecenin bir vakti dişlerimi fırçaladım, sabah 7,30’da su saati yok! Acaba borcum mu var İSKİ’ye? Ulan öyle bile olsa sabahın 04.00’ünde mi gelip söktüler? Hem ödemediğim fatura yok ki, o olaydan sonra akıllandım, her şeyi zamanında ödüyorum. Lan sayaç nerede!”

Titreme devam ediyor, bir de aksi gibi hiç alakası yokken kakam geldi birden. Musluktan Terkos Gölü şelale gibi çağlarken gelmez, şimdi zora düştüm ya, arkamdan vuruyor beni ibne.

Saate baktım, 07,57 olmuş. Açtım bilgisayarı, İSKİ’nin sayfasından borcum olup olmadığına baktım. Ödenmemiş bir faturam var, onun da son ödeme tarihi geçmemiş henüz.

“İSKİ değil. O zaman kim?”



Tekrar kapıya yöneldim, acaba her şey bir hayal mi, ben hala uykuda kötü bir kâbus mu görüyorum diye. İnanamıyorum su sayacının yerinde olmamasına, inanılacak bir şey değil ki!

Yok sayaç filan.



Üşüyorum, titriyorum, kakam var, içim ürperiyor.

İçeri döndüm, saat 08,02, telefona uzandım, İSKİ’nin numarasını çevirdim.

- Efendim?

- Eee, günaydın, kolay gelsin.

- Teşekkürler. Buyurun beyefendi.

- Eeeee, beyefendi ben Fatih’te, xxx caddesi no:45/2’de oturuyorum, gece 02,00’de dişlerimi fırçalayıp yatmıştım, sabah 7,30’da kalktığımda su akmıyordu, üst kattan su sesleri geldiğini işitince vanayı kontrol etmek için su sayacına baktım ama sayacın yerinde olmadığını gördüm. Ne olduğunu anlamıyorum?

- Su sayacınız çalınmış beyefendi.

- Nasıl yani? Su sayacı çalınır mı? Bu çalınabilen bir şey mi?

- Tabii. Son dönemde çok yaygınlaştı.

- Ne yapıcam ben şimdi?

- Karakolu arayın, sonuçta bu bir hırsızlık konusu. Tutanak düzenleyecekler, o tutanaktan bir nüsha alıp bize geleceksiniz.

- Ne zaman takılır yeni sayaç?

- Aynı gün takılır.

- Başka bir şeye gerek var mı size gelirken?

- Sözleşme sizin üzerinize mi?

- Hayır, benden önceki ev sahibinin.

- Aaa, bu olmadı işte. Size yazı gelmiş olması lazım tesisatı üzerinize almanız için.

- Gelmedi bana öyle bir yazı. (Yalan, sehpanın üzerinde duruyor.)

- O zaman sizinle mukavele de yapılması gerekecek. Tapunuzun noter onaylı fotokopisi, TC kimlik numaranızın olduğu nüfus cüzdanı fotokopiniz de gerek.

- Hay Allah… [İçimden de hassiktir diyorum.] Yeriniz neredeydi?

- Oturduğunuz Fatih bölgesinin teknik şefliği Edirnekapı’da, siz oraya gideceksiniz beyefendi.

- Peki, çok teşekkür ederim.

Ulan ben nasıl bir boka battım! Adamın dediği yazı gelmişti tabii, uğraşamam, su kesilmediği müddetçe de sorun çıkmaz diye düşünmüştüm ama su sayacının çalınacağı neredene akla gelir! Su sayacı çalınır mı lan! Görülmüş şey değil! Adamın her dediği ayrı bir sorun, e-devlet geyiğine her otu boku tc kimlik no ile yapmaya başladıklarından üzerinde kimlik nosu istiyorlar nüfus cüzdanının; hâlbuki benim kimliğimde tc no da yok! Yani, 1- önce tc kimlik no taşıyan şekilde nüfus cüzdanımı yenilemeliyim. 2- Sonra İSKİ’ye gidip, kendi adıma yeni bir sözleşme hazırlatmalı ve su tesisatını üzerime almalıyım. 3- Ardından su sayacımın çalındığını ibraz edip, yeni bir sayaç taktırmalıyım. Bütün bunlar bir haftalık iş a.q.!!!

Saat baktım, 08,09 olmuş. Sayaca baktım, hala yerinde yok. Kendi kendime durum değerlendirmesi yaptım; “haftasonuna kadar annemlerde kalırım… Haftasonu sevgilimde [burada hatun, ‘sevgilim’ oldu birden] kalırım. Pazartesiye bu iş biter inşallah.

Ama önce polis ve tutanak konusunu halletmeliyim. Sonuçta İSKİ’dekinin dediği gibi, bu bir hırsızlık.

- Efendim, polis memuru Zübeyr. (Resul de demiş olabilir, Cemil de.)

- Günaydın, ben karakolunuz mıntıkasında, xxx caddesi 45/2’de oturuyorum. Gece saat 02,00’de yerinde olan su sayacımın saat 7,30’da sökülmüş olduğunu gördüm. İSKİ’yi aradım, durumun kendilerinden kaynaklanmadığını, sayacın çalınmış olduğunu söylediler. Bir ekip gelebilir mi, tutanak tutulması gerekiyor ki yeni su sayacı için İSKİ’ye müracaat edebileyim.

- Ama İSKİ sizden borcu yoktur kâğıdı isteyecektir.

- O kağıdı siz vermeyeceksiniz değil mi?

- Hayır, İSKİ verecek.

- İSKİ de sizden olay yeri tutanağı tanzim etmenizi istiyor. Siz sizden isteneni verseniz, ben benden isteneni İSKİ’den alsam?

- Hmmmm, peki o zaman. Bir ekip yolluyorum, az sonra orada olurlar.

- Bir de sorayım, su sayacı çalınmasını aklım almıyor, sık olan bir şey mi bu?

- Evet, son zamanlarda bize çok şikâyet gelmeye başladı.

- Teşekkür ederim, ekibi bekliyorum o zaman.

Yirmi dakika sonra ekip arabası geldi, tam madafaka’nın şu yazıda bahsettiği türden, genç, düzgün tipli iki polis memuru. Kibarca konuştular, ilkokul 4. sınıf ayarında bir el yazısıyla da olsa tutanağı tuttular, bana da bir nüsha bırakıp gelmiş olsun diyerek gittiler.

Evde yalnız kalınca, meseleyi, olan biteni, içinde bulunduğum durumu tam olarak ve şüpheye düşülmeyecek kesinlikte idrak ettim: Evimin su sayacı çalınmıştı. İşte, polis de belgelemişti. Bunu sakin ve soğukkanlı bir şekilde kabul ettiğim anda bağırsaklarımda huysuzluk yapan kaka kütlesi beni rahatsız etmeyi bıraktı. İş yerimi aradım. Durumu haber verdiğim müdür, telefonun diğer ucunda bir kahkaha patlatınca ben bile güldüm. Olay o kadar absurd ve komikti ki, adamın gülmesi ve bana “pişmiş tavuk” muamelesi yapması normal gelmişti bana. İzni alıp yol haritamı çizdim: Öncelikle Edirnekapı’daki Teknik Şefliğin telefon numarasını buldum, mukavelesiz, nüfus bürosuna gitmeksizin bu işi halledebilme çabasında olmayı, zaman yitirmemeyi benimsemek en doğrusuydu, süre uzarsa annemlerde kalmam gerekirdi ki kanepede uyumak çok rahatsız, sevgilimde gereğinden fazla kalacak olsam bu defa da FIFA’yı özleyeceğim. Aradım teknik şefliği:

- Efendim?

- Merhabalar, Fatih’te xxx caddesi 45/2’de oturuyorum, dairenin su sayacı çalınmıştı sabah baktığımda, polis çağırıp tutanak tutturdum, sonra da size gelmem gerektiğini öğrendim. Gelirken hangi belgeleri getireyim yanımda?

- Tutanağı getirmeniz yeter beyefendi.

- Peki, ama bir sorun var: Sözleşme benim adıma değil, ev sahibiyim ama dairenin eski sahibinin adına geliyor faturalar.

- Önemli değil, eski bir faturanızı ve nüfus cüzdanınızı getirin yeter.

- Peki ama nüfus cüzdanımda tc kimlik no yok. Bu sorun olur mu?

- Yooo, internetten tc kimlik numaranızın sayfasını yazdırın, getirin.

- Yani bu şekilde yeterli oluyor mu?

- Evet beyefendi.

- Borcu yoktur kağıdını nereden alacağım?

- Buradan bakarız, borcunuz varsa vezneye ödersiniz zaten.

- Peki, teşekkür ederim.

İşini bilen, çözümü yokuşa sürmeyen, hayatı kolaylaştıran ve pratik çalışan bir görevliye denk düşmenin şaşırtıcı mutluluğu ile Edirnekapı’ya gittim. Veznedeki işim 2 dakika, diğer işlemi bilgisayara girmeleri 5 dakika sürdü. Derken, telefonda konuştuğum memur (Hüsamettin Abi) bana döndü:

- Yalnız, bir sorun var.

- Nedir?

- Yılsonu olduğu için ödenek yok, elimizde su sayacı da yok.

- Nasıl yani?

- Su sayacımız olmadığından sizin evinize takamayacağız.

- E ne olacak o zaman? [içimden aha boku yedik diyorum.]

- Bakın beyefendi, bu sayacı bizim takmamızı istiyorsanız yılbaşından önce mümkün değil. Ama siz bu sayacı dışarıdan, herhangi bir nalburdan parayla alıp taktırırsanız, bize de telefonla aldığınız sayacın üzerindeki numarayı söylerseniz sorun kalmaz.

- Bu sayaç ne kadar tutar ki?

- 35-40 TL kadar. Zaten biz de taksak, gene faturaya yansıyacak ücreti. Ama iyi bir marka alın mümkünse, çatlayıp patlamasın, Cem veya Teknosan gibi.

- Hmmm… çarem yok görünüyor. Bu sayaç hırsızlığı çok yaşanıyor mu?

- Evet, bakın bu beyler de işyerlerinin sayacı çalındığı için buradalar.



Yanımda duran ve o ana kadar dikkatimi çekmemiş iki adamı gösterdi, onlar da başlarını sallayarak Hüsamettin Abiyi tasdik ettiler. Sordum, konuşmalarından su katılmamış iki kürt olduğu belli olan adamların Fındıkzade’de kebap dükkânları varmış, sabah işyerlerine gittiklerinde sayacın olmadığını görmüşler. Bunu duyunca kendimi şanslı bile hissettim. Öğrendim ki, su sayaçlarının sarı metal kısımların rengi, madeni 1 TL ile aynı olduğundan, o parçaları eritip sahte para yapımında kullanılıyormuş.



Gerisi bir İSKİ kurduna yakışır şekilde çok kolay oldu, saati al 35’e, (bozuk sifonumu tamir etmeyi bir türlü becerememiş) tesisatçıya 30TL. En kolay ve seri şekilde, bu belayı def ettiğim için kendimle gurur duydum, günün geri kalanında da neşeli ve keyif doluydum.

Şimdi ise, uyku vaktim yaklaşırken, içimde husursuzluk, bağırsaklarımda sürekli bir kaka hissi ve aklımda tek bir şey var:



Ya sayaç gene çalınırsa? Ya bu ibne hırsızların ayakları evime alışırsa? Su saatinin başında nöbet mi bekleyeceğim a.q!



Dünya ne hale geldi…







Not: Daha evvel elektrik sayacıyla ilgili bir post yazmıştım... Bu Su sayacı... Sırada Doğalgaz var...

Allahım sen beni koru...

42 yorum:

  1. virgilius, bence de allah seni korusun! empati yeteneğim olmadığından olsa gerek, okurken çok güldüm. ama başıma gelirse gülmeyeceğimden eminim. geçmiş olsun.

    birkaç not:
    1. ben de bu uyandırma seansları bir tek bizde oluyor sanıyordum. ben nasıl olsa 7'den itibaren comandante mesaisindeyim. istersen cüzi bir ücret karşılığında seni de uyandırabilirim. kızcağızı rahat bırak da uyusun biraz:)
    2. bu sayaçlara asma kilit filan takılsa olmaz mı acep?
    3. sevgilinde bilgisayar yok mu? orada neden oynamıyorsun ki fifa?
    4. sevgilide gereğinden fazla kalmak ne demek? ya da bunun gereği nedir?

    tekrar geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
  2. JoA,
    Normal bir hırsızlığa gülünmez, zaten bu blogta kaç tane hırsızlık maceralarımı anlattığım yazı var, sayılarını ben bile hatırlamıyorum. Ama bu su sayacı hırsızlığı, tavukla cinsel ilişkiye giren adam haberi gibi neresinden baksam acaip geldi bana!
    cevaplar:
    1- Commandanteyle yaşadığın kıskanılası ilişkiye (ben kıskanmam, bana ne ama çok güzel anlatıyorsun) saygı duymakla birlikte, heyecanını incitmeden ve yanlış anlamayacağını ümit ederk şöyle söyleyeyim, "uyandırma görevlisi" kavramı tüm ilişkilerimde yer almıştır:) Yani sizin keşfettiğiniz amerika çok güzel bir yer olabilir ama amerika kocaman bir kıtadır ve her ilişkide o kıtanın bir köşesi keşfedilir, sevgilim beni uyandırmak için kendisi de uyanmak zorunda ve böylece işe geç kalmayarak aslında kendi canını kurtarıyor; bana da naz yapma, şımarma ve tatlı sesiyle uyanmış olma bonusu arta kalıyor:) Uyumamalı yani.
    Kısaca, bizim ilişkimize karışma, çok yönlü getirileri olan sarmal bir beraberlik:)

    (hayatıma not: hayatım, sen JoA'nın densizliğine bakma, aslında iyi kızdır.)

    2- Asma kilit fikri benim de aklıma geldi. Bakalım.

    3- Sevgilimin evinde FIFA oynamanın lafını ettim bir kere, annemin bloga da yazdığım bir sözünü hatırlattı bana: "benimle oynamak yerine FIFA oynayamazsın, katiyyen olmaz"

    4- Ya o cümleye fazla takılmasan... Yoksa sabahları beni gerçekten uyandırmak zorunda kalabilirsin JoA :-)))))))

    ve BEŞ: Senin ahlakını Talisman bozdu değil mi? böyle madde madde kazık sorular sormak onun adeti!

    YanıtlaSil
  3. virgilius,

    1. olumlu tarafından bakarsak (benim açımdan), benim kıtamda her sabah sevgiliyi güzel güzel uyandırma keyfi ilk defa yaşanıyor. dolayısıyla tadını senden çok daha iyi çıkardığımı düşünebilirim. ama comandante'ye bunu sormadığımı fark ettim şimdi. cevabı bilmek istediğimden de emin değilim. (comandante'ye not:aşkım, bunları okuyorsundur sen şimdi, birazdan da arayıp açıklama yapmaya kalkarsın, yapma.) bu benimle ilgili kısmı. seninle ilgili kısmı sen düşün, çünkü yaptığın bu açıklamanın bazı yerleri "hayatın" açısından can sıkıcı olabilir. her neyse, onu da siz düşünün artık.
    2'de bir şey yok
    3'e ne desem boş
    4. bu kadar laftan sonra maaşa bağlasan bu iş olmaz virgilius.
    5. talisman'a ilişme, biz öpüşüp koklaşıp gidiyoruz işte.

    YanıtlaSil
  4. JoA,
    Commandante burayı okuyor mu cidden? Sana ona göre daha iyi davranıcam:)

    YanıtlaSil
  5. daha önce başka bir yazının yorumlarında söylemiştim sanırım. comandante burayı okuyor (hatta fan club açsan gider üye olur). kendisi okur-yazmazdır sağolsun. ama bu seni etkilemesin. comandante başımın çaresine bakacağımı bilir. bakamazsam da kendi düşen ağlamaz der geçeriz.

    YanıtlaSil
  6. --düzeltme--
    ben empati kurduğum halde çok güldüm...en piside şu kaka olayı, o var ken insan sağlıklı da düşünemiyor...varlığı bir dert yokluğu başka bir dert...bu da tıpkı sevgili tanımı gibi oldu :)

    "sevgilimde gereğinden fazla kalacak olsam bu defa da FIFA’yı özleyeceğim" lafına takıldım. annen baban çocuk beklemiyor mu senden? :) şimdi kasarsan fifa 2015 i oğlunla oynayabilirsin:)

    YanıtlaSil
  7. Ay kabus gibi bir olaymış valla. Geçmiş olsun. O bir türlü yapılamayan kaka da yazı boyunca beni gerdi.

    YanıtlaSil
  8. JoA,
    commandante'nin hayranlarımdan birisi olması hoşuma gitti, kendisine selam ediyorum ama bana öyle geliyor ki söylediğinin aksine bu yüce insanın da bir blogu var ama kimliğini saklıyor, gizleniyor:-)
    [hatta Talisman'ın sevgilisi de buralarda bir yerlerde gibi geliyor bana.]

    birfincankahveiçinbirpenny,
    en saçma ve gereksiz anlarda, özellikle gerginken üşüme alır beni, sonra da kakam gelir... Evet sevgili gibi aynı, gelmese, çıkmasa ayrı, olur olmaz baş verirse ayrı :)

    JoA'nın sorduğu sorudaki eleştiri ve ayıplama vurgusunu görmezden gelmiştim ama sen de aynı yere takılmışsan, kısacık değinmem gerekiyor demektir:

    Şu* yazıda son derece güzel ve anlaşılabilir şekilde sunmuştum özlemek, beraberlik, sevgi ve aşkı yaratış üzerine benim anlayışımı. Elbette ki "hatun" da bu postu okudu ama sizin gibi şer odağı olmadığından hiç rahatsız olmadı söylemeye çalıştığım şeyden.

    Bilhan, ben derim ki, "beşeri münasebetlerde süreklilik, sürrealdir."

    * O yazı şu yazı:
    http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2009/08/kendi-kuru-gurultum-uzerine.html

    YanıtlaSil
  9. Ya bir de şunu eklemeden geçemeyeceğim lakin bundan sizi eleştirdiğim sonucu çıkmasın. Sabahları bir erkeği telefonla uyandırmak hayatta en nefret ettiğim şeylerden biridir ve asla yapmam. Erkekler nedense bunu çok talep ediyorlar, anlamıyorum.

    YanıtlaSil
  10. Komikmiş!
    Olan biten, yorumlar, hepsi. :))

    Virgilius, aslında işler ilk anda düşündüğün gibi, kaplumbağa hızında, aksayarak gelişseydi ve bir yandan seni mutsuz ederken, bir yandan da "ben demiştim işte" doğrulamasıyla keyfin yerine gelseydi, bu yazı yazılmazdı.
    Ters köşe olup, işler beklenmedik şekilde hallolunca, geriye sadece "bu sefer ne çalınacak" tasası kalmış.
    Durum komik...
    Geçmiş olsun!
    :))

    YanıtlaSil
  11. OOOO ben çalışmaya dalmışken blog dünyasında neler olmuş böyle sevgili Virgilius? Yorumlardaki heyecan, hırsızlık olayını ikinci sıraya düşürmüş. Gülmekten geçmiş olsun diyemedim, affet:)))
    Kıssaden hisse hemen su sayacımızı kontrol ettim. Neyse ki bizimki eski model! Muhtemelen hırsızlar tenezzül etmez. Onlar daha çok bizim otoparkla ilgililer zaten. Komşularımızın arabaları o kadar baştan çıkartıcı ki, hırsız su saatini aklına bile getirmiyor muhtemelen!
    Şaka bir yana geçmiş olsun...

    YanıtlaSil
  12. Müge,
    anlaşılmayacak bir şey değil, şımarmak, azıcık şımartılmak isteyen erkeklerin sevgililerinden mini nir beklentileri bu. Nasıl kadınlar hayat boyu pohpohlanmak, sürekli ilgi odağı ve cazibe merkesi olmak isterler, tafra ve triplerini naz ve cilve ile kamufle ederler, işte erkekler de "bari bu kadarcık şımartılma hakkım olsun" diye düşünüyorlar.
    Tamam, bu açıklamaya uyuz oldun, o zaman daha farklı bir noktadan bakalım. Erkek yataktan kalktıktan sonra 5 dakika traş, 2 dakika diş fırçalama, 5 dakika giyinme, 1 dakika jöle ve 30 saniye parfüm ile, toplam 13 dakika 30 saniyede hazır hale gelir. Benim hatun - ki kokoş değildir, her sabah banyo, saç bakımı, makyaj, "ne giysem?" krizi filan derken kendisi için evden çıkacağı saatten 60-75 dakika önce uyanmak zorunluluğu doğuyor. (benden fazlası, kahvaltısı da var sabahları.)
    Şimdi, erkek manyak mı olmuş uyandıracak sevgilisini?
    öyle işte:-)))

    Ekmekçikız,
    Karakol polisi ile yaptığım telefon görüşmesinde verdiği cevaplardan memurun hafif taşkafa olduğunu anlayınca, gece bu yazıyı yazmalıyım diye düşündüm:-)
    (Eve gelenler temiz çocuklardı allah için.)

    fortunata,
    kelebeklerözgürdür'ün kulakları çınlasın, yorumlardaki heyecan dün sabah yaşanan kargaşa anındaki en büyük kriz "bok" kriziydi:-)
    Kalamış'taki hırsızlar fatih mıntıkasındakiler kadar ucuzcu takılmazlar, bence de sen endişe etme su sayacınız hakkında:-)

    YanıtlaSil
  13. Kalbimi kırıyorsun Virgilius, sen şimdi bana "başka mahallenin insanısın" mı diyorsun? :((

    YanıtlaSil
  14. fortunata,
    mahalle baskısı denilen şey bu olsa gerek ama gerçekten, biz farklı mahallelerin insanlarıyız seninle. Ben fatih kedisiyim, sen kalamış kedisi.

    YanıtlaSil
  15. Aaaaa imdat! Bari sen yapma Virgilius, bu konudaki masumiyetimi yakında kanıtlayacağım...

    YanıtlaSil
  16. cok güldüm yaww.ofistekiler "tamam sıyırdı bu artık" bakışı atıyorlar bana ama sorun değil.bu arada ben su saatimin yerini bile bilmiyorum.tırsmadım desem yalan olur.ayrıca ben de sevgilimi sabah uyandırma mevzusunu sevmiyorum belirtmiş olayım.adam 5 dk daha , 10 dk daha diye gerinirken, ben üzerime aldığım görevi yerine getirememenin verdiği gerginliği yaşıyorum.çalar saat pls!!

    YanıtlaSil
  17. Amanın, ben daha kendi su sayacım nerde onu bile bilmiyorum. Bir gün suyum kesilse son bakacağım yer sayaç olurdu, artık ilk bakacağım yer olacak.
    Geçmiş olsun Virgilius, komik de olmuş ama :) En çok kakam da geldi yazmana güldüm, kakam geldi bi çocuk cümlesi sanki. :)
    Uyandırma mevzuuna gelince eskiden ben bir platonik aşkımı her sabah arar uyandırırdım. Arkadaşımdı, ben körkütük aşıktım o da beni severdi ama "o biçim" değil ama sanırım ilgimin de farkındaydı ve kaybetmeyi de çok istemiyordu. Süper bir enayi modeli idim ama sırf görmek bile beni çok mutlu ettiği için pek şikayetçi değildim bundan. Sonra "Vanilla Sky" filmini seyrettim, orda Cameron Diaz ın kendisini sevmeyen Tom Cruise u her sabah "open your eyes" diye uyandırması ile ilgili bir sahne vardı. Amanın bir fena oldum. Kendimi o zavallı Cameron Diaz yerinde gördüm. Gerçi o fuckbuddy olayı idi bizimkinde sadece ben platonik aşıktım ama gene de durum kötü idi. O günden sonra uyandırmadım. Geç kalıp surat yapınca da "az ye de uyandırıcı tut" dedim, geçti gitti. Hey gidi günler.
    Yanlış anlaşılmasın sevgiliyi uyandırmaya ok ama seni iplemeyen birini aramak anlamsızdı.
    Şimdiki duruma gelince beni sevgilim uyandırır bazen, her zaman değil, çok da hoşuma gidiyor onun sesiyle uyanmak ve mırlanmak, gerçi abarttığımda "hööyt kalk ülen" filan moduna girebiliyor adamcağız ama o kadar olsun.
    Canım yaa..

    YanıtlaSil
  18. Geçmiş olsun ama güldüm de...

    YanıtlaSil
  19. Virgilius,
    açıklamanın ilk kısmına uyuz olmadım bilakis haklı bulup, çok da güldüm.
    Ayrıca ben -ki kokoşumdur- 25 dakikada hazırlanıyorum sabahları.

    YanıtlaSil
  20. Fortunata,
    neyi kanıtlayacaksın onu anlamadım ben? :)

    bokbocesii,
    hatunun beni uyandırmak için kimi zaman aynı anda iki telefonumu birden çaldırdığı vakidir:)
    ayrıca bir erkek için sevgili, çalar saatlerin en güzelidir:)

    Talisman'ım,
    öyle bir anda insan direkt kakasına kızıyor zaten, "neden geldin? zamanı mı? git çabuk, geri dön ve kaybol bir süre" demek istiyor:)
    fuckbody mi, fuckbuddy mi, ben de ona takıldım şimdi:)

    buzcevheri,
    sağol üstadım... bu da geldi başıma.

    Müge,
    o zaman sen sabahları kahvaltı yapmıyorsun!

    YanıtlaSil
  21. Çok geçmiş olsun virgilius. Gerçekten enteresan bir hırsızlık olayı yaşamışsın. Final cümleni bende tekrarlayayım, böyle kötü insanlardan ' allah hepimizi korusun ve tabiki aklımızıda korusun. '
    Virgilius, blog sitelerinde yorum yaptıktan sonra, 'ya şimdi ne gereği vardu bunu yazmanın' deyip bazen sildiğimiz yorumlar oluyor ama silindiğine dair delil orada sırıtıyor ve ben bu duruma kıl oluyorum.

    YanıtlaSil
  22. Zengin mahallesinde fakir bir aienin çocuğu olduğumu:))

    YanıtlaSil
  23. Sarya,
    senin sildiğini ben de silerim, içini ferah tut:-)
    [silinen konuyla ilgili not: bazen eğlence, bazen işkence oluyor]

    fortunata,
    gönlümüz zengin olsun :-)

    YanıtlaSil
  24. Virgilius um,
    Fuckbuddy tabii. Buddy arkadaş demek ya, fuck buddy kavramı da sevgili olmayan arkadaş takılınan biriyle takılmak olduğundan fuckbuddy. Fuckbody olsa anlamı zikilecek vücut filan gibi oluyor bi komik oluyor :)

    YanıtlaSil
  25. Talisman,
    insan arkadaşını ziker mi? Ne kadar hastalıklı bir yaklaşım bu!
    Sevgilinle sevişirsin, sevgili olmadığınla zikişirsin.
    Arkadaşınla ne sevişirsin, ne zikişirsin.
    Şimdi, fakbodi şeklinde teleffuz ettiğimiz kelimede "insan"ı değil, "bedenini" zikiyorsun, yani obje insan değil, o kimsenin dışına girdiği beden örtüsü.

    doğrusu fuckbody güzelim, ikna olduğunu tahmin ediyor. (mübarek cuma saatinde çarpılıcam şimdi.)

    YanıtlaSil
  26. Of şu son yorumunda senin tüm hastalıklı yaklaşımların ortaya çıkıyor :)
    1- Beden ile insanı tamamen ayırma yanılgısı- bedenimiz de insanlığımızın çok önemli bir parçası canım yani sevgilin olmayan biriyle de sevişirken gene insanla sevişiyorsun sırf beden asla değil. Bedeni değil bildigin insanı zikiyorsun. Beden böyle ikinci bir persona filan değil.
    2- Sevgili olmadığın ama seviştiğin biriyle arkadaş olamayacağın yanılgısı- Eee insan olmayanla nasıl arkadaş olcan tabii di mi? Onlar kaka insanlar hehehe
    Neyse bana fuckbuddy lik de fuckbody lik te gelmez, onu ifade edeyim de yanlış anlaşılmasın. :)
    Zaten kendi teorim fuckbuddy lik kavramından kadınların hasar gördüğü şeklinde ama itiraf etmiyolar. Erkeklere zaten her yol Paris :)

    YanıtlaSil
  27. Talisman,
    sevgilin olmayan biriyle "sevişemezsin" diyorum ben. Sevmek fiilinden geliyor. (to make love gibi.) Bir fuck'body'ye karşı duygusal hiçbir şey hissetmezsin, işini bitirmek ve keyif almaktır amaç.
    Sevgili olmadığın ama seviştiğin biriyle sürecin devamında arkadaş olabilirsin ama arkadaşınla sevgililik durumuna gelmeden sevişemezsin; bunu söylemiştim ben.

    Son olarak, sana bu konu hakkında zırvalanmış eskiii ama doyurucu bir yazı hediye ediyorum:

    http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2007/04/plak-gslere-arap-dkerek-yalamak-aslnda.html

    bir de ben seni çok seviyorum ulan:-)))

    YanıtlaSil
  28. ayrıca bir erkek için sevgili, çalar saatlerin en güzelidir:)

    çalar saat olmayacagımı siddetle savunmus olan ben, bu laf uzerine her an her dakika sevgilimi hic sikayet etmeden uyandirabilirim.erkek mevzularında cok saf salak olabiliyor su kadın milleti yaww.1 lafa indirdim yelken melken ne varsa.

    YanıtlaSil
  29. kabız olanlarda veya heyacanlanınca,panikleyince kakası gelenlerle ilgili olarak psikolojide bazı testler yapılamakta. bu konuda yardımcı olabilirim. tabi ki bağırsağıneyin tetiklediğini öğrenmek ister mi normal bir kişi bilemem.

    YanıtlaSil
  30. Herif kendinden quote ediyo yaa :)
    Virgilius you are one of a kind yavrum :)

    YanıtlaSil
  31. isini bilen, isi yokusa surmeyen ve hayati kolaylastiran memurlara hayranim, eger o adam orada olmasaydi olaylarin akisi ve bu yazi bambaska bir hal alacakti.

    YanıtlaSil
  32. yani kisaca aferin pratik zekali memurlara...

    YanıtlaSil
  33. virgilius, geçmiş olsun. benim sifonu en sonunda ben kendim tamir ettim. isteyince oluyor, hem de bedava...tavsiye ederim. keşke bu şanslı gününün geri kalanında - ki sahiden şanslıymışsın onca bürokratik işlemi böyle hızlıca savuşturabildiğine göre-, hazır neşen de yerindeyken sifona da el atsaydın :)) bok meselesineyse fazla girmek istemiyorum. :p

    sevgiler

    YanıtlaSil
  34. ustad gecmis olsun.
    gecirenler saolsun mu?

    YanıtlaSil
  35. Sorunu hallettiğine sevindim, orayı geçelim. Gelelim yazının en mühim meselesine, FIFA'ya. PES 2010'un demosunu oynadın mı bilmiyorum, ben bu aralar ona sardırdım. Bir ara gelsen de bir kahve içsen, bendeki emanetini alsan, oyun oynasak, belki başka arkadaşlar da katılır, bütün dünya kardeş olur filan.

    YanıtlaSil
  36. ustad borsalino'ya katılıyorum fifa vs pes denildiginde pes her zaman oyuna bir kac sifir onde baslar haberin olsun. en onemli ozelligi ise fifa'daki gibi toplar ucan balona benzemiyor

    YanıtlaSil
  37. bokbocesii,
    bir çalar saatim ve iki telefonum var alarmlarını ayarlayabileceğim, ama sevgilimin sesinden güzel ne olabilir? Senin kerata da böyle düşünüyordur eminim, tadını çıkar :)

    eczahaneci,
    lavman yaplması gerekmiyor değil mi :PPP

    Talisman,
    neyse ki beni idare ediyorsun sen, hem ne yapayım, bu blog günlükten öte benim kişisel depom gibi :)

    Gadno Kopele,
    öbür türlü bir memura denk gelseydim şu an hala susuz olurdu ev. Şansız varmış.

    kelebeklerözgürdür,
    teşekkür ederim. Sifonun arızası ancak klozet komple değiştirilince giderilebilecek nitelikte, onu yapmaya yeltenmeyeceğim gibi, zaten sürekli "artık bu yaz gideyim şarka, üç yıldır yalvarıyorum göndermiyorlar, belki bu sene olur" düşüncesiyle bekleyişe girdiğimden, üşengeçlikten yapmıyorum.
    Bok konusunda söyleyecek bir şeyin yok mu cidden :)))

    magnum opus 1,
    geçirenler alt kalttaki mühendislik bürosuna da geçirmişler aynı sabah, onlarınki de çalınmış meğerse. İki posta attılar, keyifleri yerindedir herhalde:)

    Borsalino,
    FIFA 97'den itibaren EA sports'un PC versiyonlarıyla mutlu ediyorum kendimi. PES'e hiç ısınamadım, rakı da içemem zaten kokusunu sevmediğim için. Bir şeyi sevemiyorsam, sevemiyorumdur borsalino.
    Size gelmek? Dün gece facebook'a baktım, gökhan'ın Gregor Samsa ile arkadaş olduğunu gördüm. Gökhan'a çok kızgınım beni -hem de gregor'la- aldattığı için, o evden içeri adımımı atmam. (lakin, gökhan'a kırgın ve kızgın olsam da ona olan hayranlığımdan tepkimi kendisine değil sana yansıtıyorum, bu da böyle bir garabet olsun)
    Banka hesap numaranı yolla, emanetin karşılığını yatırıp dekontu göndereyim, sen de kargola bana bana onu :-)

    magnum opus 2,
    benim gözlerimde astigmat var hocam, uçan balonları top olarak görüyorum :-)))))

    YanıtlaSil
  38. Sevgili Virgilius Bey,

    1. "Bir erkek için sevgili, çalar saatlerin en güzelidir" Bunu altın varaklı çerçeveyle duvara asmak lâzım. Her ne kadar Bokböcesii de dikkat çekmişse de ben de mimleme lüzumunu hissettim (bir tümcede ardarda üç "de" iyi gitmedi ama elimden bişey gelmiyor).

    2. Sifon, allahın belâsı bişeydir. Tamir görmüş bi sifon ise daha da allahın belâsı bişeydir. Sifonları kendi haline bırakmak lâzım.

    3. Canım Talisman aplamla diyaloglarınıza heyranım. Her daim.

    4. Evet, az önce ismini zikrettiğim kıymetli aplamın ünlediği gibi, "yazı yazılacaaaaak, yazzzz!"

    5. Kaka mevzuu ancak bu kadar sevimli bir şekilde konu edilebilir ki bunu yine her zaman olduğu gibi sizin şu güzelim sense of humour şeysinize yoruyorumdur.

    6. Bu yazıyı okuyalı çok oldu ama tam o sırada içeriden seslendilerdi. Milpardon.

    7. Sevgiler, selamlar.

    YanıtlaSil
  39. Talisman,
    sen de yazzzzzz!

    metin,
    1- biz bu "bey" konusunu konuşmuştuk.
    2- çalar saatim çalmadığında/çaldığını duymadığımda veya sonuç olarak beni uyandıramadığında, gözlerimi açıp öfkeyle duvara fırlatmışlığım yoktur ama sevgili beni uyandırmakta geciktiyse, onu arayıp bir güzel fırça kaymak çok güzel: çalar saat kırılır, yenisini almak gerekebilir, sevgili ise her zaman recycle olabilen/edilebilen, gönlünü aldığında geri dönüşebilen his yapıtaşından mamul bir mahluktur. (romantizmin içne ettik heh heh)

    3- Talisman benim oyun hamurum, ben de onun kum torbasıyım :P

    4- hala oyunda oynaştayım, fatih'in istanbul'u fethettiği yaşı da çoktan geçtim ama eve gidince porno-kitap-FIFA derken bir bakıyorum gece yarısını geçmiş saat. Bir de insanın sevgilsi olunca artık blogu boşlayası geliyor içinden, malum, karı kız kaldırma çabası sona erince, ne diye yazayım :)))

    5- Kaka şirindir ve rahatsız etmez, bok ise pis kokar. Bu aralar en çok renkleri üzerinde kafa yoruyorum.

    6- Senin içerisi çok kalabalık. Bence doğrudan demokrasiyi artık terked,ip temsili demokrasiye geçme zamanın gelmiş. Her sese kulak verecek olursan kaosun üstesinden gelemez insan. Ya revizyonist bir politika izleyip geçirdiği evrimle 'portakala benzemiş olsam da ben hala pırasayım' önermesini sunar kişi kendine, veya bir ihtilal ile tiranlığa giden hayatın yolunu açar. (Ben bu ikincisini yapmıştım kendi adıma...)
    Doğrudan demokrasi, işitilen 'her kafadan sese' kulak vermeyi zorunlu kılar ki o curcuna adamın kafasını yer bitirir. Sonra gene doymaz, kalbine sirayet eder, en sonunda da ruhunu tüketir.

    Geriye "sıçılmış" bir hayat kalır, "kaka" değil, "bok"tur sıçılan.

    İhtilal yapmasaydım ben çoktaaaan kanalizasyon meskunu olmuştum. Gene de ne oldum değil, ne olacağım demeli diye ekliyor, lafı uzatmıyorum. (!)

    7- Sen "içeriden seslendiler" derken, İÇERİYİ doğru anladım değil mi :)

    8- Gördüğün gibi bu yorum bir post uzunluğunda oldu.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!