Antalya’yı neden sevmediğimi bilmiyorum. Bu şehre bir türlü ısınamadım. İzmir bile daha sevimli geliyor, hatta Ankara’yı dahi tercih ederim Antalya’ya. Sanırım esas sorunum insanlarıyla: Umursamaz, sinir, üstelik kaba olmayı kendilerinde bir hakmış gibi görünen tipler. Başka bir kentten geldiğinizi anladıklarında şu yazıdaki gibi davranan çok var, gören de il sınırları içindeki herkesin dedesi Antalya’da doğmuş, her yabancı kenti ellerinden almaya çalışıyor, ayrıca tek parti dönemi Türkiye’sinde seyahat ve ikamet yasağı var sanacak. Rus veya Alman değilsek bu diğer TC uyruklu insanların kabahati değil. “Ama havası ve doğası güzel” diye düşünüp en azından bu yönünü olumlu ele alacakken geçen hafta dört gün boyunca kaldığım şehri sel götüreceği tuttu. İyice nefret ettim Antalya’dan. Allah düşürmesin yolumu bir daha o şehre. (Ayrıca insanı aptal yerine koyuyorlar, Antalya-Kemer minibüslerinde asılı fiyat tarifesinde gözüme çarpan şeyi paylaşayım bu vesileyle:
Antalya-Tekirova: 4Euro/ 6$
Antalya- Çamyuva: 4 Euro/ 5$
Yuh be. Bu kadar belli etmesinler bari.)
Bir sağlık hamlesi yapmam lazım: Kilo almamak için bırakmadığım sigara yüzünden birkaç kat merdiven çıkınca nefes nefese kalır oldum, sigarayı acilen bırakmam gerektiğini düşünüyorum, ilk hamle olarak zift/nikotin/karbon monoksit değerleri daha düşük sigaraları içmeye ve yılların lezzeti Winston’undan uzak durmaya karar verdim. Esas sorun ise, daha çetrefilli: Son bir senede 8kg şişmanladım. (Antalya’da 4 günde dışarı çıkmadığım otel odasındaki 2 kiloyu saymıyorum. Tam anlamıyla yedim içtim yattım.) Spor yapmaya başlasam, ciğerim kaldırmaz, merdiven bile çıkamıyorum zati. Sigarayı bırakınca ayrıca hücrelerin yağlanmasından ötürü ne kadar uğraşırsam uğraşayım mutlaka sonu davetsiz kilolara merhaba diyerek gelecek. Tam anlamıyla obez olup şimdiki fazla kilolu halimi arayacak olmak beni iyice endişelendiriyor. Hepsi yetmezmiş gibi hatun kişi (eskiden sevgilim yazardım ama 10 ay geçti, artık iyice yüzgöz olduk, Hatun işte.) ısrarla göbeğimi çok sevdiğini söyleyip zayıflama girişimlerime karşı koyuyor, soframızdan chokellayı eksik etmiyor. Nasıl köle etti, bağladı beni, bir gün bu kızdan ayrılacak olursam sap gibi kalırım ortada, bir Allahın kulu/Havva kızı bakmaz suratıma. Ne biçim bir kapana kısılmışlık hali bu… Hiç mesut değilim.

“Beşinci melek borazanını çaldı. Gökten yere düşmüş bir yıldız gördüm. Dipsiz derinliklere inen kuyunun anahtarı ona verildi. Dipsiz derinliklerin kuyusunu açınca, kuyudan büyük bir ocağın dumanı gibi bir duman çıktı. Kuyunun dumanından güneş ve hava karardı. Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler yağdı. Bunlara, yeryüzünün akreplerindeki güce benzer bir güç verilmişti. Çekirgelere, yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca değil de, yalnız alınlarında Tanrı'nın mührü bulunmayan insanlara ıstırap vermeleri buyruldu. Bu insanları öldürmelerine değil, beş ay süreyle işkence etmelerine izin verildi. Yaptıkları işkence, bir akrebin insanı soktuğu zaman verdiği acıya benziyordu. O günlerde insanlar ölümü arayacak, ama bulamayacaklar. Ölümü özleyecekler, ama ölüm onlardan hep kaçacak.
Çekirgelerin görünüşü, savaşa hazırlanmış atlara benziyordu. Başlarında altın taçlara benzer başlıklar vardı. Yüzleri ise insan yüzleri gibiydi. Saçları kadın saçına, dişleri aslan dişine benziyordu. Demirden yapılmış zırhlara benzeyen göğüs zırhları vardı. Kanatlarının sesi, savaşa koşan çok sayıda atlı arabanın sesine benziyordu. Akreplerinkine benzer kuyrukları ve iğneleri vardı. Kuyruklarında, insanlara beş ay ıstırap verecek bir güce sahiptiler. Başlarında kral olarak dipsiz derinliklerin meleği vardı. Bu meleğin İbranice adı Abadon, Grekçe adı ise Apolyon'dur.”
Ridley Scott veya James Cameron’un İncil’in APOKALİPS bölümünü filme çekmesini tüm kalbimle istiyorum. En çok merak ettiğim de bu kısım olacak.
Pek çok insan gibi ben de Ovidius’un insan davranışlarının düğümünü çözdüğü sözlerin sıradan bir örneklemesiyim:
“Video meliora proboque, deteriora sequor.”
İyiyi görüyorum ve onaylıyorum, izlediğim ise daha kötü yoldur anlamına geliyor. İnsanın onayladığını yapmıyor olması, uygun ve doğru görmediğinin peşinden gitmesi nedendir o zaman? Neden bu kadar zor?
Virgilius' um, kaşınıyorsun sen. :)
YanıtlaSilTerapist dilinden konuşacak olursak, "belki de kendini iyi şeylere, iyi gördüğün yola layık görmüyorsun, halen suçluluk hissediyorsun ve romantikçe kefaret ödemek, sefil olmak sürünmek istiyorsun" diyebiliriz. Ama demeyelim. Terapist dili biraz kendini üstün gören, karşındakine "yaa senin içinde neler var haberin yok" diyen bir dil. O yüzden koyalım ... rahvan gitsin.
Bu arada sevgilinin göbeğini sevmesinin çok daha başka bir nedeni olabilir. Miheheheh.. Ölümü gör söyle, anladın mı ne demek istediğimi? (Fiziksel birşey, başka hatunlar seni istemesin filan diye değil.)
Ha bu arada Antalya' nın halkı kılıksızdır da biraz. O dikkatini çekti mi?
YanıtlaSilDün akşam Virgilius'la Mügemmell yarın bloglarını güncelleseler bari demiştim içimden. Bir dahaki sefere daha çok işime yarayacak dileklerde bulunayım.
YanıtlaSilO sağlık hamlesine benim de çok ihtiyacım var. Senelerdir her sabah pişmanlıkla uyanmaktan bıktım ama yine de değişemedim.
Adresime düşen yazıları gözlerimle hızla taradıktan sonra bugünkü ruh halim virgiliüsü öne al diyor. Uzun uzun yazmak varken niye bu kadar kısa yazmışsın diye epey mızmızlandım bilesin. :)
YanıtlaSilAntalyaya bir kaç kez gitmişliğim var. Deniz, iyot kokusu, sonsuz mavilik, bütün gün güneşte malak gibi yatmak kısmı beni daha çok ilgilendirdiğinden insanlarını tanımaya çalışmamışım. Bir daha gidersem antalyalıları yargılamaktan ziyade anlamaya çalışacağım :))
Kilonuzla ilgili anlattıklarınız... Allah'ım ben bu acıları bu mutsuzlukları çok iyi biliyorum.
Mügecim senin pişmanlığın benim pişmanlığımdır. Üçümüz bir araya gelirsek belki bu sorunu çözeriz gibime geliyor.
Son cümledeki soru insanoğlunun dünyaya gelme macerası başladığından beri çok soruldu sanırım. Cevabı nedir acaba?
Sağlıcakla kal virgilius.
antalya görmek istediğim yerlerden biri ama her nasıl olursa olsun çiş kokan ankaradan da artık keşhaneye dönen izmirden de daha çok hoşlanacağım gibi geliyor...ama eminim yinede tam olarak sevmeyeceğim...tıpkı istanbul gibi...her kes şikayet eder bu memleketten ama kimse dönüp götünü gitmez...sigara meselesine gelince, koy g*tüne gitsin...sağlık meselesine gelince, koy g*tüne g*tüne gitsin...
YanıtlaSilAntalya'nın kışı çok sinir bozucu oluyor gerçekten, sürekli yağmur yağıyor bir de soğuk, ıykkk..
YanıtlaSilKilo konusunda bugünkü blogumu tavsiye ederim, reijim listem sağlıklıdır :))
Merhaba Virgilius,
YanıtlaSilSigarayı bırakmak ne kadar zor tahmin ediyorum. Ayrıca gerçek bir şişko için diyet yapmanın acısını da bilirim. Bol şans diliyorum.
Bence başarabilirsin. Keza lüzumundan uzun yaşarsak bu bedenin ayakta kalmasına ve ele güne muhtaç olmamaya gayret etmeliyiz. Çoluk yok, çocuk yok... kimse bakmaz bize bilesin:))
Sevgiler...
not. Hazır film işine girmişken rica etsem Janette Winterson romanlarından Tutku da araya sıkışsın. Kadınlar birini Monica Belluci, diğerini de Gwen Paltrow oynasın lütfen.
Talisman'ım bir tanem,
YanıtlaSilBir insanın sıradışı bir şekilde "iyi, çok iyi olması" ötekilerin o kişiye öfke ve hiddet duymasını doğurur. Nasıl ki kendimizi dünyanın merkezi olarak görmek ister ama aslında hiç bir bok olmadığımızı biliyorsak, nasıl işlediğimiz fiileri sürekli kendi içimizde meşrulaştıracak savunma mekanizmalarına sarılır ama gerçekte ne kadar bencil birer hayvan olduğumuzun derinden derine farkındaysak, bu çelişkiler sarmalında ne "iyi", ne de "kötü" olmanın mümkün olmadığını, eylem, tavır ve tutumlarda güzelliğin ve çirkinliğin göreceli olduğu yalanı ile kendimizi kandırıp, evrensel -mutlak- iyinin tüyler ürperten çekiciğiline karşı merkezkaç kuvvetiyle karşı koyan ama ondan aynı çekim gücü nedeniyle kaçamayan çok hücreli birer sefil organizmayız hepimiz...
(sen bir defada anlarsın bu yazdığımı ama diğer okuyanlara acıdım :)))))
Tatlım, kusura bakma ama anlamadım şu göbeğimin sevilmesi meselesini. Ne olur yaz :-)))
Talisman 2,
Görselliğe değil ruh güzelliğine önem veriyorum ben, o nedenle Antalya halkının kılığına dikkat etmemişim :P
Müge,
blogun güncellenmesi için "üç dilek" hakkından birini ziyan etme bence de, bir seslenmen yeterli:-)
sarya,
zamanında başta Gregor Samsa olmak üzere öyle çok fırça yedim ki, uzun yazmaya korkuyorum artık. O nedenle daha nadir yazmaya başladım, ayda iki uzun yazıya kimse küfüt etmiyor. Ama senin için bir sonraki post hayli uzun ve dolu olacak, söz.
sen ben ve müge bir araya gelirsek gideriz özsüt'e, kocaman bir kestaneli pasta söyleriz kendimize doyasıya yeriz bence:)
Mephistopheles kikir kikir dalga geçer Faust’un çömezi Wagner ile… Wagner, bir başına oturup “pek derin” felsefi çıkarımlar yapmakta, sonra da çok beğenmektedir bu düşüncelerini ve gurur duymaktadır kendisiyle… “Ne kadar salak şu çocuk, kendisinden binlerce yıl önce düşünülmüş şeyleri sanki ilk defa o dile getirmiş veya aklından geçirmiş zannediyor, hâlbuki bilse ne kadar sıradan biri olduğunu” der abimiz, saklandığı perde arkasından. Son soru, işte öyle bir şey. Rober Hatemo bile düşünmüştür böyle şeyleri...
birfincankahveiçinbirpenny,
anlattığın gibi götümüzü dönüp gideceksek, sözünü ettiğin diğer unsurların götlerine nasıl koyacağız. Hem götünü dönüp hem başkasının götüne nasıl koyarsın? Fiziksel ve biyolojik olarak bende olmayan türden bir göt mü var sende? Göt derken aynı götten mi bahsediyoruz?
borsalino,
diyet programın beni aşıyor, o listeyi uygulamak için yeni bir oğuz gerekiyor:)
fortunata,
BEN ŞİŞKO DEĞİLİM! BANA ŞİŞKO MUAMELESİ YAPMA TAMAMI MI!
Sadece fazla kiloluyum ve istenmeyen minik bir göbeğim var o kadar.
diğer konuda, annemin dediğine göre insanlar yaşlandıklarında yalnız kalmamak için evleniyorlarmış, birileri kendilerine baksın diye de çocuk yaparlarmış. Bu açıdan baktığımda haklısın, bir bardak su getiren,m bile olmayacak :-)
Sevgiler benden :-)
not: Monica Bellucci oynasın da, hangi filmde rol alırsa alsın:)
Heheh Virgilius' um, anladım, çok iyi anladım da, ben de bir seferde anlayamadım. itiraf edeyim. "İyi kötü görecelidir" kalkanımızı alaşağı etmen hoşuma gitti. Sende nasıl diyim bir "inanç" var ya, o hoşuma gidiyor asıl.
YanıtlaSilGöbek meselesine gelince, çok ayıp birşey yaa. Usturuplu anlatmaya çalışayım. Diyelim misyoner pozisyonunda cima ediyorsunuz. Göbek bu durumda nereye temas eder? Kadınların sevdiği bir noktaya.
That's all.
(Kızararak kaçıyorum :))
iyidir göbek iyidir :)
YanıtlaSilne eşşekmişim ben...aylarca uğraş dur, erit güzelim göbee..allah kahretmesin beni
YanıtlaSilTalisman,
YanıtlaSil10 Kasım şerefine, Nutuk'ta geçtiği gibi cevap vereyim o zaman:
"Biz meseleyi başka nokta-i nazardan mütalaa ediyorduk, izahatınızdan tenevvür eyledik."
Demek öyle, zeker ferce duhûl ettiğinde, göbekciğimin "öyle" bir fonksiyonu var :)))
Bundan sonra hatuna kızdığımda "bak benim tepemi attırma, diet yaparım!" diye tehdit savurabilirim yani:-)
not: Talisman, bazen edebsiz bir küçük kız olmana bayılıyorum :)
aeiou,
sustun sustun da aylar sonra bu konuda mı yorum yazdın:)))
birfincankahveiçinbirpenny,
nutellanın ne kadar fonksiyonel olduğunu bir kez daha anladık di mi:-)
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilevet ilgi alanıma göbek kısmı giriyo sadece :P bu arada dediğin çıktı. ama sonrasını söylememiştin o yüzden sonrasını batırdım ben :)
YanıtlaSilMihman,
YanıtlaSilyazdığın mailime düştü düşmesine, ama sabah yorum bölümünde "Bu kayıt, yazar tarafından kaldırıldı." cümlesini gördüm, o nedenle susuyorum.
aeiou,
danışmanlık hizmetimden ne zaman faydalanmak istersen profesyonel destekte bulunurum sana:)
Afedersin sevgili Virgilius, elbette sadece minicik göbeklerimiz var :))
YanıtlaSilHem ben bir huzur evi açacağım gelecekte, korkma; birbirimize su veririz:))
Sevgilerimle..