- Beyefendi, böyle bir şey bekliyor muydunuz?
- Evet, bekliyorduk, ama denizden bekliyorduk biz! Bu defa arkadan [karadan] geldi!
Bu cevap çok enteresan aslında. Muhtemelen deprem ve deprem sonrasında oluşan tsunami hakkında dünya kadar görüntü izlemiş, yorum dinlemiş, kafa patlatmış biriydi, pek çok gece vakti o facia anı aklına gelince endişe ile başını yorganının altına sokmuştu bu adamcağız, hep denizin kabarıp kendisini, evini, hayatını yutacağından endişe etmiş, korku duymuştu denizden. Deniz bilinmezdi, deniz öngörülemezdi, deniz hükmedilemezdi, deniz söz dinlemezdi, deniz önüne geçilemeyen tabiat kudretiydi. Velev ki kıytırık Marmara olsun, bir felaket olacaksa, denizden gelmesi beklenirdi.
Selimpaşa ve Silivri'deki sel felaketinin, hatta İkitelli'deki rezilliğe ait görüntülerin çok minyatür tarzda da olsa hafızalarımızdan henüz silinmemiş olan 2004 senesindeki Endonezya merkezli tsunami faciasına gösterdiği benzerlik dikkat çekici... Muhabirin konuştuğu vatandaş felaketi "denizden beklemekte" haksız mı ki?
Bilinçaltı tuhaf bir bölge... Bizi rahatsız eden, unutmak istediğimiz ne varsa oraya atıyoruz, maşallah o da sünger gibi alıyor içine, şişiyor ama gıkını çıkartmıyor... Söz gelimi Müge'nin şu postunu okuduğumda sinirlerim allak bullak olmuştu: Sinirden kastettiğim alt üst olmak anlamında, tepki vermek istiyordum ama veremiyordum, kızın babasının alevlerle mücadelesini kafamda bir an canlandırıp sonra kendimi bu sahneyi hayal ettiğim için öfkeleniyordum. Neyse ki iyi haber geldi, ehven-i şer ile bela savuşturuldu da, sadece bende değil, pek çok kişinin yaşadığını düşündüğüm o allak bullak olma hali ortadan kalktı.
Kendi adıma, geçen haftaya kadar...
Geçen hafta yolum şu siteye düştü bir şekilde... Büyüleyici fotoğrafların arasında aşağıya koyduğum fotoğraf ise kendisini gördüğüm an bana Müge'nin babasını çağrıştırdı. Mermer putları kırdığı için göğe yükselen bir ateşin içine atılan İbrahim (Abraham) veya Kurandaki en korkunç surelerden Karia da gelebilirdi aklıma, Slayer 'Born Of Fire'ını da fısıldayabilirdi kulağıma bu cehennem misali alevleri gördüğümde, ama hayır: Müge'nin babasının evini korumaya çalışan hayali geldi buldu beni onca uyarıcı arasında, tanımadığım, etmediğim o beyamcayı düşündüm.

Resmin altında Lon Angeles'taki bir yangın sırasında, iki itfaiye eri ve evini korumak isteyen bir ev sahibinin alevleri izlerken görüntülendikleri yazılı...
Bu bir hipnoz hali...
Bu fotoğraf karesini Selimpaşa'daki vatandaşla nasıl bağdaştıracağımı yazının ortalarındayken çok güzel kurmuştum kafamda, ama şu an uçup gitmiş hepsi. Bağlayamıyorum. Oruç bana kısa devre yaptırıyor, allahım bitsin bu çile!
En büyük çile, bu oruç olsun.
Düşündüğüm şeyler:
YanıtlaSil1. Babam içinde kendisinden bu kadar bahsedilen bir blog postu olduğunu bilse ne düşünürdü acaba? İlkbaharda "Evladım niçin hiç babandan bahsetmiyorsun yazılarında?" demişti. Şimdi kesin "Bak, benden bahsetmişler." diye hava atar haberi olsa. Yorum döşenip, hatta o beybaba lafı için sitemde bulunabilir. Fakat cidden beybaba tipli bir adam değildir; yakışıklıdır, flörtözdür, işbilirdir.
2. Daha önce yazdığım postlara burada ekleme yapma ihtiyacı hissediyorum. Babam yangın olduğu sırada evde değil; toplantıda. Eşyaları dışarı çıkaranlar cici annem Luda ve komşu. Ben ilk önce toplantılarda tadından yenmiyor diye arayamadım hatta. Sonra eve geliyor, yangının durumuna bakıyor, karısını ve diğerlerini Çakmaklı'ya götürüyor. Sonra hiç mecbur olmadığı halde işe geri dönüyor. Akşam işten dönünce itfaiyeciler için yemek, su, dondurma falan alıyor, evin önüne tezgah kurup servis yapıyor. Dolayısıyla hikayeye bu parçalar da eklendiğinde fotoğraf bana hakikaten babamı hatırlatıyor da, sanıyorum sana hatırlattığı şeklinden farklı. Hayatımda gördüğüm en soğukkanlı adamdır; yapabilecek birşeyi kalmamışsa bir bira açar, cidden böyle oturur izler yani. Bir de on sene önceki depremde bir hali vardı; o da enteresandı.
3. Kötü bir haber aldığımda günlerce kafama takılır ama diğer insanların söylemeyi becerebildikleri şeyleri söyleyemem. Ya da söyleyebildiklerim düşündüklerimin çok azını yansıtır. Dolayısıyla bazen haksız yere umurumda değilmiş gibi gözüktüğümü düşünürüm. Bu manada biraz benzediğimizi düşündüm şimdi. Teşekkürler Virgilius.
Müge,
YanıtlaSil1- Beybaba demedim, o kelimeyi hiç kullanmam, 'beyamca' yazmışım ki, bu kelime babanın yakışıklı, flörtöz ve işbilir olmasına halel getirmez:)
2- Soğukkanlı olmak bir insanın sahip olacağı en büyük meziyettir diye düşünürüm her zaman.
3- Rica ederim.