Sonbahar, kış ve ilkbaharın bana yaşattıklarının ardından, yazın bu ilk günlerinde geriye ve bugüne baktığımda gördüğüm;
Bıkkınlık… Değişim… Dönüşüm…
Acı... Teşhis… Tedavi…
Mutsuzlukla beslenen adam… Mutsuzluk tüküren adam… Mutlu olmak isteyen adam…
Reddetmek… Diretmek… Direnmek…
Arama… Aranma… Aramama…
Öfke… Yansıtma… Sükûnet…
Poligami… Monogami… No Woman No Cry…
İnanma çabası… Bağlanma İsteği… Güven bunalımı…
0+0 = -1
Nasıl her izlediğim film, daha evvel seyrettiğim bir başkasını çağrıştırıyorsa,
Müzik çok önceleri kulağıma erişen bir melodinin tınısını hatırlatıyorsa,
Kitaplarımın sayfa kenarlarına “bunu filanca da şöyle ifade etmişti” veya “falancadan farklı düşünüyor aynı konuda” gibi notlar alıyorsam,
Artık benim için “yeni” bir şey kalmadığı sonucuna varıyorum hayatımda…
Bununla da bitmiyor…
Karşıma çıkan her iyi (olduğu öngörülen) insanda, potansiyel kötülük hissediyorum. İyi olduğuna inanmıyorum, öyle dursa da.
Karşıma çıkan, tanıştığım her kadında fitne ve yalan duyumsuyorum, ne kadar içten, doğal ve samimi davransalar da, o ölçüde yapmacık, adi ve riyakâr olduklarını biliyorum.
İş yerimde herkesin fitne tohumları attığını izliyorum tüm ilişkilerde, kendisini süt gibi temiz lanse eden insanların hem de.
Süleyman Peygamber’in sözlerini yazmıştım uzun zaman önce.
Göreceğim her şeyi gördüm ben.
Bir loser değilim. Kaybettiklerim [her ne kadar olumsuz da olsa] bana çok şey kazandırdı. Duygusal ve zihinsel zenginliğim, tüm zararlarımı sigortadan karşılıyor.
Güven hariç.
O gidince, külliyen ve ebediyen gidiyor.
Muvakkat değil, müebbed.
Bir narsist, böyle bir muhasebede “güven hissimi tümüyle yitirmişsem kaybeden ben değil, ötekiler, güvenmediklerimdir” diye düşünür.
Güvenemiyorum artık.
Bu bir zarar sayılmaz.
Olsa olsa “ziyan” denir.
Peter Gabriel’in Kate Bush ile yaptığı bir düet vardı, don’t give up şarkısı. Senelerdir hep dolmuştur gözlerim dinlerken o şarkıyı… Artık o da bana Slayer gibi geliyor… Kirpiğim dahi kımıldamıyor.
Bıktım artık…
Yaz mevsimine ayak bastığımız şu günlerde, idrak ediyorum ki, geride kalan (2007 senesindeki) sonbaharı ben aslında bir ilkbahar gibi yaşamışım, onu takip eden kış, deneyimlediklerimle/yaşadığımı zannettiklerimle yaz hüviyetine bürünmüş, ardından gelen ilkbahar ise aslında bir güzmüş benim için.
Kuzey yarımküre ilk günlerinde olduğumuz haziranı yaşayıp yaza girebilir.
Ben kişisel kışımın eşiğinde durduğumu biliyorum şu an.
“Bir Yaz Gecesi Rüyası” başkalarının olsun, ben “Bir Kış Masalı” işliyorum.
Önceki kışlardan, kendini arada bir tekrarlayan karlı ayazlı aylardan farklı bu mevsim… Zemherir gibi bir kış, benzerlerinden öte, derinde, bin beter.
Bir insana, kadına, olaya karşı duyulan öfkeden ötürü kaynaklanan bir tepki değil…
Çok daha genel… külli… ciddi… ezici… daimi…
Etiketlemeye, hüküm vermeye pek meraklıdır insanlar, “hasiktir lan bal gibi de loser’sın işte” diyebilir kimileri... Çok da sikimdeydi ne söyledikleri, anlamamak veya yanlış anlamak aynı kapıya çıkan iki yoldur sonuçta, anlatmak, açıklamak bile zûl geliyor artık. Nef’i ne kadar loser’sa ben de o kadar loser’ım.
Ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
(Ey Gönül, bu alemde bir insan yokmuş.)
Vâr ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
(Varsa da, gönül ehline yakın kimse yokmuş.)
Gam çekme hakîkatde eğer ârif isen
(Siktir et eğer bilge biriysen)
Farz eyle ki el'ân yine âlem yoğ imiş
(Farzet ki bu alem hiç olmadı zaten.)
"ilahi, kimsesizlikten bunaldım, âşina yok mu?
vatansız, hânümansız bir garibim... mültecâ yok mu?
bütün yokluk mu her yer? bari 'yok!' der sada yok mu?"
Der bir başka şair… Ben artık “var olmayacağına” kat’i olarak kanaat getirdim. Benim için yok…
Doğrusu bu ya, biri “Var” olsun diye gerçekliğimi, doğrularımı inkar ettiğim zamanlar oldu.
Ruhumu sattığım oldu…
Duygularımı buruşturup çöpe attığım…
Bedenimi pazarladığım…
Kendimi yok saydığım…
Hepsi boş…
Her şey anlamsız…
Porphyre Eglantine ne güzel demişti Hiçliğin Türküsünde,
"Koca bir çölde
Sonsuz bir kum denizinde,
Arıyorum
Yitik yolu arıyorum
Bulamadığım bir yolu.
Bir orada, bir burada
Bütün yönlerde ruhum
Bulamıyor aradığını.
Bu korkunç boşlukta
Bu sonsuz boşlukta,
Her yanım kum
Alabildiğine parlak, boğucu
Kumlar uzanıyor çevrenin sonuna değin
Sonra bir ses duyuyorum
Tatlı, gür ve kahredici
Diyor ki bana:
"Yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen!
Bir ruh sanıyorsun kendini
Yanılıyorsun. Bir ruh değilsin gerçekte
Yitmiş de değilsin
Bir hiçsin yalnızca
Yoksun sen."
Değmez ki, çünkü var olan her şey yalan, göstermelik, basit ve adi. Gülümsemeler. Kelimeler. Bakışlar. Dokunuşlar…
Sahte tüm bunlar, samimiyetten, dürüstlükten fersah fersah uzak.
Hüküm vermeye, yargılamaya pek meraklı kimileri, şimdi de “için dışına aksetmiş senin, herkesin kendin gibi görmeye başlamışsın, hiç de bile, 'men dakka, dukka' demişler, sana senin çok sevdiğim gibi Latince bir değişle cevap verelim ve sen de onu sok götüne, “pravis omnia prava” pislik ancak pislikten tad alır, Unutma Oğuz, sen istedin bu hale gelmeyi” diye laf geveleyecekler.
Ne gördüler ki onlar, ne bilecekler…
“Urfa’da okusford vardı da biz mi gitmedik” diyen öküz gibi ben de söyleyeyim, masamda Namlı’nın bal-kaymağı vardı da, ona arkamı dönüp tercih mi ettim keçiboynuzunu?
Açlığını bastırmak nevinden kendimi uyuşturmaktı benim yaptığım…
Ama ne güzel demiş Üstad? “Yüz binlerce ad söylese de maksadı, dileği hep Yusuftu. Acıkırsa onun adını söylerdi. Tok olursa onunla doyar, onun kadehinden sarhoş olurdu…”
Ben de bir Yusuf aradım hep…
Sarıya boyalı taşları bana altın diye yutturanların hiç kabahati yok mu peki? Ya delik sandalı bana sağlam diye kakalayıp açıklara salanların? Ağzı kırık bardakla bana şarap ikram edenlerin? Çatal dille beni öpenlerin?
Bu halimi görüp “Şeytan azapta gerek” diye gülümseyenlere derim ki, Şeytan hep şeytan değildi, hikâyenin başında İblistir onun adı… İblis kelimesinin etimolojisinde ümitsizlik vurgusu yer alır. Şeytan olarak adlandırılması ise (etimolojik olarak şeyn’ kelimesinden gelir,bozulmuş, sapmış anlamına gelir) çok sonradır. Ezelden beri “böyle” değildim elbette. Mevsimler değişiyor, ve tabii ben de.
Yapımda ve yayında emeği geçen [bu hale gelmeme katkıda bulunup az ya da çok götüme koyan] herkese teşekkürlerimi sunarım.
Sadece benim için söylüyor Slayer,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!