Davete icabet sünnettir derler.

Biraz büyüyünce dünya üzerinde tümüyle yalnız olduğumu anladım… Aslında kimse beni sevmiyordu… Sürekli benimle ilgilenen bir annem ve harika bir babam vardı belki, ama ayak altında dolaşan kardeşim sinirimi bozuyordu devamlı olarak. Olsun, veliaht bendim, tanrı bana bağışlamıştı yücelik hakkını ve türlü üstün yeteneklerle donatmıştı beni, I was going to be the king of the world. (Manowar söylüyor, “Kingdom Come”)
Bu arada saçlarım kumrala dönüşmüştü ne hikmetse.
İlkokula başladığımda sıradan çocuklarla aynı sınıfı paylaşmak bana çok zor gelmişti… Bu ağır baskıya ve onların arasında adi, basit bir öğrenci gibi olmaya hiç alışamadım. Altı yaşımda saçlarım döküldü. Doktor “stresten” demişti. “Öteki”lerden farkım ortaya çıkmıştı işte… Stresten saçları dökülen bir çocuk… Türlü ilaçları kullanmaya zorlayarak ne kadar karşı koysam da saçlarımı yeniden çıkardılar kafamın içinden… Bu defa siyah çıkıyordu ama saçlarım… Yeni halimi sevmiştim. Sarışın bir dâhi olamazdı. Tanrı da siyah saçlı olmalıydı zaten.
Düşünsel ve duygusal anlamda özgürlüğümü de aynı yaşta kazandığımı söyleyeyim… Altı yaşındayken evimizin bulunduğu Yeniköy’den Taksim’e gitmek üzere minibüse binmiştik annemle, şoför ve annem arasında benim için de para verilmesi-verilmemesi yönünde kısa bir diyalog yaşanırken anneme dönüp “ama anne şoför haklı” demek suretiyle artık siyasi bağımsızlığını ilan etmiş bir insandım. Sadece mili marşım ve bayrağım eksikti. Minibüsten iner inmez bu taze demokrasiye “ana”vatandan derhal sıcak bir askeri müdahale yapılması ve tecrübe ettiğim ilk dayağı, olayın hemen akabinde anneciğimin pamuk elleriyle yaşamış olmamı hürriyet olgusuna karşı insan türünün tahammülsüzlüğüne vermiştim. Çok sonra öğrendim ki, Dostoyevski de aynı şeyi yazmış Büyük Engizisyoncu’da, adam benden yüz sene evvel yaşadığı için şanslıymış. Ben yazardım yoksa…
İlk kopyamı ortaokulda bir tarih dersinde hazırlamıştım. Gazoz kapağı büyüklüğündeki bir kâğıda tüm inkılâp tarihimizi sığdırdığımı anımsıyorum, üstelik onları yazarken zaten çalışmış da oluyordum. Sonrasındaki her türlü tarih sınavında bunu uyguladım. Kopya vermezdim, kopya almazdım… Zaten kimse beni sevmezdi, ayrıca ben neden sevecektim ki onları? Aynı kıyafeti giyen bir sürü öğrenci, tek tip, tep saç tarzı, tek ezber… hepsi “Örtmenim! Örtmenim!” Bense öğretmenlerimi de sevmezdim. (İstisnai bir şahıs olan matematik öğretmenim Marry’yi bu durumun dışında tutuyorum, matematikten sadece ortaokul 2’de bütünlemeden kalmadan geçen biriyim çok affedersiniz.)
Anthrax söylüyor, “you walk this eart without a heart/your uniform couldn’t be taken off”
Aslında ben, gırtlağına kadar aşağılık kompleksine batmış, ama (sadrazamın sol hüsyesi nevinden- talisman’a sevgiler buradan) bir tanrı müsveddesi olma iddiasıyla kendini bir bok sanmaya çalışan hasta ruhlu bir herif, içi sevgi dolu ama kimseyi sevemediğini düşünen bir sefil, herkesin bayıldığı ve hoşlandığı ama kimsenin sevgisine inanmayan bir antisosyal, paçalarından şefkat ve duygusallık akan bir psikopat, ayrıca omlet yapmasını bile bilmeyen ama hala açlıktan ölmemiş ve ne hikmetse süratle kilo alan bir tombik, kendisini okuduklarıyla ve laf yapan ağzıyla pazarlayan bir riyakar, şeytanın insan suretinde dünyada arz-endam ettiği ancak tövbe etmiş bir firavun, ayrıca yakından tanıyan herkesin “profesyonel destek almayı düşündün mü?” diye sorduğu ama içinden onlara “hayır, ben yalnız çalışırım” diye cevap veren kendi halinde bir adamcağızım..
Ama vallahi melek gibi adamım ya!
En saçma huyum araba kullanmayı takıntı haline getirecek derecede reddetmem. Lazım olduğunda (kimi yurtdışı görevleri için sınavlarda gerekiyor) gayet güzel sürüyorum mereti, sonra beş altı yıl hiç geçmiyorum direksiyona, ardından gene “gerekli” oluyor, ben gene beceriyorum. (Doğuştan yeteneğim varmış tanıyanlara göre, pöööh!) Ama asla bir arabam olmayacak… (Şoförüm var zaten, keh keh…)
Cep telefonum bir değil iki tane… Kız telefonu olarak adlandırdığım bir Nokia 6220 kullanıyorum, kızlar aradığında Pink Floyd’dan High Hopes çalıyor, anne-baba-kardeş ve diğer mahlukat arayınca da Deep Purple’dan Child In Time haykırıyor. Ekranda Odin’ciğimin resmi var…
İş telefonum ise, arkadaştan iki hafta evvel benim emektar Ericson T65 bozulduğu için çarptığım bir Panasonic.
Aşk dediğin şey nedir bilmiyorum, aşk herkes için farklıdır, herkesin aşktan anladığı, aşkı duyuşu da... Benim aşk dediğim şeyi ise buraya yazmaya kalkarsam “hayır oğuz hayır, kandıramazsın, bu sen değilsin, bize duymak istemediğimiz, midemizi bulandırıp senden nefret edeceğimiz şeyler yaz” diye itiraz edecek okuyanlar.
En iyisi kopya çekeyim, ben demedim, Goethe dedi:
Kitapların en harikası
Aşkın kitabıdır.
Ben onu dikkatle okudum:
Birkaç sayfa sevinç,
Formalarca acı,
Bir kısmı ayrılık,
Buluşma, küçük bir bölümcük.
Fragman tarzı, ciltler dolusu dert;
Sonu yok ve ölçüsüz.***
Alphaville söylüyor, “A Victory Of Love”
En sevdiğim blog tabii ki kendi blogum! Tekrar tekrar okuyorum yazdıklarımı, hayranım kendime, çok akıllıyım, pek de zekiyim, özeleştiri yapabilir, empati kurabilir (ama bunu hep muhatabımın aleyhine- ki burada “kendim” oluyorum zaten bu muhatap) entellektüel dandik olarak bilgimi, kültürümü ve muhakeme yeteneğimi okuyana sıçratabilirim buradan, üstünüz kirlenmesin dikkat… Bu arada, bu blog yakında kapanacak, ne kadar okursanız kârdır, ayağımdan beni vurup hala ölmediğimi görünce sırtımdan da hançerleyen bir blog istemiyorum...
Başta Gregor Samsa, polente, bence de, kafamçokkarışık ve daha pek çok güzel insan(!) var takip ettiğim ve “ulan bunlar da fena değilmiş” diye düşündüğüm…
Right Said Fred söylüyor, “I’m too sexy for my cat”
Son olarak şunu söyleyeyim ki, kimseyi mimlemeyeceğim!
*** Şaşaşu'ya özel original version:
Wunderlichstes Buch der Bücher
Ist das Buch der Liebe;
Aufmerksam hab ich's gelesen:
Wenig Blätter Freuden,
Ganze Hefte Leiden;
Einen Abschnitt macht die Trennung.
Wiedersehn! ein klein Kapitel,
Fragmentarisch. Bände Kummers
Mit Erklärungen verlängert,
Endlos, ohne Maß.
blogun üst köşesindeki söz schopenhauer' den aristo'ya çevrilmişken blog kapatılamaz. zaten blog artık kamunun malı oldu. çünkü burdan otoyol geçecek ben bedeli neyse öderim. (parasal anlamda yani)
YanıtlaSilnot: senin gibi bir psikopatla benim gibi şirinler ülkesinden bir neşeliyi nasıl yıllarca aynı kişi sandılar anlayabilmiş değilim. içim ürperdi birden.
Aristo deme, polente kızıyor - Aristoteles... (millet ezik be güzel kardeşim, ben bu yüzden bile laf yemiş adamım...polente bile!)
YanıtlaSilSchopi'nin bu anlamda/çerçevede bir sözünü bulmak için tüm kitaplarını taradım ama yok, kafası o kadar çalışmıyormuş sanırım.
Olsun, beni gene de seviyorsun den di mi?
Söyle... lütfen söyle... :)
Ben seviyorum şekerim, bütün iyi romanlar gibi
YanıtlaSilpolente bir türlü bitiremedin şu romanı :)
YanıtlaSilFound
YanıtlaSilOnce through the forest
Alone I went;
To seek for nothing
My thoughts were bent.
I saw I' the shadow
A flower stand there
As stars it glisten'd,
As eyes 'twas fair.
I sought to pluck it -
It gently said:
"Shall I be gather'd
Only to fade?"
With all its roots
I dug it with care,
And took it home
To my garden fair.
In silent corner
Soon it was set;
There grows it ever,
There blooms it yet.
[J.W. v. Goethe, translated by E.A. Bowring in 1815]
10, 9, 8, 7, 6 ...
:)
Zsazsazsu,
YanıtlaSilBu çeviriyi yapanın elini öpmek gerek, şiir çok hoş... Ama ben bu duygulu şiir bana okunsaydı, bir Beavis gülüşünün 'expect the unexpected' derdim:)
10,9,8,7,6... Bu da nesi, Megadeth'in "Countdown to Extinction" şarkısı mı yoksa:)
Bir de Charles Dickens'in Great Expectations'ı var...
Küçükken nutuk atman, benim küçükken ineklere attığım nutukları hatırlattı. Ben küçükken ahırda yem verilen yerlerin üstüne çıkıp parmağımı sallayarak "ey inekler, siz aslında çok güçlüsünüz üstümüze yürüseniz bizi ezersiniz ama höyyt deyince korkup kaçıyorsunuz, isyan edin insanlara, sizi ahıra kapatıyorlar, sütünüzü alıyorlar vb vb" şeklinde konuşmalar yapıyordum. Çok ciddiydim. Annem inekleri sağarken yerlere yatardı gülmekten.. Hey gidi..
YanıtlaSilHis birliği hissiyatı vermek için yazmıyorum.. Biz düşmanız hehehe
O değil de beni okumuyormuşsun hiç hoş değil.. (Evet baktım oraya ne var?:))
Not: Sünnet iyi birşey, kadınların enfeksiyon kapma riskini azaltıyor.
(Oha (kendime de oha diyebiliyorum.))
-makes herself comfortable at the Intellectual Dandy's blog and takes a zip of her first coffee of the day-
YanıtlaSil[sadece sırıtabiliyorum] :)
deep note: 'Özlem'in gereksiz bilgiler kitabının' Vol III'ünden bir alıntı:
YanıtlaSilCircumcision [sünnet] & Facts
- Women with circumcised lovers were more likely to reach a simultaneous climax (29% vs. 17% of the study population grouped across the orgasmic spectrum of boxes for ticking labelled "together", "man first", "man after" and "never come" [allah korusun]
- Women who failed to reach an orgasm were 3 times more likely to have an uncircumcised lover.
- The circumcised penis was favoured by women for oral sex [fellatio].
Şimdi de Firizbi çalışmalarıma devam ediyorum :)
Hasta lluego...
talismanbendebaşlıyoruyıbaşındansonradiyete,
YanıtlaSilanarşist eylemlerine henüz Thoreau bile okumadan başlamana ve "ineklerin ahırlarından başka kaybedecekleri bir şey yoktur, onlar tüm meraları kazanacaktır, bütün dünya inekleri birleşin" şeklindeki söylemlerine annenin yerlere yatarak gülmesi üzerine anneciğini ineklere hedef göstermemeni sıcacık bir kalbe ve aldığın aile terbiyesine bağlıyorum. (bu tek cümlede herşeyi anlatma alışkanlığımdan bir türlü sıyrılamadım.)
Biz düşman değiliz, dost da değiliz, sevgili hiç değilizi neyiz ben de bilmiyorum. (yok olmadı ben böyle şeyleri Gregor'a yazıyordum.)
Senin "oha!"lığın yapmacık ve zorlamayla oluyor... Ben tabiiyim, elini vicdanına koy, kendisini bu kadar ifşa eden bir kadavra gördün mü hiç?
Slayer çalıyor senin için, "Postmortem"
Zsazsazsu,
Bu blog'da kendini confortable hissediyorsan,
a) sen çok değiştin. Eski özlem değilsin.
b) blog çok değişti. Eski disgusting blog değil.
c) güneş doğudan değil, batıdan doğdu bugün, dığğudan batacak, bu bir kıyamet alametidir, başımıza taş yağacak, zaman kaybetmeden hemen başlayalım: eşhedü en lailaheillah...
Senin için de Black Sabbath söylesin, "Changes"
:-)
Genel bir not: Kısaca, özlem "tanrı haklı" dedi :-)
YanıtlaSilSevgili kadavraların en ifşaya teşnesi;
YanıtlaSilHımm özeleştiri yapacak olursam kendime dediğim oha lar daha çok "aha terbiyesiz bişiy söyledim, bari tepki veriyim de doğal gördüğümü sanmasınlar" gibi.. Yani dediğin gibi biraz zorlama..Ahlakçılıktan geliyor. Hay Allah anlaşılsın istemezdim. (sana demedim Allah derken :)) Ama sana söylediklerim ağız dolusu "Oha" Yani cidden şaştığımdan söylüyorum.
Not: Yılbaşında başlıyorum denilen diyetler sürmez..
Yeraltından Notlar'ı kaç kere okudun?
YanıtlaSilTalisman,
YanıtlaSilBu sefer çok ciddiyim, spor salonu bile ayarladım, naaabeeerrrrr:-)
Allah? Haşa!
Tanrı? Hmmm, hoşuma gider bu...
:-)
Slayer söylüyor, "God Hates Us All"
Polente,
YanıtlaSilsaymadım açıkçası, ama tiyatrosuna dahi gitmişliğim var AKM'deki bir gösterimine... :-)
Bu arada yorumlardaki şiir pek güzel gerçekten.
YanıtlaSil"Where the Wild Roses Grow" un antitezi gibi.