Aynayı eline aldı... Güzel bulmuyordu kendisini, gene de seviyordu nasıl göründüğüne baktığında... Güzel bulmamakla beğenmek arasında çelişki yoktu, güzel, zarif, hatta doğru olmayan bir düşünceyi beğenmek gibi bir şeydi sonuçta, fiziksel anlamda güzel olmayanı beğenmek... En çok da gözlerini beğenirdi, güzel olmasalar da... Erken gençlik döneminde bir arkadaşının 'Her insanın özeti yüzündedir, buna da cemal deniyor, ama senin yüzünü daha bir özetleyip gözlerine indirgeyebilirim ben, sadece gözlerinle yaşıyorsun sanki' sözlerini işittikten sonra iyice dikkatini çekmişti, bakışlarındaki garipliğin... Gerçekten yabani, iri iri, karşısındakini deler gibiydiler... Bir süre sonra bu durum öyle hoşuna gitmeye başlamıştı ki aynanın karşısına geçtiğinde üstüne başına çeki düzen vermek değildi artık yaptığı, sadece gözlerinin derinliklerine bakar ve orada ne olduğunu görmeye çalışırdı... Tıpkı şimdi olduğu gibi... Son yıllarda yüzüne iyice yerleşen mor halkalar ve kırışıklıklar da umurunda değildi, O'na göre gözleri baskındı yüzündeki herşeyden...
Aynayı biraz daha yaklaştırdı kendine... Sadece gözleri vardı sırlı camdan görünen, ortası siyah, çevresini kahverengi... Kanlı buzlar içerisinde bir yalnız adacık gibi...
Bir adam yürüyordu kaldırımda, dudaklarında hafif de bir melodi, Vivaldi... Sakin adımları yalpalarcasınaydı, ama yürüyüş ritmi mırıldandığı ezgiye uygun gibi... Alımlı, süslü bir kadının geldiğini gördü karşıdan, umarsız salınımıyla hükmederek sokağa, doğruca üstüne yürüyerek… Yanından geçerken adamın, o varmış, yokmuş farkında bile değil... Zorunlu olarak yol verirken yumruğunu sıktı adam, 'ben farkedilmeyecek bir insan mıyım' dedi kendine. Blokflüt Konçertosu hala dudaklarındaydı, ama daha zordu şimdi mırıldanmak, titreyen dudakları ısırılırken içerden...
Boynunda yedi siyah benek olan tombul bir martı dolanıyordu vapurun çevresinde, etrafında kanat çırpan yüzlerce arkadaşıyla beraber... Şair 'insanlar havada uçtu, ama yerde öldüler' diye fısıldadı Eminönü-Kadıköy vapurundaki sıska delikanlıya kitapta okuduğu mısrada, fakat az önce delikanlının attığı simit parçalarından birini midesine indirmiş olan tombul martı habersizdi bundan... Delikanlı da anlamamıştı zaten o mısrayı, düşünmeden geçmişti şiirin sonrasına… Onun da karnı açtı.
Köşesinde üstüste yığılmış çöp poşetlerinin bırakıldığı dar ve pis bir sokakta bir grup genç kavga etmeye hazırlanıyordu sıkılmış yumruklarıyla... Neden mi, bilmiyorlardı, birbirlerinin gölgelerine basmışlardı belki, bir sebep yoktu, sadece öldüresiye döveceklerdi karşılarındakini... Birinin çakısı vardı cebinde, en çok da o korkuyordu herhalde... 'Ya kavga sırasında çıkarırsam onu, saplarsam birine? ' diye...
İhtiyar dede çökmüştü yalnız yaşadığı bodrum katının nemli, yosunlu duvar dibine... Sancı yayılıyordu göğüs kafesinden omuzlarına ve çenesine, gövdesi eskimiş, yırtık pırtık kilimin üzerinde popo üstü yıkıldığında… Kalbini ele geçiren spazmın ne zamandır beklediği, gelip kendisini ıstıraptan kurtarsın diye yalvardığı nihâi son olduğunu düşünürken, birden aklına annesi geldi, yarım asır önce kaybettiği, kendisine 'oğlum, taşa oturma, çeker' diyen... Gülümsedi, '...anne... annecim' dedi...
Adamın gözleri sulandı... Severdi bakışlarını, insanları etkilediğini, dikkatlerini çektiğini düşünmekten hoşlanırdı hep... Ama derinliklerinde olan bitenler korku verirdi kendisine... Biraz da sevgi görseydi keşke o gözler, ve sevdiğini görseydi…
Aynayı masaya koydu.
* Çok eski bir yazının gözden geçirilmiş halidir.
** Başlık, Testament'in "Sins Of Omission" isimli şarkısından alıntıdır.
*** Adı geçen şair Sezai Karakoç'tur.
**** All characters appearing in this work are fictitious. Any resemblance to real persons, living or dead, is purely coincidental.
kendi gözlerinin içine bakmak belki de yapılabilicek en cesur davranışlardan olabilir. çoğu korkar bakmaktan, hele bir de dediğin gibi gözlerinde mor halkalar, kırışıklıklar oluşmuşsa. geçmiş görür insan orada. nasıl uyuştuğunu, nasıl da geri dönülemez bir yol üzerinde olduğunu, zamana karşı koyamadığını görür. elinden ne gelir insanın tam o anda. bir ironiyi görmezlikten gelmekten başka.. gözünün hemen yanındaki yaşlılık belirtilerini görmeyip, sadece göz bebeklerine bakabilmek ise büyük beceridir aslında. başarabilene saygı duyarım.
YanıtlaSilyine de bu yazıya neden kimse yorum yapmamış merak ettim.
Joleneda,
YanıtlaSilKimi zaman üzerine giydiğin bir kıyafetin, veya takıların sana yakışıp yakışmadığı konusunda hiç bir fikrin yoktur. Ne iyi, ne de kötü, en ufak bir şey diyemezsin, kararsızsındır, ta ki biri "ayyy fıstık gibi olmuşsun böyle" veya "sen kilo mu aldın? karnın çıkmış bu bluzla" gibi bir yorum yapana kadar.
Ben de öyleyim yazarken, yazdıktan sonra okurum ve "ulan ne döktürmüşüm be" derim, ardından aynı şeyi bir daha okur, "yok ulan sıçmışım iyice..." diye burun bükerim bu defa- birinden yorum gelene dek.
Bu okuduğun ve yorum yazdığın metin, benim karaladıktan sonra aynaya bakıp "işte bu! adam gibi düzgün yazdım kırk yılın başında, karılardan, abazalardan bahsetmeden, sexualized ve pessimist takılmadan, intihara ve sadizme değinmeden, entellektüel dandiklik yapmadan, ona buna sataşmadan sadece yazdım" dediğim bir karalama, kendime yakıştırdığım bir gömlek...
Yayınladıktan sonra kimse yorum yapmadı, ama biliyorum ki yüzlerce yazımın içinde ilk beşe girebilecek paklıkta...
Okuyanlar da korktular belki gözlerimden, gözlerinden, gözlerden...
elem terefiş, kem gözlere şiş.
Yorum yazanlara teşekkür etme adetim yoktur. (aksine şemsiye ile kovalarım yabancıları.)
ama sana teşekkür ederim.
"....ellerinin içine bakarken, tonlarca çizgi arasına çekildiğini hissediyordu, incecik, görülmez gibi duran, iç içe, yanyana sonsuza kadar giden derin girdapları kendinden başkasının göremeyeceğinin de farkındaydı. Binbir özenle beslemeye çalıştığı karanlığın, kontrolsüzce heryerini kapladığını, karanlığın hacmindeki artışı, rolündeki aydınlığın parlaklığını arttırarak saklamaya çalıştığının kimsenin farkında olmadığı gibi. Aydınlık bir insandı, neşeli, pırıl pırıl. Ellerinde bir tek bile çizgi yoktu........."
YanıtlaSilSindar, sen tanıdığım en tatlı ve zeki şizofrensin..
YanıtlaSil(and you're still alive...)
:)
YanıtlaSilSevgilerimle Virgilius...
( Bu sıralar hayatın benimle çözmediği bir problemi var sanırım ama buna rağmen hala hayattayım, iyi bir oyun arkadaşı olduğumu düşünüyor olabilir :) )
Ara ara dönüp aynı yazıyı okuyorsun onu çok sevmişsindir demektir.
YanıtlaSil