Bir şarkıya tümü için değil, sadece içindeki bir riff’in, bir solonun, veya küçük bir kısmında gizlenen melodi yüzünden âşık olduğum çok defa vâki… Bu öyle bir şey ki, aslında o şarkıyı sevip yüzlerce kez dinlesem de, tutkunu olduğum ve yeri gelip damarlarımdaki kan çekiliyormuş hissi duymama, yanaklarımın gerilmesine neden olan, beni bir tür ruhsal orgazma ulaştıran o bölümünü beklemektir yaptığım, müziği dinlerken.Slayer'in At Dawn They Sleep'indeki ("Beware the image unseen" ile başlayan ve "kill... kill... KILL" diye biten) kısım, veya Beethoven'in 7, senfonisindeki ikinci bölüm gibi...
Kitaplarda da vardır bu durum, hatta filmlerde de… Okuduğum sayfalarda altını çizerim satırların hoşuma giderse, çok beğenirsem ayrıca yanına NB yazarım, çok mu sevdim, NB kare yaparım…. Büyük Engizisyoncu Karamazov Kardeşler’in en müthiş solosu değil midir? Ya Savaş ve Barış’ta Prens Andrey yaralı halde savaş meydanında yatarken zihninden geçenler? Uzatılabilir bu örnekler… Ya Kayıp Otoban’daki Fred ve Mystery Man (ben ona “müşahhas ölüm” diyorum) arasındaki diyalog * ? Hesiod’un yüz bin defa tekrarladığım sözüne geliyorum gene: Yarım Bütünden Fazladır…
Yeni tanışmıştık… Dinlemek istediğini görünce, O’na anlattım kendimi… Bilmediği kalmadı, nasıl bir katil olduğuma dair…
“Ama bunları bana söylüyorsan, ‘benden uzak durmak gerek’ demek istiyorsun demektir… Neden anlattın, bunları bilerek nasıl yaklaşabilirim sana” dedi…
“Bilmeni istedim. Saklanmayacağım senden, istemiyorum bunu, olduğumdan farklı düşünme, kurma beni, gidersen kaybolurum ben de” karşılığını verdim. Kendisini üzmeme izin vermeyeceği için O’nu üzemezdim ki! Kaçıp kurtaracaktı kendini...
Sanki sonradan yaşayacağı acıyı, O’na ta en baştan vermek ister gibiydi tutumum… Veya tam tersi, hastalığa karşı elimde vücudunun dayanabileceği kadar mikrop dolu bir şırınga ile aşı yapıyor, bana/acıya karşı bağışıklık kazanmasına çalışıyordum… Janus’un kapıları gibiydi gözleri önüne serip O’na yaşattığım.
Bir hastalık olduğumu dürüstçe itiraf ederek…
Ertesi gün okuduğum Camus’nun Veba’sında şu satırlarla karşılaştım:
“Şunu anladım ki, insanların başına gelen bütün felaketler açık, anlaşılır tarzda konuşmamaktan geliyor. O zaman, açık konuşmak ve açık hareket etme yolunu tuttum, doğrusu yolu bulmanın tek çaresiydi bu. İşte buna dayanarak, dünyada sadece felaketlerin ve kurbanların bulunduğunu söylüyorum. Başka hiçbir şey yok. Ama bunu söylediğim halde gene felaketlere sebep oluyorsam, bunu hiç değilse istemeyerek yapıyorum demektir. Suçsuz bir katil olmaya çalışıyorum. Görüyorsun ki, bu da büyük bir hırs sayılmaz.”
Bu pasaj bu defa bende Janus etkisi yarattı… Öyle ki, hem ifade ve anlatım açısından bir orgazm etkisi, hem de bana bakan/kendime pay çıkardığım yönüyle bir anti-orgazm.
Kaçmadı. Başına geleceklere razı da değildi. Ama en sakıncalı duygu olan “umut”, insana yaşam veren yegâne dayanaktır, sevmenin de özüdür umut. Olmayacak duaya amin demenin de nedeni “ya olursa” diye düşünmek değil midir ki?
Canavar büyümezse ölür. Vampir kan içmezse tükenir…
Ne güzellikleri çürüttü bu eller, nasıl ziyan etti en değerli kalpleri… Kendini inkâr edercesine sado-mazoşizm gösterileri yaşadı, elinde hızar sallayarak budadı insanları.
Acaba O, sıradaki mi?
Küçük Çocuklar’daki Ronnie karakteri, çocukları taciz eden psikotik bir hastaydı, ve nefret ediyordu bu özelliğinden, ama alıkoyamıyordu kendisini. Bu yüzden hapse mahkum olmuş, fakat bu hapis cezası üzerinde iyileştirici bir tesir yaratmamıştı. İyi biriydi özde, lâkin cinsel kimlik bozukluğu vardı işte... O filmin en güzel solosu, riff’i, kısacası izleyiciyi (en azından beni) orgazm eden sahnesi ise, gece yarısı, gittiği çocuk parkında bir bıçakla penisini kestiği ve kendisini o halde kanlar içindeyken gören kadına “oldu mu? Artık normal miyim?” diye gözyaşlarıyla ağlayıp haykırdığı andı…
Beni de kessinler, ruhumu söküp çıkarsınlar, kalbimi lime lime etsinler, beynimi ezsinler…
Kaçamıyor O. Kaçamayacağını biliyorum.
Bırakamıyorum. Daha çekeceği çok ıstırap var.
Macbeth ne güzel diyordu, “Hastalıklı bir dimağa deva bulamaz mısınız?”
Slayer söylüyor, “ I deal in pain./ All life I drain./ I dominate. / I seal your fate.
* Bunu yazmam gerekirdi..(Fred ve Mystery Man bir partide karşılaşırlar… Bakışları kesişir. )
Mystery Man: We've met before, haven't we.
Fred Madison: I don't think so. Where was it you think we met?
Mystery Man: At your house. Don't you remember?
Fred Madison: No. No, I don't. Are you sure?
Mystery Man: Of course. As a matter of fact, I'm there right now.
Fred Madison: What do you mean? You're where right now?
Mystery Man: At your house.
Fred Madison: That's fucking crazy, man.
Mystery Man: Call me. Dial your number. Go ahead.
[Fred, Mystery Man’ın yanında evini arar, evde telefonu Mystery Man açar]
Mystery Man: [over the phone] I told you I was here.
Fred Madison: [amused] How'd you do that?
Mystery Man: Ask me.
[Fred remembers the anonymous video tapes]
Fred Madison: [angrily into the phone] How did you get inside my house?
Mystery Man: You invited me. It is not my custom to go where I am not wanted.
Fred Madison: [into the phone] Who are you?
[Both Mystery Men laugh mechanically]
Mystery Man: Give me back my phone.
[Fred gives the phone back]
Mystery Man: It's been a pleasure talking to you.
Bu yeni birisi galiba, Assos'a falan da gidilmiş.
YanıtlaSilMeraktayım, derhal anlatılsın.
...Beware the image unseen...
YanıtlaSil