Tanıyanlar bilir, kibir kokan bir havayla "ben insanları ikiye ayırırım, Toltstoy'cular ve Dostoyevski'ciler" kelamını sıkça zikretmişimdir... Bu ikisi gerçekten çok farklıdır, acıya ve ıstıraba giden yolları değişik duraklardan geçer, ayrıca güzergahları paralel değildir. Lakin her ikisinin de yollarının çıktığı Roma; Tanrı problemidir. Kabaca söylemek gerekirse, biri tanrı yoktur, o nedenle herkes ıstırap içindedir, kötülük ve basitlik bundan kaynaklanır nevinden bir düşünce içinde dolanır dururken, öteki tanrı vardır, ve tanrı olmasının tanımı gereği iyi ve merhametlidir, o zaman dünyada neden acı ve kötülük vardır? sorusunu sayıklayıp durur.
Dante'nin Virgilius'un peşinde gezinmeye başladığı yaşa gelip, bu zamana kadar "ben Dostoyevski'ciyim" diye teraneler sallayan ben, gerek edebi anlamda, gerekse felsefi boyutta yavaş yavaş Tolstoy tarafına kaydığımı dehşetle izliyorum... Yeraltından Notlar'ı insanlığın menaifestosu diye nitelerken, aslında hepimizin tek ve biricik derdinin ölüm olduğunu yaşlandıkça daha yakından kavramaya başlıyorum sanırım; bu itibarla yol gösteren manifesto yaşayan bir yeraltı üzerine olmamalı, yaşamın olmadığı bir yeraltına, mezara dair yazılmalı - ki, Tolstoy zaten kendini aşmış Ivan Ilyiç'in Ölümü'nü yazarken. Dosto nasıl yaşadığımız üzerine vurgu yapmıştı Y.N.'de, Tolstoy ise neden? sorusunu sorar. İkincisinde tasvirden öte, bir sorgu söz konusu. Diğer bir değişle Dosto "sen hiç bir bok değilsin" der, Tolstoy "neden böyle bok gibisin?" sualini sokar adamın gözüne.
İki manifestoyu elime alıp gözden geçirdikten sonra, Ivan Ilyiç'in Ölümü'nden şu alıntıyı bloğa yazmak istedim. Biraz uzunca...
Ayaklarını çekti Ivan Ilyiç, kolunun üzerine yan yattı. O anda acıdı kendine. Gerasim'in yan odaya geçmesini bekledi yalnızca, sonra kendini tutmayı bıraktı, çocuklar gibi ağlamaya başladı. Çaresizliğine, korkunç yalnızlığına, insanların acımasızlığına, Tanrı'nın acımasızlığına, Tanrı'nın ona hiç yardım etmemesine ağlıyordu.
"Niçin yapıyorsun Sen bütün bunları bana? Niçin buraya getirdin beni? Niçin bu kadar acı çektiriyorsun bana?"
Sorularına cevap beklemiyordu Ivan Ilyiç; yanıt olmadığı, olamayacağı için de ağlıyordu. Ağrı tekrar çoğalmıştı, ama o yerinden kıpırdamıyor, Gerasim'e seslenmiyordu. Şöyle diyordu kendi kendine: "Hadi devam et, hadi daha kötü vur! Peki niçin? Ne yaptım ben sana? Niçin vuruyorsun?"
Sonra sustu Ivan Ilyiç. Yalnızca ağlamayı kesmemişti, soluğunu bile tutmuş, dikkat kesilmişti: Sanki sesli konuşan bir sese değil de içinden yükselen ruhunun sesine, düşüncelerinin akışına kulak kesilmişti.
Sözcüklere net bir biçimde dökülmüş, açık seçik olarak duyduğu ilk şey "istediğin nedir?" oldu. "Ne istiyorsun? Nedir senin için gerekli olan?"diye yineliyordu içindeki ses, "Ne?" Ivan Ilyiç, "Acı çekmemek" diye karşılık verdi. "Yaşamak."
Sonra gene dikkat kesildi. Dikkati öylesine yoğundu ki, acısını bile dağıtamıyordu onu. Ruhunun sesi soruyordu:
"Yaşamak mı? Nasıl yaşamak?"
"Nasıl olacak, eskiden olduğu gibi: İyi, hoş...
"Eskiden nasıl yaşıyordun, iyi, hoş mu?" diye sordu ses.
Belleğinde hoş yaşamının en güzel dakikalarını saymaya başladı Ivan Ilyiç. Ama çok tuhaftı, hoş yaşamının o en güzel dakikalarından hiçbiri şimdi ona o zamanda olduğu gibi gelmiyordu. İlk çocukluk anılarının dışında kalanların hiçbiri... Çocukluk anılarında, tekrar yaşamayı gerçekten isteyebileceği gerçekten hoş şeyler vardı. Ama o hoş dakikaları yaşayan insan yoktu artık: Başka birisinindi sanki o anılar.
Şimdiki onun, Ivan Ilyiç'in ortaya çıkışına neden olan o süreç başladığında, mutluluk sayılan şeylerin tümü onun gözünde eryip gitmiş, çok küçülmüş, çoğunlukla iğrençleşmişti.
Ayrıca çocukluktan uzaklaşıp, şimdiki zamana yaklaştıkça yaşadığı mutluluklar daha da değersizleşiyor, daha kuşkulu oluyorlardı. Hukuk okuluna girmesinden sonra başlıyordu bu durum. Orada bile gerçekten iyi bir şeyler vardı: Daha neşeliydi orası, arkadaşlık vardı, umutlar vardı. Ama sınıflar yükseldikçe bu iyi anlar giderek seyrekleşiyorlardı. Sonra valinin yanında ilk görevi... Tekrar iyi anlar başlamıştı orada. Sonnra her şey yeniden birbirine karışmıştı, iyi anlar daha da azalmıştı. Zaman geçtikçe azalmışlar, azalmışlardı...
Evlilik... Ne büyük bir yanlışlık, ne büyük bir hayal kırıklığıydı... Karısının ağız kokusunu çekmek, duygusallık, yapmacıklık! Sonra bu ölü, durgun görev, para sıkıntısı, böyle geçen bir yıl, iki yıl, on yıl, yirmi yıl...Hep birbirinin benzeri yıllar. Giderek daha da ölüleşen dünya. "Düzenli olarak dağdan iniyormuşum da, yukarı çıkıyorum sanıyormuşum sanki...Öyle de oldu işte. Yaşam ayaklarımın altından kayıp giderken, herkes beni yukarı çıkıyorum sanıyormuş... Eh, hazırsın artık, ölebilirsin... Peki ama nedir bu? Niçin? Olamaz! Yaşam böylesine anlamsız, bu kadar iğrenç olabilir mi? Öyle idiyse, öylesine anlamsız, öylesine iğrenç idiyse, o zaman niçin ölmeli, niçin acı çekerek ölmeli? Bir yanlışlık var bunda."
Birden şu düşünce belirdi kafasında: "Belki de ben yaşamam gerektiği gibi yaşamadım?" Herşeyi gerektiği gibi yaptıysam nasıl gerektiği gibi yaşamamış olabilirim?" Kendi kendine böyle sorunca, yaşam bilmecesi ile ölüm bilmecesini içeren bu soruyu olamayacak bir şey gibi hemen kovdu kafasından.
"Şimdi ne istiyorsun? Yaşamak mı? Nasıl yaşamak? Mübaşir "yargıç geliyor" diye seslendiğinde yaşadığın gibi mi yaşamak istiyorsun?" Kendi kendine yineledi Ivan Ilyiç: "Yargıç geliyor, yargıç geliyor. İşte yargıç. Hayır, suçlu değilim ben! (Öfkeyle bağırmıştı.) Niçin?" Ağlamıyordu artık Ivan Ilyiç. Yüünü duvara dönmüş, hep aunı şeyi düşünüyordu:"Niçin? Bunca korkunç şeyin nedeni neydi?"
Otuz beşten gün almaya geçen ay başladım... Derdim yok ölümle, ölüm korkusu, yaşama bağlılık gibi olgular benden (Ivan Ilyiç'ten beter) lise yıllarımda uzaklaştı gitti geri dönmezcesine. Ama madem ölene kadar yaşayacağım, bu nasıl bir hayat olmalı? "Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum" diye hikmet buyurmuş romalı filozof amcayı anımsayıp, ölene kadar nasıl bir hayat yaşamalıyım ki, can bedenden çıkarken, kendime "bitti!" derken üzülmeyeyim, kahrolmayayım... Bu benim hayatım; nefes alıyor, düşünüyor, konuşuyorum, zamanı yok yere ziyan edip, yaşamımı fuzuli meşgalelerle, kadınlarla, oyunlarla, anlamı ve faydası olmayan uğraşlarla gün be gün tüketiyorum. Ivan Ilyiç bir yargıçtı romanda, benim de emrimde pek çok insan var, işim gereği de olsa saygı görüyorum, ve ömrümün son takvim yaprağı izin verdiği müddetçe olağandışı bir gelişme de olmadığı takdirde ikbal basamakları önümde bekliyor, çıkılacak. Bu mu hayat? Chokella'yı kaşıkladığımda aldığım zevk midir yoksa yaşamın gerekliliği? "Beşten sonrasını saymadım" diye fısıldayıp muzipçe gülümseyen kadının egomu okşaması mı? Réne Guénon okuyup düşünsel ufkumun gelişmesinde yaşadığım haz mı? Ailemin beni iyi ve hayırlı bir evlat görmesi mi?
Ne yapmam lazım, son nefesimde gülümseyebilmek için?
Hayat bana mutluluk vermiyor, çünkü bana ait olmayan bir yaşamı sürmek zorunda olduğumu görüyorum.
Aslında mutlu birini de göremiyorum etrafımda.
İsterdim ki mutlu yaşayayım ve mutlu öleyim.
Ivan Ilyiç olmaktan ödüm kopuyor. Aksi yönde hiç bir şey yapmıyor olsam da.
yazını okuduktan sonra "haydi kızlar okula" kampanyasının ne kadar doğru bir hamle olduğunu anladım.
YanıtlaSilkadınlarımız eğitimden o denli uzak bırakılmışlar ki daha beşe kadar doğru düzgün saymayı bilmiyorlar, beşten sonrasını nasıl saysınlar:)
1. sıradanlaş
2. kitap okumayı bırak
3. hedonizm güzel bir felsefedir
4. vicdan insana hem insanlığını hatırladır, hem insanlığından tiksindirir. içinde bu tip çelişki bulunduran kavramlardan uzak dur.
5. anne ve babayı üzme, seni olduğun gibi değil sandıkları gibi bilsinler.
6. belki de kimse mutlu değildir, mutluymuş gibi yapıyordur
7. nelki biz mutluluğa gereğinden fazla anlam yüklemişizdir.
8. inter' i evire çevire yendik
1- Koca yazıda en çok dikkatini çeken nokta "1,2,3,4,5 ve sonrası" ile ilgili bölümse, demek sen de amsalaksın, hoşgeldin, böylece iki kişi ettik.
YanıtlaSil2- Kitap okumamak demek daha çok Fifa 2007 demek, artık bu oyundan kurtulmak istiyorum. Günde bir saate indirdim.
3- Hedonizm konusunda bakınız madde#1
4- Bir sado-mazoşistin vicdan sahibi olanı makbuldur.
5- Annem ne mal olduğumu biliyor (anneler herşeyi bilir) ama babam hala ümitvar benden. (bilmiyor çünkü)
6- Herkes mutlu ve kimse mutlu değil - bakınız: Janus kavramı hakkında gevelediklerim.
7- Inter'in Brezilya C takımı karşısında daha iyi bir performans göstermesini beklerdim.
Ve 8- Belki de sıradan biriyimdir.
1_ Evlen
YanıtlaSil2_Çocuk yap
3_Boşan (kadına yazık ziraa)
seninki de pek bir radikal oldu azizim...
YanıtlaSil1. evlen
YanıtlaSil2. çocuk yapma (bi de senin çocuğunu kaldıramaz bu dünya)
3. boşanma (bencillik edip çektiğin acılara birini ortak et, aradan yıllar geçtikten sonra "bir ilişkiyi ayakta tutan saygıdır" diye gazetelere röportaj verirsiniz)
polentenin yolundan gidip sonucu farklı buldum.
İkiniz pek eğleniyorsunuz gördüğüm kadarıyla, allah bozmasın neşenizi. (şer ittifakı sizi gidi)
YanıtlaSil1- Evlenmeyeceğim.
2- Çocuk yapmamaya çalışıyorum.
3- Olmayan eşime ve doğmayan çocuğuma acımak yerine, biraz da bana acısanız? Bu blog kendimi acındırıp günahlarıma kefaret dilemek için yazılıyor!
sen evlat edinsene
YanıtlaSilşu yazıyı yorumları gülümseyerek okuduktan sonra senin için en mantıklı seçenek evlat edinmek virgilius.
biraz kendinden uzaklaş.bir çocuğa kendine, sevgiline davrandığın gibi davranamazsın.
ariel,
YanıtlaSilkediye bile bakamadım, hayvanın psikolojisi bozuldu benimle.
kedileri sevmem zaten:)
YanıtlaSilbence düşün yaşında 40'a dayanmış zaten.gerçi erkeklerin en güzel yaşları sanırım 30'lu yaşlar bak henüz geç değil.
aslında sana şöyle yaramaz,zıpır,hareketli,kuralları hiçe sayan ama bunları yaparken bir okadar sevimli,sempatik bir çocuk lazım.bebeklik zamanını atlasan mı diye düşündüm ama yok yok biraz uğraş.
diğer seçeneğim:
okulda maddi durumu sıkıntıda olan öğrenciler var.ben bir devlet okulundayım örneğin."mehmet" diye bir çocuk vardı.benim öğrencim değil ama küçük bir problemle tanıştım onunla,11 kardeşlermiş babası yok ilgilenen yok.daha 1. sınıfta sınır tekrarı.öyle sevimli ki üst baş darmadağınık her teneffüs:),üstelik beni bir teneffüs arkasından bütün koridoru koşturmuştu.seneye onunla ilgilenmeyi düşünüyorum. sen de böyle bir şey yapabilirsin.