
Obsesif kişiliğim bazı sözler veya kavram üzerinde gereksiz ve abartılı bir takıntı hali yaratıyor bende. Bu öyle anlamsız bir lanet ki, bir kere burkulan ayak bileğinin başka zamanlarda da burkulmaya pek hazır hale gelmesi ve sık sık bu arızanın nüksetmesi gibi, soyut veya somut tüm uyarıcılara bu açıdan bakmaya başlıyorum, sanki kilitleniyor zihnim bir noktaya ve istemeyerek/gayri ihtiyari bir zorunlu bakış açısı yaratılıyor benim için. Bir hatun hakkında “acaba onu neden seviyorum, benim için diğerlerinden ne farkı var?” şeklinde kendi muhasebemi dürüstçe yaptığımda, karşıma “onu seviyorum ve hep onunla olmak istiyorum, çünkü göğüsleri çok güzel” tarzında tuhaf bir sonuca varabiliyorum. Veya bir arkadaşım hakkında “iyi satranç oynamasa onunla bu kadar sık görüşmezdim” diyebiliyor iç sesim. Bu çıkarımlar beni, hiç alakası olmasa da Hesiod’un takıntılı olduğum “yarım bütünden fazladır” deyişine götürüyor: Söz konusu hatun benim nazarımda bir insan değil, bir kadın da değil, sadece bir çift iri göğüs o. Bahsettiğim arkadaşım da aslında bir şeyler paylaştığım, en azından bunu isteyeceğim biri sayılmaz; o bir satranç oyuncusu ve bu özelliği ile zamanı güzel geçirdiğim biri. 90’lı yıllarda hepimiz sıkı birer Chicago Bulls taraftarıydık, çünkü Jordan o takımın oyuncusuydu – bizler aslında Jordan’ı tutuyorduk. (Bir ara O’nu Isiah Thomas ile aldattığımı itiraf edeyim bu arada) Bir parçanın veya unsurun, tümden daha önde/önce gelmesi böyle bir şey işte. Güzel Türkçemizde “kaş, göz; gerisi söz” diye bir kelam vardır, aslında bu da anlattığım durum ile paralel: Hatunun bacaklarının çarpık, kulaklarının kepçe, burnunun kemerli ve bilumum mahallinin abidik gubidik olması apaçık yadsınıyor burada. Yarım bütünden fazladır, işte o kadar!
Bir de çok kereler andığım Janus üzerine yazayım, takıntı haline gelmesi babından: Janus sıra dışı bir Roma Tanrısı, öncelikle onu sıradışı kılan, diğer pek çok tanrı arkadaşı gibi yunan mahreçli olmaması; yani yunanlılarda Janus veya benzeri bir şey yoktu, tamamen bir Roma İcadıdır bu. Kendisi kapılar tanrısıdır, tüm kapılar ondan sorulur; ama bu “kapı” öyle metaforik bir içerik taşır ki, George Orwell’in 1984’ündeki “doublethink” kavramı gibi, yani her kavramın ve “şeyin” aslında tam ters/karşıt manaya gelebilmesine de yol açar. Sonuçta Kapılar Tanrısıdır Janus, tüm başlangıçlar ve sonlar, girişler ve çıkışlar oradan yapılır. Aynı zamanda sembolü her iki yüzü zıt yönlere bakan bir adamdır, bu ters yönler geçmiş-gelecek, zafer-yenilgi, doğu-batı, soyut-somut gibi karşıt kavram ve olguları da temsil eder. Savaşla da pek ilgilidir Janus isimli bu tanrı, tapınağının iki kapısı varmış, savaş zamanı açılırmış kapılar, (ve bir kapıdan giren, diğerinden çıkarmış) barışta ise bunlardan biri kapalı olurmuş. Shakespeare’i de benim gibi düşündürmesi sadece bir oyunu kaderin, (Othello’da sahtekar Iago, saftirik Othello ile konuşurken ‘By Janus’ diye fısıldar, ne ince bir detaydır bu!) iki yüzlülük ve riyakârlık hakkında da Janus’u anımsarım ben. Bütün bunların yanında, olduğundan farklı görünen, görüldüğünden farklı olan her sözde, tavırda, yaklaşımda bir Janus esintisi hissedilir, yalan dolan olması da şart değil, mesela bu ikinci paragrafı yazmamın nedeni olan Böyle Buyurdu Zerdüşt’teki şu enteresan diyalog, Zerdüşt’ün bile nasıl bir Janus karakterine sahip olduğunu serer gözlerimizin önüne:
Zerdüşt, sakatlarla konuşmasından sonra, arkasını dönüp bir vaiz üslubuyla müritlerine seslenir. Sakatlar arasından bir kambur, Zerdüşt’ün kendileriyle yaptığı konuşmadan sonra öğrencilerine dönüp anlattıklarını işitince şaşkına döner ve sorar:
Kambur: Zerdüşt neden müritleriyle konuştuğundan farklı konuşuyor bizimle?
Zerdüşt: Şaşılacak ne var bunda? Kamburlarla zaten kambur konuşulabilir.
Kambur: İyi! Öğrencilerle de okulla ilgili gevezelik edilebilir. Peki, ama o zaman Zerdüşt neden kendisiyle konuştuğundan farklı konuşuyor müritleriyle?
Çestov’un Nietzsche ve Tolstoy’da İyilik Fikri isimli kitabındaki şu alıntıyı siz sevgili okuyucularımla paylaşırken, Zerdüşt’ün Kambur ile arasında geçen diyalogta derinden duyumsadığım Self-Janus hissini de size yansıtmak niyeti taşıyorum:
Söylemek istediğim şey, olgunluk yaşına erişmiş bir insanın, yeryüzünde hüküm süren kötülüğe ilgisizce bakmayı öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği değildir. Tam tersine, olgun bir insanın, komşusunun bahtsızlıklarını genç birinden daha yürekten hissetmesi mümkündür. Ama Tolstoy’un [ziyarete gittiği] Liyapin Düşkünler Evi’nde görmüş olduğu şey hakkındaki duygularını bizim için daha esrarengiz kılan da budur. Öncelikle, düşkünler evi sakinlerinin burada bulunuş ve yaşam koşullarından öylesine etkilenmiştir ki, gözlerine yaş dolmadan ve öfkelenmeden bundan söz edemez. “Ben farkına varmıyordum ama dostlarımla konuşurken gözyaşları içinde bağırıyor ve el kol hareketleri yapıyordum. Bağırıyordum; Bu koşullarda yaşamak imkânsız, imkânsız, imkânsız!” Ama tüm dostları- diye bize anlatmaktadır Tolstoy- bu şekilde heyecanlanmasının nedeninin, gördüğü şeylerin korkunçluğundan değil, kendisinin çok iyi ve yumuşak bir insan olmasından kaynaklandığını kanıtlamaya koyulurlar. Ve bu laflara inanır. Seve seve inandım buna” der, “ve farkına bile varamadan, başlangıçta hissetmiş olduğu sitem ve pişmanlık duygusunun yerinde, kendi erdemlerimden belli bir memnuniyet ve kendi fikirlerimi başkalarına sergileme arzusu hissediyordum”. Çok sonraları Tolstoy dostlarının onu safsatalarla ustaca aldattıklarını, asla erdemli ve iyi bir insan olmadığını anladı: Hatta çok kötü bir insandı.
Janus’u görebildiniz mi? Aynı anda iki farklı yöne çekilebilen bir lastik gibi şey, ruh dediğimiz meret.
Yeni tanıştığım bir hatunla, geçen haftaki ikinci görüşmemizde şuna benzer bir konuşma geçmişti aramızda:
- Ben aslında adi ve aşağılık bir adamım. Birden fazla Oğuz var içimde. Bazen çok kibar, çok anlayışlı, umulmadık ölçüde düşünceli, veya karşısındakine zehir saçan gerçek bir psikopat olabiliyorum. Filozof gibi düşündüğüm de olur, Schopenhauer’in benden tek üstünlüğü benim söylediklerimi daha evvel yaşadığı için yazmış olması, ama aynı zamanda çok da salak davranır, saf ve öküz olabilirim. Senin ne düşüneceğini çoğu zaman sen daha aklından geçirmeden öngörüp karşı hamle yapabilirim, fakat ne zaman en düşüneceğimi bilemem. Duruma göre, içimdeki oğuzlardan biri insanlara görünür: Kime nasıl davranacağını, hangi şart altında nasıl ve ne şekilde tavır ve tutum sergileyeceğini en doğru şekilde belirleyen, gerçek yüzünü ve içindekini asla belli etmeyen biriyim ben. Sahtedir her şeyim, ve bu sahtelikte aslında “karşımdakinin benden ne beklediği” gizlidir. Öz’e ulaşamaz kimse, ne olduğumu, nasıl olduğumu bilemez asla – buna izin vermem bir kere. Tek arzum, bana secde edilmesidir; bu nedenle/bunun için duaları kabul eden bir Tanrı gibi davranır, benimle olan insanı mutlu ederim, ta ki ondan istediğimi alana kadar. Egom şişince ve ben tatmin olunca, artık posası da çıkmıştır benim gözümde o kişinin. Bırakırım, arkamı dönüp. Sevsem de bırakırım, bayılsam da, arkamı döndüğümde ağlıyor olsam da: Kanını emmişimdir artık, ve benim için hayat demek, muhatabımın egosunun yok edilmesi, ezilmesi ve o benliğin tüm onurunu kan emercesine kendime transfer etmekten ibaret. Bunu yapmakta pek ustayım, profesyonelleştim zaman içinde, çok kadını üzdüm, en değerli olanları sömürdüm, arkalarından ağlasam da ağzımdaki kanı sildim ve yeni kurbanlar aramaya koyuldum. Sıradaki sen misin? Öyleysen, sana benzersiz bir mutluluk vaat ediyorum; ben de aradığın her şeyi bulacaksın, narsist olduğumu düşünüyor ve iri iri açtığın gözlerini üstümden alamıyorsun, bense sana sadece gerçekleri söylüyorum: Seni yok edeceğim ana kadar çok mutlu edileceksin.
Gayet tabii olarak sabırla dinlediği bu monolog sonrası yutkunması ve kendisine gelmesi zaman aldı. İki saate yakın konuşmadı. Sarhoş bir Janus dile gelmişti karşısında, Janusluğunu ifşa ediyordu, çırılçıplak soyunurcasına.
Açık sözlü olmayı, içinde bulunduğu durumdan duyduğu mide bulandırıcı rahatsızlık nedeniyle çaresiz seçmiş bir Janus Karakteri, aslında kendisini kapalı/gizli tutan bir insandan daha fazla ilgi çekiyor.
Yazının ilk paragrafında geçen bir çift iri ve dolgun göğsün sahibi, bunca uyarıya, ikaza rağmen hala bu adamı “adam etmeye” çalışmaya niyetliyse, bu defa ben kaygılanmakta haksız mıyım, “acaba O’nun içindeki Janus ne menem bir şey” diye?
Ne çok janus var içimizde...
Ahaha, ne kadar şahane bir insanım ki, senin insan değil de bir roman kahramanı olduğunu aylar öncesinde çoktan ifşa etmiştim.
YanıtlaSilbknz:http://polente.blogspot.com/2007/03/hayatnza-bir-roman-kahraman-girerse-ne.html
Haneke'nin filmlerinde rastlanılan bir figüran da olabilir.
YanıtlaSilBu arada ikimizin de yazılarda Raskolnikov'a atıfta bulunması enteresan...
Ya bu yazıda feci şekilde kusturucu, rahatsız edici, iğrenç birşey var.. Ne acaba? Tam bulamadım.
YanıtlaSil(Kadının metalaşması, bir çift göğüs olarak görülmesi klişe saçmalığı değil, başka birşey..)
Talisman, iğrençliğin formulize edilmesinden ibaret bu okuduğun.
YanıtlaSilhem ne işin var senin bu sayfalarda bakayım?
:) Arada okuyorum eski yazılarını..
YanıtlaSilİyi bir kalemsin sexist dostum..
Bir de nefret gelgitlerin ilgimi çekiyor yani sebepsiz nefret.. Pis iş, kendimden biliyorum..
Buna inanmayacaksın ama, ben sexist değilim talisman. Sanırım herhangi bir vasat insandan daha düşkün değilimdir o halta.
YanıtlaSilBununla beraber seks benim için bir vasıta; egomu tatmin ediyorum onunla, kendime bağlıyorum, aşağılıyorum karşımdakini. Kadınların (prk çoğunun) zayıf yanıdır bu meret ve ben de egomu şişirmek için kullanıyorum onu. Ağlatıp, yalvartıp...
Amaç ve aracın birbirine karışması söz konusu olmuyor...
İğrençlik ise baki kalıyor talisman.
yeter bu kadar otopsi!
Yok yok sevgili Virgilius, yanlış anladın. Onu düzelteyim son vericem otopsiye..
YanıtlaSilSexist i sex düşkünü anlamında kullanmıyorum. Sex düşkünü olmadığını
tahmin ediyorum, daha doğrusu bence sex yaparken motivasyonun sex in kendisi değil yan tatminleri. Zaten sen kendin demişsin. Eğer sexin kendisi olsaydı amacın, zaten bunu keyif verici birşey olarak görürdün, sex yaparken kadınları aşağıladığını da düşünmezdin. Hatta doğal bir olay olarak yaşadığın için konu bile etmezdin bunu.. Sende sex doğallığından kopmuş bir şey.. Otopsiye son verirken sadece birşey sorayım, o kadınları aşağılarken aslında aşağıladığının kendi benliğin olduğunun farkındasın di mi? Çünkü sexi sexlikten çıkaran sensin..
Of özür dilerim haddimi aşıyorsam..
Sexism ise şu:
Sexism is commonly considered to be discrimination and/or hatred towards people based on their sex rather than their individual merits, but can also refer to any and all systemic differentiations based on the sex of the individuals.
Sexism can refer to subtly different beliefs or attitudes:
The belief that one gender or sex is inferior to or more valuable than the other;
Female or male chauvinism
The attitude of misogyny (hatred of females) or misandry (hatred of males); as well as
The attitude of imposing a limited and/or false notion of masculinity on males and a limited and/or false notion of femininity on females, or vice versa.
A feeling of distrust towards the opposite or same sex, most frequently operating at an unconscious level.
(o kadar çok sex yazdım ki sanırım bir gusül abdesti almalıyım :))
Haddini aşmıyorsun, rica ederim.
YanıtlaSilBu yazdıkların zaten şu yazının konusuydu, ve "severek" içinde bulunduğum az sayıda ilişki hariç, meselesinin özü alttaki linkte gizli, belki okumuşsundur daha önce:
http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2007/04/plak-gslere-arap-dkerek-yalamak-aslnda.html
gusül abdesti :))))
Hımm azıcık farklı yerlerden bakıyoruz ama I get your point..
YanıtlaSilTake care :)
senin gibi yapan o kadar çok erkek var ki. öyle ki artık tüm benlerini mümkün olduğunca az bene ulaştırmış (tek ben herhalde ermiş gibi biri olurdu) , dürüst ve kaybetmekten korkmayan insanlar çok özel.
YanıtlaSilkarşındakine zarar veren, onu alçaltığını sanan, sadece korkuyor. hem de çok korkuyor. ondan dolayı bitmek bilmeyen kavgası, janusluğu, vur kaçlığı.
yukarıda yazdıkların aslan burcunun negatif özellikleri. umarım dönüştürürsün, yoksa sıkıcı ve numaracı biri olursun hayatı boyunca.
senin gibi yapan o kadar çok erkek var ki. öyle ki artık tüm benlerini mümkün olduğunca az bene ulaştırmış (tek ben herhalde ermiş gibi biri olurdu) , dürüst ve kaybetmekten korkmayan insanlar çok özel.
YanıtlaSilkarşındakine zarar veren, onu alçaltığını sanan, sadece korkuyor. hem de çok korkuyor. ondan dolayı bitmek bilmeyen kavgası, janusluğu, vur kaçlığı.
yukarıda yazdıkların aslan burcunun negatif özellikleri. umarım dönüştürürsün, yoksa sıkıcı ve numaracı biri olursun hayatı boyunca.