20 Kasım 2006 Pazartesi

I Prefer Slayer in Dark Mood...

Klasik müzik için canımı versem de, neşenin, dinginliğin, huzurun, sükunetin ve mutluluğun sesidir o, bir olgunluk hali, notalarla konuşan Tanrı gibi...
Metal ise şeytanîdir, en metal olan Slayer ise yüklendiği misyonunun şuurunda, şeytana atfedilebilinecek tüm kavramları tüm küstahlığıyla taşıyan bir müzik yapıyor, bu yüzden Slayer seven/dinleyenden uzak durun; onlar kaostur, kötülüktür, saçmalıktır, bayağıdır, sahtedir, alçaktır,bencil ve sadisttir...

Kendinizi ne kadar kötü hissediyorsanız Slayer o derece ilaçtır size; ama aslında zehirli bir balden ibarettir, çünkü tedavi etmez, yara sarmaz: Ama uyuşturur, (iyice) salaklaştırır, şaşkına çevirir, düşünme hassasını olanaksızlaştıran bir tüm uyuşturudur o...

Aşağıda çooooooook uzuuuuuuun bir liste göreceksiniz, Slayer müzikografisinde albümlere göre bazı şarkıların ellerimle yaptığım tercümeleri...
Slayer asla müzikten ibaret değildir.
O şeytanın bizzatihi kendisidir...

Aşağıdaki şarkılar şeytanlar için... Internet dünyasına bir hizmetim olsun istedim. Bold mısralar tarafımca sevildiğinden o hale getirilmiştir.


Birinci Bölüm:


"Show No Mercy" (1983)

Show No Mercy

I am the menace in your eyes
(Gözlerindeki tehdidim ben)
The one you can't escape
(Kendisinden kaçamayacağın kişi)
Your life falls in my grasp
(Yaşamın düşüyor onu kavrayan ellerime)
Your know your end is near
(Biliyorsun ki sonun yakın)
You pray your God will help
(Tanrına dua ediyorsun yardım etsin diye)
His strength no match for mine
(O'nun gücü benimkine denk değil ki)
Your last hope slips away
(Son ümitlerin de uçup gidiyor)
Thy soul begins to bleed
(Ruhun başlıyor kanamaya)
I tear your flesh to shreds
(Kıymık kıymık parçalıyorum bedenini)
Burn holes throughout your mind
(Zihninde alev alev yanan çukurlar)
Your eyes now filled with blood
(Gözlerin kanla doldu şimdi)
A victim of my force
(Kuvvetimin kurbanısın)
In endless agony
(sonsuz ıstırap içinde)
You realize your defeat
(Uğradığın bozgunu farkediyorsun)
Recite my Master's chants
(Efendimin kutsal ezgilerini artık ezberden okuyabilirsin)
Your soul now his to keep
(Artık ruhunun sahibi O'dur)

"Haunting The Chapel" (1984)


"Hell Awaits" (1985)


At Dawn They Sleepten bir parçaçık…

Driven by the instinct of centuries of horror
(Yüzlerce yıllık korkunun güdülendirmesiyle süregelen)
Implanted along the brain of the sickening parasite
(Hastalık saçan asalakları beyne ekilmiş)
Linked together by one trait
(Birbirine tek bir alâmet-i fârika ile birleştirilmiş)
The Hell-filled need to kill... kill... kill... kill... KILL!
(Cenennem dolusu bir ihtiyaçtır öldürmek... öldürmek... öldürmek... ÖLDÜRMEK!)



Praise Of Death’ten bir bölüm:


Running and hunting and slashing
(Koşun, avlayın ve kamçılayın)
And crushing and searching
(Ve Un ufak edin, araştırın)
And seeing and stabbing and shooting
(Ve bulun, sonra bıçaklayın, ardından vurun)
And thrashing and smashing and
(Hem pataklayın, hem parçalayın, ve)
Burning destroying and killing
(Yakın, yok edin ve öldürün)
And bleeding and pleading then Death...
(Kanını dökün, yalvartın ve sonrası Ölüm...)


"Reign In Blood" (1986)


Altar Of Sacrifice

Waiting the hour destined to die
(Ölüme adandığın saati beklerken)
Here on the table of Hell
(Burada, Cehennem sofrasında)
A figure in white unknown by man
(Beyazlar içinde bilinmeyen bir siluet)
Approaching the Altar of Death
(Yaklaşıyor Ölüm Sunağına)
High priest awaiting dagger in hand
(Baş Rahip elindeki hançerle beklemede)
Spilling the pure virgin blood
(Saf kanını akıtırken, bakirenin)
Satan's slaughter, ceremonial death
(Şeytan'ın cinayeti, ölüm seramonisi)
Answer his every command
(Tüm emirlerine riayet et O'nun)
Death will come easy just close your eyes
(Ölüm gelecek çabucak, gözlerini kapatman yeterli)
Dream of the friends you'll see
(Dostlarını göreceksin rüyanda)
Heavenly failure losing again
(İlâhî olan gene kaybetti)
Move on to a new form of life
(Yeni bir yaşam formuna doğru harekete geç, [hadi])
Altar of sacrifice, curse of the Damned
(Kurbanın sunağı, Lanetli*nin gazabı)
Confronting the evil you dread
(Yüzleş sana dehşet veren kötülükle)
Coalesce into one your shadow and soul
(Gölgeni ve ruhunu kaynaştır birbiriyle)
Soon you will meet the undead
(Birazdan tanışacaksın hiç Ölmeyen**le)

Enter to the Realm of Satan!
(Şeytan'ın Krallığına duhûl et!)

Blood turning black, the change has begun
(Kan siyaha dönüşüyor, değişim başladı)
Feeling the hatred of all damned in Hell
(Cehennemdeki tüm lanetlilerin nefretini hissederken)
Flesh starts to burn, twist and deform
(Etin yanmaya başlıyor, buruşmaya ve bozulmaya)
Eyes dripping blood realization of death
(Gözlerin akıyor, ölüm vaki oluyor)
Transforming of five toes to two
(Beş parmağın ikiye iniyor)
Learn the sacred words of praise, hail Satan
(Şeytan'ı meth-ü senâ et, selam dur O'na)

* Şeytan'a tekabül eder. ** yukarıdakinin aynısı.


Raining Blood

My sinful glare at nothing holds thoughts of death behind it
(Ölümcül düşünceler yatıyor, günahkâr bakışlarımın ardında)
Skeletons in my mind commence tearing at my sanity
(Zihnimdeki iskeletler akıl sağlığımı deşiyor)
Vessels in my brain carry death until my birth
(Beynimin kıvrımları doğumdan bu yana ölüm taşıyor)
Come and die with me forever
(Gel ve öl benimle ebede kadar)
Share insanity (Deliliğimi paylaş benimle)

Do you want to die?
(Ölmek ister misin?)

The waves of blood are rushing near, pounding at the walls of lies
(Kan dalgaları yalanlardan inşa edilmiş duvarlara çarpmakta, seller gibi akarak)
Turning off my sanity, reaching back into my mind
(Akıl sağlığımı durdurup, zihnime ulaşarak)
Non-rising body from the grave showing new reality
(Mezarda yatan bedenlerdir bana yeni gerçekleri gösterenler)
What I am, what I want, I'm only after death
(Neyim, nedir istediğim, ben sadece ölümün ertesiyim)

Trapped in purgatory
(Arafta tuzağa düşürülmüş)
A lifeless object, alive
(Yaşam dışı bir nesne, hayat süren)
Awaiting reprisal
(Misillemeyi bekleyen)
Death will be their acquisition
(Ölüm olacak ellerine geçen)
The sky is turning red
(Kızarıyor gökyüzü)
Return to power draws near
(Güce dönüşüp çekiliyor yakınıma)
Fall into me, the sky's crimson tears
(Düşüyor üzerime, semanın al gözyaşları)
Abolish the rules made of Stone
(Taşların yapısını tümden değiştiriyor)
Pierced from below, souls of my treacherous past
(Aşağılardan nüfuz ediyor hain geçmişimdeki hayaletler)
Betrayed by many, now ornaments dripping above
(İhanete uğramış pek çoğu, süs gibi damlıyor yukarılardan şimdi) Awaiting the hour of reprisal
(İntikam saatini beklerken)
Your time slips away
(Zamanın akıp gidiyor)

Raining blood
(Kan yağıyor)
From a lacerated sky
(Yırtılmış gökyüzünden)
Bleeding its horror
(Dehşet kanıyor)
Creating my structure
(Bedenimi yaratarak)
Now I shall reign in blood!
(Bundan böyle krallığım kanlı olacak!)



"South Of Heaven" (1988)


Cleanse The Soul


Body that rests before me,
(Yanıbaşımda dinlenen beden)
With every dying breath,
(Ölüme yaklaştığı her nefesinde)
Spellbound and gagged,
(Büyülenmiş ve suskun halde)
I commence your flesh to dirt.
(Başlıyorum etini kirletmeye)

Body that lay before me,
(Yanımda uzanan beden)
In everlasting death.
(Ölü sonsuza dek)
Entombed in abscess,
(Cerahat içine defnedilmiş)
To rot and lie stinking in the earth.
(Mide bulandırıcı kokular yayarak çürüyecek)
Empty altar awaits its victim
(Boş sunak bekliyor kurbanını)
Stained glass windows black.
(Renkli camlar, kara pencereler)
Candles burn the midnight oil,
(Mumlar yanar gece yarısında)
Incense fills the night.
(Tütsü doldurur geceyi)
Observing trance awaking state
(Transın insanı uyandırdığı gözlenir)
Lying still unknowing.
(Hiçbir şey bilmeden uzandığında)
Reciting the passages of time
(Devrin pasajları ezberden okunurken)
Prepare for the impaling.
(Kazığa oturtulmaya hazırlıktır bu)

Death's an art, flesh and earth never part,
(Bir sanattır ölüm, et ve dünya ayrılmaz birbirinden)
A power of the mind.
(Zihnin gücüdür)
Death shines on the air of silence,
(Sükûnet havası üzerinde ışıldar ölüm)
A ritual of endless time.
(Sonsuzluğun ayini bu)
Purged of your dead body,
(Cesedinin temizliği)
Sacrificed of your life.
(Hayatının kurban edilmesi)
Unearthly ritual sealed in fire
(Dehşet veren ayin mühürler ateşi)
Enter the Kingdom of Desire.
(Tutkunun Krallığına gir şimdi)



Mandatory Suicide


Murder at your every foot step.
(Her adım başı bir cinayet)
A child's toy sudden death.
(Ani ölüm bir çocuk oyunu gibi)
Sniper blazes you thru your knees
(Pusudaki nişancı dizlerine kadar alevlere boğar seni)
Falling down can you feel the heat,
(Yıkılırken hissedersin sıcaklığı)
Burn!
(Yan şimdi!)

Ambushed by the spray of lead
(Püsküren kurşunların tuzağına düşmüşken)
Count the bullet holes in your head.
(Kafandaki delikleri say hadi)
Offspring sent out to cry,
(Çocuklar ağlaşırlar)
Living mandatory suicide.
(Yaşarken zorunlu intiharı)
Suicide.
(İntiharı)

Holes burn deep in your chest,
(Göğsünün derinliklerindeki delikler ıstırapla yanar)
Raked by machine gun fire.
(Yaylım ateşinde tırmalanmışsın sanki)
Screaming soul sent out to die,
(Haykıran ruhun ölüme gider)
Living mandatory suicide.
(Yaşarken mecburi intiharı)
Suicide.
(İntiharı)

Lying, dying, screaming in pain.
(Yalanlar uydurmak, ölmek, feryat etmek acıyla)
Begging, pleading, bullets dropp like rain.
(Yalvarsan da, yakarsan da yağmur gibi yağar mermiler)
Mines explode, pain sheers through your brain,
(Mayınlar patlar, ıstırap doğruca beyne çıkar)
Radical amputation, this is insane.
(Organların köklerinden kopması, işte budur manyaklık)
Fly swatter stakes drive through your chest.
(Plastik bir sinek öldürücü gibi giydiğin çelik yelek)
Spikes impale you as you're forced off the crest.
(Kazığın üzerine dibine kadar oturturmuş haldesin sen)
Soldier of misfortune (Talihsizliğin askeri) [Deep Purple’a atıf]
Hunting with bated breath.
(Gittikçe azalan nefesinle avlanırken)
A vile smell, like tasting death.
(İğrenç bir koku, sanki ölümün tadı)
Dead bodies, dying and wounded
(Cansız bedenler, ölü ve yaralı)
Litter the city streets
(Kentin sokakları bir tür sedye)
Shattered glass, bits of clothing and human deceit.
(Kırık dökük camlar, parçalanmış elbiseler ve insan düzenbazlığı)
Dying [in] terror,
(Dehşet içinde ölüm)
Blood's cheap, it's everywhere.
(Kan ucuz, ve her yerde)
Mandatory suicide, massacre on the front line.
(Metazori ölüm, ön saflar böyle katledilirler işte)


Spill The Blood


Come walk with me through endless time
(Gel ve zamanın sonsuzluğunda yürü benimle)
See what has been and what the future sees.
(Neler olduğunu gör, ve ne olacağını, gelecekte)
Share the wisdom of the old world that has past,
(Geçmişte kalan dünyanın bilgeliğini paylaş sen de)
Step in a life that's yet to be born.
(Yeni doğmuş bir hayata at ilk adımını)
You spill the blood,
(Akıt kanı)
Eternal soul.
(Ebedi Ruha)

I'll show you sights that you would not believe.
(Sana inanamayacağın manzaralar göstereceğim)
Experience pleasure though unobtained.
(Yaşanmamış zevkleri tadacaksın)
At one with Evil that has ruled before,
(Şeytan’ın öteden beri sahip olup hükmettiği)
Now skull the stench of immorality.
(Kafan ahlaksızlığın pis kokularıyla dolun şimdi)
You spill the blood,
(Akıt kanı) Eternal soul.
(Ebedi Ruha)

Spill the blood let it run on to me,
(Kan dök, bırak bana doğru aksın)
Take my hand and let go of your life.
(Elimi tut ve bırak terk etsin seni yaşamın)
Close your eyes and see what is me,
(Gözlerini yum ve ben neyim, gör, anla)
Raise the chalice, embrace for evermore.
(Kadehini kaldır şerefe, sonsuzluğu kucakla)
You've spilt the blood,
(Sen döktün kanı)
And I have your soul.
(Ve ben sahip oldum ruhuna)


Live Undead


Cascaded darkness
(Kat be kat karanlık)
Walls closing on me.
(Duvarlar Kapanıyor üstüme)
Nailed shut but my eyes still see.
(Sımsıkı yumulan gözlerim gene de görüyor her şeyi)
Severe anguish as my body evolves.
(Şedîd ıstırapla genişliyor bedenim)
The pain of life after death it resolves.
(Ölümden sonraki hayatın acısı ile eriyor sanki)
Emptiness in twilight's rebirth,
(Alacakaranlığın yeniden doğuşundaki boşluk [gibi])
The faint sounds of shoveled earth.
(Üzerine küreklerle toprak atılan dünyadan gelen baygın sesler)
Madness growing as your mind dissolves.
(Delilik had safhada, aklın mülgâ olurken)
Merely secret in my dreams.
(Yalnızca bir sır, rüyalarımda gizli)

Night grows cold, twilight's near,
(Gece büyüyor buz gibi, alacakaranlık yakın)
On the edge of madness the wounds are sheared.
(Çıldırmanın sınırı, yaraların kapladığı)
Forms of hanging, flesh shredded carcass
(Türlü türlü idam şekilleri, kıyılmış insan bedenleri)
No spared breath.
(Bir soluk [almaları] dahi esirgenen)
Imprisoned in a shell, ready to explode.
(Bir kabukta hapsolmuş, hazırlar infilaka)
Dead soul,
(Ruh ölü)
Stone cold, (Taşlar soğuk)
Out into the night.
(Gecenin içine doğru)

Voices inside my head
(Kafamın içindeki sesler)
Hold me under.
(Sımsıkı tutuyor beni)
Voices oppress.
(Sesler zulmediyor)
Like roaring thunder.
(Kükreyen gökgürültüsü gibi)

An echo bouncing inside my brain.
(Beynim içinde tepiniyor bir yankı)
How much can I take of the pain,
(Daha ne kadar çekebileceğimi bu acıyı)

The pain!
(Acı!)

A war raging deep inside my head,
(Öfkeli bir savaş sürüyor kafamın derinliklerinde)
A split decision that will end with me dead.
(Onu çatlatacak bir hüküm bu, sonuçlanacak ölümümle)
You see the agony in my eyes,
(Gözlerimdeki can çekişmeyi görüyorsun)
Protruding aimless,
(amaçsızca pörtlekleşmiş halde)
I think it's time to die.
(Sanırım artık ölme zamanı)

A cannibal's desire feeds the fire
(Bir yamyamın tutkusu ateşi besliyor)
That burns in your head.
(O ateş kafanın içinde yanıyor)
Intense pain eats away at your brain,
(Yoğun ıstırap beynini yiyip bitiriyor)
Thorazine pumping through your veins.
(Torazin pompalanıyor, damarlarından)

Death walks inside you,
(Ölüm adımlıyor içinde)
Smell death around you
(Kokla onu çevrende)
Hell's evil spell takes a soul,
(Cehennemin laneti bir ruha sahip oluyor)
Hear the sound of the bell Çan sesine kulak ver)
Counting off death tolls.
([Sanki] ölüme giriş vergisini sayıyor)

Laughing as you eternally rot,
(Sonsuza dek çürümüşken sen, gülecek sana)
Searching for human flesh
(Sen ararken hayat sürer bir bedeni)
And life's blood.
(Ve yaşam veren kanı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!