2 Eylül 2006 Cumartesi

And Silence For All...

Yatak Odası

A-Çok terledin sen.
B-Sen terlettin tatlım, baksana yastık bile su içinde kaldı.
A-Hmm, bir şikâyet sezinliyorum sanki, az evvel böyle söylemiyordun ama.
B- Yok canım, şikayetçi bir halim var mıydı senin tadına bakarken?
A- Valla tadıma filan bakmadın, önce terinle sosa batırdın, bir güzel de tuzladın, ardından da afiyetle yedin beni.
B- Şimdi de şikayet sırası sana mı geldi? Yiyen de yenilen memnundu az evvel, röntgenci bir uzaylı bizi izlediyse ne mutlu insanlarmış bunlar diye yazardı raporunda.
A- Ama eminim ki bu uzaylı erkek milletinin aşırı terlediğini de şerh düşerdi mutlu olurken değil mi?
B- Bırak şimdi şerhi, yedi sayfalık bir makale yazmak zorunda kalırdı zavallı uzaylı, uzay gemisindeki amirlerine mutlu kadın çığlıklarının ne anlama geldiğini açıklama yapmak için.
A- Ay, iyi be, ona da mı karışacaksın yani?
B- Bir şeye karıştığım yok, uzaylının raporundan bahsediyoruz şurada. Hemen de kızarmış.
A- Sanane elalemin raporundan? Git hadi duş al sen. Ben de giyineyim.
B- Elalem deyip geçme, herifin röntgenlediği biziz, seninkine bildirdiğini düşünsene bir :-)
A- Manyak manyak konuşma ya, tövbe yarabbim.
B- Hadi ama, kocanın peşimize bir uzaylı taktığını hayal et, ne matrak olurdu ama :-)
A- Öff, uzatma, hadi git duşa sen.
B- “Söz hayat bulur” dermiş eskiler, kırk defa söyleyince olurmuş hem, otuz sekiz hakkım daha var :-)
A- Git yoksa ısırırım seni.
B- Aaahh! ! !

Tuvalet Masası

Cep telefonumdaki resimleri gösterirken kocamın da resmini gördü bir an, hemen kapattım ama nasıl da durgunlaştı o sırada… Hâlbuki ben arkadaşlarımı, yazlık evdeki kedilerimi görmesini istemiştim… Neredeyse benden fazla vicdan azabı çekiyor bu çocuk, kaç defa söyledi, eşimin yerine kendisini koyduğunu, içinin cız ettiğini… Aldatan benim, içi acıyan o… Benimle beraberken neşeli, esprili, arzulu, ama biliyorum ki yüzü ekşiyor bazen, gözleri dalıyor sebepsiz yere… Kaç defa konuştuk, eşimin beni aldattığını, başka kadınların varlığını söyledim ona… Aslında bilmiyorum ilk kimin aldattığını, belki de ben onu daha evvel… Bilmiyorum, ama bu evlilik doğru değildi en baştan. Doğru evlilik var mı ki? Diyelim ki var, birileri mutlu çünkü görüyorum… O zaman ben yanlış insanım belki evlenmek için. İyi de, böyle değildi dört sene evvel, ne ben böyleydim, ne de o… Bu çocuk da liseye gidiyordu o zamanlar! Annem bilseydi, üzüntüden yatağa düşerdi sanırım… Hoş, bilinecek olsa, bilinirdi, benim öküz öğrenirdi en önce, adam bana bakmıyor ki, yoksa ilişirdi gözüne çocuğun arkasında bıraktığı morluk ve çürükler… Her şey ne kadar kötü… Libido, sen nelere kadirsin… İki mutsuz insanı, daha da mutsuz etmek pahasına bir araya getirebilecek kadar güçlü ve karşı konulmaz bir şey bu meret… Şimdi mutlu muyum, iki dakika öncesine göre? O zaman da mutlu değildim belki, ama en azından mutlu olup olmadığımı sorgulamayacak kadar zevk içindeydim, işte bu kesin… Tuzlu su içmek gibi, kurumuş dudaklar çatlamış haldeyken… Ya bu çocuk? Ne düşünüyor acaba şimdi banyoda? Yazık ona da…

Banyo

Ne işim var burada… Neden buradayım ki, bu kokoş kaşara yem ediyorum kendimi… Delilik benimkisi, çılgınca âşık olduğum bir sevgilim var, mutluyuz, birkaç ay sonra nişanlanacağız ve ben hala her hafta bu kadına geliyorum… Ne için, sadece et… Et için satıyorum sevgimi, sadakatimi. Ama kim seni zorluyor? Tıpış tıpış geliyorsun işte… O kızcağızın masumiyeti, temizliği, saflığı nerede, bir de şu dişi şeytana bak: Tek derdi yatak. Ruhum kirlenmiş halde, hangi sabun temizler onu bilmem. Kocası var, ona yalan söylüyorsa, bana da yalan söylüyordur pekâlâ, yok aldatılıyormuş, yok yalnızmış, yok beni seviyormuş, ihtiyacı varmış… Nasıl inanırım sana, az önce kalktığım yatakta akşam kocan yatacak sonuçta. Adamcağız boynuzlanıyor işte, kullandırıyorum kendimi bu aşüfteye. Bitmeli, bir daha gelmemeliyim… Haftalardan beri söylüyorum bunu kendime, ona da ima ettim zaten, ama hiç oralı olmadı ki, lafı değiştirdi hemen. Ama nasıl bırakabilirim ki, yoldan çıkartıyor beni ne zaman konuşsak, görüşsek… Güzel değil, sevgilimden güzel hiç değil… Ne kadar tövbe etsem, arındıramam benliğimi bulaştığım bu pislikten… Ziyan ettim kendimi…

Büro

“…Ya da, daha düz konuşmak gerekirse, herkes tıpkı kendi derisinin içinde olduğu gibi, kendi bilincinin içindedir ve dolaysız olarak kendi bilinci içinde yaşar: Bu yüzden dışarıdan pek de yardım edilemez ona. Sahnede biri prensi, bir başkası danışmanı, bir üçüncüsü hizmetçiyi ya da askeri ya da generali vb. oynar. Ama bu farklılıklar sadece dış görünüştedir: İç dünyada böyle bir görünüşün çekirdeğinde, herkeste aynı şey yatar: Eza ve cefa içinde yoksul bir komedyen. Yaşam da böyledir. Rütbe ve zenginlik farklılıkları herkese oynayacağı yolu gösterir, ama bunlara asla içsel mutluluk ve hoşnutluk farklılıkları karşılık düşmez; burada da, herkesin içinde bir saf adam vardır, elbette malzemesi herkeste olan ama biçimi, yani asıl özü gereği hemen hemen aynı eza ve cefa içinde; derece farklılıkları bulunsa da bunlar asla rütbeye ve zenginliğe, yani role göre ortaya çıkmazlar…” Böyle bir şeydi sanırım o askerin okuduğu kitabın göz gezdirdiğim sayfasında altı çizili yer… Keşke bölükte kitap okumanın yasak olduğunu söyleyip oracıkta parçalamasaydım, buraya getirseydim kitabı… Yazarı da, ismi de bir tuhaftı kitabın, aforizma mı neydi, aklımda da kalmaz zaten, uzun bir şeydi. Fakat işte, o altı çizili yer… Herifçioğlu ne kadar doğru yazmış, mutluluk rütbeye veya zenginliğe bağlı değil… Emrimdeki bir astsubay veya uzman çavuş benden çok daha mutlu olabilir pekâlâ, onları elli metre yüzüstü süründürebilecek güce sahibim belki, ama bu güç mutluluk mudur ki… Gece gündüz çalışıyorum burada, erlerin sorumluluğu, onların başıbozukluklarını törpülemek, astlarımın kaytarmalarına mani olmak, bir yandan da görev yapmak, bu salak şehrin salak insanlarına “hizmet” etmek – Ne diye jandarma oldum ki, polislik işte yaptığım, bense asker gibi asker olacağım sanıyordum buraya adımı attığımda… Bu iş öldürüyor beni, tüketiyor, yavaş yavaş yanan kömür gibi bedenimi. Her yerden kuşatılmış gibiyim, çıkış bulamıyorum kendime, iş bir türlü, ev bir türlü… Karıma da hala söylemedim şeker hastası olduğumu, onunla gerektiği gibi ilgilenemediğim farkındayım ama sızlanmıyor henüz, anlayışlı kadın, tek dayanağım o zaten… Gene de, eşim kusursuz biri de olsa hiç evlenmeseydim diyorum bazen, doğuda, kırsalda çalıştığım o günler ne güzeldi… Çantamda kitaplarla ateşin kenarında oturur, veya bir astımla tavla oynar, bir yandan da telsize kulak verirdim… Ben çok büyüdüm, o günler ise çok küçük kaldı işte, ve şimdi tatlı bir hayal benim için hepsi. Yüksek tansiyon o günlerden kaldıysa, şeker de bu gerizekâlı şehrin laneti bana. Kitabın yazarı acaba mutluluğun en büyük dayanağının sağlık olduğunu yazmış mıdır ki? Şu yaşlı astsubayın çömezine söylediği neydi geçen gün, “Burada olan burada kalır, seks hayatım iyi olduğu müddetçe benden mutlusu yok.” Canın çıksın senin adi köpek…

Anfi

X- Ne zaman gelecekler söz kesmeye?
Y- Martın ikinci haftası diye konuşulmuştu, ama tam tarih belli değil.
X- Seninki biliyor mu peki?
Y- Biliyor, her şeyi anlatıyorum zaten ona..
X- E peki ne diyor, tepkisi nasıl buna?
Y- İnanır mısın, hiçbir şey demiyor, sanki çok normalmiş gibi herşey.
X- Nasıl yani hiç?
Y- Ne bileyim, ima da ettim, açıkça “nişanlanma da demiyorsun, O’nu bırak, benimle kal demedin hiç” şeklinde trip de yaptım.
X-Eee?
Y- Aramızdaki ilişkinin adını koymaya çalışıyormuş, sevgili miymişiz, arkadaş mıymışız, sınırları çizmekte zorlanıyormuş. “Benim için seksten fazlasın” diyor ama, o fazlalığı bir türlü ifade etmiyor herif. Bir yandan da mutluğumu bozmak, beni maceraya sürüklemek itemiyormuş güya.
X-Manyak mı bu adam, seninle macera yaşamıyor mu peki, sıra yatağa geldiğinde ilişkinin adını koymasını biliyor ama.
Y- Orası öyle. Nişandan sonra askere gidecek biliyorsun değil mi?
X-Söylemiştin, o herife de gün doğacak tabii.
Y- Yapmamam lazım değil mi? O askerdeyken yapamam ya. Hem nişanlı olacağız artık.
X-Valla öyle bir yaparsın ki… Altı ay durulur mu kız yapmadan? Hem şimdi sanki yapman normalmiş veya mazur görülebilirmiş gibi konuşuyorsun, kızım şimdi de yapma o zaman.
Y- Bir bilsem, ne yapacağımı bilsem...
X-Çok mu iyi bu adam allahaşkına?
Y- Kaç defa soracaksın bunu? Anlattım ya o kadar.
X-Bırakacaksan söyle, benim ev arkadaşı bunalımda valla, aralarını yaparız değil mi?
Y- Adi karı işin gücün şebeklik yapmak, kendine istediğini söylemiyorsun da böyle konuşuyorsun.
X-Tek orospu sen misin güzelim, hem öyle anlatıyorsun ki herifi, insanın canı çekiyor valla.
Y-Oha yani.
X-Susalım, hoca dik dik bakıyor bize.

Yatak Odası

A-Mis gibi olmuşsun canım, özledin mi beni?
B-Heh he, sabit özleme trendi ne zaman sapma gösterdi ki tatlişkom?
A-Hmmm, o zaman göster bakalım ne kadar özledin?
B- Hmmm, peki.

Büro

“Karım ararsa acil olduğunu söylemediği müddetçe bağlamayın, çalışıyor olacağım.”

Anfi

X- Akşam ne yapacaksın?
Y- Bilmiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!