Pervane
(1):
Ekolojik dengenin neresinde olduğuna dair hiç kimsenin bir fikri olmadığı, genlerinde obsesif-kompulsif bir kişilik bozukluğu
varmışçasına nerede ışık ya da ışık yayan bir şey görse kamikaze misali cumburlop
dalan, Lut kavmini çağrıştırır şekilde kelebek ile sineğin gayri tabii
halvetinden ortaya çıkmış gibi tipe sahip saçma bir kanatlı böcek. Allahın
işine karışılmaz ama şairlere ilham versin diye
böyle bir mahlûk yaratacağına şairleri tümden ortadan kaldırmış olsa daha makbûle
geçerdi belki de. (Romantik reenkarne inançlısı okur burada “ne biliyorsun,
belki ölen şairler bir sonraki hayatlarında aşk ile pervane bedeninde hayat
buluyorlardır.” diye çığırabilir. Ben de “inşallah haklısındır!” diye mukabele
ederim öyle biri çıkarsa.) Neyse, adında bile meymenet yok yaratığın.
Adâb-ı
Muaşeret (1): Beşeri münasebetlerde uyulması beklenen
güzel hal ve hareketler, kısaca görgü kuralları. Vapurda karşı koltukta oturan hatunun
göğüslerine onları ısıracakmış gibi bakmamaktan tutun da lokantada yediğiniz yemekte
ağzı şapırdatmamaya kadar geniş bir yelpazeye yayılmış genel nezaket kaideleri.
(Yazdıktan sonra fark ettim ki her iki örnek de yemek fiili ile ilgili. Neyse.)
Fakat bu kurallar toplum içindeyken geçerlidir, söz gelimi evinizde yalnızken
huzur içinde burnunuzu karıştırabilirsiniz ya da sakızınızı balon yapıp
patlatmaktan çekinmezsiniz, kime ne? Evdesiniz.
Esneme:
Günün
yirmi dört saati istemsizce uyguladığım favori hareketlerimden; göğüs kafesiniz
siz farkında bile olmadan şişer, ağzınız genişçe açılır ve gerilen bedeninize
hava çekersiniz. Refleks gibi bir
şeydir, neden olduğunu bilmez ama rahatladığınız için çoğu zaman şikayet
etmezsiniz esnediğinizde.
Dün
gece: Yatağıma uzanmadan önce bir pervane görür gibi olmuştum
tülün üzerinde, ama umursamadım. Sivrisinek gibi kanımı emecek ya da karasinek
gibi gecenin sessizliğinde matkap sesiyle dolanacak değildi, zannımca salak
salak uçup duran bir kanatlı o kadar. Işığı kapattım, yastığa başımı koydum,
telefonu elime alıp twitter tumblr güncellemelerine göz atarken esneme geldi
bana. Tanıyanlar bilir, görsel ve ses efektleri bağlamında ejderha gibi esnerim
ben. Yattığım oda karanlık, tek ışık kaynağı kaygısızca kurcaladığım elimdeki
telefon… Esnerken kocaman açılmış ağzımdan içime çektiğim hava, ne an uçuşa
geçti bilmiyorum, telefon ekranına doğru yola çıkmış pervaneyi güzergâhından
saptırıp doğruca içime, hiçbir yerde bekleme yapmadan boğazıma-mideme yönlendirdi.
Artık esnerken atmosferde yarattığım
türbülans zavallı pervane üzerinde nasıl bir etki yarattıysa, ışık ararken
zifiri karanlık bir mağarada buldu kendini.
Gelelim mağaraya. Bademciklerim çarpma hissiyle iğrenç
bir sarsılma yaşar yaşamaz yıldırım gibi kalkıp tükürmeye, hönkürmeye başladım
ama heyhat, misafir benimle bütünleşmişti bir kere. Mutfağa koşup üst üste iki
bardak su içerek midemdeki kanatlıyı boğmaya düşündüm, aptalca şaşkınlığım
geçmeden yatağa dönüp uzanacakken sineklerin su altında da yaşayabildiklerini
hatırlayıp tekrar mutfağa gittim; yiyecek bir şey lazım ama yok! Bisküvi bile
yok, ev adet olduğu üzere her daim tamtakır. Tezgâhın üzerinde duran keçiboynuzu
pekmezi gözüme ilişti, eğer bir dakika evvel mideme dalmış bulunan hala
boğulmayıp kanat çırpıyorsa, (bakınız: midemde kelebekler uçuşuyor sözü) bu yarı-mayi şekerli sıvı marifetiyle onu
hareketsiz hale getirebilirdim. Kanatları gövdesine yapışır, put gibi kalakalırdı
öyle. Gerisi mide asitlerimin görevi.
Gece vakti böylesine garip bir olay ve inanılmaz fikirler beynime üşüşmüşken,
midemin boş olduğunu, asit filan da salgılamayacağını geçirdim aklımdan. Bir
paket ay çekirdeği açıp kudurmuş gibi hızlı hızlı çitlemeye koyuldum. Bir şekilde ölmeliydi o pervane!
![]() |
| Temsili Resim |
Adâb-ı
Muaşeret (2): Kimi görgü kuralları, sadece toplum içinde
iken değil, kişi yalnız/tek başına iken de uygulanmalı. İnsan kendini yalnız
sanabilir ama bunun garantisi yok. Esnerken her zaman ağız el ile kapatılmalı.
Pervane çıkabilir. Ya da, girebilir.
Pervane
(2) : Belki de dün gece bir şair yutmuşumdur. “Mazmun şairin karnındadır” sözünün dönüştürülmüş hali, pekala “şair şişko bir adamın
karnındadır” olamaz mı?
Bu
sabah: Hala tuvalete gitmedim.
Not: Bir defasında da Kadıköy iskelesinin önünde kafama karga çarpmışlığı vardı. Çok acımıştı üstelik. Bu kanatlıların; meleklerin, kargaların ve pervanelerin ne işi olur benle ya?





