Karşılıklı oturmuşuz, bilgisayarlarımızı kurcalıyoruz.
Birden insanlık tarihinin en tatlı, munis ses tonuyla, cümleler arasında onar saniye
duraksayarak yalvarır gibi konuşmaya başladı:
Havva: Bir köpek istiyorum.
Virgilius: (Çocukluğunda ve gençliğinde köpeği varmış,
özlüyor sevgilim. Normal.)
Havva: Bir eşek istiyorum.
Virgilius: (Eh, eşekler sevimli yaratıklar, gözleri de
çok güzel. Bu da normal sayılır.)
Havva: Bir aslan istiyorum.
Virgilius: (Aslan mı? Burcum aslan ama sanki onu
kastetmiyor gibi. Ne aslanı ya?)
Havva: Bir koala istiyorum.
Virgilius: (Koala çok tatlı bir hayvan tamam ama bu
liste nereye gidecek?)
Havva: Bir inek istiyorum.
Virgilius: (Süt? Yo, dayanamayacağım artık.) Aşkım,
köpeği anladım, çok defa söylemiştin oyunculuğuna, arkadaşlığına hasret
kaldığını. Eşek desen çok şirin bir şey, o da tamam. Koalayı mıncıklamak ister
zaten insan. İneği taze süt için istiyorsundur, onu da kabullendim. Aslanı ne
yapacaksın ki?
Havva: Sarılıcam.
Virgilius: Ne? Ne sarılması?
Havva: Sarılıcam işte. Seviyorum hepsini.
Virgilius: Aslana mı sarılacaksın?
Havva: Eveeeet.
Virgilius: İnek?
Havva: Tabii. Hem onu söylerken süt filan düşünmedim
bile.
Virgilius: Yalnız dikkatimi çekti, öküzü saymadın bunların
arasında.
Havva: I ıh, öküz istemiyorum.
Virgilius: Bak bunu söyleyince alındım işte… Evde öküz
var ve sen öküz istemediğini söyledin ama eşek, inek, aslan… Beni istemediğini
bilmiyordum. Çok incindim.
Havva: Off ya, aklıma bile
gelmedi. Olur mu aşkım, ne demek o.
Bu konuşmanın sonunda sarmaş dolaş gülüşler ve sevgi
gösterileri.
Bu konuşmanın üzerinden bir hafta geçmeden, bu akşam, Havva’nın
gözü gözlerime çivili bir şekilde dudaklarından dökülen “eğer oğluma [at] bu
evde fazlalıkmış gibi davranır ve bunu O’na öyle hissettirirsen ben bu evliliği
yürütemem!” cümlesi.
Öküz olduğum o kadar tescilli ki, kimse öküz
olmadığıma inanmıyor.
