24 Ağustos 2017 Perşembe

Gördüğüm Az ama Öz Rüyalar Üzerine...





Sanırım gördüğü rüyaları tabir etmesi için anneme başvuran geniş kitle arasında kadıncağızı en çok şaşırtıp yoranlardan biri benim.

Dün gece, göz kapaklarıma iki su aygırı oturmuş şekilde yatağa uzandığımda çabucak uykuya dalacağıma emindim, öyle de oldu zaten, yanıma kıvrılan Havva da yorgundu, derin bir uykuya daldım öylece. Ne ki yalnızca bir kaç dakika sonra gördüğüm rüyanın tesiriyle dehşet içinde açtım gözlerimi, zımba gibi. Havva'yı rahatsız etmemek için azami özen gösterdim göstermesine, yataktan kalkmadım, sonrasında titreye titreye türlü dualar okuyarak tekrar uyumaya çabaladım durdum. Ne kadar zaman öyle geçti bilmiyorum, nihayet sızmışım.

Sabah annemi arayıp anlatmaya başladım:
"Annecim, rüyamda Havva ile bir yatakta sakince, mışıl mışıl uyuyorduk. Hani filmlerde ya da hikâyelerde olur ya, adam ölür, ruhu bedeninden çıkar, yükselir ve aşağısını, yani ölmüş bedenini, etrafını, odayı yukarıdan süzülerek izlemeye başlar, ben de öyle, yukarıdan kendimi ve Havva'yı yatakta uyurken seyrediyordum. Hayır anne, bizim ev değildi, yabancı olduğumuz bir yerdi. Derken gözüm sağa kaydı, odanın sağ tarafına. Duvara bitişik, mutfak tezgâhı gibi bir şey gördüm, ahşaptan yapılmışa benziyordu. Tezgâhın üzerinde yan yana sıralanmış, yüzüstü yatan üç bebek gördüm, üçü de ayrı ayrı bezlere, kumaş gibi bir şeye sarılmış haldeydi, hareketsizlerdi ama ölü oldukları hissine de kapılmadım, o bebeklerin kim olduklarını, ana-babalarının kim/nerede olduklarını, hatta neden orada olduklarını da düşünmedim; o sırada aklıma takılan ve onları o halde fark eder etmez beni ürperten şey, neden yüz üstü yattıklarıydı. Hayır anne, kundak gibi değildi sarıldıkları şey, sanki bu kumaş parçasıydı, sıkı sıkıya üzerilerine dolanmış. Boyları da aynı değildi, sanki biri 3 aylık, diğerleri 5 - 6 aylıklar gibiydi. Kumaşların rengi siyah değildi anne, hayır, ama beyaz da değildi, açık mavi, açık gri gibi renklerdeydi. Ama yine söylüyorum, beni alt üst eden tezgâha dizili balıklar gibi yan yana duran o bebeklerin yüz üstü yatmalarıydı, 'bunlar nasıl böyle yüzüstü yatabiliyorlar?' diye baktım onlara. İşte bu dehşet duygusuyla uyandım. Bütün bunların hepsi sanki bir ka saniye sürdü o kadar. Ne bir ses vardı rüyada, ne de hareket. Şimdi sen anlat, ne diyorsun bu rüya hakkında?"

Her rüya tabirinden önce sorduğu soruları yineledi, uyumadan önce ya da yakın zaman içinde bu rüyada gördüklerimi bana çağrıştıracak türden bir film izleyip izlemediğimi, bir kitap okumadığımı ya da bir konuşma yapıp yapmadığımı. Olumsuz cevabım anneme kolay yola kaçması için fırsat vermeyince rüyamın çok fazla mesaj barındırdığını mırıldandı huzursuz bir şekilde, biraz düşünmek ve gene kaynak eserine (Nablusi) başvurmak için izin istedi. Kısa bir aradan sonra tekrar aradı beni. Kişinin gördüğü rüyada uyuması gaflet içinde olmaya işaret edermiş, ama ben uyurken bir yandan da her şeyin farkındaymışım. Bebek görmek haber almak anlamına geliyormuş. Bebeklerin yüz üstü olmasını çok olumsuz yorumladı, Nablusi rüyada yüz üstü yatan/uyuyan kişiler hakkında mürted/müşrik gibi tabirlerde bulunuyormuş, bunu da Kuran'daki bir ayete atfen yapıyormuş. (İsra Suresi, 97) Benim ve Havva'nın mışıl mışıl, sakince uyuyor olmasını güzel karşıladı, olan bitenin bize bir zararı olmadığından hareketle. Ne var ki, o yüz üst yatan bebekleri görünce duyduğum derin şaşkınlığı ve iğrentili korkumu, 'tanıdığın, bildiğin insanlar arasında birileri dinden çıkacak, imanını kaybedecek ya da dine çok aykırı, çok zararlı davranışlar içine girecek ve bu kötü haberleri öğrendiğin zaman rüyanda o yüzüstü yatan bebekleri gördüğünde hissettiğin duyguları ya da benzerini yaşayacaksın, çok şaşıracak, dehşete düşüp şoka gireceksin' yorumunu yaptı. Doğrusunu Allah bilir, hayır olsun inşallah, çok değişik mesajlar var diyerek bitirdi.

Şuna eminim ki, annecim konuşmamızın ardından kelime-i şehadet getirmiştir ve kendi adına bile endişelenmiştir. Çünkü tanıdığım/ yakınım arasında olan bütün insanlar söz konusu ve bu tuhaf rüyanın tabiri gerçekten anlattığı gibiyse, hiç biri garanti altında değil.

Neredeyse her gün şu eski rüya aklıma gelir, ben üzerinde hala kafa yorarken, bir de dün geceki rüya çıktı başıma.

Kendinize dikkat edin bence. Bu işin şakası yok. 


Not: az önce gene aradım, "baksana, rüyamı kendince tabir ettikten sonra korkup kelime-i şehadet getirdin değil mi, bu yaştan sonra zındık olmanı istemem” dedim. Yanılmışım, kendisiyle ilgili hiiiç endişelenmemiş şişko. Şaşırdı hatta bu sorumu duyunca. Üzerine gittim tabii, “bak belli ki ben sağlamım, Havva’da da sorun yok ama çevremdeki insanlar risk grubunda. Annecim kendine çeki düzen ver, ibadetlerini aksatma, yamulmanı istemem, 70’şinde mürted olduğunu duymayayım" dedim. Biraz duraksadı, sonra hak verdi bana. Ukala şişkonun teki ya, bir de ekledi, hadis varmış,  ahirzamanda insanlar sabah mümin halde uyanmışken akşama kadar kâfir olacakmış.

İşte böyle, korkuttuk birbirimizi. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!