Hayatım boyunca araba kullanmaya hiç heves etmedim. Bir kere bile olsun araba almayı aklımdan geçirmedim bile. Her ne kadar örnekleyerek lafı uzatma ve ancak o şekilde kendimi ifade edebilme huyum yüzünden verdiğim misallerde arabalara ve anlatımlarda onlara yüklediğim anlamlara sıklıkla rastlanabilecek olsa da, (mesela * veya **) aslında arabalarla hiç işim olmadığını bu blogu takip edenler bilirler. Öncelikle ortalama 20-3o milyar verip satın aldıkları arabayı sokakta, orta yerde bırakarak evde nasıl huzur içinde uyuyor insanlar, aklım almıyor bunu, evdeki eşya ve mobilyalar vs. toplasan o kadar etmez. Kedisini bile sokağa bırakmaz insan başına bir şey gelir diye, arabanın çalınması, veya başka bir aracın vurup kaçması, zırtapozların çizmesi... hepsi olası ve probable but not possible tarzında değil bu olasılıklar, her an her yerde olabilir; nitekim oluyor da. Sonra zaten o kadar param da yok, bankadan çekeceğim kredi veya babamdan, eş dosttan alacağım takviye ile araba alırsam daha da ürpertici olur benim için, arabayı her allahın gecesi otoparka mı bırakacağım; astarı yüzünden pahalı olur o zaman. Ayrıca masrafı da bitmiyor bu meretin: Sigortasından muayenesine, periyodik bakımlarından gayrı muayyen arızalarına kadar sürekli para yiyor. Ben kendimden kısacağım da bu dört yuvarlaklı makineye para mı akıtacağım yani? Bu noktada hemen şu düşünceler devreye girerdi bende: "Evim şehrin göbeğinde, downtown'un ortasında... gideceğim her yere taksi veya türlü ulaşım araçları ile ulaşabilirim, fazla da tuzlu olmaz bana. İş yerim ve evim arası yürüyerek 13 dakika, yağmurlu havalarda da 16 dakika tutuyor yavaş yürüdüğüm için, e o zaman araba benim için ihtiyaç değil." Bu şekilde arabasızlığı meşrulaştırınca, kazık kadar adam olduğumu söyleyip beni tahrik etmeye çalışan aileme karşı gelebiliyordum veya -evvel zaman içinde, kalbur saman içinde olduğu vakitlerde- kızlara da "valla durum böyleyken böyle, yersen..." demekten çekinmiyordum.
Derken çok şeyler değişti yaşamımda... öncelikle annemler bana yürüyerek 5 dakika mesafedeki evlerinden taşınıp allahın Yeşilköy'üne gittiler. Onlar gittiler, oraya yerleştiler ama ben haftada bir defa onları görecek oluyorum, o yol git git bitmiyor... Uzakmış mübarek Yeşilköy. Bu yetmezmiş gibi, tutup ruhuma gıda, hastalıklarıma şifa, kalbime ayna olacak hayatımı Üsküdar'da buldum. Ulan gözünü sevdiğim Avrupa yakasında ne var da millet kaçıyor oradan! Megaralılar Yunanistan'dan çıkıp onca yolu tepmişler, hiç bir yeri beğenmemişer ama ilk görüşte aşk gibi Suriçi'ne yerleşmişler, sonraları Heredot Kadıköy tarafındaki Khalkedon beldesinin insanlarını Suriçi bölgesi dururken Kadıköyde yaşadıkları için kör olmakla itham etmiş, Büyük Konstantin downtown'u görünce Roma'yı siktir edip İmparatorluğun başkentini tarihi yarımadaya kurmaya karar vermiş, koca peygamber o şehri alacak komutana ve ordusuna övgüler düzmüş, inadına annemler Yeşilköy'e kaçarlar, hayatım da Üsküdar'da hayat sürer. Bırakılır mı bu şehir? Nankörler! Yapayalnız ve arabasız, bir başıma kaldım bu koca eski şehirde be...
Bu akşama doğru işten çıkmak üzereyken ben, önümdeki sorunsal şöyleydi: Annem bitmiş olan ilacını bana hatırlatmayı unuttuğundan, utana sıkıla akşam arayıp haber verdi bugün ilaç kullanamadığını. Akşam kendisine getirmemi rica ediyordu. Annesi ne derse, ne isterse, iki eli kanda, üçüncü ayağı çamurda olsa yapmak farzdır insan olan adama. Ama bir yandan da hayatım akşam beni bekliyordu, yemek yapacaktı, söz vermişim. Ulan biri Yeşilköy'de ötekisi diğer kıtada! Hayatıma geç kalacağımı söyledim ve işten çıktım doğru anneme: Metroya bindim önce, CNR'da inip taksiyle Yeşilköy'e geçtim. Anneme yolda aldığım ilaçlarını verdim, kapıda yanağını öpüp ayakkabımı bile çıkarmadan ayrılıp Taksim dolmuşuna binmek üzere Köyiçine yürüdüm. Taksim dolmuşu ile Tepebaşına gidip oradan İstiklal'in sonuna kadar caddeyi adımladım ve Tünele geçtim, KaraköY'e geçerek vapurla Kadıköy'e attım kendimi. Gayet tabi hayatım ne kadar makul gerekçelerim de olsa uzun süre beni beklemiş olması nedeniyle şirinlik yapmamı filan bekliyordu. Oldu canım!!! Bu bezdiren sıcağın ortasında yaptığım acımasız şehir turu ve tüm vesaitleri deneyimlememden önce, zaten ben gün boyu ofiste bacaklarımı masanın üzerine uzatıp uyumuştum... Pöh!
Kendime bir araba alacak olursam bu benim için Atatürk İnkılapları kadar sarsıcı bir değişim olacak... Ben ortaçağda yaşamaktan memnunum a.q.! Memnnundum! İstanbul, bunu bana neden yapıyorsun!
Not 1- Bebişim de Yeşilköy'de oturuyor a.q.
Not 2- Nazar filan değer veya voodoo büyüsü gibi bir şey yapılır da hayatım diyerek hayatımı kendisine ataçladığım '76 model Cadillac ile aram bozulursa, kendime sevgili aramaya evimin arka sokağımdan başlayacağım. Bu ne ya! Ne benzin ne de can dayanır bu çileye!



