JoA tuhaf ve her okuyanın farklı bir şey anlayacağı türden bir
post yazmış dün. (Genelde öyle yazıları ben yazarım, ne yalan söyleyeyim biraz şaşırdım okuyunca, hoşum bile gitti.) Kendisi
psikopati'nin blogundaki bir video'yu yorumlayıp feci halde kişiselleştirmiş; eline sağlık demek düşer bize, kimisi limon suyu koyar turşuya, kimisi de sirke. Sonuçta keyifle okudum yazdığı metni.
Psikopati'nin bloguna koyduğu video ise bambaşka çağrışımlar yarattı bende: Benim jenerasyonum TV'de tenis müsabakalarını, jimnastik yarışmalarını, atletizm şampiyonalarını izleyerek büyüdü, hayatımda hiç yapmadığım ve bu yaştan sonra da yapmayacağım bir dünya spor dalı hakkında elimde bira ile oturduğum yerden yorum sallayıp hikmet yumurtlayacak görsel bilgiye sahibim, bu itibarla videoda görülen
Nemov ismindeki Rus jimnastikçinin performansını izlediğimde, serisini mükemmel tamamladığını ancak yere inişinin
"kötü ve düzensiz" olduğunu gördüm. Tam veya tama yakın bir puanı haketmek için kusursuz olmak gerekir, bu sevimli suratlı şaşı Rus delikanlısı kusurlu inişiyle güzelim performansına leke düşürmüştü.
Videonun paylaşım sitesi dailymotion'a konulmasının ana nedeni, sırasıyla salondaki seyircilerin juriye verdikleri karardan ötürü gösterdikleri tepki, bu tepkiden dolayı jurinin
-görülmemiş şekilde- tekrar biraraya gelip puanı azıcık yükseltmesi ama seyircilerin bundan da tatmin olmaması, sahne alma sırasını bekleyen Amerikalı sporcunun yaşadığı
-ve tamamıyla mağdur edildiği- durum, sonrasında şaşı ve şirin Rus Nemov'un seyircileri sakinleştirip diğer sporculara saygılı olmaya davet eden mütevazi ve müteşekkir mimikleri...
Psikopati'nin sayfasında İzlediğim video çağrışım dünyamın kışkırtmasıyla beni doğruca
Gladiator filmine götürdü, oradaki müthiş bir diyalogu anımsayıp imdb'ye baktım, karşıma çıktı:
Falco: Halkı bu şekilde kandırabileceğine [seduce] gerçekten inanıyor musun? Gracchus: Bence Roma'nın ne olduğunu iyi biliyor. Roma ayaktakımıdır. Onlara hokkabazlık yaptığında kendilerinden geçmelerini sağlayabilirsin. Özgürlüklerini al, hala devam edeceklerdir gürlemeye. Roma'nın kalbi Senatonun mermerlerinde değil, Colesium'un toprağında atar. Nemov, Arena'da öldürülmesine seyircilerin karşı çıktığı gladyatörden farksız değil miydi? Tribünleri dolduran kalabalık, hayatta kalmayı başaran, veya büyük kahramanlık gösterip iyi savaşan gladyatörlerin yaşamlarının bağışlanması için yumruk yaptıkları ellerinin baş parmaklarını yukarı kaldırır ve hep birlikte uğuldar, böylece protokol mahfilinde oturan koca amcanın kararına etki ederlerdi. İmparator dahi olsa, halkın bu arzusuna karşı koyamazdı, çünkü halkla karşı karşıya gelmek iyi değildir hiç bir totaliter yönetimde.

Nemov bu olaydan binlerce sene sonra yaşayan sevimli yüzlü ve tevazu sahibi olduğu her halinden belli bir delikanlı. Ayrıca günümüzde halkın değil, hakemlerin, jurinin, uzmanların, otoriter olduğu kabul edilen yetkilendirilmiş kişilerin kanatleri önem kazanıyor yarışmalarda. Zaten yarışmacılar da canlarını değil, becerilerini ortaya koyuyorlar ortaya.
Ama Atina'daki salonda bulunan seyirciler ne yapıyorlar? Kısaca,
"sizin değil, bizim kararımız önemli, siz orada oturan altı kişi uzman olabilirsiniz ama biz öyle düşünmüyoruz" tavrını gösterip neredeyse
"oraya geliriz, ananızı..." havasında protesto ediyorlar verilen kararı.
Demokrasi böyle bir şey işte...
René Guénon'un ifadesiyle;
niceliğin hüküm sürdüğü, “Kaba kuvvet”in ister kitle imha silahı şeklinde kendisini gösterdiği, isterse “basit ve sıradan ama kalabalık aşağının, elit ve aydın yukarıya tahakkümü” şeklinde demokrasi formuna büründüğü yaklaşım, Platon'un Teknokrasisi yerine çoğunluğun zülmü şeklini alıp hayatın her alanına sızıyor.
Nemov çok güzel hareketler yaptı. Ama berbat düştü kardeşim! Bok yığını gibi çakıldı zemine!
İnsan düşünür. Ama Kalabalıklar düşünmez. Gürûhların aklı değil, duyguları vardır sadece. Hiç unutmam, 1999 senesinde Fransa Açık Tenis Turnuvasının finali, inanılmaz bir dramaya sahne olmuştu: Steffi Graf ve Hingis, biri kart tavuk ve veteran, diğeri çıtır piliç ve yeni trend iki tenisçinin mücadelesinde, Hingis hallaç pamuğu gibi atıyordu Graf'ı, sanırım henüz 18 yaşında olan Hingis çoşkulu, hırslı ve heyecanlıydı kendisi daha ilkokuldayken TV'de idol olarak gördüğü Grafı'ı binlerce kişi önünde bozguna uğrattığı için. İlk seti Hingis aldı, ikinci sette de önde ve rahat rahat finali kazanabilecek bir oyun sergilerken, bir topun çizgiye mi, yoksa sahanın dışına mı çıktığı konusunda hakemle polemiğe girdi, itiraz etti, ofladı pufladı. O andan itibaren -güya elit olan tenis seyircileri- Hingis'e tepkiler yağdırmaya, moralini bozacak davranışlarda bulunmaya başladılar... Kızcağızın eli ayağı birbirine dolandı oyunun geri kalan kısmında, skor olarak çok gerilerden gelen Graf, sonunda oyunu kazandı ama, saha ortasında duran ve hüngür hüngür ağlayan, tribünlere
"bunu bana neden yapıyorsunuz?" diye bakan Hingis, sanki bir tribün dolusu insan tarafından ayrı ayrı ağzına sıçılmış hissiyatı yaşıyordu.
Kimse, "bu kız 18 yaşında, daha oy kullanacak yaşta bile değil, çocuk henüz" demedi o tribünlerde.
Ersin Aybars bir derste
"bir grubun zeka ve zihinsel kapasitesi, o grubun içinde en gerizekalı bireyin seviyesine eşittir" diye fısıldamıştı bize.
Atina'da hiç kimse, Nemov'un aldığı puanı protesto etme amacıyla yuhlama sesleriyle yaratılan uğultu esnasında, platforma çıkmak için sırasını bekleyen ama her defasında geri gönderilen Amerikalı jimnastikçiyi düşünmedi, umursamadı, o korkmuş, şaşkın, sıkıntılı bakışlarını farketmedi,
"bunu bana neden yapıyorsunuz?" diyen ruhuna siktir çekip yuhlamaya devam etti o insanlar...
Ben yazayım adını: Paul Hamm...