Gregor, fi tarihinde yazmış olduğum bir postun altına düştüğü yorumlardan birinde ^ben yıllardır "bir alış veriş merkezine elinde makinalı bir tüfekle girip katliam yapan biri çıkmadı henüz şu ülkede" diye sevinip, muassır medeniyeti yakalayamadığımız için keyif içindeyken...^ cümleciğini kullanmıştı. (Malum, postlara yorum yapmak için açılan pencerede "Aleyhinde delil olabilir" yazıyor, böyle zamanlarda çok işe yarıyor kayıtlar.) Düşününce, gerçekten de haklı bu adam, ununu elemiş eleğini asmış ülkelerin çoğunda ya okul baskınlarında, ya AVM'lerde sosyopat tiplerin ellerine geçirdikleri otomatik silahlarla veya patlayıcılarla belki sadece zevk için, belki de türlü kişisel/patolojik nedenlerle bir düzine insanın canına kıydığı gördük, görüyoruz. Gelişmiş, zengin ülkelerin alameti farikası olan yalnızlaşma, yabancılaşma (alienation) gibi kavramların hediyesi de böyle katliamlar işte.
Bizde böyle bir şey olmaz.
Geçmişte dünyanın öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanılırdı. Sonralarda mürekkep üzerinde yüzmeye başladı bu gezegen, geminin rotasında namlu vardı, yakıtı da baruttu o geminin. Ardından spekülatörlerin hisse senetleri diliyle konuştukları yeni bir lisan gelişti yeryüzünde, küçüldü dünya tv ve internet sayesinde ve artık insan özne olmaktan tamamen çıktı, nesneye dönüşme sürecini tamamladı bunca aşama sırasında... Bu yüzden yalnız kaldı, içine kapandı ve öfkeyle doldu taştı: Fight Club veya Elephant gibi filmlerde gözlemlediğimiz öfkenin dışavurumu, aslında Gregor'un sözünü ettiği "muasır medeniyet"in şiirlerinden ibaret. (Elephant biraz zor bir şiirdir ama güzeldir.)
Ama işte, dediğim gibi, bizde böyle şey olmaz.
Öküz boynuzları üzerinde duran bir toplumun yegane kaygısı ve derdi, bir sonraki öğünde ne yemek yiyeceği ile kimin kukusuna kimin gireceğidir.
Vaktiyle yazdığım bir postta bir astsubayın, polis memuresi olan eşini rahatsız eden eski sevgilileri -polisleri- dayısının oğlu olan MLKP üyesi bir militana şikayet etmesi ve ilgili militanın tacizci polisleri öldürmesine ramak kala yakalanmasına değinmiş, uzun uzun eğlenmiştim konuyu yorumlarken.
Mardin'de yaşananlar (eğer bize aksettirildiği gibiyse) gene dönüp dolaşıyor, kuku meselesinde düğümleniyor.
Polisi, askeri, okumuşu, cahili... Bu ülke hala öküzün boynuzları üzerinde duruyor.
O boynuzlar kime girerse artık...
arizona dream den:
YanıtlaSil"erkek,güzel bir kadın kendisine bakınca protein üretir.ve eger kadın gözlerini erkege dikmeye devam ederse ölümcül seviyede protein üretilir.bunun bir damlası bir gergedanı iki saniyede öldürmeye yeter."
bununla kimisi dağları deliyor, kimisi uçak yapıyor.
kimisi katliam.
öküzün boynuzlarında veya mürekkeb denizinde, Adem peygamberin çocuklarından itibaren -ki yine aynı sebeple- bu böyle süregelmiş.
:)
Özlemiştim üstad..
YanıtlaSilDediklerin doğru da bu Mardin işinde başka iş var gibi...
YanıtlaSilMihman,
YanıtlaSilolayların sebebi olarak gösterilen gelinin/hatun kişinin resmini gördüğümde hayal kırıklığına uğradım; benim kafamda hep Yunan illeriyle Truva'yı birbirine düşüren Helen'in Mardin versiyonu gibi bir şeyle karşılaşacağım vardı halbuki. Elbette Agamemnon ve tayfasının derdi Helena'nın kukusunu Menelaos'un yatağına geri götürmek değildi, çok başka dertleri de vardı onların - tıpkı buradaki insanların ve insan kılığındaki şeytanların kafalarındaki gibi. Gene de, öküzün boynuzları giriyor işte birilerine!
münzevî,
Şerefyâb oldum efendim.
La Santa Roja,
Ben karikatürize ettim kendimce. The Guardian geçenlerde Türk-Ermeni-Azeri görüşmelerini "Vahşi Doğu'da yakınlaşmalar" diye haber vermişti, bu vahşi doğu aslında 'Wild West'in enfes bir telmihiydi, ülkemizin doğusundaki 'Wild West'te kanun yok, eline kalashnikov alan kendine kanun diyor, korucu denilenler de şeriflik taslıyorlar.
Fonda da Anthrax'ın enfes klasiği çalıyor, "I'm the Law"
http://www.youtube.com/watch?v=p1EMGeOR20c
6 Mayıs 2009 tarihinde www.postmortemofvirgilius.blogspot.com isimli internet sitesinden yayınlanan "Mardin Hatırası..." isimli yazıya ilişkin tezkiptir:
YanıtlaSil1. Öncelikle Elephant' ın nesi zor arkadaşım. İki homoseksüel öğrenci birlikte duş alırlar. Akabinde bunları okuldakileri vururken, siktiriboktan kamera açılarıyla görürüz. kamera kullanımı sayesinde okul koridorlarında gezerken zihnimizde okulun krokisini çıkarmış bulunur aynı zamanda sürekli karakterlerin kıçına ve sırtına odaklanmış kamera ile göte sırta doyarız. bu mudur şiir bu mudur şair. buradan şaire seslenmek istiyorum o zaman. “Yağdı yağmur çaktı şimşek. Sende mi şair oldun be eşşeoğlu eşek”
Tekzip bitti, şimdik diğeri
2. Rivayetler türlü türlü ama fotoğrafı gazetelerin sayfalarını süsleyen kızda bu rivayetler içerisinde sebeplerden biri.
Kıza baktım. Alıcı gözüyle baktım. Belki haksızlık yapıyorumdur diye talibiyle empati kurup baktım.
Belki benim sevgilimin olması bende ahlaki bir takım durumlar yaratmıştır tam empati kuramamışımdır diye düşündüm ve bu kızın anne babası gibi olduğumu hayal edeyim dedim.
Sonuç: “Evlat olsa sevilmez” bir kız yüzünden yaşanmış bu olayı işyerimde ki karşı cinse aktarırken kızın tipinden dem vurduğum anda en haşin şekilde eleştirildim. “Tiple öyle dalga geçilmez”miş. Bu bayanların tipe göre personel istihdam ettiklerini ise dip not olarak ekleyelim.
3. “Kırsal yaşamda seks ve üç maymun” isimli yazımı henüz yazamadığım için konuya daha derinlemesine giremiyorum ama Tinto Brass’ ın ilham aldığı bir şey varsa o da köy insanının gizli cinsel yaşamıdır.
Gregor,
YanıtlaSilmaddeler halinde mukabele edeyim ben de:
1- Gus Van Sant'ın Elephant'ına laf söyletmem birader. Şiir işte, bal gibi şiir. O çocuklar ibne değildi (sen homoseksüel ya neyse) ama sözünü ettiğin sahnede hayatlarının son günlerini idrak ettiklerinin bilincinde, katliama gidecekleri sabah evden gusul abdesti alarak çıkmak istediklerinden duşa girmişlerdi. Dünya ahiret birbirlerinin bacısı olduklarının bilincinde, daha evvel hiç bir kızı öpmediklerinden de hazır duş altındayken dudaklarının bekaretlerini bozmak istediler.
Okul krokisi, sırt ve popo dikizi konusuna girmeyeceğim. Ama şiir meselesine geri dönecek olursak, Sümbülzade Vehbi'nin meşhur beyiti selamlasın seni:
"“Başkadır ilm-imkân me’ânide mezâyâ/yı nikât
Görmez ol dikkat-imkân nâdideyi a’mâyı sühan”
(Yani, mânâ ilminde nüktelerin üstün nitelikleri başkadır; Şiir körü, az rastlanılan o inceliği göremez.)
Not: Hacı sen bir de Gerry'i seyret, Matt Damon ve yanındaki sap, abartısız 45 dakika çölde sürünüyorlar, tek kelime etmeden... Öööyle izledim, bir daha da festival filmine gitmedim a.q. Bir de Goriot Baba'yı okurken böyle hissetmiş, "öl ulan, öl de kurtulayım şu kitaptan" diye sövüp durmuştum. Sonrasında bir daha Balzac da okumadım.
2- Ben Helen'den de kuşkulanmaya başladım. Zaten bu akşam hayatım "Kleopatra da çirkinmiş, sikke ve resimlerden bu sonuca varılmış" dedi bu konuyu konuşurken, hadi Liv Tyler için filan olsa gam yemeyeceğim...
Yoksa şu hatunun bir de boy resmini mi görseydik... Yok lan, töre filan, alimallah...
3- Tinto Brass favorim "Capriccio"
ve tabii ki Francesca Dellera!
(hayatım sen bu maddeyi okumasaydın ya)
güzellik algımız, bırakın çağları, seneler içinde bile değişiyor.
YanıtlaSililk erotik filmler çekileceği vakit, sanırım 80li kilolarda kadınları "hastalıklı" gerekçesiyle oynatmamışlar.(tarih, bugün şişko sayılacak kadınların nü tablo ve heykelleriyle dolu)
son yüzyılda ne olduysa, bir dirhem etin pek de ayıp örtmeyeceğine karar verilmiş.
son senelerdeyse uzun süre standartlaşan 90-60-90 ölçüsü bile değişti.
öte yandan bugünse çok zayıf mankenlerin podyuma çıkamaması gündemde. (böyle bakınca helenistik çağdaki "kadın insan mıdır?" sorusunun üstü kapalı sorgusunun sürdüğünü düşünüverdim birden)
başka bir örnek: Osmanlı sarayında küçük ve kalkık burunlu kadınlar itibar görmezdi. hatta eskiden küçük burun itibar görmezdi. ne kadında ne erkekte. iradenin ve güçlü karakterin işareti büyük ve sivri burundu.
bir de, şu ana kadar asil bir soydan gelip de güzel olan, daha doğrusu güzel olup da tarihte sivrileni kadın pek görmedim.
-gerçi helen'nin hikayesinde güzelliği meşhur.-
helen veya kleopatra, güzel olmayabilirler. ya da o günkü güzellik algısı kim bilir nasıldı...
kadın nüfus, erkek nüfustan fazla. bundan kim bilir kaç yıl sonra her erkek başına iki kadın düşücek. işte bu durumda, ya bir tanesini bile paylaşamayan erkek, ikincisi için 3. dünya savaşı çıkaracak veya joker hakkının varlığı onu pasifleştiricek. işte böyle olursa, belki artık biz sizin için 44 kişi falan öldürürüz. (:
YanıtlaSil