...A war raging deep inside my head...
Aslında yaşanır bir hayatım var, güzeldir her şey, çikolata yer ve FIFA 2007 oynarım, sigara içer ve kitap okurum, bira içer ve porno izlerim, Slayer dinler ve ona eşlik ederim, karşı dairedeki sarışın ve dolgun hatunu dikizler ama o beni balkonda gördüğü zamanlar ignore eder, yüzümü çevirip bakmam, arkadaşlarımla derin psikolojik-felsefi muhabbetlere girer, hemen her zaman onları safıma çekerim, idol olma iddiama halel getirmem, ne yaparsam yapayım bana katlanan anneciğime haftada bir defa gider kaşarlı-pastırmalı yumurta yerim, babamla politika üzerine konuşur, kardeşimle NBA üzerine derin geyiklere dalarım, Yusuf’umu öper okşar, ufaklığı olan mızmız kızı bakışlarımla ağlatır, özel bir gayret sarfetmesem de hoşuma giden bir tarzda insanların nezdinde “uyuz ve sinir biri ama sevilesi ve özel” hissi yaratırım, ki bunda fevkalade başarılı olduğum da söylenebilir. Kimseye ihtiyacım olmadığı gibi bir başkasının da bana gereksinim duymasını engelleyecek tavır tutumlar içerisinde [ ve gayet doğal] bazen asosyal, kimi vakitler de anti-sosyal karaktere bürünürüm, bu şekilde tüm beklentilerden sıyırırım kendimi, beklenti “life is for my own to live my own way” düsturuna vurulan bir darbedir çünkü, hayatımın her anında ve safhasında yalnız olduğumu ve yaşarken de, ölürken de kimsenin benim/benimle olmayacağını, istese de bunun olanaksızlığını, tahammül etmezliğimi/edilemezliğimi, başıma buyruk olmanın bende yarattığı hazzı ve mutluluğu çok önceden fark ettim ben… Manyak Doğan Soyaslan hocamın dediği gibi “Sabancı da aynı kebabı yiyor, ben de, o zaman o kadar para gerekmez, ihtiyaçlarımı karşılayıp dilediğime sahip olayım yeter” şeklindeki eleştiriye açık saçma sapan bir önerme bana makul gelir, param bana yeter, kadınlar her yerde her zaman bulunur, kitaplar alınır ve okunur, satırların altını çizmek ve sayfaların üzerine not almak için kalemim daima hazırdır…
Benim aslında mutlu olmam gerek… Bir eksiğim yok… Fazlam var… Kitap yüklü bir eşek gibiyim, okuduğumu unutmam pek… Herkesle her şeyi konuşabilirim, bilgi ve görgümle ezilmem kimsenin karşısında. Sekste iyiyim, cins-i latif olarak bildiğimiz ama aklını en az biz erkekler kadar şehvetle bozmuş türün üyeleri bayılır beni kullanmaya. Yakışıklı sayılmam, aksine aldığım kilolarla iyice şiştim bu aralar, gene de yüzüne bakılmayacak bir tip değilim sanırım… Harika bir ailem, az ama bana değer veren birkaç dostum var… İş yerimde daima ön plandayım, on yıldır hiç kimse hakkımda tembellik, savsaklama, beceriksizlik nevinden bir eleştiride bulunmadı, zaten it gibi çalışmayı seviyorum, işkolik misali.
Aslında görünür hiçbir sorunu olmayan erken-orta yaşlı insanın, lise yıllarından beri devamlı “ölmem lazım, gecikmesin bu, biran evvel terk edeyim bu dünyayı, yetti gayri” havasından sıyrılamaması ve yüzeye çıkıp nefes aldıktan sonra sebepsiz yere tekrar derinlere dalarak ya bir köpekbalığının kendisini parçalamasını, ya vurgun yiyip yamulmayı ya da buzlu bir denizde yukarı çıkacak menfez bulamamayı ümit etmesi, tipik “nimete edilen küfür” nevinden ele alınabilir.
Çarpılacağım bu gidişle…
Gene de, Çarpacak Olan, bu arada alsa canımı keşke…
2+2=4 olmuyor bazen...