Uğursuz Kasım ayı gelince, bende tekrar bloga üst üste yazılar döşeme arzusu depreşti ama kendimi bir şekilde frenliyordum. Bugün ne değişti de bu yazıyı karalıyorum peki?
349 gün sonra, bugün bu eve yabancı bir insan geldi: Tesisat ustası çağırmak zorunda kaldım; üst kattaki tuvaletin sifonu ne zamandır su sızdırıyordu ama akan su miktarı artmaya başlayınca, gömme sifonlar da puzzle gibi olduğundan benim becerimin çok üzerinde, bir usta lazımdı tamir için. Conta yavşamış, değiştirdi, gitti. Adam evin kapısından girerken ona yalnız yaşadığımı, 349 gün sonra bu eve gelen ilk insanın kendisi olduğunu, ayrıca temizliğe de kimse gelmeye razı olmadığı için evin pisliğini hoş görmesini söyledim, gülerek alışık olduğunu söyledi.
Eskiden pek meraklı olan ve eve her kim gelse mutlaka tadına bakan kedim, ücra bir köşeye saklanıp burnunu bile çıkarmadı bu defa, usta gidene dek. Still-Havva ile evliyken onun annesi, benimkiler filan arada gelirlerdi, kedim de hep ortalarda çantalarını, kıyafetlerini, ayaklarını koklar, dolanırdı. Bu vesileyle farkına vardım ki 349 gün boyunca benden başka hiç kimseyi görmeyen kedimin dünyası da küçüldü, benimle sınırlandı. Gerçekten ben olmazsam ne yapar bu kuyruklu prensesim, bilemiyorum.
Dün ilginç bir şey geldi başıma: Yürüyüşe çıkmıştım, Garanti ATM’sinin köşesine doğru yavaşça adımlarken uzaktan gördüğüm bana doğru yürüyen silüetin Still-Havva olduğunu düşündüm, kırmızı yeleği vardı ama fiziği ona çok benzeyen ve hemen aynı yaşlarda bir kadın daha oturuyor bu civarda, onun da kırmızı yeleği var, o nedenle hemen emin olamadım, gözlerim de bozuk olduğundan iyice yaklaşmadan anlayabilmem mümkün değildi. ATM önüne aynı anda vardık sayılır, o sırada onun yüzünde huzursuz bir mimik oluştu ve başını çevirdi, ben de yanından geçerken “merhaba” dedim hafifçe. Bana doğru dönüp “Aaaaaa” diye şaşkınca ses çıkardı, hiç durmadan elimi sallayıp yürümeye devam ettim.
O ATM hemen her zaman boş olur, o sırada 2-3 kişilik bir sıra vardı, o nedenle yüzünü ekşitmiş olabilir mi? Yoksa beni gördüğü için mi suratını astı ve görmezden gelerek başını çevirdi, gerçekten bilmiyorum.
Merhaba demeyip yanından usulca geçse miydim? O beni görmezden gelmeyi tercih ediyorsa, benim iğrendiği bir böcek olmama rağmen kendimi görünür kılmam ne kadar doğru bir davranıştı?
Belki de beni tanımamıştı, kep, güneş gözlüğü… Bakmamış bile olabilir.
Çıkardığı “Aaaaaaa” şaşkınlık nidası samimi miydi, yoksa rol icabı mı?
Kendimi “merhaba” diyerek aşikâr kıldıktan sonra hal-hatır bile sormadan el sallayıp yanından geçmem ve yürümeye devam etmem de tuhaf ya da ayıp mı?
Benden iğrendiğini, uzak durmak istediğini biliyorum. Ayrılırken ‘arkadaş kalmak istediğini’ söylediğinde ona inanmıştım, ya sonradan fikrini değiştirdi, veya o vakitler gazımı almak için beni kandırmıştı, bilemiyorum orasını.
Eve geldikten sonra, onca haftanın ardından ilk defa doyasıya ağladım. Zavallılığıma.
Bu da benim november rain'im.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!