7 Haziran 2024 Cuma

Bu Kadarı da Olmaz Dedirten Tuhaflıklar Üzerine...

Öğlen Havva ile birlikte evden çıktık, el ele yürüdük Marmaray istasyonuna. Havva okula gidecekti, bölüm başkanı ile birinci sınıfta olduğu sosyoloji lisans programının henüz sınavına dahi girmediği yüksek lisansının sonunda yazacağı tezin konusunu müzakere etmeye, ben de Bakırköy’e, annemlere dondurma alıp ziyarete. Böyle ilginç hayatlarımız var sevgilimle. Küçükyalı’dan trene bindik, oturacak yer bulduk, o kitabını açtı, ben de telefonumu: Sabah Kürşat Demirci’nin bir seminerinde bahsettiği Sümer Mitolojisinde yer alan Apkallular’ı araştırmıştım, okumalarım sırasında gözüme çarpan bazı serbest yorumlarda Apkallular’ın Kitab-ı Mukaddes’te geçen Nefilimlerle ilintilenebileceğine dair ifadeler çarptı gözüme, sonra Nefilimlerin islam kaynaklarında geçip geçmediği merak etmiştim ama evden hazırlanıp çıkacaktık işte, annemlere dondurma alacaktım, hem ikisinin de ayaklarındaki ödemleri kontrol edecektim. Bu meseleyi okumaya trende devam ederim düşüncesindeydim. Ulan tabi ki biliyorum, yok devmişi yok düşmüş melekmiş, yok Nefilimmiş, bunların hiç birisinin İslam’da bahsi yoktu, ama mutlaka birileri bu konuda bir şeyler yazmış olmalıydı. Açtım telefonu, google aramalarım beni İslam Ansiklopedisi’nin Ûc bin Unuk maddesine yönlendirdi, bu da kimmiş diye tıklayıp okumaya başladım, birkaç dakika sonra diğer yanımda oturan bir kadın – varlığının farkında bile değildim, okumaya daldığım geyik ötesi israiliyyat masallarına dalmıştım- benimle durduk yere gayet kibar bir üslupta konuşmaya başladı:


“Çok özür dilerim, istemeyerek telefonunuza gözüm kaydı, okuduğunuz şeyleri gördüm, Mekke diye bir kutsal şehir yok, aslında Petra’da yaşamış Muhammed. Arkeolojik verilerle ispatlandı bu konu, Petra’nın duvarlarında Muhammed yazıyor, Mekke’nin ve Kabe’nin kutsal olduğu masalını bize iktidarlar tahakkümleri için yutturdular.”


Neden? Neden ben? NEDEN BEN?! BENİ NEREDEN BULUYOR BU İNSANLAR?!


Bir düz dünyacı olsa konuşan, daha ilgi çekici gelirdi söyledikleri. En azından durduğumuz yerden baktığımızda dünyayı düz görüyoruz, binlerce yıl, bazı ilginç istisnalar vaki olsa da insanların hemen hepsi dünyanın düz olduğuna inandı, nihayet Magellan’ın Seferiyle aydınlandılar, sonra bilimsel gelişmelerle daha çok insan dünyanın küre şeklinde olduğunu öğrendi ama 21.yy'da bile hala dünya düz diyen süzme salaklar var. It’s ok. İyi ama bu kadın bana müslümanların kutsal şehri Mekke değil, Muhammed Petra’da yaşamış diyor. Bir de cevap bekliyor. Söylediği deli saçması, ne cevap verilir ki buna? Bu tip şeylere denk gelmiştim zamanında, zerre kadar kafa yormaya değer bulmamıştım, iddialar o kadar tutarsızdı ki. Kadına şizofren olup olmadığını da soramam, bu kadar kibar bir deliye kötü davranmak yakışık almaz.


“MS 7. yy’dan bahsediyoruz, o dönemde Petra yerleşim yeri özelliği taşıyor muydu? Terk edilmemiş miydi? Yani bu iddianız tarihte hangi zamana denk geliyor?”


“Arkeolojik veriler var. Muhammed’in adı Petra’da çıktı. Yani nerede ders veriyorsunuz, hocasınız bilmiyorum, ama bunları da bilmenizi isterim. Aksine inanmak için delile ihtiyacım var.” 


Bunları söyledikten sonra avukat olduğunu, aslında Hristiyan bir aileden geldiğini, fakat kendisinin hiçbir dine inanmadığını, sadece iyi bir insan olmaya gayret ettiğini söyledi. 


Daha konuşacaktı besbelli, derken o sırada bir istasyonda durdu tren, diğer tarafımda oturan Havva’ya döndüm, kadının da duyabileceği ses tonuyla “hangi duraktayız aşkım?” diye sordum.


Bu hamle ile kadını şaşırtıp susturdum, sağ yanımdan sol tarafımdaki Havva’ya bakarken “Üsküdar’dayız” cevabı geldi canikomdan. Kesinlikle şeytani bir hamleydi benimkisi. Kadın bir süre sesini çıkaramadı, ben put gibi oturmaya devam ettim, Havva da kitabını okuyor gibi yapmaya.


Çok sürmedi, “sizinle konuştuğum için eşiniz rahatsız olmamıştır umarım.” diye mırıldandı.


İçimden kıs kıs gülerken “bilemiyorum, eşim adına konuşmak bana yakışmaz” dedim.


Bu defa Havva’ya yöneldi kadıncağız. (Artık kadıncağız oldu.) Nazikçe konuşmanın içeriğini özetleyip eğer huzursuz olmuşsa Havva’ya özür beyan etti. Havva da iç ferahlatıcı tavrıyla kadıncağızın endişesini giderdi, elindeki kitaba döndü. Yenikapı istasyonuna gelmiştik, önce Havva, hemen arkasından kadıncağız indi. 


Birkaç dakika sonra Havva’dan telefonuma gelen mesaj: “Çok eğlendim, kitabımı okutmadınız, mitinizi de alın gidin!”


Sonraki mesajı da şöyle: “Arıza Mıknatısı.”


Tekrar yazacağım buraya: Neden ben?! Nasıl buluyorlar beni?





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!