Annem yazın başında ABD’ye, kardeşimi ve torunlarını görmeye gitmişti, orada geçirdiği bir ay boyunca kardeşimin telefonunu değiştirme yönündeki baskısına direndi, ABD’den telefon getirmenin eskisi gibi avantajlı olmadığını, abartılı ölçüde yükseltilen IMEI ve diğer kayıt ücretleriyle bu alışveriş verişin anlamsızlaştığını, ayrıca apple care kapsamından çıkartılmış bir ülke olduğumuzdan telefon alacaksa Türkiye’den garanti belgesiyle edinmesinin mantıklı olacağını tembihlemiştim anneme. Neyse, bunun üzerine kardeşim anneme para vermiş, Türkiye’ye döndüğünde artık iyice döküntü bir hal alan telefonunu yenilemesinde ısrarcı olmuş. Fakat parayı cebine atan annem, gayet mantıklı bir şekilde ‘parayı ziyan etmeyeyim, bu telefonla da idare ediyorum bal gibi’ düşüncesiyle geçirdi aylarını. Döküntü dediğim telefonu da Iphone 6. 2015 senesindeki anneler günü vesilesiyle Erzurum’dan o zaman henüz taşınmayan kardeşime parasını göndermiş, ‘para benden ameleliği senden’ demiştim, hiç ikiletmeden Zorlu’ya gitmiş, telefonu alıp anneme ikimizin hediyesi olarak takdim etmişti kerata. Şimdi ise durum tam tersi, parayı o anneme vermiş, ‘abim sana güzel bir telefon alsın’ demiş. Demiş de, ne kadar modeli eski, güncellemelerle yavaşlamış, tipi yaşlanmış da olsa telefonunu kullanabiliyor pek ala. Geçen zaman içinde kardeşimin sürekli sorup kadıncağızı bunaltması neticesinde annem artık yelkenleri suya indirdi ve bana parayı teslim etti, ‘kardeşinin dediği gibi bir telefon al artık, çok söyleniyor, zaten parasını da verdi, haklı’ diye ekleyerek. Peki dedim anneciğime.
Geçen hafta Havva ile Akasya AVM’ye gittik, orada da bir Apple Store var. Anneme almaya niyetli olduğum telefonu belirlemiştim önceden, Iphone 11, 128GB, beyaz. Bu telefonun bugün itibarı ile ücreti 8449TL. En son model değil, onun ardından Iphone 12 ve Iphone 13’ler çıktı piyasaya. Ama almaya niyetlendiğim model sosyal medya canavarı olan anneciğim işini fazlasıyla görür. Elindeki para da hemen hemen o kadar zaten. Neyse, Apple Store’un önüne vardığımızda yoğun bir kalabalık dikkatimizi çekti. Kapıdaki kibar görevliye sorduk, meğer içeriye randevu alınarak girilebiliyormuş ancak. Randevu da Apple’ın internet sitesinden alınıyormuş. Kalabalık da galiba yirmi gün önce piyasaya sürülen Iphone 13, Iphone 13 Pro ve Iphone 13 Pro Max modellerini satın almak için sırada bekliyormuş. Görevli çocuğa anneme almak istediğim modeli sordum, ellerinde yokmuş. Baktı, Zorlu’da sarı renginden bir tane kalmışmış. “Yeni ürün sevkiyatı olduğundan, bir süre... ama ilerleyen zamanda... tekrar...” diye bir şeyler söyledi çocuk, inanın bana ne dediğine kulak veremedim bile... Şaşkın, rahatsız, tiksinti dolu duygular içinde kös kös geri döndük. Havva da benimle aynı halet-i ruhiye içindeydi: Korku. Mübalağa etmiyorum, korku duyduk.
Bu korkuyu anlatmam lazım şimdi.
Herkes Charles Dickens’ın şaheseri İki Şehrin Hikayesi’ni okumamıştır ama mürekkep yalamış çoğu kimse bu eserin giriş cümlelerine bir yerlerde denk gelmiştir: “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, he her şeyimiz vardı hem hiç bir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da öteki yana”. Böyle başlar roman, bir alt paragrafta ise şu cümle dikkat çeker: “...halkın açlığı pahasına karşı doyan soyluların her şeyin ilelebet böyle güllük gülistanlık devam edeceğine dair bir inancı vardı.” Hissettiğimiz, bizi dehşete düşüren korku yukarıda alıntıladığım satırlarda gizli.
Daha da açıklayıcı olayım, madem başladım yazmaya.
Anneme almak istediğim telefon, Iphone 11 – 128GB – Beyaz, 2019 senesinden beri piyasada. Türkiye’deki fiyatını da zikrettim az evvel, 8449TL.
Geçen sene satışa çıkan Iphone 12’yi atlıyorum.
Apple Store’ların önündeki kuyruğa, kalabalığa sebep olan 2021 yılının ürünü, yirmi hafta önce arz-ı endam eden,
Iphone 13 – 256GB telefonlar 12999TL,
Iphone 13 Pro – 256GB telefonlar 16999TL,
Iphone 13 Pro Max – 256GB telefonlar 18999TL fiyatıyla satılıyorlar. 512GB ve 1TB ürünler de var, fiyatları o zaman 20999TL ile 22999TL’ye kadar çıkıyor.
Allah şahidim, utanarak, çekinerek gitmiştim anneme telefon almaya. Bir tomar parayı telefona gömmek, zaruret haricinde içimden gelmiyordu, hele bu devirde. Bu devir vurgusunu yapmamın sebebi ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar, geçim derdine düşen insanların son dönemde artması ve kaçınmanın mümkün olmadığı hayat pahalılığı. İşsizlik resmi rakamlara göre %12 küsur ama bunlardan başka milyonlarca insan, ne hikmetse iş aramıyor. Bir yandan da işverenler, patronlar çalıştıracak eleman bulamamaktan şikayetçi. Bu anlamsız görünen cümleler, asgari ücretin ne kadar olduğunu hatıra getirdiğimizde ancak bir şeyler ifade edebilmekte: Türkiye’de şu an asgari ücret, yani çalışanın kazanacağı para 2825TL. Aslında patronlar “insanlar iş beğenmiyorlar, iş var işçi yok, çalıştıracak kişi bulamıyoruz” diye ağlarken aylık 2825TL maaşla kimse çalışmak istemiyor diyorlar farkında olmadan. Bir sözelcinin blogu için çok fazla sayı var bu yazıda, ama ne yapalım, biraz daha yazmam gerek bu konu üzerine:
En ucuz kiralık evlerin olduğuna dair haberlere denk geldiğim Sultanbeyli’ye baktım; sahibinden’e göre ilçenin bugün itibarı ile en ucuz dairesi, 2+1, yirmi yıllık bina, sobalı, 800TL’ye ilana çıkmış. Asgari ücretle çalışan biri, maaşının 800TLsini bu eve verecektir, geriye 2000TL kaldı. Mutfak masrafı, giyim masrafı, ulaşım masrafı, elektrik-su- telefon faturaları, sağlık giderleri, çocuklarının eğitim harcamaları ve aklıma gelmeyen başka şeyler, nasıl yetecek bu 2000TL? Bunun mümkünatı yok.
Öte yandan, birileri, kimileri Apple Store önünde kuyruktalar. Anneme almaya niyetlendiğim telefon üç aylık asgari ücretin karşılığından fazla bir para tutuyor. Diğer, daha yeni model telefonlarda bu oran 9 asgari ücreti dahi aşıyor.
İki Şehrin Hikayesi’ne gelelim.
Neden korktuğumu söylediğimi şimdi anladınız mı?
Aşağıda iki şekil görüyorsunuz yan yana duran. Ekonomist veya sosyolog değilim; hiçbir konuda uzmanlığım olmadığına da defaten değinmişimdir. Fakat bu iki şekil (aslında mercekleri anlatan birer çizim bunlar) pekâlâ bir toplumun sosyo-ekonomik hallerini temsil edebilir. Soldaki resim ideal bir gelir dağılımını gösteriyor, toplumun büyük çoğunluğu birbirine yakın, zenginliği bölüşüyorlarmış görünümü bu. En zenginlere ve en yoksullara doğru daralıyor uçlar, nicelik olarak azlar. Sağdaki şekil ise gelir dağılımındaki çarpıklığa işaret ediyor. Azımsanmayacak kadar çok insan varlığına varlık katar, lüks ve şatafat içinde yaşarken, boşalmış orta kesimden (Özal buna orta direk derdi.) insanlar fakirlik içinde debeleniyorlar. Asgari ücretli Iphone’a imrenerek değil, haset ile bakıyor.
Bu gidiş iyi değil. Gelir dağılımındaki eşitsizlik tüm dünyanın sorunu, ama içinde yaşadığımız toplumda üzeri örtülemeyecek bir hal aldı bu durum. Korkum ondan.
Anneme hala telefon alamadık. Bulamıyoruz ki, yeni ürün yüzünden eski telefonların sevkiyatında gecikme olması normalmiş, öyle diyorlar.
Bu arada hep beraber batıyoruz.