18 Mayıs 2021 Salı

Tanrı'nın Okları Üzerine...

İhsan Fazlıoğlu bir yerlerde diyor ki: “(…) İsmail Sâkib Tercânî, Platon'a nispetle, Yunanî felsefenin bu yapısını şu biçimde özetler: ‘Âlem küre; Yeryüzü merkez; insan hedef; felekler yay; olgu-olaylar oklar; Tanrı okçu; kaçış nereye?". Tercânî, "kaçış" için "meferr" sözcüğünü kullanır; yani "firâr edilecek yer’.


Hedef durumundaki insan, okçu olan Tanrıdan kaçabilir mi? Musibet diye bir kelime var bilirsiniz, Arapçadan dilimize geçmiş; afet, bela, sıkıntı, dert gibi bir anlamı var. Sözcükleri doğru kullanalım – tefeciden borç alıp ödeyemediğinde ceza olarak dizlerinden vurulan kişi bir musibete uğradım diyemez, aşkını sunduğu adam tarafından kullanılan ve aldatılan kadın musibetten bahsedemez, çalışanına güvenip kasanın anahtarını teslim eden patron paralar uçtuğunda musibet dokundu diye sızlanamaz ya da benzin istasyonunda sigara içen herif ortalık havaya uçtuğunda musibet geldi başıma diyemez. Bu ve benzeri olaylar iradenin, aklın, duyguların tercih ve kararlara etkilerinin olduğu vakalardır. Beşerin beşere ya da nefsine yaptığı fenalıklardır bunlar. Musibet ise insan-öte kaynaklıdır. Hastalıklar musibettir, doğal afetler musibettir söz gelimi. Yukarıdaki alıntıda vurgulandığı gibi yay ve ok, Tanrı’nın elindedir. Musibet, doğrudan doğruya ondan gelir. 


Ok isabet eder hedefe. Musibet kelimesinin kökü ile isabet kelimesinin kökünün aynı olduğunun altını çizelim şimdi. İki sözcük de svb kökünden türetilmiş. Yani musibet, isabet edendir. Bu doğrudan doğruya Tanrı’nın ilahi müdahalesinden başka bir şey değil.  


İşte şimdi ilk bakışta birbiriyle çelişkiliymiş gibi görünen iki ayeti tekrar değerlendirebiliriz:

a) ‘Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.’ (Yunus, 44)

b) ‘Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.’ (Bakara, 155)


Bu iki ayetin ele aldığı konuların birbirinden tümüyle farklı olduğunu az önce anlattım. Yukarıdaki a) ayeti, alkolik veya uyuşturucu madde bağımlısı bir kimsenin yaşayacağı maddi manevi yıkımı, konut, maden ya da başka türlü bir betonlaşma faaliyeti yüzünden doğayı mahvetme faaliyetinden sonra yaşanan çevre felaketini, zina yapma niyetiyle başkasının karısına göz diken adamın yaşayıp yaşatacağı faciayı, emek sarf etmeden çok zengin olma hayaliyle saadet zincirlerine, tosuncuklara çoluğunun çocuğunun nafakasını kaptıran geri zekalıları kapsıyor. Bu zulm insan eylemlerinden kaynaklı. Öteki ayete, yani b) şıkkına gelirsek, karar ve irade dışında insanı yakalayan sıkıntıları Tanrı oklarının yaratacağı anlatıyor o. Tanrı bu okları isabet ettirerek musibet yaratıyor, bunu da kullarını deneme gayesi şeklinde açıklıyor. Sabrı, asi olmayan imanı tasdik ediyor böylece. Kıtlık böyle, hastalıklar böyle, doğal afetler böyle. Üstesinden gelinemeyecek, öngörülmesi ya da engellenmesi mümkün olmayan sıkıntılara musibet diyoruz biz.


Allah bizi oklarından esirgesin.


Not 1: Cami hocası olsam vaaz kürsüsünden bunları anlatırdım. Sonra da beni döverlerdi her halde.

Not 2: Ucundan kenarından düşüncelerimi ifade ettiğim bu mesele, göründüğünden ve benim ele aldığımdan çok daha karmaşık tabi ki. Konu bir noktadan sonra kaderin kapsamı tartışmalarını da beraberinde getiriyor. 

Not 3: Blog insanlara kapalı ama aslına bakarsanız okuyuculara açık tutsam da kimse okumaz böyle şeyleri. Kime ne anlatıyorum aq.

Not 4: Böyle ciddi konuları daha derli toplu yazmalıyım, yayınlamadan önce son okumayı yaptım da, hiç beğenmedim açıkçası.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!