31 Aralık 2020 Perşembe

Tuhaf Bir Senenin Sona Erişi ama Sorunların Sonunun Gelmeyeceği Üzerine...

 

Senenin son günü geldi çattı. Fiili olarak işsiz olup evde oturduğum bir seneydi. Coronavirüs salgını etkisini mart ayından itibaren hissettirince, biraz da zorunluluk halini aldı bu eve kapanma konusu. Havva da o zamandan beri çoğunlukla evden çalışma düzenine geçtiğinden, ev kuşu olup çıktık. Yılın ilk aylarında Mustang ayrı eve çıktı, annesiyle baş başa kaldık evde. Derken taşınma düşüncesi olgunlaştı kafamızda, Bostancı’ya taşıdık evi sonbaharda. Aynı günlerde Havva’nın kariyer yolculuğu cazip bir teklifle yön değiştirdi, yeni bir iş. Yeniliklerle dolu bir yıl oldu bizim için.

 

Yeni olmayan şeylere gelince, benim hukuki sürecimle ilgili hiçbir hareketlilik yaşanmadı. Beklemeye devam. Kilo alma rutini devam, Havva da bana katıldı üstelik, şişmanladık beraberce.

 

Son, ama daha az önemli olmayan konu yukarıda ucundan değindiğim coronavirüs meselesi. Yakamıza yapışan sosyopolitik stres unsurları şiddetinden bir şey eksilmeden hayatımızı zehrederken, ortadan kalkması mümkün olmayan deprem tehdidi her akla geldiğinde içimizi karartırken bir de çok daha yakın bir tehlike ile yaşamaya başladık yaklaşık bir senedir. Bir sene evvel yüzünde maske olan biri toplum içinde son derece dikkat çekici bir görüntü arz ediyordu, şimdi ise maskesiz birine denk gelmek şaşkınlık, hatta endişe verici bir halde, hatta idari para cezası var maske takmama durumunda. Bugün itibarıyla dünyada vaka sayısı 83,489,065 (Türkiye’de 2,208,652) olarak biliniyor, ölü siyası ise dünyada 1,819,975 (Türkiye’de 20,881) şeklinde açıklanmış. Gerek dünya gerekse ülkemiz perspektifinde bu sayıların çok çok daha fazla olduğu muhakkak, unutulmasın ki tespit edilebilen durumlar ancak bu istatistiğe girebiliyor. Söz gelimi adam hastalanıyor, test pozitif, ilaç ya da hastane tedavisi başlıyor, sonra test negatif, hastalık bitti gözüyle değerlendiriliyor. Ama bu hastalık yüzünden kalp ya da böbrek hasarının ardından ölünce o kişinin doğal ölümle vefat ettiği kayda geçiyor. Bu ve bunun gibi birçok istisnai duruma bakılması sayıların çok daha korkutucu olduğunu göstermeye yeter. İşte bu minvalde hasta olmamak gerek, buna çabalamak, azami dikkat şart. Umurunda bile olmayan ebeveynim çok şükür hala sorun yaşamadı, çok yakınlarımıza da henüz ilişmedi ama yüksek derecede bulaşıcı olan bu hastalıkla yaşamaya devam etmek, stres oluşturan onca öğeyi şiddetlendiren bir depresyon kaynağı yaratıyor yaşamlarımızda.

 

Bu sene çok kitap okudum. Evde oturunca, yapacak bir şey, iş, meşguliyet olmayınca, e satranç da bir yere kadar, kitap okudum bol bol. Hala her şeye rağmen okuyabiliyorum.

 

Ne var ki, yoruldum blog. Kendimi yaşlı, tükenmiş, içi geçmiş hissediyorum.



Çok kitap okudum dediğim de bu... 


6 Aralık 2020 Pazar

İnsan Sürüleri Üzerine...

 

Adam coronavirüs önlemlerini hafife alıyor.

Adam tedbirli davrananları aşırı kaçmakla, hatta aptalca davranmakla itham ediyor.

Adam normal hayatına devam etmekte bir beis görmüyor.

Adam risk grubunda yer almasını göz ardı ediyor.

Aynı adam, coronavirüsünün bulaştığı insanların öldüğünü ya da kronik bir takım hastalıklarla mustarip olarak hayatının geri kalanında yaşamaya devam ettiği bilgisini, bunlar başına gelmese de virüsün kişiye ciddi bir hastalık ardından zorlu bir nekahet süreci yaşattığına dair sözlere, uyarılara karşı sinirli bir reaksiyon gösteriyor ve anlatılanları dinlemek bile istemiyor.

Özetle, hiçbir önlem almıyor ve önlem almasını gerektiği gerçeğini işitmekten bile rahatsız oluyor.

Çünkü ölmek istemiyor, çok sevdiği hayatı terk etme düşüncesi onu ürpertiyor öte yandan kendisine çeki düzen vermeye de yanaşmıyor, çünkü gene, çok sevdiği hayatını değiştirmek de istemiyor.

Tuhaf bir diyalektik durumdan bahsediyorum.

Şüphe yok ki, ölümden en çok korkanlar tedbiri abartanlar, bu konuda hassas olanlar değil. Virüs ve etkileri hakkında bir şey öğrenmemek için can atanlar, umursamamaya çalışanlar, onu ve öldürücü marifetini görmezden gelenler, bunun bilgisine dahi tahammülü olmayan ve bu hastalığı yok sayanlar; kesinlikle en kaygılı, en korkulu grup bu kişilerden müteşekkil.

O kadar korkuyorlar ki diyalektik düşünce onları sürreal bir yaşam sürdürmeye mecbur kılıyor.

Nehir yatağında evi olup da olası bir sel tehdidini aklından hiç geçirmeyecek şekilde kendisini koşullandıran kişi gibi.

Bunlara geri zekâlı denmez. Bunlar zavallı insanlar o kadar.