6 Temmuz 2015 Pazartesi

Ankara Sonrası Gelişmeler Üzerine...





Açıklanan sonuçlara göre, yazılı notum 82, mülakat 40. Yani başarısız. Nisan ayında Meclis’te kabul edilen iç güvenlik paketi öncesi, normal ve rutin bir uygulama ile bu yaz terfi alacakken, şimdi yeni dizayn edilen süreç gereği mülakatta yetersiz bulunup bu hakkım elimden alınmış oldu. Yazılı ve mülakatın ortalamasının 50 olması gerekiyordu, ama mülakattan 50 almak şartı da beraberinde getirilmişti sözünü ettiğim yasayla. Yani yazılı 10, mülakat 90 olsa terfi mümkünken, benim durumumdaki biri için uygun değil. Böylece başarısızlığım tescillendi. Tam on sekiz yıldır bulunduğum meslekte en alt pozisyondan başlayarak değişik ölçütlerde yöneticilik yaptım, uluslararası organizasyonlarda ülkemi temsil ettim, yüksek lisansını bitirmiş, halen doktora öğrencisiyim, çalıştığım birimin doğası gereği devletin en güvenilir kişileri arasında yer almam gibi zorunlu bir durum söz konusuydu bugüne dek ama artık hayır. Bütün bunlar bir yana,  çok başka kriterlerin yarattığı doğal seleksiyon bir yana. Mülakat, kişinin temsil yeteneğini, kendisini ifade gücünü, prezantasyonunu ölçer, bu ülke de ise daima bir doğal seleksiyon aracıdır. Geçmişte de böyle değil miydi? Ne var ki aklıma acı acı “Peter Principle” geliyor durumumu gözden geçirdiğimde. Beni seçmediler. Beğenmediler. İstemediler. Demek uygun değilim. Benden bir sene kıdemli bir arkadaşım var beraber çalıştığımız, O’nun kaderi de benimle aynı. Bugün dolanırken “her şeyi geçtim” dedi, “ben ilkokuldan yüksek lisansa kadar hayatım boyunca hiçbir sınavdan 30 almadım ya, otuz saniye mülakat ve benim 30 aldığım tek sınav bu oldu” diye ekledi sonrasında. Ben de karşılık olarak “abi, beni 18 yıldır tanıyorsun, bugüne dek her devrin adamı oldum ben, her daim hakkında kanaat birliğine varılmış prens olduğumu hatırla; ezan sesini duyduğunda ‘bu hayvan gene anırmaya başladı’ diye söylenen yönetici de, kalp sağlığı için her akşam bir kadeh kırmızı şarap içen alevisi de, hepsi, her biri farklı bir görüşte ve yaklaşımda da olsa bana her zaman görev verdiler, çünkü ben işimi düzgün yapmaktan başka bir derdi olmayan bir adamım sonuçta. Ve şimdi, baksana abi, her devrin adamı olan bana denilen şey şu: ‘Bu devrin adamı değilsin!’ Abi, sen hayatının en düşük notunu aldın, ben de oyun dışına atıldım kendimce.” diye mukabele ettim. 

Sinirden güldük. 

Bu travma kolay atlatılacak gibi değil. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!