Özlüyorum. Çok özlüyorum.
Düşünüyorum. Hep düşünüyorum.
Hatırlıyorum. Hayallerim belleğimde turluyor sürekli.
Öfkeleniyorum. Sanki kendini ve bizi inkâr eden, çekip giden
ben değilmişim de senmişsin gibi hiddetleniveriyorum.
Bekliyorum. Neyi, neden, ne kadar bekleyeceğimi bilmeden
sabırla bekliyorum.
Korkuyorum. Henüz evcilleşmemiş bir yavru köpeğin yeni
sahibinden korkması gibi korkuyorum.
Sürekli benimlesin. Her an.
Ne var ki kendi yolunda ağır aksak seyreden bir aracın hayatını
felç etmek için yeryüzüne davetsizce inmiş yoğun bulutların arasına ansızın girmesine
benzer şekilde bir an, bir hal, bir dönem, bir zaman aralığı beni içine çekiyor
bazen. Yitip gitmişlik hissi bu. Ben
çağırmıyorum o sisi. Güneşin ilişemediği, sıcaklığı hissedemez, yolumu tam
anlamıyla kaybetmiş birine dönüşüyorum o zaman. Gözlerim görmez oluyor, zihnim
donuk, hayallerim ve hatıralarım saklı bir hazine gibi kayboluyor. Sen dünyanın
öteki ucunda bulunsan, dünyanın en harika erkeğiyle kıskanılası bir cennet
saadeti yaşayacak olsan ve ben bunu bilsem de pusulam gene bana seni işaret edecekken,
o sözünü ettiğim sislerin beni zincirlediği kopuş durumda nasıl bir manyetik delilik
söz konusu ise artık seni dahi düşünemez hale geliyorum. Anlatamıyorum, çünkü
anlatılamayacak bir şeyden bahsediyorum burada. Pusula o zamanlarda seni göstermiyor
dedim, yoksa beni başka bir kutuba yönlendiriyor değil. İbre dön baba dön
turluyor aklını yitirmiş gibi.
Bu akşam bir şeyin farkına vardım.
Ruhumun tepeden tırnağa kaskatı kesildiği, acıyı, hüznü,
sevgiyi, tutkuyu hissetmeyen taştan göbekli bir adam heykeline dönüştüğüm o hal,
zihnimde seni yanımda hissetmediğim- daha
doğrusu ötelediğim, seninle hayalimde konuşmadığım, seninle gülmeyi bıraktığım,
seni özlemeyi unuttuğum zamanlarda ortaya çıkmakta. Gene anlatamıyorum.
Seni özlemek değil, seni unutmaya başlamak benim en ağır depresyonum.
Farkındalığına vardığım sebep/sonuç ilişkisi. Çok sürmüyor, bazen –en fazla- birkaç gün belki. Ne ki O sırada yaşamım en
karanlık sisleri batmakta. Yaşamdan, insanlardan en katı şekilde izole olduğum,
nefes almaktan bıktığım dakikalar, saatler o döneme karşılık geliyor hep. Seni gene
hatırladığım, özlemeye başladığım an içimde artık hangi kimyasalların etkisiyle
bilmiyorum, buzlarım çözülmeye başlıyor ve kalbim tekrar atarken normale
dönüyorum çabucak. Tabii kendi
normalime.
Cennetten kovulan Âdem geri dönmek istediği için o kadar
tövbe etti, bağışlanma diledi. Çocukları cenneti görselerdi, şüphesiz dünyayı
cehenneme çevirmekten geri dururlardı. Bana gelince, cennetimi gördüm,
biliyorum, fakat bir lahza unuttuğum anlarda melun cehenneme dönüşüyor dünyam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!