Erzurum’a döndüm. İstanbul’a “gidiyorum”, Erzurum’a “dönüyorum”.
Evi kiraya verdiğim için ailemin yanında kalmak durumundayım, boğucu bir
deneyim bu. Onlar da benim gibi alışık değil bu hale, çoğu zaman iki taraf da nasıl
davranacağını bilmiyor; sürekli tetikteyiz birlikteyken. Mayın tarlasında yürümek
misali yanlış bir sözün, ikircikli bir mimiğin kıyamet koparacağını karşılıklı bildiğimizden
onların beni kızdırmama, ben onları üzmeme hususuna azami derecede dikkat
ettiğimiz bir hafta geride kaldı gene. Hava birazcık ılık olsa yazlığa
gideceğim ama olmuyor, bahardan evvel mümkün değil bu. Beni her şeyden çok
seven – ve benimde üzerlerine titrediğim ailemle yedi gün dahi bir arada olmaya
(o da akşamları ve geceleri) zor tahammül eden biriyim, yalnızlığıma asla ortak
kabul etmeyen arıza herifin teki. Tahammülsüzlüğüm artık had safhaya ulaştı,
kendisine bile tahammül etmekte zorlanan tahammül edilemez birine dönüştüm
iyice. Eskiden hayatı tahammül edilemez bulurdum, şimdilerde bizzat kendime
yöneldi huzursuzluğum… ‘İnsan kendisiyle barışık olmalı’ safsatasının karşıt
önermesinden bahsetmiyorum burada, hiçbir olumsuzluğa katlanamayan, sabretmeyi
zûl sayan bir adamın ruhsal aynadaki görüntüsünden duyduğu rahatsızlık sözünü
ettiğim. Doğrusu bu ya, anlattığım durum hep bir parça vardı içimde; hiçbir vakit
pamuk prenses olmadım ben, fakat son zamanlarda öylesine arttı ve yoğunlaştı
ki, Paracelsus’a atfedilen “zehiri zehir
yapan, dozdur.” vecizesini andırır şekilde iyiden iyiye somutlaştı,
hissedilir ve rahatsızlık verir hale geldi. Şimdi buraya kadar okuyup da ‘madem
böyle hissediyorsun, o zaman bu dertten arınmanın yollarını ara’ filan diyen
olursa ağzını yırtarım ona göre. Akla ihtiyacım yok, akıllıca olsa bile. Akıl
ne işe yarar ki, paranı ne şekilde değerlendireceğin ya da hava durumuna göre
ne giyeceğine karar vermekten başka?
Üç kişi kaldınız, itiraf edeyim ki her birinizle ayrı ayrı
hukukum olmasa, sizlerin bundan sonra yazacaklarımı okumanızı engellemek için
blogu tümden takipçilere kapatırdım. İçimdekileri kimsenin üzerine kusmaya meraklı
ya da istekli değilim, hep söylüyorum ya, bu blog benim ağlama duvarım. Elin
yahudisi duvarla konuşuyor, ben de blogla yazışıyorum işte.
| İlk Gördüğümde Aşık Olmuştum. Ta Amerikalardan getirttim. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!