Okuduğu varoluşçu/nihilist felsefi kitaplar etkisiyle
zaten zayıf kişiliği nedeniyle üstesinden gelemediği hayat gailelerinin iyice
bir karabasana dönüştüğü, bu duruma ek olarak bir de uyuşturucu kullanmaya
başlayıp tam anlamıyla dibi boylayan, hafiften de şizofreni belirtileri
göstermeye başlamış olduğu söylenen Nişantaşılı hardcore bir Beyaz Türk
hakkında dün akrabası olan arkadaşıma bu anlattıklarından hareketle “tanımıyorum
bu adamı ama söylediklerine bakılırsa bence bu herife bir şok tedavisi lazım.
Daha önce yaşamadığı bir deneyim. Ya sıkı bir dayak yesin birinden, ya da akşam
namazından sonra Süleymaniye Camiine götürün, kubbenin altına oturun, garip ve
sakinleştirici bir etkisi var orada uzanıp kubbeyi izlemenin. Huşu ezer insanı,
belki böyle bir şok olumlu etki yapabilir” demiştim. Düşüneceklerini söyledi,
kapattı telefonu.
Bugün aradı dostum…
-
*Abi, bu akşam sana Süleymaniye’de kurufasulye
ısmarlayayım mı?
-
**Hahaha, demek önerim kafanıza yattı.
Harikayım lan ben.
- *Evet ama sen de gel lütfen, beni yalnız
bırakma.
-
**Ulan ne işim var benim o ailenin yanında? Çocuğu
tanımam, babasını tanımam. Hem kimler gelecek?
-
*Ben, S., babası bir de sen.
-
**Ben bu işe dâhil olmak istemiyorum abi. Yok
yok, beni karıştırma. Ben yokum.
-
*Nolur abi ya. Gelsen harika olur.
-
**Benim ne işim var oğlum camide?
-
*Hahaha ne demek lan o, tövbe de lan.
-
**Ya o anlamda değil, yani sizin yanınızda ne
işim var demek istedim.
-
*Lütfen gel. Bak sonra sana bira ısmarlarım,
benim tekneye gideriz, Taps’in karşısına çekeriz tekneyi, taps’teki kızlara
bakıp biralarımızı içeriz.
-
**Taps mi? Hiç kız attığın oldu mu senin
tekneye oradan? Bilemedim şimdi.
-
*Geldikleri oldu valla. Yalnız seni bizimle
camiye gelmen için ikna etmeye çalışırken teklif ettiğim şeye bakar mısın,
teknede bira içmek!
-
**Ulan bu S. deli diye tedavi etmeye
çalışıyoruz fakat biz de az manyak değiliz yani.
-
*Hahahaha,
geleceksin tamamı mı?
-
**Ya abi, bu akşam teyzemin kızının nişan
merasimi var, ben de davetliyim.
Gitmeyeceğim ama davetliyim. O yüzden size katılamam, davetim var kusura
bakma.
-
*Uzatma ya, seni kaçta alayım akşam?
-
**Fasulyeyi sen mi ısmarlayacaksın?
-
*Niye ben ısmarlıyorum, S.’nin babası
ısmarlasın, kafayı yemiş olan onun oğlu sonuçta.
-
**Ya abi, biz manyak mıyız ya? Hem benim ne
işim var aranızda? Babasını tanımam, S.’yi sadece bir defa, o da ablası evden
kaçtığında görüp konuşmuşluğum var. Lan ben yedi yabancıyım be!
-
*Bebişim sen yanımda ol yeter. Beni yalnız
bırakma. Hem sonrasında Bebek, tekne, Taps, bira. Gel hadi.
-
**Oğlum bizi kim tedavi edecek lan?
-
*Biz hep böyleydik be abi!
Akşam birbiriyle alakasız dört adam
buluştuk Süleymaniye’de, Kurufasulyeci Ali Baba’nın bayram nedeniyle kapalı
olduğu görünce rotamızı caminin yanıbaşındaki Darüzziyafe’ye
çevirdik. Yaklaşık on yıldır gitmediğim bu mekânda ummadığım ölçüde berbat yemekler
eşliğinde oturduğumuz saatler boyu süregiden konuşmalarla anladım ki, S.’yi
delirten bana söylendiği gibi kitaplar değil: Başta ailesi olmak üzere
çevresindeki insanlar. O da tepkisini, öfkesini hatta artık zapt edemediği nefretini
kitapların dilinden, Nietzsche’nin, Schopenhauer’in, Camus’nun ağzından
kusuyor, sanki bunlara sığınıp perde arkasından konuşuyor gibi. Uyuşturucu
filan da yaşadığı çaresizlikle kendisini onbirinci kattan boşluğa bırakmakla
eşdeğer. Kahrolasıca yalnızlık insanın en büyük sorunu, üstelik güvensizlikle
besleniyorsa insan biraz zayıf bir kişiliğe sahipse dışarı kapatabiliyor tüm
pencerelerini, kapılarını: Üzüldüm, içim acıdı ona. Kimseye, ailesine bile
güvenemeyeceğini (haklı emareler doğrultusunda) düşünen genç bir adamın
yaşamaktan vazgeçmesiydi onda gördüğüm… Güven eksikliği bir yandan da iyice
izole ediyordu onu, yalnızım diye haykıran ama kimseye yaklaşamayan ve
kendisine yaklaşılmasına da izin vermeyen modern insanın çaresiz ikilemi. “Öteki
ile dayanışmanın temelinde sanki Öteki’nin zulmü vardır.” diyen Levinas’a katılır gibi, başkalarının
zulmünden korkup kabuğuna çekilmiş, Lean On Me şarkısını
yadsıyıp ya şizofreniye kayacak, ya da intihar edecek biri. Here Come The Tears’ın müşahhas hali. Birinin ona Don’t Give Up demesi lazım aslında, inanabileceği kim
varsa. Varsa.
Camiye de
gitmedik, yemek sonrası Süleymaniye’nin avlusunda uzun uzun dolaştıktan sonra
baba-oğulu, bir birine yabancı bu iki insanı evlerine bırakıp, Bebek’e,
tekneye, bira içmeye.
![]() |
| Arkadaşım teknesini bana gezdirirken alt kattaki sehpada gördüğüm dergi ve kitapçıklarla oluşturulan kompozisyon. |
![]() |
| Teknede oturup S.'nin durumu üzerinde tartışırken olur da "biz de yanınıza gelsek nasıl olur acıbağ?" diye soran iki üç hatun çlkar mı diye kestiğimiz Taps. |
Gece bitti. Midemdeki Belçika birasıyla ne derece makul görünür bilmiyorum, ama Allah'a şükürler olsun akıl sağlığım için. Manyak ve dengesiz olabilirim ama henüz keçileri kaçırmadım hamdolsun.



