Alacaklı olduğum arkadaş beni arayıp paramın hazır olduğunu, akşam Beyoğlu’na gider ve onu ararsam borcunu verebileceğini söyleyince, tüm yorgunluğuma, halsizliğime ve sabahtan beri üzerimden sıyrılmayan domuzluğa rağmen iş çıkışı İstiklal’e yollandım. Hava güzeldi, cadde her zamanki gibi rengârenk. Tünel’den inip aradığımda, kendisinin de İstiklal’de olduğunu söyledi arkadaşım, konuşma sırasında koordinatlarımı sordu, sonrasında ortamızda kalan bir noktada, Alman Kitabevinin önünde buluşmaya karar verdik. Buluşma noktasına vardığımda henüz gelmemişti, ben de kitapçının vitrinine bakmaya başladım ama Almancadan nefret ederim. Lisede Auf Deutsch Bitte okuduğum günler geldi aklıma o an, ek ders olarak aldığım ilk sene Almanca yüzünden bütünlemeye bile kalmıştım, en sonunda lise 2’de gene bütünlemeye kalacakken dönem sonunda hocayla pazarlık yapmış, sonraki yıl seçmeli ders için müzik veya resmi seçeceğime verdiğim söz üzerine hoca beni geçirmeye ikna olmuştu.
Kafamı çevirdim, hemen yandaki kitapçı dükkanı çok daha keyifliydi benim için, Kitab-ı Mukaddes Yayınevi. Daha evvel de pek çok kez gidip bazı kitaplar sorduğum bir yerdi, vitrine göz gezdirmeye başladım. İğrendiğim Almancayı hayat boyunca öğrenemem, ama bir gün hristiyan olmam daha muhtemel, zaten kanonik ne varsa okudum Hristiyanlıkta. Vitrinde “deuterokanonik kitaplar” yazılı bir cilt göründe aklıma çok uzun zaman önce aradığım “Book of Enoch” (Anok’un Kitabı) geldi, arkadaşım ortalarda yoktu henüz, içeri baktım: Boylu poslu, endamlı bir hatun, orada çalıştığı belli kuru kara bir adamla hararetle bir şeyler konuşuyor gibiydi. Biraz izledim onları, kadın çıksın da rahat rahat girip sorayım kitabı diye. Bıdı bıdı, bıdı bıdı, hatunda çene durmuyor, adamcağız da gülümseyerek başını sallıyor konuşmadan. Dayanamadım, sigaram da bittiğine göre içeri girip kitabı sormak ve cevabı aldıktan sonra gene dışarıda arkadaşımla sözleştiğimiz yerde buluşmak üzere, kapıyı açtım, dükkâna süzüldüm. Bir an duraksadı ikisi de, bana baktılar. Domuz suratımı çıkartıp şirinlik muskası nevinden gülümsedim:
- Kusura bakmayın, böldüm sanırım, bir kitap soracaktım. Beyefendi, İngilizcesi “Book of Enoch” olarak geçen, Türkçede Anok’un Kitabı olarak bilinen kitabı arıyorum. Sizde var mı?
Adam bana ‘ne diyon gurban?’ bakışıyla “aaaa, yok galiba, öyle bir kitap görmedim hiç. Neydi ismi?” diye kekelerken, kolyesindeki pırıltılar saçan kocaman haç figürüyle gayet hristiyan gözüken genç kadın sordu bana:
- Anok’un Kitabını neden arıyorsunuz?
- Eeeee… Çok fazla referans var o kitap hakkında ve okumak istiyorum. İnternette İngilizce olarak bulduğum metinler de ağır geliyor, anlamakta güçlük çektiğimden Türkçesini sormak istedim, yayınlanmış mıdır diye.
- Hayır yayınlanmadı. Ama o kitabı Türkçeye ben çevirdim uzun zaman önce.
- Siz mi???
- Evet, on sene oldu sanırım, hatta daha fazla.
- Lisede miydiniz o zaman? Çok genç gözüküyorsunuz da. [kadınlara iltifat, her zaman işe yarar.]
- Teşekkür ederim, o hoo, 35 yaşımdayım ya.
- Peki nereden bulabilirim kitabı?
- Nereden, nereden… bir düşüneyim. Hmmm…

O sırada telefon çaldı, kız kapıya gelmiş, beni bekliyor dışarıda, paramı verecek. Bu konuşmayı bölmek istemiyorum, Anok’un Kitabı’nı Türkçeye tercüme eden insanı bulmuşum ama hemen kapının ötesinde de param var anneme üç hafta sonraki doğum günü hediyesi olarak vereceğim. (Bu zihinsel kargaşa ve çatışma anında “sizde çevirinin bir örneği mutlaka vardır, bana bir kopyasını verebilir misiniz?” diye sormayı akıl edemedim. Güya zeki geçinirim, çok sonra dank etti kafama.)
- Sen Antuan Kilisesinin kütüphanesinde olması gerek. Öyle hatırlıyorum.
- Nasıl ulaşabilirim peki?
- Kiliseye gidin, kapıdan girip sola dönün, orada kütüphane var. Pederlerle konuşmanız gerek tabii öncesinde, ama kimisi Türkçe bilir, bilmeyenlerle de İngilizce konuşabilirsiniz.
- Anladım. (gene telefon çalıyor… Çalma ulan, bekle işte!)
- Yalnız kütüphaneye giremezsiniz siz, bazı özel nedenlerden dolayı.
- Tamam, kapı eşiğinde beklerim gerekirse. (zücaciye dükkanına sokulmayan fil misali)
- Merak ediyorum, neden okumak istiyorsunuz Anok Kitabı’nı?
- Okumak istiyorum, bütün dinsel metinlere ilgim var, bu kitap da bir türlü ulaşamadığım bir metin.
- Peki. Apokrif olarak geçer Anok Kitabı.
- Apokrif mi??? Şaşırdım buna.
- Yani apokrif değildir aslında ama sonradan öyle kabul edilmeye başlanmış.
Yavaş yavaş dükkanın dışına doğru yürümeye başladık, sanki beraber bir yere gidiyormuşuz gibi. Kapıyı açıp O’na yol verirken içerideki kuru kara kel adama seslendi, “Selamımı sözlersiniz, Maria dersiniz.”
Dışarı çıktık, beni bekleyen arkadaş da hemen yanımıza ilişti. Maria benimle konuşmaya devam ederken “bu da nereden çıktı?” bakışıyla bir an arkadaşı süzüp devam etti:
- Bakın, benden duymuş olmayın; Sen Antuan Kilisesi’ne gittiğinizde Padr Luigi ile görüşmeye çalışın. Muhteşem biridir, 90 yaşında ve tam bir Allah adamı.
- Bu ismi unutmayacağım, size minnettarım.
- Öyle uzun zaman oldu ki… Macintoshlar vardı o zaman, düşünün yani, onunla çevirmiştim.
- Çok genç gösterdiğinizi söylemiştim az evvel.
- Yok canım, sekiz yaşında çocuğum var benim.
- Eh, maşallah diyeyim ona da.
- Siz neden anok Kitabı’nı okumak istiyorsunuz?
Aynı soruya üçüncü defa cevap veremeyince dudaklarımdan “fffffffff” sesi dökülmeye başladı, o ana kadar neler olup bittiğini anlamaya çalışan arkadaşım yardıma yetişip “çok meraklıdır o!” diye cıvıldadı, ben de bir oh çektim. Artık konuşacak bir şey kalmayınca, hatun iyi akşamlar diledi, ben de çok teşekkür ederek gülümsedim. Arkasını dönüp yanımızdan uzaklaşırken, arkadaş sordu:
- Hoşuna gitti senin bu hatun, asılıyorsun di mi? Hhehe hehe, çok ayıp!
- Ne alakası var, bir kere tipim değil, hem evlidir bu, ayrıca ben tövbe ettim, son olarak da bir sevgilim var biliyorsun!.
- Ama hatunun arkasından bakarken gözlerin öyle demiyordu, hehe hehehe.
- O bana kitabımı buldu, nefretle mi baksaydım yani! Sevgi duyuyorum O’na!
Şimdi sırada Sen Antuan Kilisesi'nde yüzonyedi defa tekrarlanacak "Anok'un Kitabını neden arıyorsunuz?" sorularına ön hazırlık yapmak, ardından da ilk izin günümde Kiliseye yollanmak var.
18 Şubat 2010 tarihli Edit: Bugün Sen Antuan Kilisesi'ne gittim. İçeri bakındım, kapıdan girişte, sağ tarafta bazı kitaplar dizilmişti, üstünkörü göz gezdirirken hemen yanımda küçük bir hücreciğin içinde orta boylu, gri cübbesinin içinde mütevazi gülücükler saçan yaşlıca bir rahibe gözüm ilişti, yanına yaklaşıp bütün sevimliliğimi takınarak yavaş ve yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladım:
- Merhabalar efendim.
- Hoşgeldiniz.
- Hoşbuldum. Nasılsınız?
Başını sallayarak gülümsedi.
- Ben bir şey sormak istiyordum.
-Buyrun, yanıma gelin lütfen.
İçeri, hücreye geçtim.
- Ben Anok'un Kitabını arıyorum. Kitab-ı Mukaddes Yayınlarında geçtiğimiz günlerde Anok'un Kitabını sorarken, oradaki görevliyle konuşmama şahit olan Gabriela Hanım, sadece kütüphanenizde bulabileceğimi söyledi. Kütüphanenizde bulunuyor mu?
- Aah, hayır. Yok.
- Yaa...
- Apokriftir o kitap. Bağımsız olarak basılmış değil.
- Gabriela Hanım kendisinin türkçeye çevirdiğini söylemişti.
- Ben 38 yıldır bu kilisedeyim. Kütüphanemizde anok'un Kitabı yoktur.
- Peki o zaman. Vaktinizi aldım, teşekkür ederim.
- Bir dakika. Ben de size başka bir kitap hediye etmek istiyorum.
- Çok naziksiniz.
- Bunu alın lütfen. Bunu [Müslümanlar Arasında Sent Antuan Küçük Çiçekleri] ve yan taraftaki bütün kitapları ben yazdım.
- Çok teşekkür ederim.
- İsminiz neydi?
- Oğuz.
- Oğğuur?
- Hayır, Oğuz.
- Oğğğuurrs?
- Evet :)
- Memnun oldum.
- Ben de efendim. Hoşçakalın. Müsadenizle.
İçimden gözleri parlayan ve tüm mimiklerinden alçakgönüllük fışkıran bu yaşlı adamın elini öpmek geldi, öylesine sıcak ve içtendi duruşu. Ayrılırken kitapçığın kapağına baktım bir daha, adı yazıyordu rahibin: P. Luigi Iannito. 'Padr Luigi!!!' dedim içimden, gerçekten bir Allah adamı gibi, yüzü Papa 2. Joannes Paulus'un kopyası gibiydi düpedüz.Kiliseden ayrılırken içimden 'Adi Gabriela, pis yalancı karı, senden Cebrail değil, olsa olsa Azazil olur' düşüncesi geçiyordu.
Not: Hatunun ismini saygı ve özenden ötürü müstear şekliyle Maria olarak yazmıştım postta, aslında Gabriela'ydı. Haketmiyormuş! Zaten şişkoydu, bacakları da çarpıktı!
O neden böyle bir bölümde okuduğuma neden Hristiyanlıkla ilgilendiğime dair soruları bir yıl cevaplamıştım. Aynı kişiler bazen bir açık bulurum belki düşüncesiyle (gözlerinde gördüm) soruyorlardı defalarca.
YanıtlaSilEn iyi çözüm otomatik bir cevap geliştirmek sonra ifadesiz bir şekilde sorulan soruların hepsine onu ezberden okumak.
Kolay gelsin diyorum zira St.Antuan'ın suratsız, sevimsiz padreleri kök söktürür adama. Kendi cemaatlerinden insanlara da aynı şekilde mi davranıyorlar, merak ediyorum.
YanıtlaSilVerdiğin linkten 13. bölüme kadar okudum, bence dili çok kolay da ben böyle şeyler okumayı sevmiyorum.
Bir de yine o linkte en tepede bir resim var ya, o da bana sevdiğim bir resmi hatırlattı. Akşam adına bakıp, yazarım buraya.
seyyarat,
YanıtlaSilSlayer bir şarkısında böyleleri için
"Attacker of their ideology,
Intoxicate with rationality"
der.
Diğer konuda haklısın, ben de güzel bir cevap derlemeli, sorulduğunda onu tekrarlamalıyım.
Müge,
bende olduğu söylenen şeytan tüyünü cebime alıp öyle gideceğim mezkur mabede.
Metnin ingilizcesi gerçekten kolay ama anlaşılmıyor. (Yabancı dilde yazılmış bir metni okuyup kendi lisanına çevirmek ile, 'anlamak/kavramak' arasında bir fark olduğunu düşünmüşümdür, daha doğrusu kendim için öyle olduğuna inanıyorum. Bu nedenle verdiğim linkteki ingilizce text birazcık eski bir dilde kaleme alınmış olsa da sorun değil, anlayabiliyor insan, lakin özel isimler, mekan isimleri, teknik terimler gibi unsurların ingilizcesinden ziyade kendi dilimde neye/nelere karşılık geldiğini öğrenmek ve öyle kavramak, beni bir 'masal'dan 'kutsal'a götürebilir kanaatindeyim.
Sözünü ettiğin resme gelince, Van Eyck'in "The Betrothal of Arnolfini"si olmasın?
http://www.museumsyndicate.com/images/1/24.jpg
Lisan konusunda ben tam tersini düşünüyorum ama bunun detaylarına girmeyeceğim şimdi. Bahsettiğim resim iki aziz değil, onun da üstünde yer alan, mermerlerin üzerinde oturan kızın resmi. Hatırlayamıyorum şimdi ama akşam eve gidince bakıp, yazacağım.
YanıtlaSilBu arada sen de şeytan tüyü var, evet, buna katılırım.
Bunlar Fransisken degil mi? Fransisken rahip asik suratli, hele hele sevimsiz olsun, yardimdan kacinsin... Aziz Fransua carpar adami.
YanıtlaSilKadikoy'deki kiliseler de oyledir gerci, girip gezmek ve ayinlere katilmak icin izin istersin, asik suratli kaprisli amcanin teki her adimini sayip dibinde homurdana homurdana senle beraber dolasir. Ama dedemin annesi de Hristiyanmis, ondan merak ediyorum falan demenin bir miktar yumusatici olmuyor degil. Tabii bu arada dua ediyoruz ki `laik ve cagdas Turk muslumani` -kendi ifadeleri, bana kalsa gayet geleneksel bi adamdir- dedemiz sakli gecmisinin kiliselerde torunu tarafindan ulu orta ayan edildigini hiiiic duymasin. Torunluktan reddeder hafazanallah.
Müge,
YanıtlaSilNeredeyse her konuda aynı fikirde olmamız artık sıkıntı vermeye başlamıştı, ara sıra böyle görüş ayrılığında olmamız iyi:)
O resim kolay ya, Alma-Tadema'nın Expectations'ı...
http://www.ibiblio.org/ulysses/gec/painting/tadema/expectations.jpg
Eve gitmene de gerek kalmadı böylece:)
Passive Apathetic,
Fransiskense bu adamlar, hiç uğraşmayayım daha iyi, dediğin gibi terörle mücadele şubesi gibi sorguya çekerler beni:)
Benim söyleyebileceğim yalan, geçen yüzyılın başında dedemin kosova'dan göç ettiği ve babaannemin de ihtida etmiş bir sırp ortodoksu olduğu şeklinde olabilir. Ama gene bu adamlarla kan uyuşmazlığı söz konusu:)
Dedene torunuyla beraber uzun mutlu sağlıklı bir hayat dilerim, aranıza girmesin Sen Antuan :)
Virgilius,
YanıtlaSilo resim ne demiyorum yahu, sevdiğim bir resme benziyor diyorum. Onu da akşam bakacağım diyorum. :)
Müge,
YanıtlaSilGo home o zaman!
:)
http://cgfa.acropolisinc.com/alma/alma12.jpg
YanıtlaSilAlma-Tadema evet! :) Zaten neredeyse çoğu tablosu birbirine benziyor.
"A Coign of Vantage", Türkçe adı daha güzel; "Gözlem İçin Uygun Bir Yer". İki şeyi çok seviyorum bu tabloya dair, bir; sersemletici yükseklik ve alan duygusu, iki; çok sıcak olduğunu resmen bakana da hissettirmesi.
Müge,
YanıtlaSilAlma-Tadema'nın (ve Waterhouse'un) resimleri hep birbirlerine benzer. Kızlar hep dolgundur, kolları tombiktir, yüzleri heyecansız, kayıtsızdır. Duygularını içlerinde saklayan bir halleri vardır. Sanki kendilerini ifşa etmek istemezler.
Ayrıca cgfa'nın resim kalitesi berbattır:) Artchive'i kullan derim, bilmiyorsan.
Kiliselere girmek, merak ettiklerinin cevabını almak sahiden bu kadar zor muymuş? ben çok daha kolay olduğunu sanıyordum, hatta rastladıkları herkesi içeri alıyorlar diye yolumu değiştiriyordum. :)
YanıtlaSilumarım aradığını bulursun sevgili virgiliüs.
Bu arada Gerry Rafferty amcam harika yorumlamış. kulağımın pası silindi sayende, sağol kuzum.
Sarya,
YanıtlaSilBunlar da türlü türlü, kimisi kapına gelir, kimisi kapısından içeri almak istemez:)
Bu arada, allaha şükür, birisinin o hemen her gün değiştirdiğim ruh nutellası şarkıları dinlediğini gördüm ya, gece gece beni mutlu ettin:)
virgiliüs, ruh nutellana kendi halinde dingin bir şarkıyla geldim, sert parçayı yarısına kadar dinleyebildim gidiyorum... :) kal sağlıcakla....
YanıtlaSilhttp://www.youtube.com/watch?v=oh4R54BXqxU&feature=player_embedded#
Bu şehir akılara zarar sürprizlerle dolu Virgilius! bence daha çooook ekmek yiyeceğiz( ruhsal anlamda:)) bu sofradan. hayırlı olsun cevap arama maceran. Sevgilerimle...
YanıtlaSilSarya,
YanıtlaSilbiz farklı ruh nutellalarının müşterileriyiz belli :)
Fortunata,
dediğin gibi, her delikten ayı çıkabilir, başımıza gökten melek düşebilir, fındık ezmesi kavanozundan taş pörtleyebilir, olmadık yerlerden çevirmen fırlayabilir :-)
Sevgili Virgilius,
YanıtlaSilAnladım çevirmen etkilemiş seni:)) Ama gayet iyi biliyoruz ki orada etkileyici olan kadının kendisi değil, kafasının içindekilerdi. Eğer elinde bir pipet olup kulağına sokabilseydin ve tüm bildiklerini hüüüppp diye emseydin inan o dakika itibariyle bir daha yüzünü bile anımsamazdın. Haddimi aşmadım umarım, sence yanılıyor muyum?:)
Fortunata,
YanıtlaSil"emmek" fiilini kullanarak başımı belaya mı sokmak istiyorsun kuzum?
Yorumunun genel havasına sinmiş sinsi soruna gelince, "no comment!"
Afedersin Virgilius, kiminle dans ettiğimi unutmuşum:))))
YanıtlaSilGelmeye devam edicem sevgili virgiliüs aynı ruh nutellasında buluştuğumuz şarkıları dinleyip yüzümde tebessümle ayrılacağım. biliyorum. :)
YanıtlaSilsevgiler...
:) Madonna... hep aynı güzellikte...
YanıtlaSilbu bazı özel nedenler nelermiş ve neden girilemiyor bu kütüphaneye, nedir altın yumurta mı var içeride, hayret bişey..
YanıtlaSil