14 Kasım 2009 Cumartesi
Seni Seviyorum...
Yakında bir "Karşı-Slayer" yazısı karalamayı düşünüyor olsam da, şimdilik bu enfes tanıtım filmini koyup tadını çıkartayım anın.
Birinci Bölüm:
İkinci Bölüm:
9 Kasım 2009 Pazartesi
Suratsız...
Antalya’yı neden sevmediğimi bilmiyorum. Bu şehre bir türlü ısınamadım. İzmir bile daha sevimli geliyor, hatta Ankara’yı dahi tercih ederim Antalya’ya. Sanırım esas sorunum insanlarıyla: Umursamaz, sinir, üstelik kaba olmayı kendilerinde bir hakmış gibi görünen tipler. Başka bir kentten geldiğinizi anladıklarında şu yazıdaki gibi davranan çok var, gören de il sınırları içindeki herkesin dedesi Antalya’da doğmuş, her yabancı kenti ellerinden almaya çalışıyor, ayrıca tek parti dönemi Türkiye’sinde seyahat ve ikamet yasağı var sanacak. Rus veya Alman değilsek bu diğer TC uyruklu insanların kabahati değil. “Ama havası ve doğası güzel” diye düşünüp en azından bu yönünü olumlu ele alacakken geçen hafta dört gün boyunca kaldığım şehri sel götüreceği tuttu. İyice nefret ettim Antalya’dan. Allah düşürmesin yolumu bir daha o şehre. (Ayrıca insanı aptal yerine koyuyorlar, Antalya-Kemer minibüslerinde asılı fiyat tarifesinde gözüme çarpan şeyi paylaşayım bu vesileyle:
Antalya-Tekirova: 4Euro/ 6$
Antalya- Çamyuva: 4 Euro/ 5$
Yuh be. Bu kadar belli etmesinler bari.)
Bir sağlık hamlesi yapmam lazım: Kilo almamak için bırakmadığım sigara yüzünden birkaç kat merdiven çıkınca nefes nefese kalır oldum, sigarayı acilen bırakmam gerektiğini düşünüyorum, ilk hamle olarak zift/nikotin/karbon monoksit değerleri daha düşük sigaraları içmeye ve yılların lezzeti Winston’undan uzak durmaya karar verdim. Esas sorun ise, daha çetrefilli: Son bir senede 8kg şişmanladım. (Antalya’da 4 günde dışarı çıkmadığım otel odasındaki 2 kiloyu saymıyorum. Tam anlamıyla yedim içtim yattım.) Spor yapmaya başlasam, ciğerim kaldırmaz, merdiven bile çıkamıyorum zati. Sigarayı bırakınca ayrıca hücrelerin yağlanmasından ötürü ne kadar uğraşırsam uğraşayım mutlaka sonu davetsiz kilolara merhaba diyerek gelecek. Tam anlamıyla obez olup şimdiki fazla kilolu halimi arayacak olmak beni iyice endişelendiriyor. Hepsi yetmezmiş gibi hatun kişi (eskiden sevgilim yazardım ama 10 ay geçti, artık iyice yüzgöz olduk, Hatun işte.) ısrarla göbeğimi çok sevdiğini söyleyip zayıflama girişimlerime karşı koyuyor, soframızdan chokellayı eksik etmiyor. Nasıl köle etti, bağladı beni, bir gün bu kızdan ayrılacak olursam sap gibi kalırım ortada, bir Allahın kulu/Havva kızı bakmaz suratıma. Ne biçim bir kapana kısılmışlık hali bu… Hiç mesut değilim.

“Beşinci melek borazanını çaldı. Gökten yere düşmüş bir yıldız gördüm. Dipsiz derinliklere inen kuyunun anahtarı ona verildi. Dipsiz derinliklerin kuyusunu açınca, kuyudan büyük bir ocağın dumanı gibi bir duman çıktı. Kuyunun dumanından güneş ve hava karardı. Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler yağdı. Bunlara, yeryüzünün akreplerindeki güce benzer bir güç verilmişti. Çekirgelere, yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca değil de, yalnız alınlarında Tanrı'nın mührü bulunmayan insanlara ıstırap vermeleri buyruldu. Bu insanları öldürmelerine değil, beş ay süreyle işkence etmelerine izin verildi. Yaptıkları işkence, bir akrebin insanı soktuğu zaman verdiği acıya benziyordu. O günlerde insanlar ölümü arayacak, ama bulamayacaklar. Ölümü özleyecekler, ama ölüm onlardan hep kaçacak.
Çekirgelerin görünüşü, savaşa hazırlanmış atlara benziyordu. Başlarında altın taçlara benzer başlıklar vardı. Yüzleri ise insan yüzleri gibiydi. Saçları kadın saçına, dişleri aslan dişine benziyordu. Demirden yapılmış zırhlara benzeyen göğüs zırhları vardı. Kanatlarının sesi, savaşa koşan çok sayıda atlı arabanın sesine benziyordu. Akreplerinkine benzer kuyrukları ve iğneleri vardı. Kuyruklarında, insanlara beş ay ıstırap verecek bir güce sahiptiler. Başlarında kral olarak dipsiz derinliklerin meleği vardı. Bu meleğin İbranice adı Abadon, Grekçe adı ise Apolyon'dur.”
Ridley Scott veya James Cameron’un İncil’in APOKALİPS bölümünü filme çekmesini tüm kalbimle istiyorum. En çok merak ettiğim de bu kısım olacak.
Pek çok insan gibi ben de Ovidius’un insan davranışlarının düğümünü çözdüğü sözlerin sıradan bir örneklemesiyim:
“Video meliora proboque, deteriora sequor.”
İyiyi görüyorum ve onaylıyorum, izlediğim ise daha kötü yoldur anlamına geliyor. İnsanın onayladığını yapmıyor olması, uygun ve doğru görmediğinin peşinden gitmesi nedendir o zaman? Neden bu kadar zor?