Dün akşam bir hafta evvel sipariş ettiğim kitabı almak için Simurg’a gidip Coşkun Abi’yle sohbete dalmışken bir delikanlı geldi yanımıza, heyecanlı ve telaşlı bir ses tonuyla “Sizde parfüm var mı?” diye sordu Coşkun Abi’ye.
Dönüp çocuğa baktık “höö?” diyen gözlerimizle.
Bir saniye içinde aklıma her şey geldi. Salak olabilirdi. Kamera şakası olabilirdi. Kitap kokusu üzerine bir metafor yapıyor olabilirdi.
Sonraki saniyede gayri ihtiyarî “Süskind’in Koku’su olmasın o?” diye soruverdim çocuğa.
“Aaa, evet, galiba” deyiverdi.
Kitabı aldı gitti.
Allah bilir aradığı neydi…
Aynı akşam geç saatte eve dönmek için bindiğim taksiden evin köşesinde indiğimde az ötede bir çöpçünün yerleri süpürdüğünü gördüm, apartmanın kapısına yönelip o soğuk havada yarı aydınlatılmış sokağı ciddi ciddi süpürüyorken yanından geçtim yavaşça, çok saygıdeğer hissettim birden onu ve “kolay gelsin abi” dedim içten bir ses tonuyla.
“Hoş geldin abi. Selamünaleyküm” diye mukabele etti sakince.
Verdiği karşılık öylesine dumura uğrattı ki beni, birkaç saniye geçmiştir “aleyküm selam” demem için…
Bugün, “V” ve “S” tuşları bozulan, diğer tuşları da teklemeye başladığından sabah çöpe attığım eski keyboard yerine yeni bir klavye almak için iş çıkışı yolumun üzerindeki bir bilgisayarcıya gittim. Raflarda duranlar arasında bir klavyeyi beğenip kasaya yürüdüm, parayı öderken herhangi bir arıza veya uyumsuzluk durumunda geri getirip değiştirmemin mümkün olup olmadığını sordum.
“Elbette, bir sorun olursa getirin hemen değiştirelim” dedi kasadaki kadın.
Klavyeyi poşete koydu, parayı uzattım, para üstünü verdi.
Bekledim.
O da bana “eee?” dercesine baktı.
“Fiş, fatura, makbuz filan verecek misiniz, hani olur da değiştirirsem?” diye açıklamaya çalıştım bekleyişimi.
Bir özgüven abidesi gibi şişti, kurumlandı tezgâhın arkasında ve tane tane döküldü kelimeler ardından: “Gerek yok beyefendi, ben malımı bilirim!”
Dondum kaldım. “Malınızı bilmeniz ne güzel” diyerek hızla çıktım dükkândan.
anket sonuçlarında %7 ve %9 u görünce senin için endişelenmeye başladım :P
YanıtlaSilVirgilius,
YanıtlaSilLütfen söyler misin bana konuşa konuşa anlaşıyor muyuz gerçekten?
Bunu bütün samimiyetimle soruyorum.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilKitabın orjinal adı Das Parfüm ya, belki onunla karıştırmıştır. Ama Parfümün Dansı'nı (Jitterbug Parfume) istiyordu belki de.
YanıtlaSilyine de en iyi anlaşanların kelimeler ihtiyaç duymadan konuşabilenler olduğunu düşünüyorum.. Ve susuyorum.. Komik.. Tek başımaa susuyorum.. Demek ki kimseyle anlaşamıyorum.. Belki de haklısın konuşmayı denemk lazım.. Kelimelerim nerde?
YanıtlaSilben konuştukça batanlardanım...
YanıtlaSilAnnePeri,
YanıtlaSilSonuçları ben de heyecanla bekliyorum :)
Fortunata,
hiçbir surette anlaşamıyoruz. ne konuşarak, ne yazışarak. Herkes bildiğini anlıyor, kendisine anlatılanı, anlatılmaya çalıştığını değil, kendi bildiğini, veya anlamak istediğini anlıyor.
Kimse kimseyi anlamıyor...
Müge,
Kesinlikle aynı fikirde olduğum için ben de 'Koku' dedim zaten. Gene de hiç fena değilsin:)
Lâl,
Lisan ve kelimeler birer sembolizm arçları; şairin dediği gibi "Nirvana, sessizlik okyanusunda bütün sembol putları boğmaktır."
Fish,
dil kelimesi farsçada gönül demek. Dilin seni batırıyorsa, koyver gitsin bu dünyayı!
Bazen bildiğini onaylatmak insana iyi geliyor. İyi gelmese bile silkeliyor diyelim:)) Sağul.
YanıtlaSilO çöpçü size başka ne söyleyebilirdi ki...Yanında bir tek Allah'ı kalmış...bir de süpürgesi..
YanıtlaSilKeyifle okudum yazınızı..
Elinize sağlık.
"Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma her geleni senden bileyim..."
YanıtlaSilBence o çocuğa kızmamak gerekiyor. Hiç olmazsa kitap almaya gelmiş, şöyle ya da böyle...
Çöpçü şükretmeyi bırakıp sorgulamaya başlasa hiçbir şeyi değiştiremeyecek tek başına ve bir de mutsuzluk eklenecek yükünün üstüne...
İşte o malını bilen tezgahtara gerçekten kızdım. Sen işini yap, faturayı vermek zorundasın. Ağzını da hiç açma istersen...