7 Aralık 2007 Cuma

...Yitik...

Hiç bir uyuşturucu, acıyı yok etmez...
Aslında dindirmez de.
İnsanı uyutur, bu sayede ıstırabın varlığını unutturmaya yarar onlar...

Fiziksel uyuşturucular vardır; duyduğunuz kedere göre uyuşmaya, uyumaya gereksinim duyarsınız.
Saç tellerinize kadar gömüldüğünüz bir elem denizinden söz gelimi etten [flesh] bedenlere tırmanarak çıkmaya çalışırsınız, nefes alabilmek için...
Hiç bir vakit yunus gibi yüzememiş olmanın bilincinde, bir de karabatak misali çırpınmaya başlamak, dehşete düşürür insanı, ve uzatılan tüm ellere saldırırcasına atlar, el uzatmayanlara siz hamle yaparsınız.
Mutsuzluğun uyuşturucusu ettir diye düşünüp, her kadına saldırmaya başlarsınız.
Ten, düşünmeyi engeller.
Terin tuzlu tadı, sizi uzaklaştırır geçmişinizden bir nebze. O geçmiş ki, "geçmiş" olduğu için hüzün verir zaten.
Ötelenir ruhunuz, diskalifiye edersiniz onu, "işinize burnunuzu soksun" istemezsiniz...
Ruhsuz bir bedenle, cansız bir kalple... Hesse'nin değişiyle, "bütün kızlar sizin."

Ama Ruh boş durmaz...
Esas canı acıyan odur çünkü.
Apranax yetmez ona, alkol de yetişmez... Terle, tuzla işi olmaz...Morfin gerekir adamakıllı...
Zaten zorlukla ayakta durabilirken, şimdi üzerinde durabileceği ayaklarının da olmadığını görüp, yerde sürünmektedir artık...
Kan kaybetmektedir... Zayıf düşüp solmuştur iyiden iyiye...
Azıcık aralık olan perdesi, kapanmıştır şimdi iyice...
O da kendi uyuşturucusunu aramaya koyulur, şiddetle.
Geçmiş güzelliklerin yansısıdır aradığı...
Platon'un Mağarasındaki gibi bile olsa, [öteden beri] kırık olan kanatlarını çırptığında yükselebildiğine inanacağı gölgedir baktığı...
Sığınır limanlara birer birer...
Bazısı modern, bazısı klasik, kimi korunaklı, diğeri itici, bir başkası cazip, ötekisi harala gürele...
Demir atmaya niyetlendiği bir liman çıktığında karşısına, tam yelkenleri indirip soluk almaya kalkıştığında, bir kez daha anlar, orası sadece bir limandır, aradığı, araştırdığı bir fil mezarlığı değil... Güzeldir belki, ama onun değil...
Aslında yorgunluğunu sonsuza dek dindirecek daimi bir sığınaktır istediği...
Buna karşın her dinlenme molası, gıda ve uyuşturucu baktığı tüm limanlar, onu biraz daha halsiz düşürmekte, acıtmakta, yaralarını deşmekte, canını yakmaktadır.
Geçmişin yankısını duymaya çabalarken, mevcut olanın gürültüsü ile kulakları acımaktadır.

Geçmiş, bir lanettir. O aslında geçmemiştir.
Albatros'u öldürmüştür çünkü...
The Rime Of The Ancient Mariner misali sürekli okyanusta gezinmek zorunda olan yapayalnız bir gemidir artık...
Ne bir et, ne de bir ruh, ona mutluluk vermemektir.

Hac suresinde "O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de." şeklinde geçen ayet gibi...

Dilinden düşürmediği
And The curse goes on, and on, and on at sea
And the thirst goes on, and on, for them and me.
şarkısı misali...

Ne ten, ne ruh... O artık herşeyi kaybetmiştir...
Hiç bir şey onu istememektedir...
Onun hiçbir şey isteyecek gücü kalmadığı gibi...

Fil mezarlığı, mutlu filler içindir.
Oysa The Return Of The Living Dead, huzursuz ruhların sonuçsuz çırpınışından ibarettir.

2 yorum:

  1. "If you hate the taste of wine
    why do you drink it till you're blind?"

    Bright Eyes - We Are Nowhere And It Is Now

    YanıtlaSil
  2. merhaba talismanhalabitmedimidiyet,

    senin için de deep purple çalsın o zaman, "when a blind man cries..."

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!