23 Kasım 2007 Cuma

An Evening At Simurg...

Tıka basa doluydu bu akşam, kediler de pek yavşaktı hani, hangisini çağırdıysam yanaştı ayaklarımın dibine, okşattı kendini bir güzel... (bir ayağı eksik olan hariç- zaten vermişti ağzımın payını geçen hafta, deli miyim, çağırır mıyım bir daha.)

Kalabalık dağıldığında, başbaşa kaldık Coşkun abiyle...

- Oğuz bey, ne içersin?
- Abi bir şey verme, sen ikram edince kitap almak zorunda hissediyorum kendimi... Zorla kitap aldırıyorsunuz ya!
- Olur mu öyle şey, çayımızı iç sen, bir şey alma istersen.
- O zaman çay içeyim, madem çay dedin...

- Oğlum oğuz abiye normal bir çay ver oradan. (içeriye seslendi)
- Abi ne demek normal çay? anormali nasıl oluyor bu çayın?
- Ya bitki çayı filan oluyor ya, onlar işte. İstersen onlardan verelim.
- Yok abi, ben normalini alayım, anormali kalsın...

Çayımı alıp yanına bir de sigara yaktım: istanbul'un en güzel, mutena kitapçısında elimdeki sigarayla rafları karıştırmak gerçekten büyük konfor... Simur'u severim, ne anlamsız müzik çalar orada, ne de yerden bitme veletler film dvd leri karıştırır-sadece kitapçıdır Simurg, bu yüzden Doğan Hızlan, Ali Bayramoğlu, İsmet Özel, Hilmi Yavuz gibi ilk aklıma gelenler oradan yaparlar alışverişlerini... Koca koca adamların "Faraklit" kavramı üzerine tartıştığı veya Fethullah Hoca ile Cizvitler'in metod benzerliği hakkında [-ki övünmek gibi olmasın, ben bunu yıllar evvel farketmiş biriyim-] görüş alışverişinde bulunduğu bir yer orası, bir uğrak noktası, yağmur sığınağı, kedi severlerin mekanı...

Bir kitap dikkatimi çekti birden: "Kelliğe Övgü" idi adı... Sel Yayıncılık'ın övgü serisine ait, aynı seride Ölüme Övgü'sü vardı Cicero'nun, bir başka adamın teki de Yürümeye Övgü'yü yazmıştı... (Hayır yanılıyorsunuz, Erasmus'un Deliliğe Övgü'sü yok o seride...) Kyreneli Synesios yazmış Kelliğe Övgü'yü... Birden gülümseme yayıldı yüzüme, kocaman gamzeler belirdi sanırım tombik yanaklarımda... Hızla kelleşen yaşlı ve göbekli bir adam için ne güzel bir kitap ismi!... M.S. 4. yüzyılda yazılmış... elime alıp sayfalarını karıştırmaya başlamamla içinden iki kuşe kağıdın yere düşmesi bir oldu... Eğilip aldım...

Elyazısıyla yazılmış, okunaklı olmayan ama -benim yazım için söylendiği gibi- karakteristik ve sıradışı kaligrafik özellikteki bir metindi kağıtlardaki...

Şunlardı yazan:

KEL BAŞA ŞİMŞİR TARAK 04.03.03


Sanırım en çok annemin kullandığı bir deyimdi. Keskin bir gözlemcinin yerinme, yakınmaları olarak algılardık. Bir de beğenmemezliğin yansıları derdik. Sözünün önünü ardını bilen biri olsa da; bazen kırdığı potları düzeltmek için en iyi safranı bulup getirseniz de fayda etmezdi. Çünkü, o farkında olarak söyler, insanların alınabileceğini bilerek söylerdi sözünü.
İnsanların eksiklerini gediklerini bilmelerini, ayaklarını yorganlarına göre uzatmalarını isterdi hep.
"Kel başa şimşir tarak, İstanbul'a asma köprü!" İkisine de yakışanın imlenmesiydi.
Şimşir ağacını tanımadan adını ve nasıl olabileceğini bilmeden kelliği öğrendim. Çünkü hiç ihtimal vermiyordum. Lise-üniversite yıllarımda saçlarımla yatıp kalkardım ve her yıl mutlaka bir fotoğraf çektirirdim.

Ya babamın beni teselli ederek "saçların dipten sürgün vermiş" demesine ne demeli!

Siz siz olun, kelliğinizi örtmeyin. Onunla barışık yaşamasını öğrenin.

"Alacakaranlık Kuşağı mı lan bu?" dedim kendime... Dört sene evvel yazılan ve bir kitabın arasına konulan bir nottu karşımdaki... O dört sene boyunca kimse bu kitaba dokunmamış mıydı yani? Eline almamış mıydı bir kel gülümseyerek, veya lüle saçlı bir herif alaycı kikirdemelerle yanındaki hatuna kırıtarak onu işaret etmemiş miydi ? Denize bırakılan bir şişe içinde yazan mesaj gibi, beni mi bulmuştu şimdi okutacak kendisini? Hem bu nasıl bir lisandı böyle, günlük konuşma dilinden ne kadar uzaktı kullanılan kelimeler! Üstelik bir çırpıda yazılmış gibiydi, okunaklı olsun diye gayret gösterilmediği belli. Veya bir oyundu, geçen hafta karalanmıştı bu metin ve üzerine de gizemli/şaşırtıcı bir hava vermek için eski bir tarih atılmıştı...

- Coşkun abi, elimdeki kitabın içinden şu kağıt çıktı... Haberin var mı bundan?
- Yooo. Belki bir müşteri yazmıştır, bilmiyorum...
- İlahi bir işaret bu bana o zaman... alayım ben bu kitabı.
- Çay da içtin sen di mi? Heh heh...



Mechul Kel... Emanetin güvenli ellerde, bir yarı-kelin kitaplığında istirahat ediyor artık...

Dalgalı saçları omuzlarına gölge yapan bir fırlama velet yazdığın nota benim kadar saygı gösteremezdi, bu konuda da hemfikiriz sanırım seninle...

11 yorum:

  1. 17 senedir jöle kullanıyorum ve sanırım hala 27 sene yetecek kadar saça sahibim (ayıptır söylemesi)

    YanıtlaSil
  2. pis.
    olsun övgüler gene de bize...

    YanıtlaSil
  3. bende beğendim virgilius :)

    ionesco'nun kel şarkıcı'sını bilir misin? bana seni hatırlattı.


    (her ne kadar bana gıcık olsanda kabul et sempatik bir gıcığım)

    YanıtlaSil
  4. ariel,
    beğendiğine sevindim. şimdi ben de gözden geçirince, çok şirin geldi bu yazdıklarım ve gülümsedim o akşamı anımsayıp.
    İonescu okumadım hiç.

    Son olarak, sana gıcık olmuyorum ama sempatik bulduğumu da söyleyemem.

    YanıtlaSil
  5. evet okumadığın belli oluyor ionescu değil ionesco.

    bence birkaç oyun da okumalısın.hatta amatörleri izlemelisin.bir de jean paul sartre "gizli oturumu" ile jean genet "balkon" oyunu vardı ünideyken odtü oyuncularından izlemiştim.güzel bir sahne üstüydü.özellikle balkon.neden bunları söyledim.seni okudukça onlar aklıma geldi.

    hatta tiyatro ile ilgilenmelisin.senin öyle bir tarzın var gibi.

    YanıtlaSil
  6. ariel,
    tiyatro oyunları okumaktan zevk alıyorum ama ionesco daha ziyade futbolcu ismini andırmıyor mu sence de?

    gençliğimde amatör tiyatolardan teklif gelmişti, iki defa... üşendim.

    YanıtlaSil
  7. ne yani ismi futbolcu ismine benzediği için mi okumuyorsun güldürme beni üstelik senin gibi tv izlemeyip sırf futbol için bilmem nerenin liga'larını izleyeceğim diye tivibu alan birinin!

    Aksine seni bu özelliği çekmesi lazım

    çok tutarsızsın

    amatör oyun oynayamıyor olabilirsin ama izleyebilirsin.hatta üniversitelerin bedava şenlikleri var.ben eskiden ilgilenirdim ama bıraktım artık sıkıldım sanırım.ama sen fırsat bulursan izle profesyonellerden daha iyiler bence.yazabilirsin de.ama sanırım yazıyorsun.

    YanıtlaSil
  8. 1- futbolcu ismine benzediği için okumadığı söylemedim. ismi futbolcu ismine benziyor dedim, o kadar.
    2- La Liga, candır.
    3- Tutarlı olma çabam yok.
    4- Tiyatro oyunu izlemekten değil, okumaktan zevk alıyorum.
    5- Gece yarısından sonra uyku bütün güzelliklerin anasıdır.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!