
Gençlik yıllarında benim gibi pek çok arkadaşım metal dinlerdi, sonra "büyüdükçe" Depeche Mode gibi, The Cranberries gibi sağlam ve düzgün gruplara takılır oldu onlar, veya daha eskilere gidip Deep Purple, Dio, Black Sabbath gibi babalarla hemhâl olmaya başladılar. Evet, bunların hepsi dinlenebilir amcalar ve ablalar; lakin müzik bağımsız ve soyut bir zevk değil esasen, bu ihtiyaçtır insan için, ancak ihtiyacının giderilmesiyle mutlu olur insan. Karnının doymasından duyduğu salak huzur veya orgazm sonrası "evet ya işte bu" demek gibi. Sadece zevk için Beethoven veya Mendelsohn dinlerim belki, severim de, ama bu içine rendelenmiş kaşar olmadan şafak çorbası veya "sevişiriz ama öpüşmem" diyen bir kadın gibi, eksik...
Bu noktada Slayer tam ve kamil bir "doyurucu."
Bütün bunların yanına ekleyeyim, eskiye kıyasla çok daha az dinliyorum klasik müziği. Yetmiyor... Tersten bakarsak şöyle ifade edebilirim: Klasik müziği mutluyken, metali ise huzursuzken dinlerdim eskiden. Buradan hareketle gün geçtikçe daha dibe battığımın da bir göstergesinden başka bir şey değil manzara. (Sanki extra bir delile gereksinim varmış gibi...) Üstad'ın dediğini bozup yirmi dört saatte yirmi dört saat Slayer diyesim geliyor... Belki de herkes büyüdü, ben çocuk kaldım.
İçimdeki öfkeyi sadece Slayer ( * ** *** **** *****) dile getirebiliyor.
Ben razıyım onlardan, allah da razı olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!