
Önce Bir Haber:
İspanya'nın Deportivo takımında forma giyen İsrailli kaleci Dudu Aouate'nin, Yahudilerin en önemli bayramı olan "Kefaret Günü"ne (Yom Kippur) denk gelen lig maçında oynayıp oynamamasıyla ilgili yaşanan polemik, maç saatinin değiştirilmesiyle aşıldı. La Liga'nın 5. haftasında 1 Ekim'de Real Sociedad ile Deportivo arasında oynanacak ve normalde saat 20.00'da başlaması gereken maç, kaleci Aouate'nin İsrail'de yaşadığı polemikten dolayı kulübünün talebiyle 18.00'a alındı.
Yahudilerin en kutsal bayramı olan "Kefaret Günü"ne (Yom Kippur) denk gelen maçı oynamaması için ülkesinden tenkit alan Aouate, İsrail'de hükümet ortaklarından dinci Şas Partisi'nden milletvekili Iaacov Margui'nin, İsrail Futbol Federasyonu'na gönderdiği mektupla, Milli Takım'dan çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalmıştı.
Yahudilerin hiçbir aktivitede bulunmayıp sadece dua ettikleri Kefaret Günü, güneşin batımından itibaren başlayıp ertesi gün güneşin batımına kadar sürerken, Deportivo kalecisi Auoate'nin sorun yaşamaması için çözüm, Real Sociedad maçını 2 saat öne alarak güneş batmadan maçı bitirmekte bulundu.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/5137178.asp?m=1&gid=112&srid=3438&oid=5
Sonra Bir Film:
İsrail’in önde gelen yönetmenlerinden Amos Gitai’nin 2002 senesinde Altın Palmiye'ye aday olmuş, bundan başka pek çok ulusal ve uluslar arası festivalde gösterilmiş, çeşitli ödüller almış filmidir Kedma… Anlamı “Doğuya Doğru.” Konusu ve kurgusu itibariyle belgesel kıvamında, 2. Dünya Savaşı’nın bitiminde, yeryüzünün çeşitli yerlerinde iki bin yıldır dağınık bir biçimde sürgün hayatı sürmüş Yahudilerin diasporadan “Arz-ı Mev’ud”a dönmelerini anlatır film, kimi Rusyadan, kimi Polonyadan, kimisi Almanyadan on binlerce Yahudi kendilerine Hz. Musa zamanında vaad edilmiş kutsal topraklarına dönmektedir, o topraklar ki, babaları, dedeleri, dedelerinin dedeleri, dedelerinin dedelerinin dedeleri, etc, bu günün, yani dönüşün aşkıyla yaşamış ve ömürlerini tüketmişlerdir. Bu aşkı, hayali, tutkuyu her zaman ve her vakit dile getirmiştir Yahudiler, öyle ki düğün törenlerinde bile şu ayetleri dile getirmek mecburidir Museviler için:
'Ey Kudüs, eğer seni unutursam, Sağ elim kurusun. Seni anmaz, Kudüs'ü en büyük sevincimden üstün tutmazsam, Dilim damağıma yapışsın! ' (Zebur, 137: 5 ve 6)
İşte Kedma, bu hayalin gerçekleşmesini konu eden bir film. İki defa sinemada izleyip, yıllar sonra filmin ana karakteri Yanush’un film sonunda gözyaşları ve ağzından akan salyalar içerisinde irad buyurduğu tiradı özleyince, tekrar seyredesim gelmişti, uzun arayışlardan sonra bulamayıp ümitsizliğe kapılmak üzereyken (canikom) polente imdada yetişti neyse ki.
Sürgünden dönen (deplasman takımı) Yahudiler militia haline getirilmiş ve (ev sahibi) Araplarla savaşır bulmuştur kendileri, arada bir İngilizlerle de çatışmaktadırlar. Yanush'un tiradi aşağıdadır, buyurun okuyalım:
“Bizim tarihimiz bile yok. Bu gerçek, bizim bir tarihimiz yok. Bunu İbranice nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum, ama böyle, tarihimiz bizim için yazıldı ama böyle olmasını biz istemedik, tarih bir halk için yazılır, ama söyleyin bizim neyimiz var? İstesek de, istemesek de bizi mecbur ettiler, bu yüzden buna ve bu tür şeylere karşıyım, benim için yok, bunu ne kadar reddettiğimi bilemezsiniz, bizim tarzımız değil bu, ben hepsine karşıyım bunların, hiç birini tanımıyorum. Düşünmeye çalışın, tarihimiz zulüm, iftira, işkence, bunlardan meydana getirilmiş, şehitlikten meydana getirilmiş, bunu göremiyor musunuz? Öylesine sıkıcı, ilgi çekmeyen şeyler ki; zafer, hareket... Bunlar; kahramanlar, fatihler yok, inanın yok, yalnızca kovalanan, sızlanan, ağlayan zavallı, biçareler var ortalıkta, sürekli yaşamlar için yalvaran insanlar var. Musevi tarihinin çocuklara öğretilmesini yasaklayacağım, ne için? Onlara şöyle söyleyeceğim, "Ülkemizden kovulduğumuz gün, tarihi olmayan bir halk olduk." Ders bitti bu kadar! Acılarımıza dayanma tarzımızın kahramanca olduğunu söylüyorlar, kahramanlığın canı cehenneme, bunu kim ister ki, çare kalmayınca bu bir çaresizlik kahramanlığı olur, istesin veya istemesin herkes kahraman olabilir, anlıyor musunuz? Ve bu tür bir kahraman herkese şunu anlatacaktır, “Sessizce nelere katlandım, bakın, kim bundan daha iyi bir şey yapabilirdi ki?” Görüyorsunuz acı çekiyoruz, ve bundan oldukça zevk alıyoruz, hepimiz, hepimiz… Çünkü o (acı) olmazsa biz var olamayız. İşte söylemek istediğim bu, acı çekmek, acı, acı, acı… Böylece bizim için keder neşeden daha önemli hale geliyor, esareti kurtuluşa, düşü gerçeğe tercih ediyoruz, umudu geleceğe yeğliyoruz, hep böyle devam ediyor, bu korkunç bir şey, gerçekten korkunç bir şey, bizi Musevi yapan şey acı çekmek, anlayabiliyor musunuz? Bir türlü kaderimize hakim olamıyoruz, bunun bir anlamı var, “bizi asla hiçbir güç bölmeyi başaramaz” demek istiyoruz, çünkü “gücün sınırları vardır ama acı çekmenin sınırı yok, bizi yok etmeyi başaramazsınız.” Sürgün, şehitlik ve Mesih. Bu üçü birleşik halde, yani Museviler asla kurtuluşu bilemeyecekler, yani Yahudiler kurtuluşu asla bilmez, sürekli olarak ülkeden ülkeye dolaşmaya devam ederler, ama nefret de onları takip eder, bu onların en değerli hazineleri, Kudüs’ten bile değerli, bunu nasıl da severler, nasıl da tutunurlar büyük bir inatla! Sürgün bizim piramidimiz! Temeli şehitliktir, tepedeyse Mesih var… İki bin yıldır çılgınlığa batan milyonlarca insan, tüm bir millet! Ne takdire değer, ne korkunç bir hak! Şuursuzluk noktasında korkunç bir delilik bu, amacı olan bir delilik: Mesih’e olan inanç! Mesih her şeyi kökünden değiştirmeye varan basit bir efsane sadece, oysa Filistin veya başka bir yere gitmeliydiler… Evet, başka bir yere gitmeliydiler, gelecekleri için plan yapmaya, evet, plan yapmaya zorlanmalıydılar, (ama hayır) Mesih gelecek ve her şeyi bir an evvel yoluna koyacak! Ufacık bir şey yapmamız bile yasaklanmış, cennetten biri gelip bizi kurtarıncaya kadar! Sonsuza dek sürgün kalacağız… Bence İsrail artık Musevi ülkesi değil, şimdi değil, gelecekte hiç olmayacak, Bunu zaman söyleyecek… Her şey yapıldı, mahvoldu, bitti. Her şey sona erdi…
Yukarıdaki haberi okudunuz, öteden beri İsrail’in dünyadaki en katı ve tahammülsüz şeriat devletlerinden biri olduğu yargısını destekleyen bir içerik taşıyor, futbolcularını İspanya’da bile rahat bırakmayıp adamı milli takımdan çıkartmakla tehdit ediyorlar, polemik birkaç zıpçıktı veya “biz Mesih gelmeden kurulmuş bu İsrail Devleti’nin varlığını tanımıyoruz, devletimizi yeniden sadece Mesih gelip kurabilir, siz ne zannediyorsunuz kendinizi?” diye parazit yapan ultra-radikal Museviler tarafından yapılmıyor, hükümet ortağı bir milletvekili olaya resmî olarak müdahale ediyor.
Aynı ülkede bir yönetmen, kutsal ve dokunulmaz nitelikteki bir konuda, çevirdiği filmin ana karakterine alıntıladığım tiradı söyletiyor. Mesih için efsane diyor, Arz-ı Mev'ud hakkında "başka bir yere gitmeliydiler" diye düşünülmesi bile (bizim anayasadaki benzer ifade ile, "teklif dahî edilemez") ağır günah olan beyanda bulunuyor. Bir halt da olmuyor işte… Adamın filmi kendi ülkesinde de ödül almış hatta.
Şimdi Elif Şafak’ın kitabında geçen kimi cümlelerin yurdumuzda yarattığı saçma sapan gerginliği bir daha düşünelim. Yardıma ihtiyaç duyarsak iki özlü sözden birini seçebiliriz.
# 1: Ne Mutlu Türküm Diyene (Mustafa Kemal Atatürk)
# 2: Türk Milletinin %70’si aptaldır. (Aziz Nesin)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!