Nefes almıyordu... Evet, emindi, ayağıyla hafifçe itmişti kontrol etmek için, diğer tarafa doğru yığılmıştı kedi yavrusu... Hala kan sızıyordu kulaklarından, bir de aralanmış çenesi arasındaki sarkan dilinin üzerinden, damla damla... Ne kadar kolaydı bir cana kıymak, irice bir sopa, havada kat edilen yarım daire ve uygun güç kullanımı ile hayvanın kafasına darbeyi indirmek yeterliydi işte... Yavru olduğundandı belki çok fazla kan akmaması, üstelik nedense darbe alan yerde bir yara veya kanama yoktu, siyah tüyleri hiç zarar görmemişti, az önce kucağında oynaşırken nasılsa, şimdi de öyleydi... Profilden ne kadar net görünüyordu henüz diş çıkarmadığı, bir bebek gibiydi bu kedicik, daha miyavlamayı bile öğrenemeden ölen... Yaramazlık yapmaya vakit bulamadan, perdelere asılıp mobilyaları tırmalama keyfine varamadan, soytarılık yapma yaşına gelmesine daha çok varken, sağ tarafına yaslanmış, patileri şekilsiz bir halde yayılmıştı halının üzerine, ölü halde... Genç kız 'ben katil mi oldum şimdi? ' diye mırıldandı... Kendisine cani demek nedense katil sıfatından daha zor geliyordu, lakin bu bir cinayetti, sebepsiz yere masum bir hayata son vermişti az önce, o zaman caniydi şüphesiz... Bir kedi yavrusunun bu kadar narin olacağını düşünmemişti, ama zaten bunu denemek için vurmuştu kafasına tereddüt etmeden... Yoksa alıp veremediği yoktu kedilerle...
Saate baktı... Cnbc-e'de sevdiği bir polisiye dizinin başlamasına fazla kalmamıştı... Bir tomar eski gazete aldı çekmeceden, banyo ile kedinin yattığı yer arasında kalan yere serdi itinayla, ne holdeki halıya, ne de banyodaki zarif halı benzeri şeylere -ki onlara ne denirdi bilmiyordu- kan damlamasın diye... Ensesinden tutup kaldırdı dili dışarı sarkan maktûlü, çabuk adımlarla banyoya yürüyüp küvete attı cansız bedenini... Nasıl da canhıraş feryatlarla miyavlardı bunu on dakika önce yapsaydı, şimdi ise sadece 'ŞPLAKK' diye bir ses gelmişti o kadar... Musluğu açtı suyu coşkunca akıtarak, sudan nasıl da kaçardı, minik tırnaklı patilerini bir aslan pençesi yapar, yaklaşanı tırmalamak için sallardı etrafa mecali olsaydı, ama şimdi tüyleri kulaklarından sızan kanın üzerinden aktığı ince bir battaniye gibiydi, gerçekten de yoktu siyam kedisi gibi, ne tatlı şeydi bu!
Biraz seyrettikten sonra mutfağa gitti, üç poşet aldı, iki tanesi önemli değildi ama biri şeffaf olmamak zorundaydı ki görülmesin içinde ne olduğu... Sağlam ve deliksiz olduklarını kontrol ettikten sonra küvete geri döndü, temizlenmiş gibiydi, işlemeye fırsat bulamadığı günahlarından arınmış bir kedi... Suyu kapattı, eski ve yırtık bir havluyla hafifçe kuruladı yavrucağı, sonra kuru gazete kağıtlarından bir kedi paketi yaptı, küçücüktü zaten, sarmaladı, şeffaf poşetlerden birinin içine koydu, ağzını sıkıca kapattı... Onu diğer poşete koydu, ötekilerden büyükçe olan renkli olana da ikinci poşeti... Mutfakta az önce yediği karpuzun kabukları getirdi, doldurdu torbaya... 'Ölüyü yıkadım, cenaze namazını da kılmalıyım acaba? ' düşüncesi bile gülümsetmeye yetti ince, biçimli dudaklarını, saate baktı, dizinin başlamasına çok az kalmıştı... Kiefer Sutherland'a bayılıyordu, ne karizmatik adamdı öyle! Namazı boşverdi, poşeti sokak kapısının dışına koydu çabucak, odasına gidip yatağına uzandı televizyonu açarak... Rahatladı, reklamlar bitmemişti hala... İyice yayıldı yatağa, canı dondurma çekti tam o sırada... Kapıcı çöp poşetlerini gece alırdı ne de olsa...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!