17 Mart 2015 Salı

Çeşitli Onedio.com Testleri Üzerine...



Pornodan ve nutelladan sıkıldığım bu akşam kendimi onedio.com’un testlerine adadım. Gerçeği ya da var olanı ne kadar yansıtıyor bilmiyorum, ama komik, eğlenceli oldukları kesin. Öte yandan bu kadar çok ve değişik kişilik/psikolojik testin ardından çıkan sonuçlar arasındaki çelişki elbette güvenilirliğe gölge düşürüyor. Hepsi bir yana, azıcık dikkat edildiğinde görülecek ki testlerdeki soru-cevapların genel şekli, tarzı, 20’li yaşlardaki genç kızlar için hazırlanıldığı intibaını yaratmakta. O yaşlardaki kızlar benim kadar sıkılıp saatlerce testten teste atlıyor mudur acep? Hiç bilemeyeceğim bu sorunun cevabını.

Psikopatlık Testinden Geçebilecek Misin?
Sen tam bir psikopatsın. Yaa senden biraz çekiniyoruz ama yine de söyleyelim: Sen bu psikopatlık testinden geçemedin ne yazık ki! Sosyal bir insan değilsin; kapalısın, yalnızsın; çünkü insan denilen şeye katlanamıyorsun. Empati denilen şey sende yok; ancak bundan şikâyetçi de değilsin; üstüne bunu bir üstünlük olarak görüyorsun. Sana naçizane tavsiyemiz, daha çok sosyal olup, yeni insanlarla tanışman. Tabii bu yeni tanıştığın insanları öldürmezsen daha iyi olur :) [Psikopat mıyım bilmiyorum ama genel olarak doğru yazılanlar.]

Davranışlarına Göre, Sen Aslında Hangi Millettensin?
İngiliz!
Davranışlarına göre, sen tam bir İngilizsin. Her şeyden önce asilsin sen asil. Öyle bomboş sebeplerle seviyeni düşürmezsin, hatta suratın düşse yere almazsın; öyle bir seviye, öyle bir kibirden bahsediyoruz burada. Kibirli olmanda ise çok geçerli sebeplerin var; bir kere insanlara şöyle uzaktan bakınca ne kadar aptal olduklarını görebiliyorsun. Zekân zehir gibi, tilki gibi de kurnazsın. İşte tam da bu yüzden insanlara istediğini yaptırabilirsin, hem de o işi kendi iradeleriyle yaptığını düşünürler, öyle bir manipülasyon. Son olarak, şunu bilir şunu söyleriz: Senin güneşin asla batmaz! Have a good day my friend... [Kibir kötü bir şey, kendimden biliyorum.]



Hangi Nickname Sana Mükemmel Bir Biçimde Uyuyor?
Aylak Adam!
Seni bu dünyada "bağlayan" hiçbir şey yok; hep kafana göresin, özgürsün, zincirsizsin, tam bağımsızsın. Darlanmaya gelemiyor, darlamayı da sevmiyorsun. Gamsızsın, rahatsın ve tam bir keyif adamısın. Az biraz tembel olduğunu da eklemek gerek; ancak bu tembelliğinde kendine göre çok geçerli sebeplerin var. Uğruna kendini feda edebileceğin, çalışıp didineceğin bir amaç yoktur belki de! Öyle bir şey bulana kadar aylaklığa devam, bay aylak! [Böyle bir nick mi varmış?]


Önceki Hayatında Nasıl Öldün?
Patrona Halil İsyanı'nda öldün!
Sen Lale Devri zamanında yaşayan rahatına düşkün, zevk-i sefa içinde yaşayan mutlu bir insandın. Fakat Lale Devri senin gibi insanlara refah, mutluluk getirirken başkalarına ise mutsuzluk ve yokluk getirdi. Bu yüzden artık dayanamayıp isyan çıkardılar ve sen de bu isyana kurban giden insanlardan oldun. [Bu ne anlamadım valla.]


Ne Kadar Triplisin?
Tripli değilsin ama trip attığında çok sağlam atıyorsun!
Genelde trip atmıyorsun ama trip attın mı tam trip atıyorsun, pişman ediyorsun karşındakini. Çevrendeki diğer insanların trip attığı şeylere bakarsak seninkiler tabii ki daha önemli konular ama rica ediyoruz çabuk bağışla karşındakileri. Bazen dağları delseler, gökyüzünü yere indirseler tripli hallerin geçmeyecek gibi oluyor, sen böyle biri değilsin. [Buna katılıyorum bak.]


Davranışlarına Göre Sen Kaç Yaşındasın?
Sen 13 yaşındasın!
Her Allah'ın gün kazanılması gereken yeni bir savaş senin için. Ne olduğu önemli değil, istediğin şey uğruna bıkmadan yorulmadan sonuna kadar savaşırsın sen. Böyle bir hırs ve enerji var sende. Yeni şeyler ve değişiklikler de müthiş bir heyecan ve merak uyandırıyor sende. Her şeyi denemek, yaşamak istiyorsun. Hayata karşı müthiş bir merakla dolusun. Her yeni güne yeni bir macera gibi başlıyorsun. Kısaca kaç yaşında olursan ol, içindeki çocuk hep Benjamin Button kalacak :) [Burada onedio sıçtı işte. Benim içim  pörsümüş, herifler her güne yeni bir macera diyor. Salaklar.]


Nasıl Bir Tatile İhtiyacın Var?
Senin herkesten uzakta, tek başına bir tatile ihtiyacın var!
Sen yorulmuşsun. Günlük hayatın stresi yetmezmiş gibi insanların tripleri, halden anlayan insanların sayısının azalması hatta bu insanların soylarının tükenmesi seni üzmüş. Az insanlı bol huzurlu, ruhunu yenileyebileceğin mümkünse doğayla bütünleşmiş bir tatile çıksan süper olur. [Benim hayatım tasvir edilen bu tatili yaşamakla geçiyor zaten.]


Sadece Yalnızlar Çözsün: Daha Ne Kadar Yalnız Kalacaksın?
Sen aslında ilişki karşıtı bir insan değilsin; ama şu anda kendini gerçekten bir ilişkiye hazır hissetmiyorsun. Belki hazır değilsin; belki de doğru kişiyi bulamadın. Yine de hiçbir şekilde umrunda değil; çok fazla da kafana takmıyorsun bu meseleyi. Hayatın tadını çıkarmaya bakıyor, kafana göre yaşıyorsun. Kendinden ve bu yalnızlık durumundan hiç sıkıntı yok; kendini seviyor ve omuzlarından öpüyorsun kısaca! [Bazen kafama taktığımı inkar edecek değilim.]


Öfke Kontrolü Testinden Geçebilecek misin?
Geçtin! Senin öfke problemin yok.
Geçmişte öfkeyle ilgili sorunlar yaşadın ya da yaşamadın bilmiyoruz ama şu an tam anlamıyla öfkeni daima kontrol altında tuttuğuna ve kontrolünü asla kaybetmediğine eminiz. Öfkenin sınırlarını çok iyi biliyorsun, nerede durman gerektiğinin farkındasın. Yeri geldiğinde elbette sinirleniyorsun, bağırıyorsun ama bunu asla abartmıyorsun. Kontrol her zaman senin elinde. Tebrik ederiz seni! Bazılarımız seni örnek alsa iyi olur... [Polente, bak ne kadar cool bir adamım, test sonucu ile onaylandı bir kez daha.]


Beynin Daha Çok Dişi mi, Erkek mi?
%25 Dişi, %75 Erkek!
Senin beyninde erkek tarafı daha baskın. Ancak yine de bir kısmı dişi olarak kendini muhafaza etmiş. Öncelikle şunu demek gerekir ki, hayat senin için hiçbir zaman kolay olmadı (şarkıda dediği gibi "Hayat sana oyun oynuyor olabilir). Yani hayal kırıklıkları, yenilgiler, mücadeleler sana uzak kavramlar değil; fakat tüm bu kalp kırıklıklarına rağmen, içinde hep bir umut oldu. Bu yüzden sana bir nevi başlangıçların insanı demek yerinde olur. Son olarak, beyninin bilime karşı bariz bir yeteneğinin olduğunu da söylemek gerek; analitik ve çözümlemeci birisin çünkü: Tam bir bilim insanı mayası yani! [Başlangıçlar insanı, ben? Hahahahah]


Hangi Mısra Senin İçin Yazılmış Olmalı?
Senin mısran Nazım Hikmet'ten:
"Bütün yitireceklerimi yitirdim."

Senin bu hayatta yitireceğin hiçbir şeyin yok. Bu dünyaya çırılçıplak geldiğinin ve çırılçıplak ölceceğinin de farkındasın. Şimdi de çırılçıplaksın işte, ne çıkar var, ne korku, ne endişe: Bembeyaz bu boşluk sendeki. Zaten oldum olası hep uçurumun kenarında yaşadın; ancak bu sefer farklı! [Bir üstteki test sonucu ile bunu karşılaştırınca, onedio’nun kafasına göre nasıl uydurduğu belirginleşiyor. Mısraa gelince, evet, cuk oturmuş kanımca.]


Ne Kadar Kıskançsın?
"Rahat" çıktı!
Sen rahat bir insansın, takılmazsın öyle inciğe boncuğa. Tam bir gevşeksin yani :). Ne gerek var değil mi böyle şeylere, saçma salak sebeplerden ötürü hem kendini hem karşındakini germeye. Sen pamuk gibisin adeta. Sakin bir insansın yani, kolay kolay sinirlenmezsin hiç bir şeye. Ama böyle olman sevmediğin anlamına gelmiyor kesinlikle. Seviyorsun, göstermesen de çok derinden seviyorsun. Hem karşındaki sana bir yanlış yapıyorsa bu onun bileceği iştir, hiç kendini yormadan direk yol verir kendi hayatına bakarsın. Senin kafandan istiyoruz valla. [Böyle bir şey var cidden. Kıskanmayı beceremediğimden olabilir.]



Sevgilin Hangi Bölümden Olmalı?
"İngiliz Dili ve Edebiyatı" çıktı!
Sende bir asillik var, bunu hissedebiliyoruz. Havalısın da, değişik bir enerjin var insanlara aktardığın ve onların sana hayran kalmasını sağlayan. Bu yüzden senin sevgilin kesinlikle İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyor olmalı. Asilliğin kitabını yazarsınız birlikte. Shakespeare'den mısralar okursunuz birbirinize, romantizmin dorukları yani ;) Dünya vatandaşısınız siz ayrıca. Türkiye'yle sınırlı kalmayıp tüm dünyayı kapsayan bir hayal gücünüz bir düşünce yapınız var. Çok kıskandık sizi :) [Şayet Ex söz konusu ise, test sonucu epeyce yakın. Yalnız nedense çok kıskanmışlar, yeryüzünde kıskanılacak son çift biziz sanırım.]


Senin Baskın Karakter Özelliğin Ne?
"İncelikli - Hassas" çıktı!
Senin en baskın karakter özelliğin, incelikli ve hassas biri olman. Sen bu dünyanın küçük sevgi prensi/prensesisin! Senin kocaman bir kalbin vardır ve bu kalbe hemen hemen herkes sığabilir. Dünyanın en hassas, en ince insanı olman kuvvetle muhtemel, öyle ki dünyanın en ücra köşesinde yaşanan acı bir olayı ta en derinlerinde hissetmen mümkün. Bu yüzden "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın"cı asla değilsin. Son olarak dikkatli, kibar ve nazik olduğunu da eklemek gerek, bay/bayan büyük kalp! [İncelikli? Hassas? Kocaman kalp? Kıçımla bile gülmem buna.]


Hangi Enstrüman Senin Ruhunla Eşleşiyor?
"Elektro Gitar" çıktı!
Senin kurallarla ilgili çok ciddi problemlerin var; kendini önüne konulan her şeyi yemek zorunda hissetmiyorsun: Asisin, kural tanımazsın, bir nevi zurnanın zırt dediği delik, sürüden ayrı uçan martısın. Ara sıra içe kapandığın olsa da, çekingen asla değilsin, gerektiği yerde sesin öyle bir çıkar ki... İdealistsin bir yandan da; ama bu ideallerini insanların gözüne sokmuyor, içinde yaşıyor, sadece yürürlüğe koyulacağı zaman gün yüzüne çıkarıyorsun. Fikir insanından çok, aksiyon adamısın yani. Karizmatik ve lokomotif bir kişiliğini söylememize gerek yok sanırım. Tüm bu sebeplerle senin enstrümanın: Elektro Gitar! [Aksiyon adamıymışım! Hadi len!]


Senin Gizli Ruhsal Gücün Ne?
"İnanç" çıktı!
Sende sonsuz bir inanç var. Bu inancın neye olduğu önemli değil; ister mutlak bir güce olsun, ister insanlığa, ister karmaya, astrolojiye ya da doğaya. Sen inandığın şeye sonuna kadar bağlısın, uğrunda her şeyi yapmaya hazırsın. Ve inandığın şey sana her zaman doğru yolu gösteriyor. Gerçek bir idealistsin ayrıca. Yaşadığın her şeyin de bir nedeni olduğunu biliyorsun, bunları yaşaman bir amaca ulaşman için sadece küçük bir araç. Hayatın kolay olmadığını ve inancını yitirmediğin sürece her şeyin üstesinden geleceğini biliyorsun. Senin adımlarını izliyoruz! [Dogmatik bir yanım olduğu doğru.]


Sevgilin Olsaydı Nasıl Biri Olurdu?
"Zeki Birisi" olurdu!
Senin alerjinin olduğu yegane şey, aptallık. Ot gelip saman giden insanlara katlanamıyorsun; bomboş, derinliksiz, kafasız kişileri görünce miden bulanıyor. Bu yüzden şu anda bir sevgilin olsaydı kesinlikle zeki biri olurdu. Zeka sana oldum olası çok seksi gelmiştir, zeka parıltısı görünce aklın gidiyor. Bu durumda senin için güzellik/yakışıklılıksa ikinci plandadır. Zaten zeki insanın beynine bakmaktan, suratına bakmaya vakit mi kalır allasen :) [Sonuç yaklaşık olarak doğru çıkmış. Alerjimin olduğu ilk şey küçük göğüsler. Sonra aptallık geliyor. Yani sevgilimin iri göğüslü ve zeki olması elzem.]



İnsanlardan Ne Kadar Nefret Ediyorsun?
İnsanlardan gerçekten nefret ediyorsun!
Sen insanlardan nefret ediyorsun. Burası tartışmasız. Ancak yine de içinde insanlık adına küçük bir umut ışığı var. Her ne kadar tünelin ucundaki ışık görünmese de, bir tünel varsa sonunda da mutlaka ışık vardır fikriyle, insanlara karşı güvenini ısrarla sürdürüyorsun. Ancak bu umudun, o pis, saygısız, hain insanlarla alakası yok. Senin büyüklüğünle alakalı bu umut! [Yukarılarda beni kocaman kalpli, incelikli biri gibi lanse eden test ile yan yana getirildiğinde çok komik duruyor valla. Ne var ki doğruya yakın olan test sonucu bu.]


Hangi Tür Enerjiye Sahipsin?
Metafizik Enerji'ye sahipsin!
Sen metafizik enerjiye sahipsin. Sen inancın insanısın. Bu yüzden gözünün önünde perde yoktur, evrenin özünü rahatlıkla algılabiliyorsun. Melamet hırkasını giymiş gibisin. Kah çıkarsın gökyüzüne seyredersin alemi, kah inersin yeryüzüne seyreder alem seni. Bu kainat algılayabildiğimiz kadar vardır sözünden hareketle, senin algın çok açık, çok büyük olduğu için kainat sensin diyebiliriz. Ene'l-Hakk kısacası!.. [Evet, idealist bir dogmatik olduğum neticesine varılan teste paralel bir sonuç.]



Yaşlandığında Nasıl Biri Olacaksın?
"Azgın Teke" olacaksın!
0_o galiba bir üstatla karşı karşıyayız. Üstadım senin güzel şeylere karşı net bir zaafın var. Açık açık konuşalım şimdi, sen gayet çapkın birisin ve biliyor musun can çıkıyor huy çıkmıyor; işte tam da bu yüzden yaşlandığında, pek tabii ki bu çapkınlığına devam edeceksin. Hatta daha da tecrübe kazandığın için, çapkınlığının derecesi artacak. Saygıyla eğiliyoruz önünde üstad! Bir kitap yaz da, aydınlat biz gençleri :) [Rahmetsiz dedem gibi mi olacağım, yoksa rahmetli dayım gibi mi, bu benim de en büyük endişelerimden biri.]


Sen Aslında Ne Kadar Yalnızsın?
Yalnızlığını seviyorsun!
Sen yalnızsın, o ne şüphe? Fakat kim takar, çok seviyorsun yalnızlığını. Yalnızlık ülkenin kralı da sensin, kraliçesi de, belediye başkanı da. Kendi kendine eğlenmeyi çok iyi biliyorsun bir kere. Hem zaten değişik bir insansın vesselam, senin çileni çekecek vatandaş zor bulunur. Arayan kim zaten? Bir de, ciddi bir ilişkiye başlamak için çok üşengeç olduğunu söylemek gerek. Kaprisler, sorumluluklar, bitmeyen kavgalar... Anası-danasıyla tanışacaksın falan bir de, of ki ne of!.. Böyle iyisin bizce… [Yalnızlığımı kendimden bile çok sevdiğim için burnum boktan kurtulmuyor zaten.]



Mürekkep Testine Göre, Sen Hangi Rahatsızlığa Sahipsin?
Sen Tamamen Normalsin!
Sen tamamıyla normalsin. Çok sağlam bir ruhsal yapın var. Kendini çok iyi tanıyorsun; sınırlarını ve potansiyelini de çok iyi biliyorsun. Sağlam bir karakterin var. Hayatın tam bir denge halinde ve dengeni bozan şeylerden alabildiğine uzak duruyorsun. Kısaca zihninde hiçbir sorun yok ve her şeyden önemlisi kendin olabiliyorsun! [Belki de öyleyimdir ya? Çok normalim ben. Benim dışımdaki 7 milyar insanda sorun var evet, kesinlikle.]


IQ'unuzun Kaç Olduğunu Merak Ettiniz mi?
Ortalamanın Üstü: 115 - 129!
Zekanız gayet yerinde ve ortalamanın da bir hayli üstünde olduğunuzu söylemek gerek. Analitik bir zekaya sahipsiniz bir kere. Bilimin her alanında başarılı olabilirsiniz bu yüzden. Hatta yeterli gayret ve planlı çalışmayla dünyayı değiştiren insanlardan da olabilirsiniz! Bravo! [20’li yaşlarımda 135 çıkmıştı… Üstelik daha zordu o test. Yaşlandıkça salaklaştığımı biliyordum, teyit ettik…]


Sen Lisede Hangi Tiptin?
"Sınıf Başkanı" çıktı!
Ooo başganım! Sende kesinlikle şeytan tüyü var. Bazıları farklı bir yaratılışa sahiptir; senin de hamurun öyle yoğrulmuş, yapacak bir şey yok. Herkes tarafından sevilir misin bilmiyoruz ama istisnasız herkes tarafından saygı gördüğün bir gerçek. Sen lisenin en çok sözü dinlenilen kişisiydin; okulun Obaması'ydın yani. Şimdiki durumunun da bundan bir farkı yok aslında. Yıllar senden lider ruhunu alamamış yani, sayın başganım :) [İtiraf edeyim ki hiç lider olmadım, ama hep lidere akıl veren kişiydim ben. Salak mıyım ortaya çıkayım?]


Senin Seksiliğinin Türü Ne?
"Gizemli Seksi" çıktı!
Senin seksiliğin gizeminden ileri geliyor. Bulmaca gibi bir şeysin sen, fazla konuşmazsın ve öyle bir tavrın var ki, sanki dünyanın en önemli sırrını biliyormuş da, söylemiyormuş gibi. Kafan okyanusun en derin yeri gibidir: Dehlizler vardır, anaforlar, kayıp kıtalar falan vardır orada. Orayı keşfetmeyi çalışan çok oldu, ama çoğu vurgun yedi, boğuldu falan: Başarabilen daha çıkmadı. Galiba senin olayın bu ulaşılmazlığın, yoksa değil mi? Neyse beynimiz yanmadan biz kaçalım :) [Gizem dediği mesele aslında güvensizlikten başka bir şey değil. Ulaşılmaz mıyım bilmiyorum ama oraya ulaşsalar ne olacak, ulaşmasalar ne olacak? Birine açıldım, şimdi de başkasıyla yapamıyorum zaten. ]


Kaç Yaşında Evleneceksin?
48 Yaşında!
Senin evleneceğin yaş: 48! Armudun sapı, üzümün çöpü diye diye bu yaşlara kadar geleceksin. Çünkü sen mükemmeliyetçi birisin ve mükemmel insan daha karşına çıkmadı. İşte o mükemmel insanı bulacağın yaştır 48! [Bu testte şu andaki yaşıma dair bir soru yoktu, yani ilginç bir sonuç benim için. Ha, 48 yaşımda da evlenmeyeceğim, Tanrı ve sizler şahit olun bu sözüme.]

Hangi Mitolojik Karaktersin?
"Ejderha" çıktı!

Sen agresiflikte bir "efsane"sin. Gözün döndü mü, hiçbir şeyi umursamaz, ortalığı yakıp yıkarsın. Ancak bu sinirin durduk yere değildir. Aslında sakin yaratılışlısın ve sana dokunmasalar bin yıl uyursun, ama seni tam olarak "açtırma kutuyu, söyletme kötüyü" sözü anlatır. Rahatına düşkünsün ayrıca, fakat bu demek değil ki, sen tembelin tekisin. Yaratıcı ve entelektüelsin de. Zaten yaratıcı insanlar az biraz gergin olurlar, değil mi ey püfürgeçli yıkıpgeç :) [Bir tembel diyorlar, bir tembel değilsin diyorlar, bir sakin, bir agresif. Her telden, her kâseden bir parmak.]



Dünya Edebiyatından Hangi Yazar Senin Ruh İkizin?
"Albert Camus" çıktı!
Bu dünyada anlamlı hiçbir şey yok sana göre. Her şey saçma, her şey alakasız. İnsanların isteklerini ölümüne gizlemesi ve arzularını bastırması ise ikiyüzlü bir tutum ve komik. Sen bunların farkında olduğun için yalın ve yalansız yaşıyorsun. İnsanlarsa sana bu yüzden adeta bir "yabancı" gibi davranıyor, ki olması gereken sensin; yani sen bir antitez değil, tezin bizzatihi kendisisin. Ama yine de fark etmez, sen bunları da takmıyorsun! [Yukarıdaki idealist, melamet hırkası giymiş tiple, Albert Camus’yu yan yana getirin. Onedio’ya başka bir şey demiyorum.]



Testi Yapın, İçinizde Yaşayan Kötü Karakteri Öğrenin!
İçinizde "TONY MONTANA" tarzı bir kötü var.
Siz çok sağlam bir kötüsünüz. Aslında kötü değil de biraz gaddarsınız denebilir. Sertlikten, zarar vermekten kaçınmayan bir yapınız var. Kötü olunacaksa olunur, bundan sakınacak değilsiniz. Eğer siz kötülük yapıyorsanız mutlaka birileri bunu hak ettiği içindir. Yani denebilir ki şartlar sizi kötü gösteriyor, yoksa durduk yere siz neden kötü olasınız ki? [Melek gibi adamım lan ben!]



Bir Korku Filminde Oynasan Senin Rolün Ne Olurdu?
Suçlu zannedilen masum'
Şimdi herkes kendine göre haklı. Kafan zehir gibi çalışıyor, bilgilisin, teknolojiyle aran iyi. Tüm tezgahı senin kurup herkesi oyuna getirmeye çalıştığını düşünmeyelim de ne yapalım? İşin zor. Önce herkesin güvenini kazanacaksın sonra da tüm becerilerini onları kurtarmak için kullanacaksın. [Korku filmi değil, psikolojik gerilim filmi yaşıyorum zaten.]


Hangi Star Wars Karakterisin?
"Dart Vader" çıktı o_0!
Sen tek cümleyle tam bir "neydik, ne olduk" insanısın! Şu galaksinin tek umudu, tek çıkış yolu sendin. Fakat karanlığa öylesine geçtin ki, "dönülmez akşamın ufkundasın" şimdi. Dönsen dönemezsin, faydalar faydasız, imkanlar imkansız. Gerisi ise yokuş aşağı. Yine de "dam üstünde Darth Vader, vur beline Lightsaber" diyebiliyorsun umarsızca. Bravo! [Darth Vader? Onedio şimdi de şerefsiz olduğumu söylüyor bana.]


Hangi Game Of Thrones Karakterisin?
Adam Gibi Adam: Tyrion Lannister
Yeryüzüne gelmiş en özel kişi olabilirsiniz. Buna rağmen çevrenizde sizi seven kimse yok, zekanızı kıskandıklarından herhalde. Ama bu bile sizin için önemli değil; çünkü çok gerçekçisiniz. Zaten sizin için cevaplar insanlarda değil kitaplarda; varoluşu orada buluyorsunuz ancak. Çok esprilisiniz ancak bu esprileri kimse anlamıyor. Zarar yok siz içten içe alay etmek için yapıyorsunuz espriyi zaten. Ayrıca adalet timsalisiniz. En kötü özelliğinizse kimsenin anlamadığı kelimeleri cümle içinde kullanmak. Ziyan yok anlayan anladı!.. [Test altındaki yorumlara baktım, biri kendisine Hodor çıktığı için isyanlardaydı. Ne yalan söyleyeyim, ben biliyorum bu sefil cücenin bana karşılık geleceğini. Ne yapayım, kaderim böyle.]

14 Mart 2015 Cumartesi

"Ne Olacaksa Olsun" Üzerine...

Blog sayfasını açıp Black Sabbath'ın Changes isimli şarkısını koyacaktım güya, ama birden parmaklarım isyan etti sanki.




Hükümet zekice bir adım attı ve iç güvenlik paketinin kendisi için acil/elzem olmayan görüşülmemiş maddelerini komisyona geri çekmek bahanesiyle elini rahatlattı, kabul edilen 60 küsur madde derhal yasalaşacak, cumhurbaşkanının onayı ve resmi gazetede yayınlanmasının ardından yürürlüğe girecek. Emekli  edecekler mi, süründürülecek miyim, yoksa önüm açılacak mı, teşkilat mensubu herkes gibi ben de merak ediyorum ne olacağını. Aldığım bir takım sağlam duyumlar ve kimi gözlemlerimden çıkardığım sonuçlar  (daha önce sandığımın aksine) benim için iyi şeyler düşünülmediği yönünde. 2014 yılı sonunda benim için verilen (sicil notunun yeni ismi) performans değerlendirme puanım memuriyet hayatımda ilk kez düşük geldi. Kasım ayıydı sanırım, Ankara'da kurumun en üst yetkisi büyük amca biraz üzerine gitmem ve nazikçe sıkıştırmam sonrası bana listelerde -aslında fişleme demek lazım- benim için %50 paralel kaydının yer aldığını söylemişti. %50 nasıl bir şey bilmiyorum, "ağzıma alırım ama götten vermem" diyen orospu misali ya da "balık ve kırmızı et yerim ama tavuk prensiplerime aykırı" deyip kendini vegan olarak lanse eden biri gibi absürd, saçmasapan bir durum. Daha sonra da başka bir yerden "Gezici" olduğumu ve bu nedenle yıldızımın söndüğünü işittim; ulan ben Gezi Olayları sırasında annemden "CHP'liler gibi konuşuyorsun" azarını yemiş, aynı düşüncelerimi Ex ile paylaştığımda da "AKP'lilerden farkın yok" tepkisini görmüş adamım. Kimseye yaranamıyorum a.q.


Kendime de yaranamıyorum. '97 senesinde okul yıllığı sayfasına şöyle yazmıştım:

Dost bîvefâ, felek bîrahm, devran bîsükûn,
Dert çok, hemdert yok, düşman kâvî, tali'zebûn..


son sözüm: Life is for my own to live my own way.


16.yy'da sakin bir balıkçı kasabasında yaşamam lazımdı benim, deniz, derya, sahilde bir kulübe. 2014 Türkiyesinde ne işim var a.q.! Kalu bela'da Allah'a yan gözle pis pis filan mı baktım da bana gıcık oldu, bu zamanda gönderdi acaba? Yapmam ya öyle şey, yapmamışımdır.


Hepsi bir yana, ruhsal opriçnina'm, zemşçina'mı ele geçirmek üzere sanki. Erzurum'da mahpus kalmamın, yalnız olmamın, Ex'ten kopmuş olmamın etkisi elbette bu durumumda inkar edilemez. Ama bunlar birer etken sadece. Çürüyorum aslında. Artan bir ivme ile. 

Şarkı bu yüzden değişti zaten.


9 Mart 2015 Pazartesi

Trabzon Yolculuğu Üzerine...



Geçen cuma hayatımda en çok küfür ettiğim gündü muhtemelen. Savuracak küfür kalmayınca en son benden çok önce bu şehre gelmiş, hizmet sürelerini doldurmaya az kalmış kişilere dönüp “bana Erzurum’un götü lazım. Siz burada eskisiniz, dağda yamaçta bir mağarada da duruyor, beni bekliyor olabilir, biliyorsunuzdur, bilmelisiniz. Göt şeklinde, üzerinde Erzurum yazan bir şey vardır illa ki. Erzurum’un götünü sikmem gerek!” diye sorunca, daha önce kendisinden bahsettiğim federasyon temsilcisi arkadaşım kendisiyle maç görevi için gideceği Trabzon’a gelmemi teklif etti, uzaklaşmalıymışım buradan. Çabucak hazırlandım iş çıkışı, aynı akşam yola çıktık. 


Doğu Anadolu berbat bir yer. Bütün şehirler abuz, absürd. Güzergâhımız şöyleydi: Erzurum’dan Aşkale, sonra Kop Dağı tırmanışı, Kop Dağından iniş, Bayburt, Gauk Dağına çıkış, Gauk Dağından indikten sonra Gümüşhane, ardından Zigana’yı tırmanma, Zigana’dan sonra bu defa Maçka’ya doğru iniş ve Trabzon. 2400 bilmem kaç metrelik Kop Dağı geçidinin zirvesinde –tıpkı geçen defa olduğu gibi- hayatımda hiç yaşamadığım türden bir ürperti hissettim gene. Kilometreler boyunca mesafeyi bir eve, bacaya rastlamadan kat edip birden geçidin doruğunda konaklama tesisi kılığına bürünmüş kerpiçten eğri büğrü iki küçük barakanın biçimsiz pencerelerinden sızan soluk bir ampul ışığı görünce, hele yaklaşan araba sesini duyan içeridekilerin başlarını içeriden uzatıp sizi süzdüklerini fark edince garip bir korku kıpırdıyor insanın derinliklerinde. Arabadan inmeye de cesaret edemedik ki tedirginlikten, üstelik iki adamız, ikimiz de silahlıyız, bir konumumuz, pozisyonumuz var devlette ama işte orası dünya dışı bir yermiş duygusu yaratıyor insanda. Yıldızlar hiç olmadığı kadar yakın ve parlak, geçidin hemen iki yanında yükselen dağlar Lem’in Solaris’inden fırlamış canlı birer organizma gibi tepeden bakıyorlar bize ve biz ezik, sinik bir halde duruyoruz orada. Arkadaşım terkedilmiş kovboy kasabalarına benzetti orayı, ben de Almancasının mükemmel olduğunu bildiğimden “hayatımda bu kadar unheimleich” bir yer görmedim” diye mukabele ettim. Yola devam ederken az ötede önceki geçişimde dikkatimi çekmeyen bir levha kendini gösterdi,  “Kop Şehitliği.” Haydaa, anasının örekesi denilecek bir yerde ne şehitliği bu böyle? Böylesine dehşetli bir ortamda, köşede bir şehitlik? Google’a baktım hemen,  1. Dünya Savaşında Rusların işgali sırasında bu dağ geçidinde savunma hattı oluşturulmuş, aylar boyu şiddetli bir mücadele yaşanmış civarda. Yüksek sıradağları aşmak için tek yol da bu geçitler zaten. Gündüz vakti bir kez daha bu yoldan geçecek olursam şehitliği ziyaret etmeye dair kendime söz verdim, milliyetçi bir tip değilim ama içimde bir şeyler kıpırdadı doğal olarak, fatihamı okudum yanından geçerken. Kop’tan sonra Bayburt’a doğru inişe geçtik, Bayburt hakkında yazılabilecek hiçbir şey yok. Allah düşürmesin. Sanki aklımdan geçenleri biliyormuş gibi arkadaşım sordu, “Bayburt’ta vali olmayı mı tercih edersin, yoksa siktiriboktan bir Ege ya da Marmara ilçesinde kaymakamlığı mı?” Ne kaymakamlığı, mahalle muhtarı olmayı yeğlerim ben. Bayburt sadece Bayburtlu Zihni’nin varlığı için değerli o kadar. Gauk Dağı Geçidine çıkarken kafamda sürekli ‘Herr Gauk’ lafı dönüp durdu, sanki İsviçre ya da Almanya’da bir geçit ismi bu. Gauk ne lan? 1875 metre yüksekliğindeki bu dağ geçidinin Erzurum’dan daha alçakta olması da ayrı bir komedi, Erzurum’un deniz seviyesinden yüksekliği 1961 metre çünkü.



 
Bayburt'un kilometrelerce dışında, aracın lastiği patlamasın diye dua edeceğiniz bir noktada karşımıza çıkan tabela. Ne diskosu, ne gazinosu lan?



 
Bu da uzaklarda bir yerde konumlanmış disko, gazino. Sağdaki iki parlak ışık yolu aydınlatmak için, mavili pembe olan da adı geçen mekan olsa gerek. Çevre alabildiğine zifir. Buraya kim gelir, konsomatrislerin yaş ortalaması kaçtır, hesapne kadar tutar doğrusu çok merak ettim.



Gümüşhane’ye yaklaşmaya başladık. Nasıl Artvin manyaklık ölçüsünde yanlış bir şehirse, Gümüşhane de öyle. Artvin dağın eteklerine de değil, düpedüz yamacına kurulu bir şehirken, Gümüşhane iki dağ sırasının arasındaki çukur mu denir, vadi mi, artık ne boksa, oraya sıkışmış, sokuşturulmuş bir kent görünümünde. Hadi en azından Artvin yeşil bir şehir, Gümüşhane öyle de değil. Şehrin bir girişi, bir de çıkışı var. O kadar. Şimdi bu son yazdığımı ilk başta normal düşünebilir insan ama açıklayayım: Söz gelimi Ankara’nın Samsun’a, Konya’ya, Eskişehir’e, Kırıkkale’ye vs. ayrı yolları ayrıdır. Ya da lanet Erzurum’un Ağrı’ya, Erzincan’a, Bingöl’e vs. yolları farklı farklı. İstanbul’u filan söylemiyorum bile. İşte Gümüşhane’ye bir giriş, bir de çıkış var. Hepsi bu. Üstelik orada görevli bir arkadaşımdan öğrendiğim kadarıyla güneş öğlene doğru ulaşabiliyormuş şehre, ikindi vakti de batıyormuş, ışığı dağlardan erişemediği için. Gümüşhane’de de vali olmak istemediğimi belirterek geçeyim bu bahsi. Kral bile olmam a.q. Tekrar tepeleri çıkış, bu defa Zigana. Zigana bu geçitlerin en şöhretlisi ama sonuçta uzun bir tünelden kolayca geçiliyor, Kop’un yarısı kadar kaygı vermiyor ne çıkışı, ne de inişi. Kop hem yüksek, hem de tünel filan yok, yol doğruca dağın tepesinden aşıyor. Zigana geçidinden sonra Bolu Dağındakilere benzer et mangalcılar sıralanmışlar yol boyunca. İçerilerde arkadaşımın bildiği bir yere kıvrıldık, iki kişi bir kilo et. Zigana’nın inişi artık Maçka’ya, oradan da Trabzon’a uzanan yol ile seyahatimizin sonuna getirdi bizi. Trabzon’a yaklaşırken kardeşim aradı:


‘Abi, gezmeye mi gidiyorsun Trabzon’a, yoksa iş için mi?’
‘Gezip dolaşayım diye geldim, bir gece kalıp yarın akşam döneceğim Erzurum’a.’
‘Yarın için bir planın yoksa sana kahvaltı etmeni istediğim inanılmaz bir yeri tavsiye edeceğim.’
‘Olur tabi, boşum tüm gün.’
‘Abi linkini atacağım şimdi, Kalkanoğlu Pilavcısı. Hayatında böyle bir pilav yememişsindir.’
‘Ulan kurban bayramı kahvaltısı mı bu, bana kavurma pilav yedireceksin?  Adam gibi kahvaltı yok mu?’
‘Abi sen beni dinle. Mutlaka git. Sonra konuşalım.’


Yomra’ya yakın, Yalıncak’taki misafirhanede sabah uyandığımda karşımda alabildiğine uzanan Karadeniz manzarası karşıladı beni. Hava güneşli ve ılık, deniz derya. Ayrılmak istemedim o balkondan ama kahvaltı ve daha önce gezmediğim Trabzon beni bekliyordu. İlk dolmuşla Meydan’a,  oradan da ikinci dolmuşla Moloz adı verilen bir semte. Yol boyunca sağa sola bakarak, şehri seyrederek canlı ve kıpır kıpır bir atmosfer hissettim, nüfus olarak Erzurum güya Trabzon’dan daha büyük bir kent ama Erzurum yaşlı, hantal, bir ayağı çukurda tükenmiş bir adamken Trabzon genç, enerjik bir delikanlı gibi. Trafik hızlı, insanlar koşturmaca halinde. Moloz’a vardım, saat 10.00 civarı. Esnafa sorup kolayca buldum pilavcıyı. Kafamda hala sabahın o vakti kahvaltı niyetine pilav yenir mi sorusu. Kapıdan girdim, yapay ama tarihi bir dekorasyon var içeride, gâvurların ‘cosy’ dedikleri türden sıcak bir ortam. Oturdum, kavurmalı pilav söyledim. Meraklı gözlerimin önünde koca bir kazandan teraziyle tartarak pilavı tabağıma koydular, üzerine de kavurma, sonra servis ettiler masama. Meğer 1856’dan beri babadan oğula geçen bu müessesede kural böyleymiş. Yemeğe başladım, Allah’ım o nasıl bir lezzet! Her bir pirinç tanesini ayrı ayrı hissediyorum ağzımda, mest oldum resmen. Yavaş, çok yavaş, tadını çıkarta çıkarta silip süpürdüm tabağı. Ayrılırken kardeşimi aradım, bu müthiş deneyimi yaşamama vesile olduğu için. Gene de kahvaltıda değil de öğlen yemeğinde yemenin daha uygun olacağını ekleyince, kardeşimden gelen tepki: “Abi, öğlene kalmıyor ki. Adamlar sabah yapıyorlar, öğlen gidince bulamıyorsun. Bir kazan pişiyor sadece, yoksa ben de seninle aynı fikirdeyim ama o pilavı yemek için sabah erken gitmek lazım, o yüzden seni erken gönderdim yoksa yiyemezdin.” Anladığım kadarıyla mesele kahvaltı yapmam değilmiş, o pilavı yemekmiş.


 
Pilav kılıklı cennet helvası.



Moloz’dan sahil-cadde boyunca yürümeye başladım sonra, saatlerce sürdü yürüyüşüm. Yolda, üstelik Merter E-5 yolu kenarı da değil, dolmuşların, otobüslerin geçtiği, duraklarda insanların bekleştiği bir cadde kenarında ön dişleri altın, kendisi tombik, saçları toplu, Azeri olduğunu sandığım bir kadın tarafından “Taatlıığğmm, gelsene biraz konuşalım” şeklinde açık bir tacize/davete uğradım. Erzurum’da orospuların böyle sokak ortasında iş atması ne demek? Maazallah önce sikerler, sonra da ahlaka mugayyir diye boğazlayıp bir de gururla sergilerler. Şaşkınlık içinde kadının yanından yürüyüp giderken ne garip bir ülkede yaşadığımı düşünmeye başladım. Orospu olmak ya da orospuyla beraber olmak makbul bir şey değil elbette, ama orospuları recmedip ondan sonra da zihinsel engellileri, aklı ermeyen çocukları, şantajla en iğrenç şekilde masum kadınları vicdana sığmayan şekilde suiistimal etmek, kullanmak… Riyakârlık bu milletin içinde. Genlerine işlemiş halde.  Geçmişte (this is a true story) Doğu Anadolu bölgesindeki adını vermeyeceğim bir şehrin bir ilçesinde yaşanan bir tecavüz olayı ile ilgili olarak çalıştığım kuruma ilçedeki kadın-erkek çok sayıdaki kişinin DNA örnekleri gönderilmişti. (Kadınlardan alınan örnekler, Mitokondriyal DNA için.) Sonuçlar dudak uçuklatan cinstendi, amacımız sözü edilen tecavüz olayının failini bulmaksa da bu arada zorunlu olarak bambaşka bulgular çıkmıştı önümüze: İlçede kim kimin babası, kimin kimi sikmiş, hangi kadın kime vermiş belli değildi! Söz gelimi dört çocuklu bir ailenin iki çocuğu ailenin babasından iken çocuklardan biri başkasından, öteki de üçüncü bir babadandı. Bu değindiğim tek bir örnek, daha bunun gibi kaç tane olayla karşılaştığımızı tahmin edemezsiniz. Rapor büyük gizlilik içinde hazırlandı, meselenin vehametini idrak eden yargı önlem olarak dosyaya derhal gizlilik kararı aldı. Aksi takdirde ilçede katliam yaşanması kaçınılmaz olurdu. İşte, böylesine tutucu, ahlaklı, dindar, mazbut Anadolu İnsanının, cuma namazını kaçırmayan, ramazanda orucunu aksatmayan kimselerin riyakâr ahlak anlayışı örneği. Orospuyu döver, öldürürler, genelevleri yıkar, ahlak vaazı verirler ama siklerini kime sokacakları en büyük dertleridir. Kız ya da erkek çocuklar, bakire ya da dullar,  aklı ermeyen ya da aklı yetersiz olan garipler hep kurban adaylarıdır bunların. Aklıma şu an şu saniye Nazım’ın lanet olası bir şiirinden enfes bir bölüm geldi, mesele tam da bundan ibaret:

Yarma

    bir jandarma

tarlada zina eden

                    bir çifti sürür.

Kahvede

     piri mugan dede

                sulanırken çırağa

"Lâhavle ve lâ" çekip derin derin

                               bu geçenlerin

                                   suratına tükürür.


Saatler süren uzun yürüyüşüm, ayaklarımda mecal kalmayacak halde iken Forum adındaki kocaman bir AVM’de sona erdi, bir cafenin deniz manzaralı balkonuna geçtim, arkadaşımı işi bittiğinde beni AVM’den alması için haberdar edip kahve içmeye başladım. Trabzonun kızları fena sayılmaz, ama daha dikkat çekici olan erkeklerdi: Göbekli erkek ne kadar az! Göbeğimden utandım valla. 


İkindi vakti arkadaşım gelip aldı beni, bildiği bir balıkçıda çılgın bir levrek sefası, sonra dönüş yoluna koyuluş.